Dünya Tarihi

18 Mayıs 1944 Kırım Türkleri Sürgünü ’nün 77. Yıl Dönümü

Konuk Yazar: Buket Kemiksiz

Özet

Sovyetler Birliği Stalin’in aldığı bir kararla Almanlarla iş birliği yaptıkları gerekçe gösterilerek yüz binlerce Kırım Türkü, anavatanlarından çıkartılarak Orta Asya ve Sibirya bölgelerine zorunlu bir göçe tabii tutulmuştur. Bu sürgün sonucunda binlerce Kırım Türkü, gerek yolculuk esnasındaki olumsuz yaşam koşullarından, gerekse sürgün yerlerinde yerleştirildikleri bölgeye uyum sağlayamadıkları gibi neticelerle hayatını kaybetmiştir. Kırım Türklerinden boşaltılan Kırım yarımadası topraklarında da bir Ruslaştırma siyaseti başlamıştır. Stalin’in ölümünden sonra değişen politika ile anavatanlarına dönme hakkı tanınmış ancak hala bir kısmı bu haktan tam olarak yararlanamamakta olup engellerle karşılaşmaktadır. Bu konu hakkında yerli yabancı araştırmacılar tarafından pek çok çalışma yapılmıştır. Ancak konuyu bir bütün halinde sunan herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Biz yaptığımız bu çalışma ile Kırım Türklerinin 1944 senesindeki sürgün tarihini bir bütün halinde ele alıp bu açığı kapatmayı amaçlamaktayız. Aynı zamanda geçmişten günümüze Kırım Türklerinin yaşadıkları baskıları ve vatana dönüş için sürdürdükleri mücadeleleri gelecek nesillere aktarıp, sürgünün 77. yılı dolayısıyla önemine dikkat çekmeyi istemekteyiz.

Anahtar Kelimeler: Sovyetler Birliği, Stalin, Almanlar, Orta Asya, Sibirya, Kırım Türkleri.

Giriş

Kırım yarımadası, İkinci Dünya Savaşı döneminde bir süre Nazi Almanya’sının kontrolünde kalsa da yeniden Sovyetler Birliği hakimiyetine geçmiştir. Sovyetler Birliği lideri Stalin’in çıkardığı bir gizli kararname ile Almanlarla iş birliği yaptıkları ileri sürülerek Kırım Türklerinin Orta Asya’ya sürgün edilmesi kararı ile 18 Mayıs 1944’te saat 03.00 sıralarında ansızın başlatılan operasyonla, çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan Kırım Türkleri hayvanların taşındığı tren vagonlarına doldurulmuştur. Bu yolculuk sonunda yaklaşık 250 bine yakın Kırım Türkü, Orta Asya’nın değişik bölgelerine ve Sibirya’ya sürgün edilmiştir. Sürgün edilen Kırım Türklerinin açlık, susuzluk, hastalık ve olumsuz hava şartları gibi nedenlerle bir kısmı yolda, bir kısmı da sürgün edildikleri bölgelerde hayatını kaybetmiştir.

Kırım Türklerinden boşaltılan topraklara Ruslar yerleştirilmiş ve Kırım Türklerinin buradaki milli değerleri, kültürleri ve dini yapıları yok edilmiştir. Stalin’in ölümünden sonra Ukrayna SSC’ye hediye edilen Kırım’da, sürgün edilen Kırım Türkleri öz vatanlarına dönüş mücadelelerine başlamıştır. Kırım Türklerinin anavatanlarına dönüş mücadeleleri hem Ukrayna’da hem de uluslararası alanda devam etmektedir. Kırım Türklerinin maruz kalmış oldukları sürgün politikası neticesinde oluşan olumsuz durumlar hakkında pek çok çalışma yapılmış, o döneme şahit olan kişiler ile röportajlar yapılmış, belgeseller çekilmiştir. Hemen belirtelim ki bu çalışma Kırım Türklerinin sürgün dönemi ve akabinde gelişen anavatanlarına dönüşleri ile sınırlı tutulmuştur. Amacımız, daha önceden yapılmış çalışmalardaki bilgi ve birikimlerin ışığında konuyu okuyucuya sunmak olup, insanlık dramı olarak görülen bu olayı ve Kırım Türklerinin yaşadıkları baskıları ve vatana dönüş için sürdürdükleri mücadelelerin, sürgünün 77. yıl dönümü önemine binaen, 1944 Kırım Türklerinin Sürgün meselesini ele almaktır.

Kırım Türklerinin Sürgün Edilmesi

Kırım Türklerinin sürgünü, 2 Kasım 1943 gecesi bütün Karaçay Türklerinin anavatanlarından sürgün edilmeleri ile başlayan bir sürecin halkasıdır. Stalin’in, güvenilmez olarak gördüğü Türk unsurları Kırım’dan uzaklaştırma, Kırım-Kafkasya-Türkiye arasında oluşabilecek yakınlıkları önleme, bölgeyi tamamen Slavlaştırma ve Kırım’ı stratejik bir üsse çevirebilme amacıyla, tüm Türk halklarını Kırım ve Kafkasya’dan sürme politikasının bir gereğidir[1].

Kırım’ın Alman işgalinden kurtarılmasından sonra, Sovyet hükümeti tarafından süratli bir şekilde bölgenin gayr-i Slav unsurlardan temizlenmesine başlandı. İlk olarak Kırım Türklerinin sürgünü gerçekleşti. Ardından Kırım’da yaşayan Almanlar, Rumlar, Bulgarlar, Ermeniler de “zorunlu göçe” maruz kaldılar. Kırım’dan toplam 12.422 Bulgar, 15.040 Rum, 9621 Ermeni, 119 Alman ve diğer milletlere mensup 3652 kişi sürgün edilmişti. Sovyet devletinin izlediği bu sürgün politikası sonucunda, İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında ülkede toplam olarak 3.332.580 kişinin, yaşadığı topraklardan çıkartılarak Sovyetler Birliği’nin diğer bölgelerine yerleştirildiği ve 1948-1949 yıllarında bu sayının ölüm, sürgünlükten serbest bırakılma gibi sebeplerle 2.275.900 kişiye indiği belirtilmektedir[2].

Bütün bu toplulukların sürgüne gönderilme gerekçesi hemen hemen aynıydı: Almanlarla iş birliği yapmak veya onlara karşı gerektiği gibi mukavemet etmemek. Oysa Alman işgaline hiç maruz kalmayan ve onlarla herhangi bir teması bulunmayan Çeçen-İnguşlar da Stalin döneminin bu acı siyasetinden nasibini almışlardı. Bu uygulama sonucu yaklaşık 600.000 Çeçen-İnguş, 23 Şubat 1943’te başlayan bir operasyonla vatanlarından zorla çıkarılarak Kazakistan ve Kırgızistan’ın çeşitli bölgelerine sürüldüler. Aynı bölgede yaşayan ve bir kısmının Almanlara yardım ettiği tespit olunan Kabard, Edige ve Çerkesler ise hiçbir yaptırımla karşılaşmadan yerlerinde kalmışlardı[3].

Girişilen bu etnik temizliğin asıl maksadı ise Kırım ve Kafkasya’da yaşayan Müslüman, özellikle de Türk asıllı milletleri Orta Asya ve Sibirya bozkırlarına sürerek Sovyetler Birliği’nin güney sınırlarını Slav olmayan milletlerden arındırmaktır. Yani Stalin’in sürgün politikaları Sovyetler Birliği’nin iç değil de dış politikasıyla, özellikle de Türk-Sovyet ilişkileriyle doğrudan alakalıydı. Stalin, Türk-Sovyet ilişkilerinin gerginleştiği bir sırada Türkiye Cumhuriyeti sınırlarında baskıyı artırdığı zaman bu duruma engel olmaya çalışacak bir Türk beşinci kolunun bulunmamasından emin olmak istiyordu[4].

Slav unsurların varlıklarını devam ettirebilmek için Sovyet hükümetini desteklemek zorunda olduklarını belirten Sovyet yöneticileri aynı zamanda Müslüman milletleri ise “dinî ve ırki sebepler dolayısıyla” özellikle Türkiye, İran, Afganistan ve Asya’daki diğer Müslüman devletlerle ilişki kurmakla suçlamıştır. Bu tür düşüncelerden dolayı da Türk sınırına yakın bir bölgede yaşayan ve Almanlarla hiçbir teması olmayan Ahıska Türklerini “gelecekte düşmanla -Türkiye ile -iş birliği yapabilecekleri gerekçesiyle” Özbekistan’a sürmüş, yerlerine de Ermenileri yerleştirmişlerdir. Benzeri bir durum Kuzey Kafkasya’da yaşayan ve Türklere yakınlığı bilinen Çeçenler ve İnguşlar için de geçerlidir. Onlar da Almanlarla en ufak bir temasları olmamasına rağmen sürgüne gönderilmişlerdir. Ancak çok güçlü deliller olmasa da Almanlarla iş birliği yaptıkları bilinen Adigeler hatta Almanlarla bizzat iş birliği yapan Volga Tatarları ve Türkistanlılar sürgüne gönderilmezken en az onlar kadar Almanlarla iş birliği yapmış olan Kırım Tatarları topyekûn bir şekilde sürgüne tabi tutulmuştur[5].

13 Nisan 1944 tarihinde SSCB İçişleri Halk Komiseri ve Devlet Güvenliği Genel Komiseri L. Beriya ile Devlet Güvenliği Halk Komiseri V. Merkulov tarafından Kırım Özerk SSC’nin “Sovyet karşıtı unsurlardan temizlenmesi” hususunda bir talimatname yayınlandı. Bu talimatnamenin yerine getirilmesi görevi, SSCB Devlet Güvenliği Halk Komiseri yardımcısı Kobulov, SSCB İçişleri Halk Komiseri yardımcısı Serov, Kırım ÖSSC İçişleri Halk Komiseri Sergiyenko ve Kırım ÖSSC Devlet Güvenliği Halk Komiseri Fokin’e verildi[6].

Aldıkları talimatla vazifelerine başlayan Serov ve Kobulov’un hazırlamış olduğu 22 Nisan 1944 tarihli raporda belirtildiğine göre, 1 Nisan 1940 tarihi itibariyle Kırım’da 1.126.800 kişi bulunmaktaydı. Bunun içinden Kırım Türklerinin mevcudu hakkında kesin bilgiler bulunmamakla birlikte, yaklaşık 218 bin kişi olduğu tahmin edilmekteydi. Rapordan anlaşıldığı üzere, 17-20 Nisan 1940 tarihinde Kırım’dan 180.000 kişi tahliye edilmiş, toplam 90.000 kişi ise Kızıl Ordu’ya çağrılmıştı. Kızıl Orduya çağrılanlar arasında 20.000 Kırım Türkünün de bulunduğu dikkati çekmektedir. Bu arada Kırım’dan 62.000 Almanın sürgün edildiği, 67.000 Yahudi, Karaim ve Kırımçak Türkünün de Almanlar tarafından kurşuna dizildiği ifade edilmektedir. Bunun yanında yapılan operasyonlar sonunda 7 Mayıs 1944 tarihi itibariyle 5381 (16 Mayıs’ta ise 6452) kişi tutuklanmış ve çeşitli miktarda silah ile bunlara ait mühimmat ele geçirilmişti. Operasyon sonuçlarının merkeze bildirilmesi sırasında, Kırım Türklerinden 20.000 kişinin Kızıl Ordu saflarından ayrılarak Almanların tarafına katıldıkları da belirtilmişti[7].

Kırım’ın Sovyetler tarafından ele geçirilmesinden sadece bir gün sonra 10 Mayıs 1944 tarihinde Stalin’in en yakın adamı ve İç İşleri Halk Komiserliği başkanı Beria Stalin’e sunmuş olduğu raporda; vatana ihanetle suçladığı 11 Mayıs 1944 tarihinde de Devlet Güvenlik Komitesi tarafından çıkarılan ve altında Stalin’in imzası bulunan “çok gizli” ibareli bir kararname ile bütün Kırım Türklerinin Kırım’dan çıkarılmasına karar verilmiştir. Çok gizli bir şekilde çıkarılan kararname aynı gizlilikle yürürlüğe konulmuş ve 18 Mayıs 1944 tarihinde şafak vakti sayıları 250.000’i bulan Kırım Tatarı, Özbekistan başta olmak üzere Orta Asya’nın çeşitli bölgelerine -Urallar, Kazakistan ve Sibirya -sürgüne gönderilmiştir[8].

Almanlar geri çekilirken pek çok köyü yakıp yıktıkları gibi Kızıl Ordu birliklerinin tutumu da onlardan farklı olmadı. Kızıl Ordu işgalinin ilk haftalarında hain olarak nitelendirilen Kırım Tatarlarına yönelik yaygın kurşuna dizme, tecavüz ve yağma olayları meydana geldi. Kırım Tatarları için asıl büyük felaket, Stalin tarafından 11 Mayıs 1944’te imzalanan ve Kırım Tatarlarının son ferdine kadar Kırım’dan sürülmesini emreden karardan sonra başladı[9].

Kırım halkı içinde büyük endişe yaratıyordu. Köylerde toplu katliamlar, sürgünler yapılmaya başlanmıştı. Ancak yine de toprağından, vatanından, tarlasından, ekininden vazgeçemeyen Kırımlılar, ölüme de göğüs germeye hazır bir şekilde beklemekteydiler.

Kırım Türklerinin “topyekûn” sürgün edilmesi olayı ise, Sovyet ordusunun Kırım’a girmesinden iki ay sonra gerçekleştirilmişti. Devlet Güvenlik Komitesi (GKO)’nin onayı ile Kırım Türklerinin aileleri ile birlikte topyekûn Kırım’dan çıkarılmasına ve “özel sürgünler” olarak, Özbekistan’ın belirlenen bölgelerinde sürekli ikamete tabi tutulmalarına karar verilmiştir. Sürgün edilecek olanların yanlarında kendi özel eşyalarını, elbiselerini, günlük demirbaş eşyalarını ve aile başına 500 kg erzak almalarına izin verileceği belirtilmiştir[10].

Son derece organize ve titiz bir şekilde yapılan operasyonlar, “potansiyel tehlikeli” olarak nitelendirilen kişilerin tutuklanmasıyla başlamıştır. İlk verilere göre 140-160 bin kişi olarak hesap edilen Kırım Türklerinin sürgününün, 20-21 Mayıs’ta başlayıp 1 Haziran 1944’e kadar tamamlanması kararlaştırılmıştır. Ancak operasyonun başlangıç tarihi iki gün önceye alınmış ve Kırım Türklerinin sürgünü 18 Mayıs 1944’te saat:03.00’da başlamıştır. 18 Mayıs’ı 19’a bağlayan gece, şehir ve kasabalarda yaşayan Türklerin tamamı kendi evlerinde, silahlı askerlerin baskınına uğramış, elleri kaldırtılarak ve duvar diplerine dizilerek, “Elde götürebilecek eşyanızı alın ve 15 dakika içerisinde hazır olun…” emri doğrultusunda, 15 dakika içerisinde bulundukları yerlerin meydanında toplanmaları istenmiştir. Zaten yetişkin erkeklerin büyük çoğunluğu Sovyet ordusuna alındığı için, geride kalanların çoğunluğunu kadınlar, çocuklar ve yaşlılar meydana getiriyordu. Ne olup bittiğini anlamayan ve uyku sersemliği içerisinde olan Kırım Türklerinin yanlarına, kararnamede belirtilenin aksine sadece taşıyabilecekleri eşyalarını almalarına izin verilmiş, birçok yerde buna dahi izin verilmemiştir. Evlerinden çıkarılan halk meydanlarda toplanarak, kendilerini demiryolu istasyonlarına taşıyacak nakliye araçlarını beklemeye başlamış, korku ve endişe içerisinde bekleyen halk, bir de askerlerin taşkınlıklarına maruz kalmıştır. Sürgünü gerçekleştiren askerler sadece verilen emirleri yerine getirmekle kalmamış, aynı zamanda çaresiz halka karşı insanlık dışı hareketlerde de bulunmuşlardır. Askerlerin taşkınlıkları o derece artmıştır ki, yaşlı kadınları, acıdan çılgına dönenleri kaçmaları için serbest bırakmışlar, sonra da arkalarından kurşun yağdırmışlardır[11].Sürgünlerin Kırım’dan katarlarla Özbekistan’a taşınması görevi ise NKVD ile Ulaştırma Halk Komiseri Kaganoviç’e verilmişti. Hayvan ve yük taşımada kullanılan bu vagonlarla daha önce de Çeçen ve İnguşlar sürgüne gönderilmişti[12].

238.500 kişi hayvan vagonlarına dolduruldu. Her tarafı kapalı vagonlarda haftalar boyunca yolculuk yaptırılarak Özbekistan’a sürüldüler. Savaşta kahramanlık gösterip madalya alanlar da dâhil. “Almanlarla iş birliği yapmak” suçlaması ile kundaktaki bebeklerden 70’lik ihtiyarlara kadar bütün Türkler Kırım’dan koparıldılar. Sürgün sırasında 118.780 kişi öldü. Ölenlerin 43 bini kadın, 61 bini ise çocuktu. Kırım Türklerinden temizlenen(!) Kırım yarımadasında, mezar taşları dâhil hiçbir Türk izi bırakılmadı. Camiler, çeşmeler, medreseler, mezarlıklar, köyler yerle bir edildi. Yerleşim merkezlerinin Türkçe adları Rusçaya çevrildi. Kırım’a Ruslar yerleştirildi. Bin yıllık Türk yurdunda bir tek Türk bırakılmadı[13].

Köylünün yardım seslerine kulaklarını tıkayan Ruslar, Kırım Türklerinin üç gün içinde tamamen vatanlarından sürgün edilmesi operasyonunun başarıyla neticelenmesi şerefine 19 Temmuz 1944’te bir tören tertip edilmiş ve operasyonda görev alanlar Sovyet yönetimi tarafından mükâfatlandırılmıştı. Ancak tören sırasında gelen bir haber, Arabat adlı bir Türk köyünün unutularak boşaltılmadığını gösteriyordu. Azak Denizi ile Sivaş arasında yer alan Arabat köyünün halkı balıkçılık ve tuz üretimi ile uğraşan köylülerdi[14].

Sovyetlerin sürgün operayonlarındaki acımasızlıklarını anlatan en önemli vak’a ise şöyle gerçekleşmiştir: Kobulov adamlarına iki saat içinde orada tek bir Kırım Türkünün kalmaması yönünde emir verdi. Oysa Kırım Türkleriyle dolu yük katarları çoktan yol almıştı ve onlara yetişme imkânı yoktu. Bunun üzerine Arabat’taki bütün Kırım Türkleri oldukça büyük ve eski bir gemiye bindirilerek mahzene kapatıldılar. Gemi denizin en derin yerine getirilerek ambar kapakları açıldı ve gemi içindeki insanlarla birlikte batırıldı. Bu olay sonunda Arabat köyünde yaşayan Kırım Türklerinden kurtulan tek bir kişi bile olmamıştı. Bu operasyondan sonradır ki, Kobulov Kırım’ın Türklerden “tamamen” temizlendiğini belirten raporunu iletebilmiştir[15].

Zulüm ve imha sadece Kırımlılara değil, onların vatanlarındaki kültürel mirasa da yapıldı. Kırım’da Tatarları hatırlatacak her türlü bina, yapı ve maddi miras tamamen yok edildi. Başka bir deyişle, Kırım’da Türklere ait hemen hemen her eser ve 1500 civarında cami yok edildi. Kırım Tatarlarının evleri, tarlaları Sibirya’dan getirilen Ruslara dağıtıldı. Ayrıca Kırım Tatarları sanki tarihte hiç var olmamışlar gibi kitaplardan da onlara ait her şey çıkartıldı[16].Bu topyekûn sürgünden hatta Sovyet ordusu veya dağlarda Almanlara karşı dövüşen çeteci Kırım Tatarları da kurtulamadı. Sürgün esnasında ve sürgünden sonra gayri insani şartlar neticesinde sürgün edilenlerin büyük kısmı öldü. 30 Temmuz 1945’te Kırım MSSC e resmen ortadan kaldırılarak RSFSC’ın bir eyaleti haline getirildi.

Sürgün Yolculuklarında Yaşananlar

Sürgün operasyonunun yolda geçen safhası, Kırım Türkleri açısından unutulması güç hadiselerin cereyan ettiği bir tablo ortaya koymaktadır. “Tıka basa vagonlara doldurulan halk, günlerce aç-susuz bir şekilde, en temel ihtiyaçlarını gideremeden, sonunun ne olacağını bilmediği bir seyahate çıkmıştı. Yol boyunca birçok insan hastalanmış, özellikle yaşlılar ve çocuklar açlığa, susuzluğa, vagonların havasızlığına dayanamayarak hayatını kaybetmişlerdi. Ölenler durulan ilk yerde vagonlardan indirilmiş ve defnedilmelerine müsaade edilmeden yol kenarlarına bırakılmıştı. Bu şekilde yol boyunca 7889 Kırım Türkünün öldüğü belirtilmektedir[17].

Nakliye araçları ile istasyonlara taşınan Kırım Türkleri, burada kendilerini bekleyen, hayvan ve yük nakline mahsus vagonlara tıka basa doldurulmuş, kapıları sıkı sıkıya kapatılarak, mühürlenmiş ve askeri birlikler tarafından muhafazaya alınmıştır[18]. İnsanların üst üste doldurulduğu hayvan vagonları içindeki yolculuk çok ağır şartlarda gerçekleştirildi. Varış noktası Orta Asya ve Sibirya’ya kadar olan asgarî 20-25 günlük yolculuk hemen hiç kapılar açılmaksızın, hiç yemek su verilmeksizin, cesetler dahi boşaltılmaksızın gerçekleştirildi. Analar ölü çocukları kucaklarında günlerce yolculuk yaptılar. Bu talihsiz Türk halkı Orta Asya’daki sürgün yerlerine vardığında nüfusunun yaklaşık yarısını (%46,3) feci şekilde kaybetmiş durumdaydı. Sağ kalanlar da uzun yıllar bomboş Orta Asya çöllerinde, Sibirya’da pek çoğunun galip çıkamadığı bir hayatta kalma mücadelesine girdiler[19].

Yol boyunca çok sayıda insan hastalanmış, özellikle çocuklar ve yaşlılar açlığa, susuzluğa, vagonların havasızlığına dayanamayarak hayatını kaybetmiştir[20]. Tren içinde herhangi bir hastalığa veya yaralanmaya karşın müdahale edebilmek için kullanılacak hiçbir tıbbi yardım malzemesi dahi yoktu.

Sürgün operasyonunun yolculuk safhasında da insanlık dışı muameleler devam etmiştir. Tıka-basa vagonlara doldurulan halk, günlerce aç-susuz bir şekilde, en temel ihtiyaçlarını gideremeden, sonlarının ne olacağını bilmedikleri bir yola çıkarılmıştır[21]. Ölenler ise durulan ilk yerde vagonlardan indirilerek, gömülmelerine izin verilmemiş ve demiryolu hattı kenarında bırakılmışlardır.

Sürgüne gönderilen Kırım Türklerinin sayısı hakkında çeşitli ihtilaflar vardır. Yaklaşık olarak 191.000 Kırım Türkünün sürgün edildiği tahmin edilmekle birlikte, zaten olumsuz koşullar altında sürgün edilenlerin büyük bir kısmı daha yolda iken hayatlarını kaybetmiştir[22].Sürgüne gönderilenler arasında Sovyet ordusunda görevli Kırım Türk askerleri de bulunuyordu. Bu cümleden olmak üzere, Kırım Türklerinden 524 subay, 1392 astsubay ve 7079’u çeşitli rütbelerde olan toplam 8995 Kızıl Ordu mensubu Kırım’dan çıkarılmıştı. Kırım’ın genelinde sürgün edilen sabık Kızıl Ordu mensubu ise toplam 10.892 kişidir[23].1966 yılında yapılan tespitlere göre, bu şekilde aniden ve hiçbir hazırlıksız insanlık dışı bir şekilde evlerinden, yerlerinden, yurtlarından sürgün edilen Kırım Tatarlarının sayısı 238.500’dür[24].

Kaynaklarda yolculuk esnasında yaşamını kaybedenlerin sayısı ise 128 bin olarak verilmiştir[25].Uzun geçen bir yolculuktan sonra sürgün Kırım Türkleri, Sovyet yönetimi tarafından daha önceden tespit edilen yeni yerleşim yerlerine ulaştılar. 4 Temmuz 1944’te Beriya tarafından açıklanan bu insanlık dramının sonuçlarına göre, Kırım Türklerinin tamamı gönderildikleri yerlere vasıl olmuş, bunlardan 151.604 kişi Özbekistan’a, 31.551 kişi de 21 Mayıs 1944 tarihli GKO kararnamesi gereği Rusya Federasyonu’nun çeşitli bölgelerine yerleştirilmişti. Ancak bu açıklamanın yapıldığı tarihte Kırım Türkleri henüz yeni yerlerine ulaşmamışlardı. Dolayısıyla Beriya’nın yapmış olduğu açıklamadaki verilerin de gerçeği yansıtmadığı anlaşılmaktadır. Böyle olmakla beraber, bu durumun Sovyet yönetiminden hiç kimsenin umurunda olmadığı, onlar için sürgünün başarıyla gerçekleşmiş olmasının daha önemli olduğu görülmektedir[26].

Kırım Türklerinin toplu sürgün hareketi gerçekleştirilirken yaşanan şu olay, durumun vahametini daha da arttırmaktadır. Buna göre; Azak Denizi ile Sivaş arasında yer alan, geçimini balıkçılık ve tuz üreticiliği ile temin eden “Arabat” isimli bir Türk köyünün unutularak boşaltılmadığı görülmüştür. Bunun üzerine, Arabat’taki bütün Türk halkı toplanarak, eski ve büyük bir gemiye bindirilerek mahzene kapatılmışlar ve gemi denizin en derin yerine getirilerek, içindeki insanlarla birlikte batırılmıştır. Bu olay sonunda Arabat köyünde yaşayan tek bir kişi bile kurtulamamıştır[27]. Stalin ve totaliter Sovyet rejiminin insanlık dışı uygulamaları döneminde Kırım’da neredeyse tek bir Kırım Türkü bile bırakılmamıştır. Bu vahşi sürgün ve onun ağır şartlarından dolayı kadim Kırım Türkleri, nüfuslarının yüzde 46,2’sini kaybetmiştir[28].

Sürgünden Sonra Kırım Türklerinin Durumu

“Nazi işbirlikçisi” olarak suçlanan Kırım Türklerinin topyekûn vatanlarından sürgün edilmelerinin ardından, onlardan geriye kalan bütün taşınır ve taşınmaz mal varlıklarına Sovyet yönetimi tarafından el konularak müsadere edilmiştir. Sürgün operasyonunun başladığı gün “Eşya Kayıt ve Kabul komitesi” oluşturularak, kısa süre içerisinde kalan malların dökümü çıkarılmış, müsadere edilen bütün mal-mülk yerel yönetimlere devredilmiştir[29].

Kırımlılar Sovyet hükümetinin, onlar üzerinde uygulamak istediği bu politikalar altında artık ne yapacaklarını bilemiyorlardır. Kırımlılar, milli kimliklerini unutup tamamen yeni bir milli kimlik kazanıp Rus olmayı kabul etseler bile, bu durumun Sovyetlere yetmeyeceklerini düşünmektedirler.

Bölge komiserleri tarafından, Almanlarla iş birliği yapmayan halklara (Ruslar ve Ukraynalılar gibi) paylaştırılması kararlaştırılmıştır[30]. Kırım Türklerinin topyekün vatanlarından sürgününü müteakip, GKO kararnamesi uyarınca onlardan geriye kalan bütün taşınır ve taşınmaz mal varlıklarına Sovyet yönetimi tarafından el konuldu ve bunlar ilgili bakanlıklar tarafından müsadere edildi[31].

Müsadere işleminin daha süratli bir şekilde yapılabilmesi için ise, sürgün operasyonunun başladığı gün (18 Mayıs 1944) devlet tarafından Eşya Kayıt ve Kabul Komitesi kuruldu. Kısa süre içinde kalan malların bir envanteri çıkarıldı. Bu envantere göre Kırım Türklerinden geriye kalan mal ve mülkün miktarı aşağıda gösterildiği gibi tespit edilmişti:[32]

Sığır ve kümes hayvanı                                15.740 baş

Tarım ürünleri                                      40.000 çinko (çinik)

Bina/ev                                            25.561 adet            

Kışlık ve yazlık tahıl ekimi                             68.500 hektar

Köy kooperatifi demirbaşları                           345.500 adet

Ev eşyası                                           420.000 adet

Müsadere edilen bütün bu mal-mülk, GKO tarafından yerel yönetimlere devredildi. Sürgün edilen Kırım Türklerinin menkul ve gayr-i menkul emlâki, yapılan sayım ve kayıt işleminin ardından koruma altına alınacak, binalar ile evler yağma ve hırsızlıklara karşı mühürlenerek muhafaza edilecekti.[33].

Sovyet yönetimi tarafından rejim karşıtı olarak nitelendirilen Türklerin ve diğer unsurların Kırım yarımadasından çıkarılmasından sonra, buradaki Türk kültürünün ve diğer gayri Slav toplulukların izlerinin ortadan kaldırılmak istendiği dikkati çekmektedir. Bu çerçevede Sovyetler Birliği’nin Kırım Tatar Türklerinin yarım adadaki tarihi ve kültürel izlerini tamamen silmeye karar vermesinin ardından Kırım’daki Türk varlığının yok edilmesi için yöneticiler ve yerel halk tarafından evlerin yıkılması, bağ ve bahçelerin kullanılmaz hale getirilmesi, Türklere ait mezarlıkların sürülerek naaşların da “dirilerin çektikleri ıstırapları çekmeleri” için yerlerinden çıkarılması, hatta mezar taşlarının yerlerinden sökülerek yeni yapılan binalarda inşaat malzemesi olarak kullanılması, Marksist-Leninist eserler dâhil olmak üzere Kırım Türkçesi ile yazılan binlerce kitabın yakılması, Kırım’da yapılan bu kültür katlinin boyutlarını göstermesi bakımından önem arz etmektedir[34].  Kırım’ın Türk-İslam geçmişine ait bütün tarihi binalar, abideler ve eserler yerle bir edilmiş, bu arada, Kırım’daki Türk kültürünün izlerini ortadan kaldırabilmek için de çeşitli çalışmalar yapılmıştır[35].

Kırım Türkleri ve Kırım’da yaşayan birçok topluluğun zorla Sovyetler Birliği’nin çeşitli bölgelerine sürülmelerinden sonra Kırım adeta boşalmıştı. Her alanda son derece ciddi iş ve işçi gücü açığı ortaya çıkmıştı. Uzmanlar bu durumun düzeltilmesi için çok zaman geçmesi ve çok şey yapılması gerektiğini belirtiyorlardı. 12 Ağustos 1944’te Devlet Güvenlik Komitesi tarafından, Kırım’dan sürgün edilenlerin yerine Rusya ve Ukrayna’dan kolhoz işçilerinin getirilerek yerleştirilmesi kabul edildi[36].

Sovyet yönetimi tarafından rejim karşıtı olarak nitelendirilen Türklerin ve diğer unsurların Kırım yarımadasından çıkarılmasından sonra, buradaki Türk kültürünün ve diğer gayri Slav toplulukların izlerinin ortadan kaldırılmak istendiği dikkati çekmektedir[37]. Sovyet hükümetinin amaçlarından birinin de Kırım’a Slav halkını yerleştirerek buradaki Slavlaştırmayı sağlamak olduğu görülmektedir.

Kırım Türkleri ve Kırım’da yaşayan birçok topluluğun zorla Sovyetler Birliği’nin çeşitli bölgelerine sürülmelerinden sonra Kırım adeta boşalmıştı. Her alanda son derece ciddi iş ve işçi gücü açığı ortaya çıkmıştı. Özellikle Kırım’ın ekonomisine hayat veren ünlü bağ ve bahçeleri harap olmuştu. Uzmanlar bu durumun düzeltilmesi için çok zaman geçmesi ve çok şey yapılması gerektiğini belirtiyorlardı. Sürgün kararnamesinin ardından 15 Mayıs’ta Halk Komiserliği Sovyeti (SNK) tarafından yayınlanan bir talimatname ile Kırım’ın güney bölgelerinde zirai faaliyetlerin yapılması için çalışabilecek elemanlar temin edilmesi hususu ele alınmıştı. Kırım devlet yetkilileri, bu talimatname uyarınca 27 Mayıs’ta bir kararname yayınlayarak, yarımadadaki tarım işlerinin yürütülmesi için Ukrayna’nın çeşitli yerlerinden iki ay içinde 13.800 kişinin getirilmesini sağladılar. Kırım’daki yaşanan bu karmaşalık, yerel yöneticiler için çözülmesi imkânsız bir sorun gibi görülse de sürgünün amaçlarından birinin Kırım’a Slav halkı yerleştirerek bu yarımadayı Slavlaştırmayı, diğer bir ifadeyle Ruslaştırmayı sağlamak olduğu dikkate alınırsa, Kırım Türklerinin sürgününü çok önceden planlayanların bunun önlemini çoktan aldıklarını tahmin etmek güç görünmemektedir[38].

Nitekim GKO, 12 Ağustos 1944’te Kırım şehirlerine kolhoz işçilerinin yerleştirilmesini kabul eden bir kararname kabul etti. Bunun ardından Kırım SNK ve KP bölge komitesi bu kararnameyi tatbike koyarak 18 Ağustos tarihli bir diğer kararnameyi hayata geçirdi. Bu kararnameye göre, GKO Kırım’ın verimli topraklarının, bağ ve bahçelerinin iskân ve ihya edilmesi amacıyla Rusya Federasyonu bölgelerinden (Varoj, Bryan, Orlov, Kursk, Tambov, Rostov, Krasnodar ve Stavropol) ve Ukrayna SSC’nden “dürüst ve çalışmayı seven” kolhoz işçilerinin Kırım’a göç etmelerine karar vermişti. Bu gaye ile Sovyet devleti tarafından zikredilen yerlerde yaşayan insanların Kırım’a göç etmeleri için yoğun bir çalışma yürütüldü. İlanlar ve broşürlerle göç için propaganda yapıldı, gitmek isteyenlere geniş imkânlar sunuldu. Sağlanan her türlü imtiyaz ve imkânlara rağmen, teklif götürülen insanlar bu kampanyaya beklenen ilgiyi göstermemişti[39].

 Bunun üzerine Sovyetler Birliği’nin işgale uğrayan yerlerinde KP rayon komitelerine Kırım’ın her bir bölgesine ne kadar insanın yerleştirilmesi gerektiğini belirten özel talimatnameler gönderildi. Talimatnamelerde Kırım’a göçmeyi reddedenler hakkında Almanlara hizmet suçundan ceza verileceği belirtiliyordu. Nitekim savaş sırasında Almanlara hizmet edenlerden bir kısmı, Kırım’a göçüp orada yaşamağa razı olduğu için cezadan kurtulmuş ve bedava ev bark sahibi olmuşlardı. 15 Nisan 1967 tarihi verilerine istinaden 1944 tarihinden itibaren Kırım’a yerleştirilmek üzere 101.707 ailenin (406.828 kişi) getirildiği anlaşılmaktadır. Bunlardan 162.096 kişinin Rusya Federasyonu SSC’nden, 244.734 kişinin ise Ukrayna SSC’nin çeşitli bölgelerinden Kırım’a gönderildiği görülmektedir[40].

Rusların ve Rus rejiminin temsilcileri mahiyetinde olan bu insanların yeni yerleşim merkezi aramaları durumu, yeni Türk köylerinin boşaltılacağı, Türk öldürüleceği ya da sürgüne gönderileceği yani zulmün bitmediği manasına gelmektedir[41]. Bu doğrultuda; Kırım’daki bütün Türkçe yer adlarının Rusça isimlerle değiştirilmesi, 1944’ten 1980’lerin sonuna kadar Sovyetler Birliği’nde fiilen “Kırım Tatar” sözünün kullanılmasının yasaklandı[42].

Sonraki süreçte, 1921’de Lenin tarafından kurulmuş olan “Kırım Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti”, 30 Temmuz 1945 tarihinde YSP Başkanı Kalinin ve sekreteri Gorkin imzalı bir kararnameile kaldırılarak, Kırım bölgesi olarak Rusya Federasyonu’na dâhil edilmiştir[43].

Daha sonra Kırım, Stalin’in ölümünün ardından (4 Mart 1953), Ukraynalı olan Kruşçev’in iktidara geçmesiyle, Ukrayna’nın Rusya’ya bağlanışının 300. yıldönümü münasebeti ile 19 Şubat 1954’te Ukrayna SSCB’ne hediye edilmiştir[44].

18 Mayıs 1944’te vatanlarından topyekûn sürülen Kırım Türkleri, 26 Kasım 1948’de kabul edilen bir kararname ile vatanlarından ebediyen çıkarılmış ve bir daha yurtlarına dönme hakları ellerinden alınmıştır[45]. Kırım’a dönme teşebbüsünde bulunan sayısız Kırım Tatarı da Sovyet döneminde çok ağır hapis cezalarına ve işkencelere maruz kaldılar[46]. Bundan sonraki süreçte ise Kırım Türklerinin vatana dönüş mücadelesi uzun yıllar boyunca devam etmiştir[47].

Kırım Türklerinin Vatana Dönüş Mücadelesi

Kırım Tatarları, bu dehşetli sürgünden ve sürgün sonrası ağır şartlardan dolayı nüfuslarının yüzde 46.2’sini kaybettiler. Ancak diri diri gömüldükleri mezardan bir halk olarak inanılmaz mücadeleyle, Anka Kuşu gibi küllerinden yeniden doğdular. Büyük bir kitle mücadelesi vererek; teröre, şiddete başvurmadan Mustafa A. Kırımoğlu gibi, dünya çapında tanınmış bir insan hakları savunucusu ve vatansever lider önderliğinde vatanlarına dönmeyi başardılar. 1989 yılından itibaren küçük çapta anma merasimleriyle başlattıkları 18 Mayıs 1944 sürgün kurbanlarını anma gününü 1992’den itibaren Akmescit Meydanı’nda binlerce Kırım Türkünün katılımıyla yapmaya başladılar. 1994 yılında Ukrayna, 18 Mayıs 1944’ü resmi matem günü ilan etti ve 30-40 bin Kırım Tatarının iştirakleriyle Akmescit’in merkezinde kurbanlarını dualarla andılar, ta ki 2014 yılına kadar. Rusya’da Deli Petro’dan Putin’e kadar çarlar, sistemler, rejimler değişse de Kremlin’deki ana fikir ve emellerin değişmediği 2014 yılında bir kez daha net görüldü[48].

2014 sayımlarına göre Kırım’ın nüfusu 1.967.000’dir. Bu nüfus içerisinde Tatarların oranı 350.000 civarındadır. 1784 yılında Kırım’da Tatarların tüm nüfusu oluşturdukları düşünüldüğünde bu tarihten itibaren başlayan göç ve 1944 yılındaki sürgün, Kırım’da Tatarların nüfus çoğunluğunu kaybetmelerine neden olmuştur. Sonuç olarak Tatarlar öz vatanlarında azınlık durumuna düşmüştür[49].

Putin ile birlikte yeniden süper güç olma serüvenindeki Rusya’nın, Ukrayna’nın NATO ve AB ile yakınlaşmasını engellemesi aşamasındaki büyük çabaları ve Ukrayna’da Rusya yanlısı Yanukoviç’in 2010’da seçilmesi üzerine başlayan siyasi gerilim etkisini göstermiş ve Kasım 2013’de Ukrayna’da milliyetçiler Rusya baskısından kurtulmak üzere Euromeydan olaylarını başlatmıştır. Üç ay süren mücadele sonunda Rus yanlısı Başkan Yanukoviç Ukrayna’dan kaçmıştır. Fakat bu olayların sonucu Kırım’da yaşayan Kırım Tatarlarını ağır bir şekilde etkilemiştir. Rusya Federasyonu Euromeydan’dan sonra Ukraynalı milliyetçilerin Kırım’a saldıracağını bahane ederek 27 Şubat 2014’te Kırım’ı bir günde işgal etmiştir. Ukrayna’nın toprak bütünlüğü kararı hiçe sayılarak uluslararası hukuka tamamen aykırı 16 Mart 2014’de yapılan referandum ile de kurulan Kırım Cumhuriyeti Rusya Federasyonu’na bağlanmıştır[50].

Tatarlar bu işgale karşı çıktı, iki yüz yıllık Rus egemenliğinin acı hatıraları hâlâ canlıydı; Rusya Başkanı, hakların ve yaşam koşullarının iyileştirilmesini vaat etti ve Tatar Türkçesi’ni, Rusça ve Ukraynaca ile birlikte Kırım’ın üç resmî dilinden biri ilan etti. Kendi paylarına Kırım yerel makamları, Tatar kültürü ve dininin korunmasını sağlamaya söz verdi ve hükümet mevkilerinin yüzde yirmisinin Tatarlara ayrıldığını ilan etti. Ne var ki aynı zamanda, Tatarların mevcut topraklarını, Kırım içerisinde başka arazilerle değiştirmelerinin gerekebileceği de açıklandı. Verilen vaatler yerine getirilecek mi, yoksa 1774’teki bağımsızlık ilanı ve 1784’teki ilhaktan sonra olduğu gibi acı bir düş kırıklığıyla mı sonuçlanacaklar, onu zaman gösterecek[51].

Kırım nüfusunun ise %60’tan fazlası Rus olup %13’un üzerindeki Tatar Türkü yaşamaktadır. Türklerin tamamına yakını söz konusu referandumu boykot etmişti. Başta BM olmak üzere uluslararası toplum bu katılmayı halen onaylamamıştır[52].

Ukrayna’ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin 27 Şubat 2014’te Rusya Federasyonu’na ilhakıyla Dünya’da bir şok hali yaşanmıştır. Çünkü hiç kimse Rusya’nın bu kadar ileriye gidebileceğini tahmin edememiştir. Bu oldubitti durum karşısında ABD başta olmak üzere Türkiye ve diğer AB ülkeleri Rusya’yı kınayarak Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne destek olmuşlardır. Rusya’nın Doğu Avrupa politikasının Kırım ile sınırlı kalacağı düşünülürken Ukrayna’nın doğusunda yer alan ve Donbass olarak adlandırılan Donetsk ile Lugansk bölgeleri de bağımsızlığını ilan etmiştir. Ukrayna’nın savaşmadan Rusya’ya terk ettiği Kırım bölgesi günümüzde Kırım Tatarlarının ana mücadele alanı olmuştur[53].

Günümüzde Ukrayna Devleti’nin topraklarında bulunan Kırım’a dönme haklarını uzun mücadelelerle kazanan soydaşlarımızın çoğu hala sürgün oldukları yerlerden vatanlarına dönmenin özlemini çekmektedirler. Ayrıca Ukrayna’nın mevcut yasalarına göre Kırım’a dönmelerine izin verilmesine rağmen sürgüne giderken geride bıraktıkları evlerinin geri verilmesi gibi konularla ilgili bir düzenleme olmadığı için 18 Mayıs 1944 Sürgününün izleri tam manasıyla silinememiştir. Fakat günümüze kadar gelinen bu noktaya birçok badireler atlatılarak ve büyük zorluklar aşılarak gelinmiştir. İnsanların “Ya Ölüm Ya Vatan!” sloganlarıyla ölümü hakiki manada göze alarak Sovyet rejimine kafa tutarak bu ilerleme gerçekleşmiştir[54].

1944 Kırım Tatar sürgününün soykırım olarak tanınmasını öngören 2493 No’lu karar tasarısı Ukrayna Parlamentosu tarafından 12 Kasım 2015 tarihinde yapılan oturumda kabul edildi. Böylece Ukrayna’da, Kırım Tatar sürgünü resmen soykırım olarak tanındı. Bunun yanı sıra 18 Mayıs, “Kırım Tatar Soykırım Kurbanlarını Anma Günü” olarak kabul edildi. Kırım’ın Rusya tarafından işgal edilmesinden sonra Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Ukrayna Başsavcılığı’na bağlı olarak kurulan Kırım Özerk Cumhuriyeti Savcılığı, 2016 yılında 1944 Kırım Tatar Sürgünü olayı ile ilgili soruşturma başlatmıştır. KİEV (QHA)’nın 18 Mayıs 2018 haberine göre, Kırım Tatar Sürgünü’nün 74. yıldönümünde Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Kreşçatik caddesinde Kırım Tatar sürgünün canlandırıldığı performans sergilendi[55].

Vatan Kırım’da yaşayanlar bugün korku, tedirginlik ve geleceklerinden endişeli bir şekilde yaşamaktadır. Şimdiye dek 30’dan fazla Kırım Tatar genci kaybolmuş bir kısmının cesedine ulaşılmıştır.  Kırım’da çok yönlü Ruslaştırma çalışmaları bütün hızıyla devam etmektedir. Camiler yakılmakta, evler basılmakta, Kırım Tatarca konuşanların darp edildiği haberleri duyulmaktadır. Bunun sonucunda yaklaşık 10.000 Kırım Tatarının Ukrayna’ya kaçtığı bilgisi alınmıştır[56].

Gelelim son duruma; 1944’lerde gelinen durum, yeniden başa döndük. Ne bahtsızlık ki tarihte çekilecek çileleri olan mazlum halk… Uğruna canını ortaya koyan yüreği kocaman Mustafa Cemil Kırımoğlu vatanı Kırım’a giremiyor ailesi tehdit ve baskı altında. Buna rağmen mücadelesini sürdürüyor. Halk çaresiz, korkuyorlar. Boyun eğmiyorlar yine de başları dimdik. Dünya kamuoyunun, Suriye ve Irak’a odaklandığı dönemde de Rus yanlısı isyancı bölgeler ile merkez arasındaki mücadele sürüyor ve Ukrayna’nın doğu ve kuzey sınırlarında çatışma sessizce devam ediyor[57]

SONUÇ

Sovyetler Birliği lideri Stalin’in emriyle, Almanlarla iş birliği yaptıkları gerekçesiyle 250 bine yakın Kırım Türkü anavatanlarından Orta Asya ve Sibirya bölgesine sürgün edilmiştir. Bu işgal sonucunda bir kısmı sürgün vagonlarındaki olumsuz yaşam şartlarından hastalanarak veya açlık sebebiyle bir kısmı da sürgüne ulaştıkları bölgelerde hayatlarını kaybetmiştir. Kırım Türklerinden boşaltılan topraklara ise Rus ahalisi yerleştirilerek bölgenin Ruslaştırma siyaseti uygulandığı görülmektedir.

Bu işgalin başka bir boyutu da kültür varlıklarının yok edilmesi ya da toplumun manevi hassasiyetlerine dokunacak şekilde uygulanması olmuştur. Müslüman kimliğinin en açık alameti olan camilere verilen zarar bu faaliyetlerin başında gelmektedir. Aynı şekilde kabristanlarda bu kötü muameleden nasibini almıştır. Ruslar işgal ettiği tüm Türk topraklarında olduğu gibi dini özgürlükleri de kısıtlayarak, toplumun manevi iklimini bozmayı amaçlanmışlardır. Bölgeye yönelik uygulanan bu kültür politikası, halkın Ruslaştırılmasını ve Hristiyanlaştırılmasını hedeflemektedir.

Sovyet rejiminin Tatar milli yapısını insani, ekonomik, edebi, kültürel olarak topyekûn yok etmeye çalışması bu kapsamda sürgün ve kültür yolu ile tasfiye gibi metotların uygulanması Kırım Tatar milli hareketi üzerinde önemli etkilerin oluşmasına neden olduğu görülmektedir. Kırım Türkleri sürgün edildikleri bölgelerde özel bir iskân siyasetine tabi tutularak bulundukları yerlerde kontrol altında bulundurulmuşlardır. Bu kontrol, daha çok kültürel faaliyetlerini kapsayıcı bir şekilde gerçekleşmiştir. Kırım Türklerinin milli duygularını yok etmeyi amaçlamışlardır.

Yaşanılan bu sürgün, Kırım Türklerinin vatanlarını kaybetmesine neden olmuş ancak; vatanlarına yönelik bir “mit”e dönüşerek “millî bir algı” oluşmasına da yol açmıştır. Kırım Türkleri sürgün yerlerinde her zaman kendilerini bir konuk olarak görmüşler ve “vatana dönüş” olgusu benliklerinde bir ideale dönüşmüş, bu idealde milli kimliklerini şekillendirmiştir. Netice itibariyle yaşanan tüm bu felaketler Kırım Türklerine milli bilinçlenme yolunda büyük katkı sağlamıştır.

Kırım Türkleri, anavatanları Kırım’da tekrar yaşamak hakkını elde etmiş olmakla beraber;

Yarımada’nın yerli halkı olarak, birçok konudaki talepleri halen yeterince karşılanmamaktadır. Kırım Türkleri mevcut düzendeki ayrımcı politikaların kaldırılması ve kendilerini yönetme haklarının verilmesi için mücadelelerine devam etmektedirler. Kırım Türkleri göç ettikleri yerlerde Kırım’ın Türkçesini, adetlerini, geleneklerini, oyunlarını, türkülerini bütün yaşantısını aynen saklamakta ve devam ettirmektedirler.

Bugün,18 Mayıs 1944 Sürgün ve Soykırımının canlı şahitleri hala hayatta ve işgal, onların anılarını bir kez daha canlandırıyor. 77 yıl önce kadim vatanlarından koparılarak, insanlık dışı koşullar altında Asya’nın en ücra köşelerine sürgün edilmelerinin acısı hafızalarımızda hala diridir. Tarihte yaşanan en trajik olaylardan biri olarak planan bu politika, binlerce soydaşımızın hayatını kaybetmesine sebep olmuştur. Bu sürgünün yol açtığı acılar asla unutulmayacak, ilelebet insanlık tarihinin kara sayfaları arasında yer alacaktır. Kırım Tatarlarına karşı işlenmiş bu insanlık suçunu kınıyor, sürgün trajedisinde yaşamını yitiren tüm soydaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.


[1] Cemile Şahin, “Rus Yayılmacılığına Bir Örnek: 1944 Kırım Türklerinin Sürgünü”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, c.8. Say. 39, İstanbul, 2015, s. 334.

[2] Kemal Özcan, “Kırım Türklerinin Sürgünü ve Millî Mücadele Hareketi (1944-1990)”, Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul, 2001, sy. 45.

[3] Kemal Özcan, sy. 44.

[4] Serkan Erdal, Selçuk Aydın, “Bir Sivil İtaatsizlik Örneği Olarak Kırım Tatarlarının Anavatana Dönüş Mücadelesi ve Mustafa Cemiloğlu”, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Erzurum, Eylül 2017, sy. 542.

[5] Serkan Erdal, Selçuk Aydın, sy. 542-543.

[6] Kemal Özcan, sy. 46.

[7] Kemal Özcan, sy. 47.

[8] Serkan Erdal, Selçuk Aydın, sy. 543-544.

[9] Hakan Kırımlı, “Kırım”, DİA, C. XXV, 2002, sy. 462.

[10] Cemile Şahin, sy. 334.

[11] Hakan Kırımlı, “Kırım”, DİA, C. XXV,2002, sy. 458-465; Yalkın Bektöre, Tepreş, Eskişehir: Eskişehir Kırım Folklor Derneği Yay., 1990, sy. 462-463; Necip Hablemitoğlu, Kırım’da Türk Soykırımı, İstanbul: IQ Kültür Sanat Yay., 2002, sy. 66-70; Mehmet Maksudoğlu, Kırım Türkleri, İstanbul: Ensar Yay., 2009, sy. 111-112.

[12] Kemal Özcan, sy. 54.

[13] İsa Kocakaplan, Kırım’ın Ebedi Sesi Cengiz Dağcı, Türk Edebiyatı Vakfı Yay., İstanbul, 2012, sy. 17-18.

[14] İbrahim Sarı, Vatan Kırım, Net Medya Yay., Antalya, 2016, sy. 113.

[15] Kemal Özcan, sy. 45.

[16] Abdulvahap Kara, Turgut Özal ve Türk Dünyası, IQ Kültür Sanat Yay., İstanbul, 2012, sy. 52.

[17] İbrahim Sarı, sy. 114.

[18] Cemile Şahin, sy. 336.

[19] Abdulvahap Kara, sy. 51.

[20] Cemile Şahin, sy. 336.

[21] Cemile Şahin, sy. 336.

[22] Cemile Şahin, sy. 336.

[23] Kemal Özcan, sy. 54.

[24] Abdulvahap Kara, sy. 51.

[25] Cemile Şahin, sy. 336.

[26] Kemal Özcan, sy. 58.

[27] Feyzi Rahman Yurter, “Arabat Geçidi Faciası”, Emelimiz Kırım Dergisi, say. 34, 2001, sy. 9-10; Turhan Kaya, “Kırım Türklerinin 1944 Sürgününün 70. Yılında Kültür ve Sanattaki İzdüşümleri Üzerine Düşünceler”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, say.51, 2014, sy. 365; Mehmet Maksudoğlu, Kırım Türkleri, İstanbul: Ensar Yay.,2009, sy. 108-110; Murat Soysal, Zaman Tünelinden Çığlıklar-1944, İzmir: Y Yay., 2012, sy. 189-202.

[28] Zafer Karatay, ”73 yıldır Dinmeyen Acı Kırım Sürgünü”, İnsamer, 18 Mayıs 2020.

[29] Cemile Şahin, sy. 336.

[30] Cemile Şahin, sy. 336.

[31] Edige Kırımal, “Sovyet Rusya Hakimiyeti Altında Kırım”, Dergi, say. 49, 1967, sy. 65.

[32] Kemal Özcan, sy. 62-63.

[33] Kemal Özcan, sy. 63.

[34] Kâmil Öztürk,” Büyük Kırım Sürgünü ve Kırım”, www.academia.edu, 04.05.2021, sy. 19.

[35] Svetlana Çernonnaya, “Kırım Tatar Halkının Mukadderatı: Devlet ve Kültürün Geçmişi, Bugünkü Problemleri ve Geleceği”, Çev. İ. Yıldıran – A. Mertol, Emel, sy. 191, 1992, Hakan Kırımlı, “Kırım”, DİA, C. XXV,2002, sy. 462.

[36] Kamil Öztürk, sy. 19.

[37] Kemal Özcan, sy. 71.

[38] Kemal Özcan, sy. 67-68.

[39] Kemal Özcan, sy. 68-69.

[40] Kemal Özcan, sy. 69-70.

[41] İbrahim Şahin, Cengiz Dağcı’nın Hayatı ve Eserleri, T.C. Kültür Bakanlığı Yay., Ankara, 1996, sy. 380.

[42] Svetlana Çernonnaya, sy. 192; Hakan Kırımlı, sy. 462.

[43] Cemile Şahin, sy. 235.

[44] Cemile Şahin, sy. 235.

[45] Cemile Şahin, sy. 235.

[46] Abdulvahap Kara, sy. 52.

[47] Cemile Şahin, sy. 235.

[48] Zafer Karatay, ”73 yıldır Dinmeyen Acı Kırım Sürgünü”, İnsamer, 18 Mayıs 2020.

[49] Salih Yılmaz, “Kırım Krizi ve Dünya Kırım Tatar Kongresi Analizi”, Stratejik Düşünce Enstitüsü, İstanbul, 2015, sy. 12.

[50] Giray Saynur Derman, “Kırım Tatarlarının Vatana Dönüş Mücadelesi”, http://qha.com.ua/tr, 15.04.2018.

[51] M. Akif Kireçci – Selim Tezcan, Kırım’ın Kısa Tarihi, çev. Can Eyüp Çekiç, Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi İnceleme-Araştırma Dizisi, yay. No: 24, Ankara, 2015, sy. 67.

[52] Giray Saynur Derman, “Kırım Tatarlarının Vatana Dönüş Mücadelesi”, http://qha.com.ua/tr, 15.04.2018.

[53] Salih Yılmaz, “Kırım Krizi ve Dünya Kırım Tatar Kongresi Analizi”, Stratejik Düşünce Enstitüsü, İstanbul, 2015, sy. 2.

[54] Kamil Öztürk, “Büyük Kırım Sürgünü ve Kırım”, www.academia.edu, 14.04.2014, sy.20.

[55] “Kırım Tatar Sürgünü Kiev Merkezinde Sahneleştirildi”, QHA, www.qha.com.ua, Erişim Tarihi: 19.05.2018.

[56] Giray Saynur Derman, “Kırım Tatarlarının Vatana Dönüş Mücadelesi”, http://qha.com.ua/tr, 15.04.2018.

[57] Giray Saynur Derman, “Kırım Tatarlarının Vatana Dönüş Mücadelesi”, http://qha.com.ua/tr, 15.04.2018.

Anadolu Tarih

Anadolu Tarih'in resmi hesabıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu