Dünya TarihiMakale

1815 Viyana Kongresi ile 1848 İhtilallerinin Bir Mukayesesi

1815 Viyana Kongresi ile 1848 İhtilallerinin Bir Mukayesesi

Viyana Kongresi, Avrupa’yı kasıp kavuran Napolyon Savaşları sonunda Napolyon’un ‘’Grande Armée’’sinin Koalisyon orduları tarafından yenilmesinin ardından, Avrupa’daki sınırları ve güçler dengesini baştan aşağı yenilemek ve belirlemek için toplanan kongredir. Hükümranlığı süresince tüm Avrupa sistemini kendi çıkarları doğrultusunda değiştiren Napolyon Bonaparte, 1804-1814 arasındaki dönemde tüm Avrupa güçlerine karşı mücadele etmiş ve hepsinin de belli oranda menfaatlerine zarar vermiştir. Napolyon, 30 Mayıs 1814’te Fransa müttefikleri ile barış imzalamayı ve 1792’deki sınırlarına çekilmeyi kabul etmiştir. Napolyon ayrıca, yapılmasına karar verilmiş olan Viyana Kongresi kararlarını da kabul etmiştir. Kongre, 1814 yılının 1 Kasım’ında toplanmıştı. Kongre’nin Avusturya sınırları içerisinde toplanması, Avusturya’nın bu tarihlerdeki diplomaside önde gelmesinden kaynaklanıyordu. Bundan önceki tarihlerde devletler, gücü gücüne yetene anlayışı ile masaya otururken, 1815 Viyana Kongresi ile artık ilgili devletler, aynı masada anlaşma yoluna gideceklerdi. Kongre’ye Rus Çarı, Prusya Kralı ve Avusturya İmparatoru başta olmak üzere, bütün irili ufaklı krallıkların, dukalıkların ve prensliklerin hükümdarları bizzat katılmıştı. İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Castlereagh ve daha birçok diplomat da Viyana’da bulunmuştu. Her devletin tek bir amacı vardı: Kendisi için yarar ve çıkar sağlamak. Kongre’nin en önemli iki şahsiyeti, Avusturya’nın meşhur Başbakanı Metternich ile Fransa Dışişleri Bakanı Talleyrand olmuştu. Metternich’in bu tarihten sonra yıldızı daha da parlayacak ve Avrupa’ya yön veren isimlerin başında gelecektir.

Kongre’deki genel amaç, Avrupa’nın değişen sınırlarını yeniden belirlemekti. Avusturya’nın en büyük kaygısı Prusya konusu, İngiltere’nin ise Fransa ve Hollanda’dan ele geçirdiği sömürgeleri elinde tutmak ve Avrupa’da kuvvet dengesinin yeniden tesis edilmesi idi. Prusya ise bu kongrede, Rusya ile ortak hareket etmek ve hem Ren, hem de Saksonya bölgesinde yayılmak istiyordu. Dört büyük devletin yani Avusturya, Prusya, Rusya ve İngiltere’nin kongreye gelirken kafasında bunlar vardı. Her devlet, çıkarlarını korumak ve bir diğer devletin hamlesine göre kontrolü sağlam tutmak ve en küçük sorunlarda dahi birlikte karar vermeye çalışmışlardı. Kongre bu karşılıklı oyunlarla devam ederken yaklaşık 300 gündür Elba Adası’nda sürgün hayatı yaşayan Napolyon’un adadan kaçtığı haberi bomba gibi patladı. Bunun üzerine devletler, almış oldukları kararları bir Nihai Sened (Act Final) haline getirip, 9 Haziran 1815’te imzaladılar ve tekrar Napolyon’un karşısına çıkmaya koştular. Viyana Kongresi, bir milletler kongresi değil, hükümdarlar kongresi olmuştur. Hükümdarlar kongre ile eski sisteme yani Napolyon öncesi duruma geri dönmek istemişlerdi fakat bu artık mümkün değildi. Napolyon tüm Avrupa’ya merkezi bir politika yerleştirmeyi başarmıştı bile. Kongre kararlarına göre; Avrupa’nın siyasi haritası yeniden çizildi. Viyana Kongresi sonrasında Avrupalı güçler arasında kırk yıl boyunca hiçbir savaş yaşanmadı. Kongre’nin sağladığı yararlardan bir diğeri ise, güç dengesi üzerine kurulmuş bir sistemin, güce en az dayanan düzen olmasıdır. Bunun sebepleri, Avrupalı güçleri birbirine bağlayan değerlerin olması, güç ve adaletin uyum içinde olması idi.

Viyana Kongresi’ne kısaca değindikten sonra Avrupa tarihi için önem teşkil eden bir diğer olay da 1848 İhtilalleri’dir. Avrupa’da 1830 ve 1848 İhtilalleri, 19. yüzyıl devrimciliğinin ilk örnekleridir.  Ancak bu devrimlerin esas özelliği, ayaklanmalara ve devrimlere geniş emekçi kitlelerin katılımının ve işçi sınıfı önderliğinin yolunu açmasıdır. Viyana Kongresi’nden başlayarak, huzursuzluklar gerici ittifakların, gerici ittifaklar baskıların, baskılar yasakların, yasaklar ayaklanmaların, ayaklanmalar devrimlerin, devrimler de karşı devrimlerin birer nedeni veya gerekçesi olmuştur. Toplumlar artık 1815’in donuk ve kalıplaşmış düzeni ile çelişkili hale gelen Avrupa toplumu, 1830’da yeni haklar elde etmiş olsalar da bu çelişki nihayetinde 1848’de bir patlamaya dönüşmüştür. Toplumlar artık değişmeye başlamış ve bu değişimin başında da Liberalizm akımı önde gelmiştir.

         Bu dönemde Avrupa’da sanayide önemli gelişmeler yaşanmıştı. Özellikle de demiryolu sanayisinin hız kazanması ulaşım ve iletişimi kolaylaştırmış ve 1830’da istediğini elde edemeyen Avrupa toplumunun birbirleri ile komünikasyon içerisinde olmasını sağlamıştır. Tabii bizatihi sanayinin de ortaya çıkardığı problemler olmuştur. Mesela işçi sınıfının günden güne büyümesi, ücretlerin düşüklüğü ve şehir nüfuslarının büyümesi gibi problemler özellikle sanayi şehirlerinde sefaleti ortaya çıkarmıştır. Günde 18 saate kadar çıkan mesai, çalışma ortamlarının sağlıksız koşulları ile kadın ve çocuk işçilerin çalıştırılması da söz konusuydu. Bu durum haliyle Liberalizm akımının yanında Sosyalizm akımının da hız kazanmasına olanak sağlamıştır. Çünkü insanlar 1815’in yaydığı baskıcı ortamdan sıkılmış, yorulmuş, bitap hale gelmiş ve artık hak/hürriyet talep eder hale gelmişlerdir. İnsanlar, yaşam koşullarının iyileştirilmesini talep ediyorlardı. 1847’de Karl Marx ile Friedrich Engels’in ‘’Komünist Manifestosu’’ Sosyalizm akımın yayılmasında öncül kaynak rolü oynamıştır. ‘’Dünya işçileri, Birleşiniz !’’ parolası ile geniş kitlelere ulaşmak isteyen bu akım, Avrupa’da sanayi gelişimini tamamlamamış ülkelere yönelik olmuştur. Ancak kapital kavramı, ona istediği alana bırakmayacak gibiydi. Tabii bunlardan başka bir diğer kuvvetli akım da Nasyonalizm idi. Yani Milliyetçilik veya Milli bağımsızlık akımı. Avrupa’da bu fikir akımları ağırlık kazanırken 1848 İhtilalleri’nin ilk işareti İsviçre’den gelmiş ve bütün Avrupa’nın dikkatini üzerine toplamıştır.

         Avrupa ülkelerinde Viyana Sistemi’ne ikinci ve kalıcı tepki, 1848 yılında yaşanacaktır. Bu ayaklanmalar zinciri, İsviçre’den başka İtalya, Fransa, Almanya, Avusturya ve İngiltere’de de görülecektir. Bu Avrupa ülkelerinde yaşanan olaylara ayrıntılı değinmekten ziyade genel hatlarıyla neler olduklarına kısaca değinmekte fayda var.

Viyana Kongresi’nde İsviçre, 22 kantondan oluşan bir konfederasyon halinde idi. Bu kantonların her birinin ayrı birer anayasası vardı. 1830’lardan itibaren bu kantonların çoğu, merkezi ve demokratik bir sistemin kurulması için çaba halindeydiler. Bazıları anayasalarında değişikliklere giderek hak ve hürriyetlerini genişletmişlerdi. Kantonlar arasındaki mezhepsel ayrılık da İsviçre’de ihtilalin çıkmasına sebebiyet vermiştir. 1844 yılında, 1815’ten beri süregelen ihtilaflar, bir ayaklanmaya dönüşmüştür. İsviçre, Avusturya’dan yardım istemiş ancak Avusturya tek başına bu işe girişmek istemeyerek önce Fransa’dan, daha sonrasında da İngiltere’den yardım talep etmiştir ancak hiçbiri buna yanaşmamıştır. 1845’te Yedi Kanton, aralarında bir ittifak yapmıştır. Buna ‘’Sonderbund’’ adı verilir. Bu bir ayrılık demekti. Geriye kalan 15 kanton da bu ittifaka karşı birleşmiştir. 1847’de anayasada bazı değişiklikler yapılması kabul gördü. Parlamento, bu Sonderbund’u silah zoru ile dağıtmak istedi ancak bu, ülkede bir iç karışıklığa neden oldu. Çıkan Sonderbund Savaşı üzerine Avrupa’nın ‘’ağa babaları’’ 1848 Ocağı’nda bir ültimatom vermişler ancak arkasını getirememişlerdir. İsviçre, işgal ile tehdit edilmiş ancak Fransa’daki Şubat İhtilali bunu önlemiştir. Neticede savaşı liberaller kazanmış ve daha önce ilan edilen anayasa bazı değişiklikler ile tekrardan ilan edilmiştir.

İtalya’ya değinirsek, İtalya da Viyana Kongresi’nden sonra parçalı bir devlet olarak ortaya çıkmıştı. İtalya’daki Avusturyalılar hakkındaki görüşler bir hedefdi. Ülkede milli bir bütünlük yoktu. Ve her bir ağızdan çeşitli fikirler ortaya atılıyordu. Ancak tek bir düşünce halkı ortak bir paydada birleştiriyordu: İtalyan Birliği. Tabii Avusturya’ya duyulan nefret de bunu körüklüyordu. İlk kıvılcım 1846’da Papalık Devleti’nde başlamıştır. İtalya, 1830’da yardım istediği Fransa’dan geri dönüş alamayınca kendisinin bir şeyler yapması gerektiğini anlamış ve buna dair adımlar atmaya başlamıştır. Daha sonrasında çeşitli şehir devletlerinde de birtakım gelişmeler zuhur etmiş, ancak en büyük patlama 1848 Ocağı’nda Lombardiya’da ortaya çıkmıştır. Durum Sicilya’ya da sıçrayınca krallar, çareyi bir anayasa hazırlamakta bulmuşlardır. Bu sırada şehir devletlerinin çoğu Piyemonte etrafında toplanmıştır. Hatta Piyemonte Kralı Charles Albert’i ‘’İtalya Kralı’’ ilan etmişlerdir. Avusturya bunun üzerine asker yollamış ve kazanan taraf olmuştur. Bunun üzerine devletlerde kargaşalar ortaya çıkmıştır. Böylece bir yandan milli birlik hareketi ve diğer yandan da liberal hareket, İtalya’da başarısızlığa uğramıştır.

Fransa’da da durumlar pek farklı değildi. Halk, özgürlüklerinin kısıtlanmasında muzdarip bir şekilde çözüm yolları arıyordu. Her devlette olduğu gibi 1830 İhtilalleri Fransa’da da beklentileri karşılayamamıştı. Ülkede artık Cumhuriyetçiler ile Sosyalistler ön plandaydı. Yarım kalan çözümler yüzünden kral yanlıları da mevcut düzenden pek memnun değillerdi. Bir çözüm bulmak için çeşitli toplantılar yapılıyor ve ülke sorunları, başta seçim sistemi olmak üzere tartışılıyordu. Yine böyle bir toplantı, 22 Şubat 1848’de yasaklanınca tepkiler, ayaklanmaya dönüşmüştü. Ayaklanmalar silahlı çatışmalara dönmüş ve halkın ‘’Yaşasın Cumhuriyet’’ diye sokaklarda bağırışma sesleri tüm Fransa sokaklarını inletir hale gelmiştir.. Tek çözüm seçimdi. Seçim sonucunda Cumhuriyetçiler muzaffer olmuş, Sosyalistler dışlanmış ve işçilerin taşkınlıkları, halkta bıkkınlık yaratmıştı. Hükümet, taşradan gelenlerin Paris’ten terkini isteyince olanlar olmuş ve kargaşa çıkmıştı. ‘’Haziran Günleri’’ olarak anılan bu çatışmalarda kan gövdeyi götürüyordu. Bunun üzerine Ulusal Meclis bir anayasa hazırlamıştır. Fransa’da böylece tarihlere ‘’İkinci Cumhuriyet Devri’’ olarak geçecek olan dönem başlamış ve Cumhurbaşkanlığı görevine Louis Napolyon gelmiştir.

Viyana Kongresi, İtalya ve İsviçre gibi Almanya’yı da parçalı bir halde bırakmıştı. Almanya’da, Avusturya’nın sınır topraklarına tecavüzleri endişe yaratıyordu. Viyana’da 1848 İhtilalleri’nin kıvılcımları baş gösterince Berlin de ayaklanmış ve bu kısa sürede tüm Alman topraklarına yayılmıştır. Devlette acilen bir Ulusal Meclis toplanmış ve anayasa hazırlığına girişmiştir. Ulusal Meclis’teki tartışmalar, Avusturya’nın Alman Birliği dışında bırakılması ile sonuçlanmıştır. Ayrıca, İmparator olarak da Prusya Kralı yani IV. Friedrich Wilhelm uygun görülmüştür. Normal olarak Avusturya buna tepkiyle yaklaşmış ve Ulusal Meclis’te fikir ayrılıkları ortaya çıkmıştır. Friedrich, ‘’Tanrı’nın kendisine ihsan etmediği’’ ve kaynağında bir ihtilal hareketi olan bir tacı kabul edemeyeceğini söylemiş, hatta bu sırada bir yakınına Ulusal Meclis için ‘’Yüzyılın en budala, en salak ve en aptal ihtilallerinden biri.’’ sözlerini sarf etmiştir. Ayrıca kendisine teklif edilen tacı ‘’çamurdan ve tahtadan bir taç’’ diye nitelendirmiş ve ‘’Eğer bana Alman milletinin tacı verilecek ise, bunu ancak ben veya benim eşitlerim bana verebilir.’’ şeklinde demeç vermiştir. Bu durumda meclis üyeleri, çareyi dağılmaktan yana görmüşlerdir.

Avusturya’da ise biri Viyana’da liberal, diğeri de Macaristan’da milliyetçilik, yani milli bağımsızlık şeklinde aynı zamanda iki ihtilal birden olmuştur. Bu yüzden Avusturya’daki 1848 İhtilalleri Avrupa’dakine benzer nitelikte değildir. Avusturya’nın tek derdi özgürlük ve hak değil, mevcut düzeni korumaktı. Fransa’daki Şubat İhtilali haberi Viyana’ya ulaşınca, öğrenciler ve aydınlar da harekete geçmişleridir. 13 Mart 1848 tarihinde çeşitli gruplar, meclis binası önünde basındaki sansürün kaldırılması, hürriyet ve milli temsil gibi istekleri içeren dilekçeleri meclise vermek üzere toplanmışlardır. Herkes ‘’Yaşasın Hürriyet !’’ diye bağırırken hükümetin bu olaylara sert bir ortaya koymuş ve tepkisini asker ile göstermiştir. Halka ateş açılmış, herkes kaçışmıştı. Lakin herkes kaçarken ‘’Kahrolsun Metternich !’’ şeklinde bağırmaktaydı. Ertesi gün ise silahlanan burjuvazi, Metternich’in istifasını isteyerek meclis binası önüne yeniden gelmişti. Metternich, 75 yaşında yaşlı bir diplomattı ve dayanacak gücü kalmamıştı. İstemeyerek de olsa istifa etmek zorunda kalmış ve Avusturya’dan ayrılıp İngiltere’ye gitmiştir. Bu durumda İmparator, bir anayasa hazırlanması için bir Ulusal Meclis kurulmasını kabul etmiştir. Ülke genelinde seçimler yapılmış ve bir Kurucu Meclis kurulmuştur. Bu meclisin ilk işi, feodaliteye ait uygulamaları kaldırmak olmuştur. Seçimlerden iki gün sonra da İmparator, Viyana’dan kaçmıştır. Bundan sonra Macarların milli bağımsızlık hareketleri, tüm bu gelişmelerin üstüne çıkmıştır. Fransa’daki Şubat İhtilali, Macarları da harekete geçirmiştir. Kossuth önderliğindeki Macarların bağımsız bir yönetim istekleri kabul görmüş, ancak Avusturya halkı buna tepki göstermiştir. Bu kez de Slavlar, Avusturya yönetimine tepkilerde bulunmuşlardır. Tüm Slavlar, Macarlara cephe almıştı. Bundan yararlanan Avusturya, Slavlar ile birlikte Macarlar üzerine saldırılarda bulunmuştur. Rusya ise bu sırada Avusturya’ya yardım göndermekten çekinmemiştir. Çünkü Rusya, bu ihtilal silsilesinin ülkesine sıçramasından korkuyordu. Neticede Macar Ayaklanması, çok kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Baskıya dayanamayan bir kısım Macarlar, çareyi Osmanlı Devleti’ne kaçmakta görmüştür.

İngitere’de ise temel sorun işçi hakları üzerineydi. İngiltere, 1830 İhtilalleri’nde olduğu gibi çok da büyük bir ayaklanmaya sahne olmamıştır İlk hareket, 1838 yılında ‘’Toplu Dilekçe’’ ile yapılmıştır. Burada işçiler birçok talepte bulunmuşlar, ancak bu talepleri kabul görmemiştir. 1842’de ise İngiltere’de büyük bir ekonomik kriz yaşanmıştır. İşçi ücretleri düşmüştü ve grevler başlamıştı. İşçiler, hükümete dilekçeler yollayarak isteklerini bildirseler de hiçbiri kabul görmemişti. Bu süreçte mitingler planlansa da hiçbiri başarıya ulaşmamıştı. Bu sırada, İngiltere’nin uğraşması gereken bir ‘’İrlanda Sorunu’’ da ortaya çıkmış ve devlet gözünü bu soruna çevirmiştir.

İşte tüm bu yaşananlar şunu gösteriyor ki, Viyana Sistemi’nin yaymış olduğu fikirler ve baskıcı düzeni insanlarda, özellikle de işçi sınıfında birçok hoşnutsuzluğa yol açmış ve ayaklanmalar meydana gelmiştir. Bir balonu çok şişirirseniz patlar, hatta ne kadar çok şişirirseniz patladığında o kadar ses çıkarır. İşte Avrupa’da yaşananlar bunlardı. 1815 Viyana Kongresi ile belli devletler, kıtaya yön vermişler ve birçok insanın hürriyetten yoksun kalmasına ve muzdarip olmasına yol açmışlardır. Viyana Kongresi ile Avrupa’da yeni bir statü doğmuştu. Kongre’de Fransız İhtilali’nin Avrupa’ya sunduğu insan ve vatandaşlık hakları; yani hürriyet, milliyet ve eşitlik prensipleri göz ardı edilmiş, sırf siyasal amaç ve istekler üzerine kararlar verilmiştir. Bundan dolayı Viyana Kongresi kararları başarılı olamamış ve kongre, verdiği kararları yürütebilmek için silah yoluna başvurmak zorunda kalmıştır. Avrupa’da bu kongre sonrasında çeşitli toplantılar düzenlenmişti. Bu toplantılara genel olarak ‘’Avrupa Ahengi’’ denmektedir. Fransız tarihçisi A. Debidour, Kongre hakkında şunları söylemektedir: ‘’1815’in diplomatları, Avrupa’yı en kötü kanunlar ile donatmak için bir yıllarını verdiler. Bu fenalıkları tamir etmek için de bir yüzyıl gerekecektir.’’. Avrupa’da bu kongrenin etkileri hiç bitmemiş, insanlarda bir bıkkınlık ve her an patlamaya hazır bir hal gözükür vaziyette olmuştur. Neticede iki defa ihtilal olgusu gözlemlediğimiz Avrupa’da, 1848 yılında bir ihtilaller silsilesi gözümüze çarpmaktadır. Viyana Sistemi ile Avrupa’ya hakim olan baskıcı, özgürlükten yoksun ve insan haklarını, hatta daha da spesifik bir şekilde ifade edebilirsek işçi haklarını yok sayan bu sistemin yaymış olduğu fikriyat, insanların zihinlerinde artık ihtilal harici bir kurtuluş fikrinden yoksundu. 1848’e doğru Avrupa’da yeni bir kaynaşma kimsenin gözünden kaçmıyordu. Bunun içindir ki Metternich, 1847’de Prusya elçisine ‘’Ben eski bir doktorum. Geçici hastalıklarla öldürücü hastalıkları birbirinden ayırmasını bilirim. Fakat bu sefer, bu sonuncu hastalıkla karşı karşıyayız.’’ diyordu. Belki de her şeyi özetleyen cümle işte buydu.

KAYNAKÇA

 AKÇURA, Yusuf, ‘’Zamanımız Avrupa Siyasi Tarihi’’, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2019.

ARMAOĞLU, Fahir, ‘’19. Yüzyıl Siyasi Tarihi: 1789-1914’’, Timaş Yayınları, İstanbul 2017.

SANDER, Oral, ‘’Siyasi Tarih: İlkçağlardan 1918’e’’, İmge Yayınevi, Ankara 2001.

MERRİMAN, John, ‘’Modern Avrupa Tarihi’’, Say Yayınları, İstanbul 2018.

 BİNİCİ Sevim, ‘’1815 Viyana Kongresi ve Şark Meselesi’’, sobider: Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 5, Sayı: 20, Şubat 2018.

Umut Yeğen

Marmara Üniversitesi Yakın Çağ Tarihi Anabilim Dalı'nda yüksek lisans yapmaktayım. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünden mezun oldum. Yakın Çağ Siyasi Tarihi ile ilgilenmekteyim. Sultan III. Selim ve Sultan II. Mahmud dönemleri ilgili olduğum dönemleri oluşturmaktadır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu