Dünya Tarihi

20. yüzyıl İran’ı: Mehmed Emin Resulzade’nin Eserlerine Genel Bakış

Mehmed Emin Resulzade Azerbaycan Halk Cumhuriyyet`inin (1918-1920) kurucusu, yazar, siyasetçi,  devlet ve halk figürüdür. Azerbaycan’da, başkent Bakü’de 31 ocak 1884 senesinde dünyaya göz açmışdır. Hayatı boyunca Azerbaycan ve Türk dünyası için çalışan Resulzade hayatının çeşitli dönemlerinde farklı ülkelerde ve şehirlerde mühacir hayatı yaşamışdır.  Yaşadığı ülkelerden biri de İran’dır. İran’da yaşadığı sürede orayı iyice gözlemleyen Resulzade İran hatıralarını kaleme alarak yayımlıyordu. Resulzade Ankara’da hayatını kaybetmiştir. Kurduğu Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Türk ve Müslüman aleminde ilk defa halk hakimiyetine dayalı Cumhuriyet idi.

Belirtdiğimiz gibi, Mehmed Emin Resulzade Almanya’da, Türkiye’de, Fransa’da, İran’da ve b. ülkelerde siyasi faaliyetleri oldu. İran’dakı faliyetleri de önemlidir. İran’da yaşadığı dönemde aktif  siyasi faaliyyetleri olmuştur.Rus hakimiyetinin onu hapis etmesi tehlikesinden kaçmak için Mehmed Emin Resulzade 1908 senesinde İran’a gitdi. Resulzade’nin İran ile bağlı ilk makalesi “İran’da hüriyyet” isimli makalesidir. Makale 1906 senesinin 20 Şubat tarihinde “İrşad” gazetesinin 51. Sayında yayımlandı[2]Genellikle İran’da yaşayanlar için “Bu millet öldü, bir daha dirilmez” fikrini iddia edenlere karşı çıkmışdır. Resulzade’nin İran ile bağlı ikinci makalesi “İran’da devrim” makalesidir. Bu yazıda Resulzade İranda’kı devrimi olumlu olarak görüyordu. Mehmed Emin Resulzade İran ile ilgili fazla sayda makale yayımladı. O olayları devrimci olarak izliyor ve kaleme alıyordu.Resulzade “İran Demokrat Firqe”sinin kurulmasında aktif rol oynuyor. Iran’ın Avrupa eğitimi almış aydınları olan Seyid Hasan Tagızade, Hüseyınkulu Han Nevvab, Süleyman Mirze ve Seyid Muhammed Rza birlikte İran Demokratik partisini kuruyor ve partinin Merkez komitesine seçiliyor. Ayrıca, İran’da ilk Avrupa tipli gazeteçilik olan “Iran-nou” ve “İrane Ahat” gazetelerinin baş editörü olmuştur. Seyid Hasan Ganizade Muhammet Emin Resulzadenin hatırasına  “İran’a Avrupa tipli gazeteçilik sanatını Mehmed Emin Resulzade getirmiştir”[3] diye yazmıştır. İran’da halk kahramanı Settarhan ile buluşuyor ve köyleri gezerek Azerbaycan Türklerinin durumları ile ilgileniyordu. Daha sonra Bakü’ye dönerken 1914 senesinde “Səttar xan” makalesini Settar hanın ölümüne adamışdır. Gözlemlerini kaleme alarak yayımlıyordu. İran’da 200’den fazla yazdığı makalelerde farklı imzalar kullanıyordu: “M. Əmin”; “R-zadə”; “Rəsulzadə”; “M.Ə.Rəsulzadə”;“Niş”.[4]

İran’da Hüriyyet

Hüriyyet, bağımsızlık ve serbestliyin ne endazade ziqiymet[5] olmasına bakmayarak her yerde bir delil, burhan[6] isteseler de, Rusya’lı bir kişinin cümle Rusya’nı tutan karışıklık ve ihtilali ve bu yolda dökülen kanları, dağılan hanımanları görüp de delil istemesi akıldan kenar, fehmden haric bir şey olduğunu her kes yüksek bir sesle şehadet verip, böyle bir şahsdan nefret edecekdir.

Böyle bir pahalı, kiymetli, iranlıların mövhumi[7] kimyaları derecesinde kiymetdar[8] olan hüriyyet öyle bir hürriyetdir ki, onu ele getirmek için Avrupa devletlerinin hepsinde zahmetler çekmiş, kanlar dökmüş, hanimanlar dağılmış, yüz yıllarca, bin yıllarca ve çaba və güşişden[9]sonra  hasil[10] etdikleri hürriyyeti İran milleti bir cüzi[11]teşebbüs ile almaya muvaffak oldu.

Aynı tarihlerin sayfalarını kendi yetenek ve medeniyeti ile tenvir[12] eden İran: nifak ve şigagperestler[13], müftehor[14] ve müstebidler[15], alimnüma[16] cahiller ucundan bir dereceye ulaşmışdı ki, bu günlerde kalbimizde bir umut ışığı görünen İran hürrüyetine ait telegraf haberlerine hiç kimse inanmak istemiyordu. Bazıları, “bu millet ölü, bir daha dirilmez” deyib duruyordu. Ama bir az dikkat edilirse iranlıların yetenek ve istedadi-fııtrıyyelerine bir nazar edilerse, tarihi-kültürlerine imani-nazar olunursa, srağa[17] günkü farsi veregede[18] münderici-desti-hatti-hümayunun sureti her bir kötümser şahsi şek ve şübheden ari[19] etsin gerek. Farsi veregede yayımlanmış desti-hetti-hümayuni ise farsi bilmeyen okuyucularımızdan dolayı çeviri edib sonra makalemizi kurtaracağız.

“Adalethane” Meclisinin Derlemesi Hususunda Sadir Olan Desti-Hetti-Hümayunun Sureti

Sayın Eşrefi Atabeyi Ezam!

Nasıl ki, kaç defa kendisinin adalethane meclisinin derlemesi ve tesisi hakkındakı reiyyetin[20]rifa ve saadet ile yaşaması ve münevver[21] olan şeriatın gavanin ve mügerrer[22]buyuruyoruz ki,kutsal kanuni-adaleti-islamiyyetin ki pak olan şeriatın ehkam ve hudutlarından ibaretdir, tezlik ile reiyyetin hiç bir tabakasının arasında fark olmayarak edi[23] ve politikanı ki, nizannamede işare edeceğiz güncel olsun. Gerekdir şahsiyyet ve tarafdarlık cidayi-memnu olsun.

Elbette, bu tertib ile şeriat kanunlarına mütabig[24] bir proje yazıp arz edek ki, tamam vilayetlere ait olsun. Ve onun meclislerinin tertipi vechi[25]sehih[26] ile olmalıdır. Elbette ülemayi-elamın bu çeşit müsredeyatı ki bizim ömrümüzün duagüluğuna baisdir, hep makul olacaktır. Ve bizim bu dest-hettimizi[27] ümum vilayetlere hemittila veriniz.

Görünüyor ki, Asya kendisinin eski alemini hatırlayıb yeniden hayata, medeniyete, ilerleme ve rövnege[28] yüz çevirmişdir. Japonya’nın dünkü haleti, İranın bugünki teşebbüsü, Çin, Afgan ve Hindistan memalikinin ilerlemeye olan eğilimi cümle memalikde tesbit olunan tereggi, hüriyyet, sadetcuyane olan hissiyatı-amiye, teşebbüsati-aliye iddiamıza şahit değil de nedir?!

Şimdi İranda verilen zikr etdiğimiz hüriyyet nişanesi ittihad, ittifak semeresi olan “Adalethane”ye bir dikkat çekip buna dair fikrimizi izah edelim:

İran’da verilen “Meclisi-mehbusan”(efer demek olur ise) Rusyanın hürriyeti sebrest veazadeliyi kimi olacak mı? Bu soru verilirse katiyyen diye bileriz ki, hayır! Bundan esaslı, sadakatlı olmasına artık güman gidiyor, zira İran devleti kendi halinin davamına gabil[29] olmayan bir suretde kaldığını itiraf ederek, hüriyyet esası üzere tekrar tessüs ve teşekkül etmesini önemli bilirdi. Ve ancak cemaet tarafından küçük bir cünbüşe hazır idi ki, kendisi düzenlemekde böyle cemaetinde arzu ve taleplerini kemali-hoşnudi ile pişvaz[30] etsin.

Asyanın bu cümbuşini genellikle ve iranlıların bu davranışını özellikle görüp de, halkın bu yovukda[31]Asya toprağında bir başarı olmasından emin olub kalbimde bir hissi-şadyanı olarak kalbimin en derin yerinden iranlı kardeşlerimizi bu başarıdan dolayı tebrik edip diyorum:

  • Ey kaflet uykusu ile meşhur olan kardeşler, sonunda uyandınız! Sübhleriniz hayır olsun!

Fakat bu cünbuş, bu harekat ki, ona igtam etmisiniz yeterli deyil, daha ayaklanıp yürümeye başlayın! Cümle karvanlar sermenzili[32] megsude yavuglaşmışlar. Ama siz şimdi yerinizden hareket etmeye başladığınızda bir kadem yerine iki kadem, belki de on kadem vurmalısız ki, karşı gidenlere varıp millet ve devleti mezemmet ve zelaletden kurtatıp menzili megsude varasınız.

Ey iranlı kardeşlerimiz!… Sizin megsude yetmenizde her kes şübhe ediyorsa etsin. Ben kendiliğimde şübhe etmiyorum: Sizin eslafınızın[33]tarihi bunu gösterip beyan ediyor ki, zöhhaklar zülmüne duçar oldukda gaveler, afganlar talanına giriftar[34] olduğu gibi, bu defa dahi istibdad belasına alude varsınızsa da ittihadi-milliyye,mehsusati-ammiyye sağ olsun!

Yaşasın İran’da hüriyyet!

Yaşasın İran’da kanuni-esası!

M.Ə.R-zadə «İrşad», №51. 20 fevral 1906

Bu çalışmada Mehmed Emin Resulzade İran’da olan devrimi olumlu değerlendirmişdir. Yukarıda da belirtdiğim gibi, Resulzade İran’da yaşadığı sürece siyasetden de uzak durmamışdır. Makalede ilk önce hüriyyetin ne kadar pahalı zinet olduğunu belirtiyor. Avrupada bunu elde etmek için yüzyıllarca kanlar döküldüğünü, çabaların, azimlerin olduğunu anlatıyor. İran’ın ise küçük bir teşebbüs ile bu hüriyyeti elde etdi. Önceler İran’ın durumunun iyi olmamasından bahs ediyor. İyi değil dediyimiz, cahil insanlar, kendini bilgili gösteren cahiller ve s. İranın hürriyeti ile ilgili telegraf geldiğinde hiç kimse haberin gerçekliliyine inanmıyordu. Çünki herkesin dilinde “bu millet öldü, bir daha dirilmez” kelimeleri dolanıyordu. Farsça bilmeyenler için bağımsızlık belgesini Türkçeye çevirib makaleye ilave ediyor. Belgede şeriat kanunlarına uygun proje yazıp arz edek ki, bütün vilayetlere ait olsun bu bildiri. Belge bütün vilayetlere gitmelidir.

            Rusya ile İran karşılaşması yapılıyor. İran hüriyyeti Rusya hüriyyeti ile aynı mı? Karşılaşma sonrası sorunun cevabı hayır oluyor.

Son olarak Resulzade uzun zamandır İran halkının uyumasını, anidem uyanmasından sevinçle bahs ediyor. Belirtiyor ki, bu yolda onların amaçlarına yetmelerine şübhe ediyorlarsa etsinler. Ben ( Resulzade) şübe etmiyorum. Yolun zorlu yol olduğundan, bazen “yürümek yerine koşmalı” olduklarını belirtiyor. Fakat hiç bir zaman yoldan dönmemelerini tavsiye ediyor.

Yaşasın İran’da hüriyyet!

Yaşasın İran’da kanuni-esası!

İran’da Devrim

‘Iran’da hayat öldü”, “İran nizam ve kanuna müsait değil”, “İran ölmüş”, “İran viran olmuş” kimi sözler bu son zamanlarda sıradan sözlerden olub, aramızda mütadvildir.[35] Herkes İran dedikde mehbure[36]sekenesi bihiss, hukuk ve kanun bilmeyen, her bir zülm ve teediye[37] sabr ve tahammul eden bir kadro akla getiriyor. Herkes “tran” dedikde “viran” kelimesini aşikar ilave etmese de, içinden geçiriyor. “tran”-diye herkesin içinde kaplan yürekli millet kahramanlarından ari[38] bir zulüm ve istibdad meşesini hatırlıyor.

İran’ın hakkında bu zamana kimi bu meselli amaçlar ne kadar olsa da, seza[39] ve reva[40] idi. Çünki, şanssız İran ve İran milleti zalim ve kaddar vüzeraların, ümeraların, mütleqqib-bülmemaliklerin, han havaninin tehti etkisi ve isribadlarından öğle perakende, öğle perişan olmuş ki, viranden başka bir şey ile onu tesmine etmek hergiz[41] yakışmaz. Cümle dünyanı kendi geçmişi ile tezyin[42] eden İran’da hali-hazırda gurur duymalı, onunla meydana çıkmalı “ben de varım” demeli ne var? Her tarafa  bakıyorsun zülm ve istibdad, her yanda harabe-virane, her semte dönütorsun cehl[43] ve gaflet[44], her cehetde betalet[45] ve kesalet[46] görülmekdedir.

Bunların hepsi ile beraber cemaetin, ahalinin bu zulüm ve teeddilere[47]katlaşıb, sabr ve tahammül etmelerini gördükde nezeri-ümit bilmerre götürülüb “İran’da hiss yoktur”, ya “tran ölüb” diye her kes bir haleti yes[48]  ve peşimanide kalıyordu. Milyonlarla zor şartlar üzre borç edilib, memleketin dahilisinde değil, mekatib[49] ve medaris[50] tüniq ve meabirde[51] değil, yabancı ülkedlerde, Firengistan’da, Paris’de yine İran dış işlerine değil, başlarının zahmeti ile beslenen mütrüb[52] hanların gözünde hurisifet[53] görünen Avrupa kadınlarına  masraf olunmasını ve bunun aksine cemaat tarafından bir kutu proteste bile biruz etmemesini görüb de kim “tran herc-mercdin”, “hukukunu anlamıyor” demez?!

Özet olarak, bu güne kimi, yani Rusya devriminin şiddetli dönemine kimi, her kes İran hususunda bir tesvir ziştyanede bulunurdu ve bulunmaya hakkı da vardı. Fakat Rusya devriminin cemi alemleri titreden bir zerbeyi-ekonomiye ve siyasiyyesinin bereketinden iranlılar da ayrılmaya başladılar. Başladılar da, garip bir hız, ecibe bir hümmet ile iş yapmaya tesevvül etdiler.[54] Bu eylemi, bu teşebbüse iranlılardan görüldükde, iran hususunda ziştbin[55] olanlar kendi inançlarının aksini gördükde mahcup olup durdular, sükut etdiler.

Her bir ülkede, her bir memleketde tarihe bakarsak, eylem eylem-pervane bir tarzda, bir formada zühra gelmişdir. Bazı bir tehellüfat olsa, o da haman yerin keyfi ekonomiye ve sosyaliyeden naşidir.[56]Yoksa devrim genellik üzere her yerde bir kısım olmuşdur. Fransa’da görülen hevadisat bu gün Rusya’da görülmeye başladı. Rusya’da zühura gelen veqeler[57] da İrana eksendaz[58] olmakdadır. Rusya’da olduğu gibi, İran’da da “idareyi-askeriyye” (voyennoye polojeniye) ilan edildi,toplum zecr[59] ve tekdir tehetine alınmışdır. Rusya’da Tcpov varsa İran’da da Emirbahadır onun kopyası olub,”patronlara üzelme, boşuna kurşun atmayınız” yerinde “reiyyet koyun, tavuk örneğinde bir şeydir, onun ne haddi var ki ağaları (kurtlar) ile hemmeclis[60] olsun”-diye biçare ahalini insaniyyetden kenar olan serbazlar,kazaklar, jandarmalar eline vermişdir.

Rusya devriminin İran devrimi ile bir çox müşabiheti[61]varsa da, büyük bir tehellüfi de vardır ki, o da tran devriminin başında ruhani kesiminin olmasıdır. Görünüyor ki, ismaliyyeti abad[62] eden de mollalar olacak değil mi?

Dünkü numaramızda trandan gelmiş bir mektubu yayımladık ki, o zaman Tahran’ın haleti-mühasiresi yorumlandı. Şehrin voyenni-polojeniada olmasından haber verilmişdi. Kan içmeye adet eden tran hizmetçilerinin desti-zalimanelerinden 100-a kadar bihgünah canlar telef olmuşdur. bir çok da hüriyyet fedaileri mehbeslerde[63]otururlar. Bu zamana kimi tran hüriyyet tarafdarları tran hükumeti ile fakat şifahen  antlaşma ediyordular. Şimdi müsadimeye[64]de çıkdılar. Bir şey olmaz, hiç bir yerde hüriyyet, bağımsızlık kansız ele gelmemişdir.

Hayat Müsadimede,mücadelede, ittihad ve ittifakdadır.

Haydi iranlık kardeşler, yürüyünüz,yürüyünüz de hiç bir şeyden vahime[65] etmeyeniz. Allah cemaat iledir. Bereket de Cemaatdedir. Cemaeet de öğle bir kuvvedir (müttehid olsa) ki, hiç bir engel ve istila karşısında durmayıb, tutduğu yol ile gidecek,gidip de sermenzile yetişecekdir.

Ey iranlı kardeşler, meydani-mücadeleye kadem koydunuz, cehl[66] ile eql[67] mukabele etdi. Bir az da cüret ediniz. Bir az da ibret. Ta hüriyyet işi hall olundu. İran ve iranlılar seadetmend[68] olsunlar. Rusya hükumetinin istibdad ve zulmu altında inleyen hüriyyet taraftarları adından tran hüriyyet tarafdarlarını bu ilk adımları vesilesiyle tebrik ediyoruz ki, ey hüriyyyet yolunda çalışan iranlılar, başladığınız işde dik durunuz! Fügera[69] ve mesakin[70] hanların, vezirlerin icbarane ve kaddaranelerinden kurtarmak için candan, maldan müzagine[71] etmeyiniz, var olunuz, sağ olunuz yoldaşlar!

İşte burada bir arzu:

Kaç zaman bundan ileri hüriyyet gününün tüluini İran ufukunda göreceyin, “trana hüriyyet” diye bir bend yazdık. Şükür Allaha ki, İran hüriyyet taraftarları bizi kandırmadılar, şimdi de “tranda devrim” diye sebeb oldular. İnşallah zaman geler “tranda kanunu-esasi” naminde bir bend yazmaga muvaffak oluruz. Kalbimizde beslediğimiz arzu işte bu…

Yaşasın tran hüriyyetperverleri!

M.Ə.R-zadə •İrşad». № 145. 21 iyun 1906

Mehmed Emin Resulzade bu makalesinde İran’dakı devrimden bahs ediyor. Kendisi de devrimci olduğundan olayları daha iyi inceleye biliyor. İlk önce “İran’da hayat öldü”, “İran nizam kanuna müsait değil”, “İran viran olmuş” sözleri son zamanlar moda olmuş. Herkesin dilinde. Kime İran desen akıllarına  kanunlara uymayan, zulum eden birileri geliyor. İran kendi tarihi ile herkesi hayran bırakıyor. Fakat şimdiki durum, cahillik, zulm, cehalet daha hakim. Bununla beraber halkın her şeye katlanması ”İran’da hiss yoktur” deyimlerini artırıyor. Rusya’dan sonra olan İran devrimi bazılarını sevindirdi, bazılarının ise kendi inançlarından aksi olduğu için mahcup olub susdular.

            Her halkın tarihinde bir devrim, eylem olmuştur. Bakarsan Fransa devrimi Rusya’ya etki etdi. Rusya’dakı devrimden de İran etkilendi. Rus ve İran devrimi arasında benzerlik olsa da fark fazladır. En büyük fark ise Tran devrimi başında ruhani olmasıdır.

            Haydi İranlı kardeşler, yürüyün!

Son olarak Resulzade İran’dakı hüriyyetden yazmanın sevincinden bahs ediyor ve umud ediyor ki, bir gün de “tranda kanunu-esasi” hakkında yazacaktır.

İran Mektupları

Reşt

Ceşni Eydiyye[72]

Rebiülevvellin[73] birinci gününde Nevruz ile alakalı darül-hükumet[74] salonunda resmi selam-sağol etkinliği vardı. Önce okul öğrencileri Siphedarın huzurunda projeler okudular. Siphedar da, sonda vatanın geleceğinin onlardan bağlı olduğunu söyledi. Sonda onlara hediyyeler verildi.

Hüzzar tarafından söylenen konuşma gayet samimiydi.

Bu karışıklıkda «Həblülmətin»[75] idaresinde qüvveyi-tehrir[76] və sehri[77]– beyan ile malum olan natik[78] müfessel[79] bir konuşma yaptı “bu gün gayet zor zamandayız. Dikkatle bu durumdan kurtulmalıyız. Başka sözle, işe karar vermeliyiz.  Sonda pişmanlık olmamalıdır.”

İyi olur ki, biz bilelim devlet bizden ne istiyor, bizim canımızı feda edeceyimiz nami nedir?

  1. Devlet istiyor ki, biz sinemizi[80] ona gelen belalara kalkan edek, işte bir şahsın havayi-nefsaniyyesi, şöhretanlığı ve keyfi istediyi için Azerbaycan’a gidib, kendi İslam kardeşlerimizin karşısında duralım. Fakat onların istediyi vatan ve millet hakkıdır ki, onun iyliyi ve menfaatı bizim hamımıza çalışan kardeşlerimizi öldürelim.
  2. Bizden öte menfaat nedir? Nefi-şahın ve bazı derbarilerin hoşnudluğu ile bizim bazı büyüklerimize serheng,[81] emirtuman, emir-nöyan ve bir kaç kırmızı, yeşil madalye, nişan ve eğer ilerleme olursa bir kaç tümen de eman verilib ve bir iki  reislerimize mahalli-hükümet verilecektir. Bu bizim son derece menfaatimizden olacaktır.

Zararı ise- bu zarar hem şahsi, hem dini hem de dünyavidir. O zamanadek İran saadetine görev ede-ede gelmekde olan bahtiyariler şimdi bednamlıkla sefehati-tarihe yazılacaklar.

Şahsen zarardır, çünki bu zamanadek malum olmuştur ki, millet hukuktan ötrü taifeye bakan olmuyor. Allah kendi onlara müindir[82]. Her halde bizim sakat olmamıza ihtimal fazladır.

Dünya zaruridir. Ona göre ki, müctehidini-Necefi-Oşref hüccacıil-İslama taklit olduğumuz halde, onların fetfalarını dinledikde dinden hariç olmuş olacağız.

Dünyaca zaruridir ki, bu cehete ki, eger millet kazaırsa iş malum. Berferz, biz Tebriz’e gitmiş, kazansak, bu qövmi-layüfilhunun Kaçar’dan ne gözleyeceyiz. Meğer bizim geçmiş reislerimizden büyük insanlar Kaçar’lara görev yaptıkları halde, düçari-kaza olmadılar mı? Bu mülahizelerin bedinde devleti meşruların faydalarını sayıp o hali-idarede bahtiyarilerin menfaati olduğunu andırıb, bu sözlerle hatmi kelam ediyor.

Bunu haber veren mühbir meclisin katnamesini haber veriyor. İş ne ile biteceğini namalum kalıyor. Fakat eflcari-ümumi buna kani ediyor ki, bahtiyariler meşrutiye yardım etmeseler de, karşı da durmayacaklar.

 «Təraqqi». № 57, 18 mart 1909

Makalede Mehmed

Emin Resulzade bu makalede Hicri ayının birinci gününde hükümet salonunda olan bir etkinlikden bahs ediyor.  Meclisde ilk olarak okul öğrencileri konuşma yapıyor daha sonra onlara hediyyeler veriliyor. İkinci olarak bir konuşmacı konuşma yapıyor ve zor durumda olduklarını, artık amaçları belirlemenin zamanı geldiğiniin öneminden bahs ediyor. Devletin isteyinden, Azerbaycan’lıların karşısında durmakdan bahs ediyor. Fakat Azerbaycan’lıların hakkları olduğunu da vurguluyor. Sonra bu kararların zararlarını anlatıyor.  Belirtiyor ki, kararların zararları dünyavi, dini ve şahsidir. İran refahı işin görev yapa-yapa bu güne kadar gelen bahtiyariler şimdi suçlanacak. Dünyacanı ise, Necefi-Oşref hüccacıil-İslama taklit oldukları halde, onların fetfalarını  dinlemedikleri zaman dinden haric olacak.

Dünyaca zaruriliğe geldikde ise, millet kazanırsa malum, ama kendileri kazanırsa Kaçar’dan ne bekleyecekler? Reislerinden büyük insanlar Kaçar’a görev yaptıkları hakde düçari-kaza olmasını söylüyor. Ayrıca, meşruların faydalarını sayıb, bahtiyarilerin menfaatini hatırlatıb konuşmasını sonlandırıyor.

İdam Cezaları

Dövri Sabiqler hayinler ile hesaplaşıyor. Onları boğazlarından dar ağacından asıyorlar.

Ahalinin bu idamları sevdiyini söyleye biliriz. Tophane meydanına toplanan insanların haline dikkat edilirse, müstebidlerin[83] idamından hazz alıyorlardı.

İnsanlar ne kadar değişermiş. Yanında bir dervişin, sokak mollasının bile adını saygısızca anmak mümkün olmayan bir toplum huzurunda hamam iki sene ireli en alim ve fazil saydığı bir “müctehidümani” almış dara çekiyorlar.

Receb ayının 13. günü yövmi-mövludi-hazreti-amir-aleyhisselam olduğundan eyddir. Toplum işlerinden arınmış Pazar ve meydanlarda geziyorlar.

Günbatımı yaklaşıyordu. Tahran’ın sıcağından kaçıp zirzemilerde gizlenen insanlar akşam gölgesinden bilistifade dışarı çıkmış, “acaba bu gün kimi asacaklar” gümani ile Tophane meydanına toplanmış,  küme etmiştir.

Meydandan çıkan toz toprak Tahran’ı, kuru havanı oldukca bulandırmış kesafet vermiş, insan boğuluyordu. Ama tamaşa için gelen insanlar boğulunca boğula-boğula kalır da, gösterisini temkil etmek istiyor.

İztihamda büyük bir telaş ve hareketlilik görünüyor. Karınca gibi herkes bir tarafa dartınıyor, boylanıyor, kendisine yüksek yer hazırlıyor ki, asılacak olanı iyice görsün, tam detayları görsün.

Dar ağacının yanında bir mühacih geliyor ve Şeyh Fezullah’ın idam edileceğini bildiriyor.

Genç hutbesini bitirir bitirmez “zindebad mecazat” sedası göklere yükseliyor.

Bu sedadan sonra izdiham bir daha helcanlasşıyor. Yer üstünde kavgada onların mühacelerdir duyuluyor. “Miarend. miarend”[84] diye izdiham kulakları şekliyor. Bütün dikkat dar ağacında olana taraf gidiyor.

Gösteriden geri kalmışları görüyorum ki, koşa-koşa geliyor, gülüyor “zindebad azadi”, “zindebad kanuni Muhammedi” diye bağırıyorlar.

Genel bir sevinç var.

Şeyh Fezüllah’ın oğlu Şeyh Mehdi babasının idamından hoşhaldir. Sokaktda onu tebrik ediyorlar, bu ise tamam bu alkışları kabul ediyor, cevabında “zindebad mükafat, “mecazat” diye babasının cezalanmasını gerekli biliyordu.

Bu adam gençdi. Meşrutiperestdir.

Şeyh  Fezüllah’ın cesedi, diger idam olunanlar gibi darda çok kalmadı. Erken alındı.

Şeyh Mehdi gelmiş itiraz etmiş. Demiş ki, bu insanın cezası idamdı ki o da olundu.

Şeyh Fezaüllah’dan sonra sabahı acundabaşı dardan asıldı. Toplum harman hal ile sevinçliydi ve bu idamlardan nihayet razıydı. Toplum ile beraber basın da idamları taktir ediyordu.

Hazırda habsde olan, soruşturma aşamasında çok insan var. İhtimal ki onları da asacaklar. Bizi idam cezasının zidlerinden olsak da buna susmalıyız. Zira, bizi ikna ediyorlar ki, meşruteçiler bu cezaları icra etmek zorunda, başka çareleri yok.

Fakat, idam cezaları toplum içinde edilmesi bicadır.

Zira böyle bir idam insanlar araslnda kötü ahlakı tebliğ ediyor. Mesela sonuncu defa acundanbaşını idam edildikde çocuklar ayağından tutub çekiyorlardı.

İşte iranlıların gençlerinden, hatta hükumet ezalarının ezalanndan dahi bu fikirdeler ki, bu idamları gizli etsinler, nasıl Avrupa ediyor.

Bir iki gündür dar ağacı yok. İdamlara ara verilmiştir.

Tehran, 21 iyul M.Əmin

«Taraqqi». №172.3 avqust 1909

Makalede İran döneminde popüler olan idam olaylarından bahs ediliyor. Halkın idama olan merakı ilgi çekiyor. Halk arasında heyecanla “acaba bu gün kimi asacaklar?” sorusunun seslenmesini belirten yazar bu idamların halk içinde yapılmasını doğru bulmuyor. Bu zaman insanlar arasında kötü ahlak tebliği olacaktır. Hatta bu manzaraya çoçukların da bakması yazarı endişelendiriyor. Nasıl Avrupada herkesden gizli yapıyorlarsa, İran“da da bunun olmasının tarafdadırır.

            Resulzadenin şahiti olduğu idam Şeyh Nesurullahın idamıdır. Meraklı bakışlar içinde idamı izleyen halkın içinde onun oğlu da vardı. İdam edildikden sonra Şeyh Nesurullahın ceseti çok meydanda kalmadı. (normalda “ders olsun” diye belirli süre asılı kalıyordu). Fakat oğlu “onun cezası idamdı, o da oldu” diyerek cesedin meydandan alınmasını sağladı. Yazar soruşturmada daha fazla sayda insan olmasından, hepsinin asılacağından haber veriyor.

Rus Sefaretinde[85]

            Bugün Rus Sefaretindeydik. Sefir yerini dolandıran sayın Stablin  ile konuşuyorduk. “Tərəqqi” gazetesi sayın Stablinin ilgisini çekdiği gibi,  sefaretdeki diger çalışamların da dikkatini çekdi.

  • – Sizin gazetenin galiba İran meselesine nüfuzu vardır.
  • – Evet, İran’da okuyucumuz yok değildir. Azerbaycan’da revac[86] olunuyor. İlave olarak, İran’da evvelinci[87] gazetedir ki, Avrupa üslubunda yayımlanıyor.
  • Ne lisanda[88] yayımlanıyor?!
  • Türkçe. Azerbaycan şivesiyledir.
  • Bizim türkçe okuyan ezamız[89] vardır. Lazımdır ki, sefaret üçün yazdıralım.
  • Teveccühünüzden dolayı teşekkür ediyorum.

Sohbetimiz siyasete intigal[90] ediyor. Sayın Stablin’in beyanatından anlaşılıyor ki, diplomatya bu zamana kimi yürütdüğü politikasının gurultuya gitmesinden dolayı üzgündür.

Yanlışlarını inkardan çekinmiyor. Muammedali şah sabiqi tamamile himaye etmiş sonunda bu güne getirmekde rus politikası.Tahran sefareti az iş yapmadı. Fakat bu himaye ile beraber taht-tacıından, namı-şanından istefa vermiş, canını alıb kaçan şah mehlui-beste almakda mecbur olmuştur.

-Gerçetken mi, İran’lılar Rus’lardan razı değil?

-Evet, hakkınızda bir az bedgümandırlar.![91] Fakat bu son politikamızdan dolayı razı olmadılar.

Zira Tebriz’i kurtaran bizim konşumuz oldu. Hergah bizim konşumuz bir az da geç Tebriz’e gelseydi, Eynüdddövlə şehri alınacaktı. Biz şahın evını dağıtdık.

-Doğrudur, ama bedbahtane orada da politikamız geç gitdi. Tamamen İran’ın sevgilisi olan Sattarxan ile taraf olduq. Serdari-millini bir hale getirdik ki, bizim korkumuzdan koşup Osmanlı sefaretinde bestnişin oldu.

-Evet, biz qerz[92] vermeye amandeyik. Fakat şimdi derbar kemali-peri şanlıkla ve tertibsizlikde iken paramız sağlanmadığından mecburuz ki, parlaman iftitahını gözleyelim.

Hükumet mutlaktır ve tertibatı-mükemmel olmak için para lazım geldiğini zenni-acizanimce inkar etmezsiniz.

– Biz Muhammedali şah zamanında hükumete cüzi bir borç vermek istediğimiz zaman etrafdan protest teleqramları gelib hükumete parlaman açılmayana kimi para verilmemesini taleb ediyordular. Hala haman teleqraf gönderenler kendileri esasen tezadda düşmemekleri için parlaman açılınca beklememizi tavsiye ediyorlar.

Fakat onlar öyle biliyorlar ki, özel suretde rus ve ingiliz bankasından ticari-borç etsinler.

-Zillüstan’ın vürudi hususunda sayın alinin mülahizatı hangi ne dairededir. Bunun vürudi ingilizlerin politikası deyilmidir?

– Bu hususda ingilizlerle olan antlaşmamız bellidir. O tarafdan emliyyetimiz vardır.İngiliz sefaretinin Zillüstan’a gönderdiği telegraf bizim telegraf ile bir misaldır ki, onun İran’a gelmekden hayalini münserif etmeği tavsiye ediyor.

Zillüssultan İran’a geldiğinde bir fikri siyasi takip etdiyini beyan ile izhar ediyor ki, yaşlanmış, hastalanmış, son ömrünü vatanında kalmak istiyor, gelmiş bir kaç gün yaşlı emizadesi Əzedülmülkün yanında kaldıkdan sonra kendi müküne gidecektir.

Fakat benim düçünceme göre, Zillüsultan İran’da kalarsa, mutlak intriqa çevrilecekdir. Hatta kendisi bile harekat etmese de, onun etrafında bir çok intriqalar merkezleşecektir. Bunda söz yokturş Şahinehlu dahi Züllüssultan’in İran’a gelmesinden metevehhişdir.

O korkuyor ki, mezkur derbare yakınlaşsın da Ahmed şahı zehirlesin. Hal hazırda böyle müşar ileyhin geza ve terbiyesinde hayli fazla dıkkat edıyorlar. Hatta yemeğini mühürlenmiş halde veriyorlar.

Guya, meclisi-fövqalade tarafından Zillüssultana bir ihtar telegrafı edilmişdir ki, İrana gelmesin. Ama bainheme Zillüssultan yoldan kalmıyor. Eger hükumet onu tutub geri gönderir ve İrandan tebid ederse,  sefaretlerin hiç biri himaye etmeyecektir.

  •  Şah ne zaman gitmelidir?
  • –  75 bin tümen mevacib karar verildiyini duymuşsunuz, hala hesab ediyor, mülahize ediyor ki, kimi özü ile alsın, nereye  gitsin. Amaç budur ki,dolanacağı öğle etsin ki, bir qədər ucuz ve münasib olsun. Gidecek yeri tayin olunmamışsa da bu iki hafta içinde malum olub ve hareket edeceklerdir.

M.Əmin Tehran, 23 iyul «Tərəqi», № 175. 6 avqust 1909

Makalede Resulzade Rus büyükelçiliğine gider ve oradakı olaylardan bahs ediyor.

Büyükelci Stablin Resulzadeden “Tərəqqi” gazetesi hakkında soruyor. Gazetenin hangi dilde yazılmasından başlayan sohbet siyasete geçiyor. Büyükelçi İran halkının rusları sevmemesinden, razı olmadığı durumundan hoşut olmadığını belirtiyor. Stablin siyasetinin aniden uçuruma gitmesinden duyduğu üzüntüyü de dile getiriyor. Muhammedali şah zamanında borç vermek isteyen büyükelçiliğe etrafdan protest telegramının geldiğinden bahs ediliyor. Daha sonra, Zillüssultan’ın durumu hakkında konuşma gidiyor. Bu konu ile İngilizler ile antlaşmanın olması,Stabline göre, Zillüssultan İrana gelirse, İranda çekişmeler olacak, kendisi bir şey yapmasa bile merkezde o olmak sureti ile çekişmelerin daha çok olmasından bahs ediliyor.

Culfa

Culfa Arasın kenarında gri ve kırmızı dağların arasında düşmüş olan bir mahalledir, kasabadır. İleriden gümrükhane olmuşdu. Hesebi ile malum olan bu vadiy-qeyri-zizer şimdi üç yıldır ki dahi vağzal[93] ve demiryol yapmak tarafından önemliliyi artmış ve büyümüşdür.

Burada olanlar ister rus, ister İran tabei olsun, yerli ahaliden olmayın, çeşitli yerlerden göç etmiş olan ticaret erbabından oluşuyor.

Ehli-Ticaret ise her yerde gözü açık olduğundan Culfa gözüaçık, yeni kafalı bir ahalidir. Bunlar fanatizm bilmez, kemali-qeydsizlikle dolanmakdadırlar.

Fikirleri açık, hepsi meşrute fikrinin taraftarıdılar. Burada bir çok sahibi-zevk ve mühübbi maarif gençler bulunuyor. Böyle tozlu-topraklı, elofsiz-göyertisiz bir yerde boz dağların kırmızı toprakları arasında ciddi canlanan, açık ve serbest fikirlilerin bulunması size garip gelmesin. Zira bunlan buraya cemleyen ticaret ve sanatdır. Ticaret ve sanat ise cehli ve cehalete zidd ve düşman olduğu malum ve er- babinin müterekki olduğuna talibdir.

Culfa’nın İran inqilabında Tebriz korumasımda gösterdiği mücadele fazladır. Xoy, Selmas, Merad ihtişaşların buradan hazırlanmış. Tebriz’e zamanı-zamanında silah, patron, fedai ve gayri-kereste, silah buralardan gönderilmişdir.

Culfa’lıların meşrutçilerinin derrake ve fehmi-yüzünden olub, başkaları gibi değildir bunlar tran tüccar ve sanat temsicileri olduklarından bitteb meşrutenin iqtisatca vereceği menfaatlarını anlayıb, onla yalnız şeriat rengi vermiyorlar.

Bunlar arasında iyi eğitim almış gençler vardır ki, meşrutenin anlamını anlamaktan başka birşey bilmiyorlar.

İngiliz çıkışları

Tebriz’den buraya telegrafla haber vermişler ki, ingiliz komşusu İran’ın güneyini terk edib çıkmıştır.

Ruslardan ise hale bir eser yoktur. Ama burada böyle güman ediyorlar ki,ingilizlerin çıkması doğru ise, ruslar dahi kala bilmezler.

Sui-tesir etmişdir

Tebriz’e ruslar bir halda gelmişler ki, doğrudan da cemaet cana gelmiş, azık yok, mücahidler yavanca ekmek yeyib kavga edirlermiş.

Açlığa mübtela olan bazı mücahidnümalanan karşısını tutmak dahi bir derece müşkülleşib imiş ki, rus komşusunu dahil olub, yolları açmış. Eynüddövləni redd etmiş, şehirde emliyyet hasil olmuşdur.

Ruslar böyıe bir üsretli zamanda geldikleri tabiidir ki, bir derece ahalini mutlu etmiş, ne tövr olsa da, kalplerde ruslara karşı iyi bir hiss uyandırmışdır.

Ama soldat yaralanmak meselesinden sonra mülahizesiz ve adaletsizce taleb etdiyi 10 bin tümen feqeresi ahaliye sui-etki edibdir. İnsaniyyet namına çalışan rus ordu liderlerinin mantıkı dahi istibatdlr. Ama mehsusan han ve hakimlerin mantıkından bir o kadar da farklı değildir.

“Tərəqqi”. № 110. 21 may 1909

Bu makalede yazar İran Culfasından bahs ediyor. Culfanın coğrafi konumu ile alakalı öneminden bahs ediyor. Ayrıca otogar ve demiryolunun üzerinde olması da var. Coğrafi konum itibari ile Culfa ticaret yolunun üzerinde yerleşiyor, halkı da daha çok ticaretcidir. Bundan dolayı insanları açık fikirli, fanatik değildir. Ayrica İran devriminde Tebriz korumasında Culfanın öneminden bahs ediliyor.

Aynı zamanda Tebrizden Culfaya telegafla haber geldi ki, ingiliz komşusu İranın güneyini terk etdi. Ruslardan ise haber yok. Eger İngilizler çıktıysa, Rusların da çıkması lazımdır. Başka türlü olmuyordu. Rusların buraya gelmesi zor zamanda idi. onların gelişi ahalini mutlu etmiş ve kalplerde ruslara karşı iyi bir hiss uyandırmıştır. Fakat son asker yaralama olayından sonra ilişkilerin deyişmesini yazar belirtiyor.

Iran Mektupları

Tebrizden

Zavallı Tebriz… Belalı mücahid[94] ne kadar korluklar görmüş, ne kısım mühacimate[95] maruz kalmış. Bir sene tam üzerine yağmaqda olan kurşunlara müqabile[96] edib durmuş olan Tebriz bir o derece vatan yolundan feda olmaya hazır imiş ki, rus ordularıının gelmesinden ileri öyle bir halda ki, her bir azıla şehirden bitib, halk açlıkdan sokaklara çıkıb kalıyorlarmış. Mühacidin yoca yeyib kavga ediyorlar ve muhalifini şehire izin vermiyorlarmış.

Burada kavga olmamış insan çok az bulunur. Yaşlısından tutmuş, çoçuğuna kadar tüfek alıb savunmaya çıkmışlar. Az kişi bulunur ki, gülle yememiş olsun.

Anlatıyorlar ki, insanlar öyle hazırmış ki, sonunda son  damla kanlarına gibi savunma etsinler, böyle ki, yonca yeyib canbazlık etdikleri zaman kimsenin hatırasından teslim olmak fikri geçmiyormuş.

Fakat bir çok ünlü tebrizliler ile etdiyim sobetden malum oldu ki, hergah azık yolları açılmamış, Rus ordusu dahil olmasaymış millet teslime mecburmuş.

Hayır, eğer ele azık geçtikden sonra hükumet komşusu gitmeden kavga uzansaydı,böyle bir müddeti-mütemmadi daha zedihurd etmekden başka bir sonuç olmazmış.

İş böyle bir hasretli olduğu bir zaman ingiliz ve rus antlaşnası tam oluyor.

İran hakkında ittihaz[97] etdikleri politikanı icraya başlıyorlar.

Ruslar dahil oluyorlar ve dahil olmaları ile beraber, ilan ve beyan ediyorlar ki, onların geldiyi başka bir hayali-istila ve işgal olmayıb, ancak ahalini vahşi Rehim han atlılarının tecavüzünden kurtarmaktır. Ve Culfa-Tebriz yolunu açıb şehire azık yetirmek ve sakinlik berba edib, eger hükumet ordunu şehire hücüm ederse, savunma etmek olacaktır ki, bu hizmetin karşılığında rus hükumetinin növperestlikden başka önermesi olmamış, bu hususda yaptığı itadmatın maliyetini de istemeyecekdir. Bu beyannemenin ayni ənəcüməndə[98] saklanıyor.

Nihayet derece bir üsretde[99]giriftar[100] olmuş, yonca yemekle istibdad[101]fövclerinin[102] vahşice hücümlarına katlanmaya mecbur olub, son nefesde olan toplum tabiidir ki, böyle iqdame, böyle bir aşk ibra-zina etmemiş, düşmanlık olmadan misafirleri kabul etmiş ve encümani-eyaleti dahi onlardan peziraltıq etmişdir.

Bede, açlara ekmek getirmek ve yolları tutmak ünvanı ile gelen misafirler memleketin ümuridahilesine el atmaya başlayıb. Bir soldatın[103] yaralanmasl sebebi ile taleb ediyorlar ki, mühacidler tahliye-silah etsinler.

Bir soldat yaralanar, karşılığımda 10 bin tümen para alırlar. Sengerleri dağıtırlar. Yollarda qarovullar[104] yerleştirib, gelen-giden misafirleri arıyorlardılar.

Nihayet, mücahidlere el atıb habse başlarlar. Kafkas mücahidi adı ile gelenleri “reiyyətimdir”[105]– diye tutmaya başlayıb bir kaçını habs ediyorlar, aynı zamanda Mirze Elekber Mehemmedquluzade ve en-cümeni-eyaleti üyesi Şeyh Ali Asgerdir. Bu habsler nüfusa son derece kötü etki ediyordu. Encümeni-eyaleti ezasının habsine itiraz ederler.

Malum oluyor ki, Şeyh hazretleri kendileri bilmiyorsa da rus nüfüsü imişler.

İşi bu suretde gören gürcüler, ermeniler, şehri terk edib, Selmas ve Hoy tarafa kaçarlar. Ve başka rus nüfusu olan müsüman mücahidleri dahi şehirden çıkarırlar ki, rus eline düşmesinler.

Bununla da yeterli değil, habslerin dairesi büyüyor. Mücahidler arasında olan rus nüfusu değil, başka devletlerin nüfüsunu dahi tuturlar. İran Culfa’sında tutulan iki kişi Osmanlı nüfüsunun tutulduklarını önceki yazımızda haber vermişdik.

Bu endaze[106] bir müdahilelerden savayı[107]hareketlere de başlarlar.

Saları-milli Bağırxanın sengerlerini dinamit ile partladıkdan sonra Serdari-Milli-Settarhan ile onları kaçak yapmak politikasını işletiyorlar ki, bu özel çoğunun duyup ve Settarhan hazretlerinin kendileri ile yaptığım mulakatda sözler arasında sızmak oluyor idi.

Nihayet, toplumun git-gide sui-gümanları arır ki, bu günler hamam bu cehet şiddetle ilerleme ediyor.

O sonunda Naib Hüseyn ile Naib Yusuf nam iki kişinin arasında bir münakaşa oluyor. Naib Yusuf Naib Hüseyne bir deste ile evlerine hücüm ederek, kurşun atmış olur. Hükumet bunları ehzar[108]edib, aralarında barış oluyor. Birine mezemmet,digerine tesliyet[109] verib, her ikisinden iltizam alar ki, bir daha düşmanlıklarını terk etsinler de, her ikisi millet nefaratından oldukları için sevgi ile yaşasınlar.

Bunlar da iltizamname[110] yazıb, imzalar eder ve söz verib, barışıb işlerine giderler ki, bu iltizamname hükumeti-meheliyye idaresinde henuz tutulmalıdır.

Sonradan malum oluyor ki, burada bir etrika covrülmüş. Haib Hüseyn gider kendi mezlumiyyetini[111]izhar[112] ile rus konsulhanesine[113]şikayet eder. Ve tehqiq[114] oluyor. Onlar iadeyi-asayiş için geldiklerinden Naib Yusufun evinden guya, nüfusdan, toplumdan yağma etdiyi malları sahiblerine vermiş, evinde dinamit koyub partlatar ve kendini götürüb orduda mahbus suretile tutarlar ki, şimdiye kimi orada kalmakdadır.

Şehir hakimi İcalülmülkün beyanına göre kronsulhaneye verilen resmi istizahe konsul cevap bile vermemişdir. Hakimin ifadesine göre ruslar mehelli idare ve hükumetden bilmerre iğmaz etmekde olub, harekatlarında bir cünbişi-istilacuyane görünüyor. Bir kişi soldatın yaralanması feqeresinde ruslar 24 saatin içinde 10 bin tümen yerine ve canın verilmesini israrentaleb etdikleri ve her defa bir ricülan olursa, 4 saat sonra memur gönderib cevap istemeleri malum olduğu bir halda, bütün şehir nüfusuna malum olan yaşlı erkeği kazak basıb öldürdü. Ve encümenin bu hususda olunan talebine birce kiymet verilmemiş, hala eger defterlerimizi açıb bakacak olursanız, yüze yakın neveşteler[115] bulacaksınız ki, onların hiç birine şimdiye kimi cevap verilmemişdir.

Naib Yusuf’u yakalamakla beraber, onun 17 kişi yoldaşını da tutub orduya götürmüşler ki, onlardan bir o kadarını serbest bırakıb yerde kalanları orduda tovaifdədirlər.

İşte bu işleri gören Serdar ve Bağırxan’lar seziyorlar ki, fikirleri başkadır.

Bunlar memleketde asayişi iade etmek kastı ile gelmiş, hala istilacuyane bazı davranışlara düşmüşler ki, bu noktayı nezerden fikirlerince müzirr hesap olunan enasirden kendilerini savunma etmek fikrine düşüb, bu adamları temini-asayişe zarar vuran kaleme vererek, birer-birer denlemeye başlamışlar ki, bu anlamdan bir gün sonra Settarhan ve Bagirhan’ların dahi bir bahane ile tutulacakları güman edildikden müşar[116] ileyhler[117] Osmanlı şahbenderinde mütehssin[118]olub, devleti-aliyenin himayeni istemişler ve rusların davranışlarını protest etmişler.

Malumdur ki, isimleri bütün zeminde bir temcidi-fevkalade ile anılan  bu insanlar Tebriz’de tarafdarsız olmazlar. Odur ki, bunlar ile beraber, dörd yüz kişiden ziyade nüfus dahi şahbenderhaneye savarıb beste[119] oturuyor ve beste gelenlerin sayı gün-günden artmaktadır.

Şahbenderhane tarafından bestnişinlere birer biletler verilmişdir ki, o biletler onları Osmanlı bayrağı altına aman getirmiş olduklarına bir emanet olub, rusların etkisine karşı teminatdır.

Osmanlı şahbenderi tarafından Tehran’da Osmanlı sefareti ve babi-alide hariciyye vüzaretine bu hususda ibqalat verilmiş, cevap alınmışdır ki, bayagı-osmaniyye tehetine sığınanlar lazımınca himaye olunmalıdır.

Önce soldatlar ordudan kenara çıkmamak şartı ile Acı [120] şehir kenarındakı çadırlarından dışarı çıkmıyorlarmış. Beden şehire davil olub, tahliyeyi-silaha ve tehribi-istehkamata meşgul olmuşlar.

Fakat bain heme kendilerini edeble götürmeye hayli güc ediyormuşlar. Fakat bu son günlerde destdirazlık[121] ediyorlar. Kiminin karşısına qıç koymak, kiminin rübenini götürüb bakmak ve bu gibi işler büruz ediyor ki, bu nokta nüfusu nihayet derecede nefretlendiriyor. Hergah bir jadar daha bu kuralda ve bu ahlak ile davranış olursa, vahim sonuçlar gözlenilmelidir ki, bu asayiş[122] meramından[123] çok uzaktır.

«Tərəqqi». NO. 116. 28 may 1909

Yazar Tebriz’in genel durumdan bahs ediyor. Tebriz halkı savunma sırasında yaşı ve cinsi değişmeyerek her kesin son damla kanına kadar mücadele etdiyini belirtiliyor. Yemekleri biten halk yonca yeyib yine de sokaklarda şehrini savunmuşdur. Ama bir yerli Tebriz’liden Resulzade öğreniyor ki, insanlar aslında teslime hazırdır.  Rus  buraya dahil olduklarında sslında işgal etmemesini, onlar ahalini vahşi Rehim han atlılarından kurmasını ve şehirlerin sınırını açarak ahalinin yemek ihtiyacını karşılayacağını söylediler.

Sonra Tebriz-Culfa yolunu açarak şehire azık yetirmek ve sakinliyi düzenleyeceyini, işgallere savunma edeceyini beyan ediyor. İnsanlar düşmanlık olmadan misafirleri kabul etmişdir. Bir askerin yaralanması sonrası 10 bin tümen para alıyor ruslar. Yollara gözetimler yerleştirerek misafirleri kontrol ediyorlardı. Daha sonra mühacidleri alarak habs ediyorlar. Bu ise halkın itirazına sebeb oluyordu.

            Şeyh hazretlerinin kendilerinin rus nüfusu olmasını gören gürcüler, ermeniler şehri terk edib Selmas ve Hoy tarafa kaçarlar ve başka rus nüfusu olan müslüman mücahidleri de şehirden çıkarıyorlar. Artık mücahidler arasında rus nüfusu değil, başka devletlerin nüfusunu da tutuyorlardı. Naib Hüseyn ile Naib Yusuf adlı iki kişinin arasında munakaşa olmasından,  Naib Hüseyn’in sonra konsolosluğa şikayetinden, konsolosluğun işlerinden, Naib Yusuf’un orduya gitmesinden bahs ediliyor.

Kaynakça:

  1. “Məhəmməd Əmin Rəsulzadə və ictimai-siyasi ideallar”. Xəzər Universiteti Nəşriyyatı, Bakı, 2005
  2. Məhəmməd Əmin Rəsulzadə əsərləri I cild (1903-1909). Bakı, 2014
  3. Nəsiman Yaqublu, Məmməd Əmin Rəsulzadə. Bakı, 1991
  4. Nəsiman Yaqublu, Məhəmməd Əmin Rəsulzadə Ensiklopediyası. Bakı, 2013
  5. Aydın Balayev ,”Məhəmməd Əmin Rəsulzadə – 1884-1955″. Moskva, 2009.
  6. Məhəmməd Əmin Rəsulzadə, “İran Türkləri”. Bakı, 2013

[2] Nəsiman Yaqublu, Məhəmməd Əmin Rəsulzadə Ensiklopediyası, Bakı, 2013

[4] Yaqublu N. Məmməd Əmin Rəsulzadə. Bakı, 1991.

[5] Pahalı, çok değerli

[6] İsbat

[7] Hayali, aslı olmayan

[8] Kıymetli

[9] Azim

[10] sonuç

[11] Az, azacık

[12] Aydınlaşdırma

[13] Ikitirelik , anlaşmazlık, çatışma.

[14] Çalışmayan ve başkalarının pahasına yaşayan bir kişi.

[15] Zalim

[16] Bilim adamı olmadığında bilim adamı gibi davranan, bilim adamı gibi davranan, bilim adamı gibi davranan bir kişi; yalancı bilim adamı.

[17] Söz konusu günden iki gün önce, dünden önceki gün.

[18] Önemli siyasi haberler vb. küçük bir sayfa basılı.

[19] Çıplak, boş, mahrum

[20] Tek bir devlete bağlı olanlar.

[21] Işıklı nurlu

[22] Onaylanmış karar, kullanılmış, hazır

[23] Doğruluk ve dürüstlük ilkelerine bağlı.

[24] Bir birine uyan, uygun

[25] Yüze ait, yüzde olan

[26] Düzgün,doğru,esaslı,yalan olmayan

[27] Kendi el yazısıyla birisi tarafından yazılmış bir yazı, bilgi

[28] Parlama, aydınlık

[29] yetenekli

[30] Gelen kişini karşılama

[31] yakın

[32] Seferin sonu

[33] Selef

[34] Tutulmuş, düçar

[35] Moda olmuş, adet olmuş

[36] Harabe kalmış

[37] Haddini aşma

[38] boş

[39] Yakışan, uygun

[40] Caiz, layik, uygun

[41] Asla, katiyyen

[42] Süs,süsleme

[43] cahillik

[44] Cehalet

[45] İşsizlik, boşluk

[46] Faaliyetsizlik

[47] Haadini aşma

[48] ümitsiz

[49] okul

[50] Medrese

[51] Geçiş yeri

[52] Eylem ve konuşmada hafif, anlamsız bir kişi hakkında; oyunbaz.

[53] Huri gibi güzel görünen

[54] El atdılar

[55] Çirkin

[56] Sebeb

[57] Kavga, olay

[58] Işık, ses vb. geri döndüren.

[59] Zorlama,mecbur etme

[60] Bir yerde olmak

[61] Benzerlik

[62] iyi donanımlı

[63] cezaevi

[64] çarpma

[65] korkmak

[66] cehalet

[67] akıl

[68] Mutlu, bahtiyar

[69] fakir

[70] meskenler

[71] Sıkıntı

[72]

[73] Rebiülevvel, Hicrî yılın üçüncü ayıdır.

[74] Hükümet evi

[75] Sağlam, dayanıklı halat, güçlü dostluk

[76] Kaleme almak, yazmak

[77] Sihire ait

[78] konuşmacı

[79] Ayrıntılı, kapsamlı

[80] Göğüs

[81] Birlikler şefi, alay komutanı

[82] Yardım

[83] Zalim, zülmkar

[84] Getiriyorlar

[85] büyükelçilik

[86] Müsterisi bol, çok satılan

[87] İlk

[88] dil

[89] Bir toplumu veya yönetim kurulunu oluşturan üyelerin tamamı veya her biri

[90] Bir yerden başka bir yere taşınmak, hareket etmek.

[91] Kötü düşünmek

[92] borç

[93] Otogar

[94] Bağımsızlık harekatına katılmış insana verilen isim

[95] Hücum eden

[96] Karşı,karşı taraf

[97] Elde etme

[98] Meclisde, şurada

[99] Sıkıntı, zorluk, zahmet

[100] Tutulmuş, mübtela

[101] Despotiya

[102] Toplum, kütle

[103] Asker

[104] gözetimler

[105] Devletin tabeliyinde olan toplum

[106] Farsça, 65 cm uzunluğunda ölçü birimi

[107] Başka

[108] Hüzura çağırma

[109] Teselli

[110] Yazılı bir söz, yerine getirilmesi gereken bir taahhüt mektubu.

[111] Zulm

[112] Belli etme

[113] konsolosluk

[114] araştırma

[115] yazılar

[116] İşaret olunan, gösterilen

[117] Ona doğru, ona taraf

[118] Kalede kapalı kalmış

[119] Kapalı,kapanmış

[120] Tebrizin içinden geçen ırmak ismi

[121] Her şeye karışmak

[122] Kanun ve düzen

[123] Bakımından,tarafdan





İlaha Yusifli

Hazar Üniversitesi: Tarih öğretmenliği (lisans) Erciyes Üniversitesi: Yakınçağ tarihi (yüksek lisans) İlgi alanım: İngilizlerin Kafkasya politikası İngilizlerin Kafkas İslam Ordusuna münasebeti İstihbarat tarihi

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu