Türk Tarihi

Ahmet Ağaoğlu’nun Biyografisi

Ahmet Ağaoğlu’nun Çocukluk Yıllarında Azerbaycan’daki Siyasi Vaziyyet

            Azerbaycan XX. Yüzyılın başlarına dek, pek çok farklı sürece şahitlik etmiş bir tarihsel sürecin içinden geçmekteydi. Coğrafi konum itibariyle stratejik bir konumda yerleşmesi, tarihsel süreç boyunca büyük devletlerin bu coğrafi konumu elde etme isteği ile anlaşılmaktadır. Azerbaycan tarihini geniş bir şekilde izah etmek mümkün olmadığından, Ağaoğlu’nun çocukluk yıllarındaki mevcut durumun bir hülasasını çıkarmak; onun siyasi fikirlerini şekillendiren etkenlerin anlamlandırılması yolunda büyük bir ilerleme kat etmemizi sağlayacaktır. 

            XVIII. yüzyıl ile XIX. yüzyıllar boyunca Azerbaycan’daki mevcut siyasi durum, küçük feodal hanlıkların aralarındaki çekişmeler ile devam etmektedir. Çarlık Rusya ile Kaçarların bu coğrafya yüzünden girişeceği çatışma ise XIX yüzyılın başını bekleyecekti. Çarlık Rusya, Kaçarlar ve Osmanlı İmparatorluğu arasında yaşanan çatışmalar XIX. Yüzyıl boyunca devam etmektedir. Aslında bu çatışmaların özü Azerbaycan halkının geleceğini de tayin edecek bir yapıyı oluşturuyordu. Çünkü Azerbaycan Türklerinin yaşam alanları bugün var olan bölge ile sınırlı değildir. Azerbaycan Türklerinin yaşadığı bir diğer coğrafya da İran’ın kuzey kesimlerini oluşturan, bugün adlandırıldığı ismiyle Güney Azerbaycan’dır. XIX. Yüzyılda bu üç devlet arasında yaşanan çatışmaların sonucunda Çarlık Rusya Kafkasya’daki mevcudiyetini, Osmanlı Devleti ile 1812’de imzalanan Bükreş Antlaşması ile; Kaçar Devleti ile de imzaladığı Gülistan Antlaşması aracılığıyla sağlamış oldu. Böylelikle Azerbaycan’ın iki parçaya ayrılmasının başlangıcı da bu antlaşma ile gerçekleşmişti (Rəcəbli, 2013, s. 243).

Siyasi Fikirleri ve Faaliyetleri

Türkçülük akımının mühim simgelerinden olan Ahmet Ağaoğlu 1868 yılında Azerbaycan’ın Şuşa şehrinde zadegan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gözlerini açmıştır. Memleketi Karabağ, Azerbaycan Türklerinin felsefi ve edebi yapıtlarına ev sahipliği yapmış bir bölgedir. İnsan, doğal olarak doğduğu yerin değerlerinden etkilenir. Karabağda da Ağaoğlu’nun etkilenebileceği sanatsal bir birikim mevuttu. Hurşidbanu Natevan, Ahmed Bey Cavanşir, Mirze Feteli Ahundzade, Molla Penah Vagif gibi pek çok görkemli sima bu bölgenin yetirmesidir. 

Ahmet Bey’in ailevi bağlarına ilişkin elimizde birçok bilgi mevcuttur. Ağaoğlu’nun ailesi XVIII. Yüzyılda Erzurum’dan Gence’ye, oradan da Karabağ’a göç etmiştir. Karabağ’ın ünlü beylerinden olan Hakverdi Bey ile akrabalık bağlarının bulunması, ailenin bölgedeki ağırlığını da kuvvetlendirmiştir (Hacıyeva, 2012, s. 13). Ağaoğlu’nun baba tarafından dedesi olan Mirze İbrahim, Karabağ bölgesinin mühim şahıslarından olmakla birlikte; hattatlık zanaatını icra ediyor ve Türkçe şiirler yazıyordu. Bu zadegan aile aynı zamanda entelektüel açıdan da donanımlı idi. Buna gösterilebilecek en güzel örnek Ahmet Bey’in amcalarının Türkçe dışında Farsça, Arapça ve Rusça bilmeleridir. Bu ailenin entelektüel birikimi, keza babasının ulema sınıfından olması, Ağaoğlu’nun gelişimini etkileyen faktörlerin neler olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır (Akçura, 1978). 

Bu dönemde Ahmet Ağaoğlu’nun düşünce hayatını etkileyen durumları en iyi aktaran Yusuf Akçuradır. Türkçülüğün Tarihi eserinde Ağaoğlu evlerinde yaşanan ilmi ve tartışmaları ve Azerbaycan’ın tartıştığı konular hakkında bilgiler vermektedir. Ağaoğlu’nun bu dönem ile ilgili aktardığı, işimize yarayabilecek en önemli husus Azerbaycan cemiyetinin yaşadığı problemlerin niteliği hakkında aktardıklarıdır. Ağaoğlu bu dönemde Azerbaycan’da dini bahisler dışında bir endişe ve düşüncenin olmadığını vurgular (Akçura, 1978, s. 191). Böylelikle Ağaoğlu’nun fikri düşüncesinin özünü oluşturan doğunun dinsel problematiğinin temelleri de bu dönemde atılmış olacaktı. Bu temelin belki de görünen en önemli tezahürü, Londra’da Dünya Şarkiyatçıları Kongresi’nde sunduğu “Şii Mezhebi ve Menbaları” isimli eserinde görülecekti. Bu eser ona batıdaki bilim adamları tarafından saygınlık kazandırırken, İran şahı tarafından da hediyelere layık görülmesini sağlayacaktı (Гулиев, 1997, s. 6).

Ahmet Bey’in çocukluk yılları, gelecek yıllarda üstüne çok düşüneceği bir çatışmanın merkezinde geçiyordu. Babası ile amcasının arasındaki farklılıklar ona birçok açıdan tesir etmekteydi. Buna ek olarak bu çocukluk hayatına annesinin de müdahil olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Yaşı ilerledikçe evin içinde onun geleceğiyle ilgili ciddi bir mücadele başlamıştı. Amcasının isteği, Ahmet’in her gece pür dikkat dinlediği mollalardan biri olması yönündeydi. Oysa annesi eve gelen mollaları pek sevmezdi. Ağaoğlu’nun deyimiyle “Onun dindarlığı göçebe bir Türkün düşüncesine sızmış bir imandı” (Ağaoğlu, 2019, s. 31).  Ağaoğlu çocukluk günlerinde tipik bir Türk çocuğu gibi sıbyan mektebinde eğitim alıyordu. Akçura’nın bu konuda fikri ise Azerbaycan’daki mekteplerin de İslam aleminde bulunan diğer sıbyan mektepleri ile aynı nitelikte olduğudur. Okulun ana dilleri Farsça ve Türkçedir (Akçura, 1978, s. 191). Ağaoğlu’nun annesinin bu yıllarda Rusça eğitim alması yönündeki çabalarını pek çok kaynak dile getirmektedir. Ancak bu isteğin ardında yatan gerçekliği Ağaoğlu’nun anılarında bulmaktayız. Çarlık Rusya, Varşova Savaşı’na giderken Azerbaycan bölgesindeki çeşitli beylerden alay talep etmişti. Karabağ alayında gidenler arasında Ağaoğlu’nun annesinin bir akrabası da bulunmaktadır. Savaşın ardından hem Rusça bilerek dönmesi hem de apoletli görünüşü annesi için oğluna yaratmak istediği geleceği yansıtmaktaydı. Annesinin isteği de oğlunun bu adam gibi bölgenin kudretli şahsiyetlerinden birisi olması yönündeydi. Böylelikle annesinin getirttiği bir Ermeni hocadan Rusça dersleri almaya başlamıştı (Ağaoğlu, 2019, s. 31).

Bu çalışma annesinin isteğiyle ailenin diğer fertlerinden gizli bir şekilde komşunun evinde yapılmaktaydı. Böylelikle Ağaoğlu’nun fikir hayatını etkileyecek bir temel de atılmış oluyordu. Ağaoğlu bu konuda anılarında Rusça basılan eserlerin, Farsça ve Arapça basılanlardan farklı olduğunu hatta daha cezbedici biçimde olduğunu vurgular (Ağaoğlu, 2019, s. 33).

Okulun Şuşa şehrinin Ermeni nüfusun yüksek olduğu yukarı kısmında bulunmasından ötürü Ermeni çocuklarının okuldaki mevcudu da yüksekti. Ahmet Bey’in bu okula dahil olması ile birlikte, okuldaki Türk çocuk sayısı beş olmuştu. Ermeni çocuklarının bu beş Türk çocuğuna yaptığı eziyet ise şaşırtıcıdır. Ahmet Ağaoğlu’nun söylemi ile üzerlerine hücum ederler hatta bazı anlarda birlikte şahit olup bu çocuklara iftira dahi atarlarmış. Bu baskının sonucunda okulda eğitim alan beş Türk çocuktan dördü okulu bırakmak zorunda kalmıştı. Okulu tek bitirebilen Ahmet Ağaoğlu olacaktı. (Ben Neyim ya da Türkçülüğün Tarihİ)

Ağaoğlu’nun gimnazyum deneyimi bittiğinde, eğitim hayatının devamı için St Petersburg’daki Politeknik Enstitüsüne başvurur. Kazanmak için girdiği sınavlardan sonuncusu olan “trigonometri” konusunda başarısız olunca -ki burada eğitimciden kaynaklanan bir sorun olduğu da söylenir- hayallerinin şehrine ve okuluna veda eder. Petersburg macerası onun için yeni bir yoldur. Bunu şans olarak görmektedir. Aldığı farklı eğitimden ötürü olacak ki, artık yaşadığın şehrin ona yetmediğinden bahsetmektedir. Bunun en bariz sebeplerinden biri de dinsel tartışmalardan sıkılmış olmasıdır (Ağaoğlu, 2019, s. 49).  Annesinin tavsiyesi ile birlikte St-Petersburg’a doğru yola çıktı. 

Petersburg’a doğru yola çıkan Ağaoğlu, 3500 kilometrelik yolun bir kısmını araba bir kısmını da demiryolu ile gidecektir. Bu yolculuktan bahsederken, kendine eşlik edenler arasında bir, iki Türk olduğunu aktarıyor, geri kalanların Tiflis’te eğitim almaya giden Ermenilerden oluşmaktaydı (Ağaoğlu, 2019, s. 53). 

Petersburg’da geçirdiği süre boyunca burada diğer Azerbaycanlı entelektüeller ile de iletişim halinde kalmıştır. Ancak a oldu burada okulda yaşadığı bir sorun sebebiyle, eğitimine devam etmek istememiştir. Antisemitik bir hocası, onu Yahudi zannederek dersten bırakması onu derinden etkilemiştir. O ise bu durumu şu şekilde açıklamaktadır:

Bana yapılan haksızlık beni yaktı. Hayal kırıklığı, hayal kırıklığı ve kendinden nefretle karışık bir şekilde beni yaktı. O kadar kızgındım ki tüm Rusya’yı bir kaşık suda boğmaya hazırdım. Çardan nihiliste, üniversiteden profesöre, basından edebiyata, dilden bilime kadar derin bir nefret, kin, bir Rus adı ve Rus kokusu olan her şeye karşı bir nefret besledim.

Hayır, hayır, burada kalamam. St. Petersburg’da yaşayamam. Gitmeliyim. Ama nereye ve nasıl?

Ben sadece 19 yaşındaydım. Ah, o çağın yüce cesareti, sıcaklığı, ilgisizliği ve inisiyatifi! “Paris, Paris” diye bağırdım bir sesle. Evet, Paris’e gideceğim. Orada okuyacağım, oradaki üniversiteden mezun olacağım ve bu şekilde Ruslardan yakıcı bir intikam alacağım ve yüksek düzeyde bir özgüven alacağım.” (Ehmed, 2019)

Emin entelektüellerinden farklı olarak onun tercihi Paris’ten yana olacaktır. 1888’de Paris’e geldiğinde zor koşullar altında hayatını devam ettirmiştir. Paris’teki bugünler onun için hayat sınavının bir parçası olarak gözükmektedir. Bu ağır günler onun deyimiyle bir sınav niteliği taşımaktadır. “İnsan gelişimi için kara günler beyaz günlerden daha önemlidir” (Ağaoğlu S. , 1940, s. 112) cümlesini sarf ederek, mücadelesini gösterebilmiştir. 

Paris’te Hukuk fakültesine kaydolur. Ardından Rusya’dan gelen misafirlerin ikamet ettiği Hotel de Petersburga’ya bir arkadaşının tavsiyesiyle yerleşir. Ardından masraflar fazla geldiği için iki Gürcü öğrenci arkadaşıyla birlikte kalabileceği kiralık bir oda aramaya başlarlar (Ehmed, 2019, s. 74). Ahmet Ağaoğlu bu dönemde Fransızca öğrenmeye başlar. Bu dönemde Ağaoğlu’nun fikir hayatını etkileyen akademisyenler ve yazarlarla tanışır. Kütüphanelerde sıkça araştırmalar yapan Ağaoğlu, Avrupa’nın hayat tarzını öğrenmeye çalışır. College de Franse’dan mezun olduktan sonra 1894 yılında Paris’ten Kafkasya’ya geri döner. 

Gazetecilik hayatına “La nouvelle Revue” ve “Revue Bleu” gibi mecmualarda başlamaktadır. Bu mecmualarda Şark hayatının nitelikleri ile ilgili yazılar kaleme alır. Aynı dönemde Darmesteter gibi büyük yazarların edebi toplantılarına iştirak eder (Georgeon, 1994). Fransız devriminin etkilerini, Paris’e gittikten sonra ciddi bir şekilde fikirlerinde hissettirecektir. Böylelikle Liberalizm fikri ile tanışıklığı başlamış olacak, sonraki faaliyetleri de bu çerçevede geliştirilmiştir (Akalın, 2004, s. 18). Bu dönemde Fransa’da Jön Türkler ile tanışmış, içlerinden Ahmet Rıza Bey ile tanışmış; Türkiye’deki faaliyetlerindeki tutumu bu temasın etkilerini içinde barındıracaktır.

Fransa’da eğitim aldığı dönemde, bir filozof ve tarihçi olan Ernest Renan, College de France’da haftalık dersler vermekte ve James Darmstetter, Uygulamalı Araştırma Enstitüsü’nde “Doğu Halkları Tarihi” üzerine bir dizi seminerler yapmaktaydı. Ağaoğlu da bu önemli şahısların fikirlerini dinlemek maksadıyla derslerine girmektedir. Bu yüzden Ağaoğlu’nun fikri oluşumunda her iki kişi de büyük rol oynadı.

1892’de Londrada düzenlenmiş Uluslararası Şarkiyatçılar Kongresi’nde “Şii Mehzebindeki Mazdeki İnançlar” konusu üzerine bir sunum gerçekleştirmiş, bu sunumun metni Cambridge Üniversitesi’nde neşrettirilmiştir (Hüseynov, 1998, s. 6). Ağaoğlu’nun bu döneminde François Georgeon’nin yazdığı gibi, makalelerinde İran kültürünün Türk ve Arap-Müslüman üzerindeki üstünlüğüne işaret etmiştir. Kısacası, Paris döneminde Pan-Türkizm ideolojisinin Ağaoğlu’nun fikirlerine yakın olduğunu hiçbir şekilde iddia etmek mümkün değil (Georgeon, 1994). 

Ağaoğlu’nun Paris yıllarının ardından memlekete dönmesi ile fikri dönüşümlere faaliyete dönüştürme şansına sahip oldu. Zaten Paris döneminde Bakü’de çıkartılan “Kaspi” gazetesine yazılar yollamaktadır. 1894’te Paris’te altı yıl geçirdikten sonra, Ahmet Bey ve Tiflis gimnazyumunda Fransızca dersleri vermeye başladı (Zhigulskaya, 2018). 

Azerbaycan’da bu dönemde ciddi siyasi ve sosyal değişimler yaşanmaktaydı. Kendi milli burjuvazisini oluşturmuş Azerbaycan, entelektüel hayatını da bu çerçevede tasarlamaktaydı. 1905’te Rusya’da yaşanan devrimin ardından, entelektüeller bu durumun bir hareketlilik yarattığının farkına varmış ve kendi idealarını başarıya ulaştırmak için çaba göstermeye başlamışlardır (Aliyeva, 2013). Bu döneme damgasını vuran fikir akımı Cedidçilik hareketidir. Cedidçilik fikri üç temel ilke üzerinde inşa edildi. Ali bey Hüseyinzade, bunları şu şekilde ifade edecektir: “Türkleşmek, İslamlaşmak, Avrupalılaşmak” (Hüseynzade, 1907). Böylelikle Azerbaycan milli burjuvazisi, kendi cemiyetini yaratmak maksadı ile kimlik sorununun üzerine gidecektir. Ağaoğlu’da Kafkasya’ya döndükten sonra bu hareketin liderlerinden birine dönüşecektir. 

Ağaoğlu Kafkasya günlerinde, matbuat hayatının önde gelen yazarlarından biri oldu. Rusya Müslümanlarının sorunlarıyla ilgili makalelerini “Hazar”, “Şark-ı Rus”, “Hayat”, “İrşad”, “Terakki” gibi gazetelerde aktif olarak yayınladı. Bu gazetelerin fikri dünyası da birbirlerinden farklıydı. “Hayat” gazetesi, Kafkas Müslümanlarının haklarını savundu ve aynı zamanda din içi çelişkileri ortadan kaldırma fikrini destekledi. “İrşad” anayasal demokratik, liberal çizgiye bağlı kaldı ve o dönemin en yetkili yayınlarından biri olma görevini yürüttü. İrşad’ın kapatılmasının ardından onun çizgisinde yayınını sürdüren Terakki gazetesinin editörlüğünü yaptı ve bu nedenle Pan-İslamist yönelimle suçlandığı gerekçesiyle resmi makamlarca kısa süre sonra kapatıldı (Zhigulskaya, 2018). Bu dönemde matbuat hayatındaki Çarlık baskısını ciddi derecede hissederiz. Hatta 19. yüzyılın sonunda, Rusya İmparatorluğu Basım Genel Müdürlüğü başkanı Soloviev, Azerbaycan’da bir gazete çıkarmak için izin almaya çalışan Muhammed Şaktaktinski’ye şunları söyledi: “Azerbaycan dilinde gazetenin yayınlanmasına izin veremem. Halkınızın neden bir gazeteye ihtiyacı var? Sizin aydınlarınız Rusça okumalı, sıradan Azerbaycanlılar ise koyunlarını otlatmalı.” (Şahtaxtinski, 1905). 

Bu engelleyici tavır, Azerbaycan’ın milli burjuvazisinin tepkisinin nedenini açıklamaktadır. Bu sebeple Azerbaycan Türkü bir zengin olan Tağızade’nin “Kaspi” gazetesi milli aydınlarımızın Rusça yayınlanan bir entelektüel çabanın merkezi olmuştur. Ali Merdan bey Topçubaşov’un editörlüğünü yaptığı gazete, Ali bey Hüseynzade, Hasan bey Zardabi, Firidun bey Koçarlı ve Ahmet Ağaoğlu gibi aydınların makalelerini yayımladı (Həsənli, 2010, s. 76). Burada ele aldığı yazılarda Ağaoğlu, toplumun dönüşümünde en önemli etkenin kültürel dönüşüm olduğunu vurgulamaktadır. Ağaoğlu’nun kadının konumu ile ilgili getirdiği reformist düşünceler bir ilk olma özelliği taşımaktadır. Onun görüşünde kadının bağımsız olmadığı herhangi bir düzende gelişme mümkün değildir. Ağaoğlu’nun “Kaspi” gazetesine yazdığı yazılar gazeteyi popüler hale getirdi. Farklı zamanlarda gazetenin tirajı 10.000’e ulaştı ve bu günlük gazete için büyük bir başarı oldu (Shissler, 2013, s. 205). 

“İslam, Axund və Hatifülqeyb” eserinde ise eleştirdiği konu mezheplerin çokluğundan ortaya çıkan karmaşık düzendir. Mollaları hedef göstererek, dine en çok onların zarar verdiğinden bahseder. Böylece bölgedeki mollaların tepkisini üstüne çeker. Hakkında ölüm fetvası çıkarılır. Bu durumun sonucunda Ağaoğlu altı ay eve kapanır, Tağızade’nin araya girmesiyle olaylar normale dönmüştür (Ağaoğlu S. , Babamdan Hatıralar, 2020, s. 154). Bu reformist düşünceleri sonraki dönemlerde de onu sorunlarla karşı karşıya getirecektir. Bölgedeki din adamları onu bu eseri yüzünden sistematik bir baskıya maruz bıraksa da şark dünyasında Ağaoğlu’nu ünlü yapan bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır. Eserlerinde Müslüman dünyasının durumunu anlatan Ahmed Bey, bu zor durumun nedenlerini araştırdı ve İslam dünyasına iftira atan Avrupalı ​​yazarlara uygun cevaplar verdi, çıkış yolunu aydınlanma ve mücadelede gördü. Eserleri “Şerqi-Rus” gazetesinin yanında Tiflis’te, Kalküta ve Kahire’de yayınlandı (Ahmedov, 2006, s. 218). 

1905’te Rusya’da yaşanan devrim neticesinde “Duma” adı verilen bir meclis oluşturulmuştur. Böylelikle hareketli bir milli burjuvazi oluşturmuş Rusya Türkler’i bu Duma’da kendilerini temsil edeceklerdi. Ağaoğlu da 1905’te Bakü Duma’sının temsilcisi oldu. Bu dönemde Bakü şehrinin ilerleme kat etmesinde büyük rollerde bulundu. Aynı zamanda Eğitim faaliyetleri yürüten organlarda da kendisine görevler verildi (Balayev, 2018, s. 140-141). Azerbaycan Türklerinin talep ve önerilerini H.Z.Tağıyev’in evinde tartışan milli burjuvazinin simaları, bu talepleri Petersburg’a ulaştırmak için bir heyet oluşturdular.  Ahmed bey Ağaoğlu, Alimerdan Bey Topçubaşov, Ali bey Hüseynzade gibi görkemli Türkçüler’in yer aldığı bu ekip sonrasında Petersburg’a yollandı. St. Petersburg’a vardıktan sonra Ağaoğlu, “St. Petersburg Vedomosti” gazetesinde “Правда о бакинских событиях” (Bakü hadiselerine dair hakikatlar) başlıklı bir yazı yayınladı. Bu dönemin gazeteleri incelendiğinde Ermeni gazetecilerin tekeline aldığı bir anlayış mevcudiyetinde yazılan bu yazı başarılı bir adım olarak karşımıza çıkmaktadır. Kamuoyu nezdinde 1905’te Bakü’de yaşanan olaylarda ezilen olarak görülen Ermeniler’in 1905’te gerçekleştirdikleri mezalimlerin Rus matbuatındaki ilk güçlü savunması bu yazı sayılabilir. 

Azerbaycan Türkleri ile Ermeniler arasındaki siyasi çatışmaların alevlendiği bu dönemde, Tiflis’te temsilcilerin iştirak ettiği bir kurultay gerçekleşmiştir. “Barışıq Kurultayı” olarak anılan bu kurultaydan sonuç alınamadığı için Ağaoğlu, Türk faaliyetlerini hukuki bir zeminde korumak maksadıyla “Difai” hareketini oluşturacaktır. Aynı zamanda silahlı bir mücadeleye dönüşen bu durumdan ötürü “Difai” hareketinin silahlı destelerinin de olmasını sağlamıştır. Azerbaycan’ın pek çok yöresinde bu silahlı desteler ciddi savunmalar yaratmıştır (Ahmedov, 2006, s. 218). Bu hareketin ardından Çarizm politikaları, sertleşmeye başlayacaktır. Böylelikle II.Meşrutiyet’in yaşandığı Osmanlı’da, siyasi zeminin daha güvenli olduğunu düşünen entelektüeller; bu bölgeye geçerek faaliyetlerini devam ettirmiştir.

Osmanlı günlerinde Ağaoğlu’nu Fransa’da tanıştığı Jön Türkler sayesinde İttihat ve Terakki oluşumunun içinde görmekteyiz. İstanbul’da “Sırat-ı Müstakim” ve “Hikmet” gibi dergilerde yazılar yazmaktadır. Ardından Tercüman-ı Hakikat’ta baş editör gibi görev alan Ağaoğlu, Türk Yurdu cemiyetinin de kurucuları arasında yer almaktadır (Tuncer, 2012). Matbuat hayatında girdiği tartışmalarda ise genellikle Türkçülük ve İslam fikirlerinin birbirine çok da ters olmadığını kanıtlamak çabasındadır. İlerleyen süreçte İngiltere-Azerbaycan görüşmelerinde başkan sıfatıyla iştirak etmiş, Paris Barış Konferansı’na gitmesi ise İngilizler tarafından engellenmiştir. Bu dönemde Malta’ya sürgüne yollanmıştır. 

28 Mayıs 1918’de Azerbaycan Halk Cumhuriyeti bağımsızlığı ilan eder. Ardından “Batum Mukavelesi” sebebiyle Osmanlı’dan askeri yardım beklemektedirler. Böylelikle Kafkas İslam Ordusu, Nuri Paşa komutanlığında yola çıkar. Ancak Nuri Paşa ordusu ile Gence şehrine geldiğinde mevcut hükümet ile anlaşmazlık yaşmaktadır. Azerbaycan siyasi tarihi için farklı bir dönem olan “İyun Böhranı” (Haziran Buhranı) yaşanır. Buradaki temel mesele Azerbaycan’ın Osmanlı Devleti’ne birleşip, birleşmemesi sorunudur. Ağaoğlu’nun fikri birleşmeden yanadır. Birbirine her açıdan bu kadar yakın olan bir milletin; iki farklı devlette temsil edilmesine “bölücülük” gözüyle bakmaktadır (Balayev, 2018, s. 338).

Osmanlı sınırları i̇çindeki günlerde İttihat ve Terakki üyesi olduğu için tutuklanacaklar listesinde adı geçmekteydi. Pek çok kaynakta partinin lideri, ciddi bir taraftarı aynı zamanda müttefik devletlerin düşmanı gibi tanımlamakdaydı (Balayev, 2018, s. 363). İngiliz ve Fransız temsilciler onu açıkça tehlike olarak nitelendirmektedir. Bu temsilcilerin deyimiyle: “Azerbaycan heyeti Ahmed Bey Ağaoğlu’nu yanına almamalıdır. Her zaman aleyhimize konuşan ve yazan bir Türk gazeteci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olarak istenmeyen bir kişidir.” (Həsənli, Russkaya revolyutsiya i Azerbaydzhan: trudnyy put’ k nezavisimosti (1917–1920), 2011, s. 255). Azerbaycan’dan dostu Topçubaşov’un çabaları dahi onu hedef olmaktan kurtaramadı.

Malta dönemi öncesinde Bilal Şimşir’in kaleme aldığı bir araştırmada yayınladığı belgede, De Robesque’nin 6 Aralık 1919’da gönderdiği üç listede A. Ağaoğlu’nun adı birinci listenin ilk satırında yer alıyor. De Robesque tarafından derlenen listede ondan “Azerbaycan temsilcisi, propagandacı ve muhabir …” diye bahsedilmektedir (Akalın, 2004, s. 29). Malta Sürgünü günlerinde Ağaoğlu, Osmanlı hükümetini çok sert bir dille tenkid etmektedir. “Mütareke ve Sürgün Hatıraları” eserinde geçen sert tenkidi ise şöyledir: “Tarihte daha önce hiçbir devlet çocuklarını düşmanlarına teslim etmemiştir. Osmanlı devleti yavrularını kedi gibi yiyor. Tarihte daha önce hiçbir devlet bir din adamı, başkan, avukat (bakan, avukat), tutuklu, yazı işleri müdürü ve paşayı üç-dört ay cezasız kaldıktan sonra düşmana teslim etmedi. Bu rezaleti ancak Altıncı Sultan Mehmet gibi bir sefil yapar!” (Ağaoğlu A. , 2010, s. 84). 

Malta sürgününün ardından memlekete döndüğünde onu, Azerbaycan SSR Halk Komiserleri Konseyi Birinci Başkanı Nerimanov’un yönetimlerinde ciddi bir makam verdiklerine dair bir mektup karşılar. Bu mektuba karşın Ağaoğlu, Nerimanov’a şöyle cevap verecektir: 

“Əziz və möhtərəm Nəriman bəyəfəndi! Köhnə bir dost üçün göstərdiyiniz böyük ehtirama qarşı çox minnətdar və mütəşəkkirəm. Fəqət üç türlü düşüncə mənə bu ehtiramdan yararlanmağa mane olur.

1. Təmsil etdiyiniz fikir sisteminə qatılmamaqdayam.

2. Türklər üçün qurtuluş imkanının təkcə Osmanlı türklüyündə olduğu haqda sizə də məlum olan fikir və qənaətimdə qalmaqdayam.

3. Məni əsarətdən qurtararaq yenidən can və varlıq vermiş Ankaraya getməyin mənim üçün bir namus borcu olduğunu düşünməkdəyəm.

Bu üç düşüncə məni doğulduğum yer olan Azərbaycana gəlməkdən və təklif olunan yüksək məqamı qəbul etməkdən daşındırır. Sizin kimi hər şeydən əvvəl açıqlıq və doğruluğa qiymət verən bir şəxsin məni məzur görəcəyindən şübhə etmirəm. Türklük bölünmə qəbul etməyən bir tamdır. Məqsəd ona xidmətdir. Bu xidmət harada edilirsə müqəddəsdir, mübarəkdir !” (Ağaoğlu A. , 2010, s. 141).

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile birlikte, güçlü imajının bu dönemde de ciddi bir siyasi figür olarak ortaya çıktığını görmekteyiz. I. Meclis’in milletvekili olamamıştır. Çünkü bu dönemde Malta Sürgünü dönemini yaşmaktadır. Ancak onun hukukçu kimliği Teşkilat-ı Esasiye anayasasının hazırlayanlarından biri haline getirmiştir (Akalın, 2004, s. 33). Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde “Anayasa Hukuku” derslerine girmiştir. Aynı fakültede olan oğlu Samet Ağaoğlu için bir ayrıcalık tanımamıştır. Hatta Samet Ağaoğlu’nun aktardığına göre Sakarya Savaşı’nın tarihini ivedilikle hatırlayamayan Samet’i arkadaşlarının içinde azarlamıştır (Ağaoğlu S. , Demokrat Partinin Doğuş ve Yükseliş Sebepleri, 1972, s. 34).

Bu dönemde CHP’nin güçlü ideologlarından biri olmuş, Darülfünunda ders vermeye başlamıştır. 

Bu sürecin ardından Serbest Fırka günlerinde muhalefet dönemi başlayacaktır. Bu günler siyasi sorunlar yaşamasına sebebiyet verecektir. Süreyya Ağaoğlu’nun hatıralarından okuduğumuz kadarıyla bu günlerde Ağaoğlu ailesinin Keçiören’deki evlerinin önünde daima sivil giyimli polisler nöbet tutmaktadır. Hatta bir keresinde Ahmet Bey bu polislerden birini, soğuk olduğu için eve davet etmiştir (Ağaoğlu S. , 1984, s. 59).  

Matbuat hayatındaki parlak tavrı, bu dönemde de karşımıza çıkmaktadır. “Akın” adıyla bir gazete çıkarır. Ağaoğlu’nun başı sık sık bu gazeteye yöneltilen ağır suçlamalar ile belaya girecektir. Hatta çıkarıldığı bir mahkemede bu duruma karşın şöyle bir izahta bulunur: “İzninizle birkaç söz söylemek istiyorum. Beni mahkemeye veren bir zamanlar benim öğrencim olan biri imiş. Eğer beni gerçekten de cezalandırmak gerekiyorsa, bunu anayasa hukuku profesörü olmama rağmen kendi öğrencime “özgür düşünce” ve “ifade özgürlüğü” kavramlarını doğru bir şekilde açıklamadığım için yapmalısınız.” (Ağaoğlu S. , 1984, s. 64). Bu gazete, Mustafa Kemal ile de aralarında sert sürtüşmelere sebep olacaktır. Hatta Mustafa Kemal ona Akın’da yayınlanan yazıları sebebiyle aynı anda hem üniversitede ders vermesinin hem de muhalefet olmasının uygun olmayacağını söylemiştir (Ağaoğlu S. , Babamın Arkadaşları, 2020, s. 137). Atatürk bu tartışmanın sonucunda sözlerini keskinleştirerek, hakaret boyutuna ulaşır. Hatta Ağaoğlu’nun “Altmış milyonluk Türkün kalbine kılıç sapladınız” diye cevap verdiği suçlama olan “mülteci olduğunu unutmaması” uyarısına kadar gider (Ağaoğlu S. , 1984, s. 65) Bu sert tartışmanın ardından 1933 yılında Akın gazetesi devletin emriyle kapatılır. Aynı zamanda Ağaoğlu da fakültedeki işinden emekli edilir. Bu durumun ardından Ağaoğlu derin bir sarsıntı yaşamıştır. Serbest Fırka günlerinden arkadaşı olan Fethi Okyar’a bir mektup yazar: “Emekli edildim ve bundan sonra faal bir hayatın kapıları yüzüme kapandı. Tüm bunları size şikâyet etmek için yazmıyorum. Kalbimi gerçekten sevdiğim ve güvendiğim birine açarak biraz rahatlamak istiyorum. Şikâyet mi? Neden ve ne için? Beni tanıyorsuz. Altmış altı yaşına geldim. İçimi inceliyorum, kusuruma neden olacak hiçbir şey bulamıyorum … Benim için en ağır, en çekilmez dert hayatın dışına atılarak şaşkın ve seyirci durmaktır…” (Гулиев, 1997, s. 47).

            Ahmet Ağaoğlu 19 Mayıs 1939’da İstanbul’da karaciğer iltihaplanması sebebiyle kalp yetmezliğinden vefat etti. Cenazesi Teşvikiye Camii’ye getirildi. Cenazesinde Peyami Safa gibi yazarlar konuşma yapmış, pek çok aydın iştirak etmiştir.

Kaynakça

Гулиев, В. (1997). Агаоглулар. Бакы: Озан.

Ahmedov, S. (2006). Azerbaycan Tarihinden Yüz Şehsiyyet. Bakü: Ayna Metbu Evi.

Akalın, G. (2004). Türk Düşünce Ve Siyasi Hayatında Ahmet Ağaoğlu. Bakü: AzAtaM.

Akçura, Y. (1978). Türkçülüğün Tarihi. İstanbul: Türk Kültür Yayını.

Aliyeva, S. (2013). Azerbaydzhano Severokavkazskie Paralleli V Obschestvenno Kulturnyh Transformatsiyah Vo Vtoroy Polovine XIX Nachale XX Beka. Культурная жизнь Юга России, 2(49), 16-19.

Ağaoğlu, Ə. b. (2019). Şuşa, Peterburq və Paris Xatirələri. Bakı: Çapar Yayınları.

Ağaoğlu, A. (2010). Mütareke Ve Sürgün Hatıraları. İstanbul: Doğu Kitapevi.

Ağaoğlu, S. (1940). Babamdan Hatıralar. Ankara: Kişisel Yayınlar.

Ağaoğlu, S. (1972). Demokrat Partinin Doğuş ve Yükseliş Sebepleri. İstanbul: Baha Matbaası.

Ağaoğlu, S. (1984). Bir Ömür Böyle Geçti. İstanbul: Ağaoğlu Yayınevi.

Ağaoğlu, S. (2020). Babamın Arkadaşları. İstanbul: İletişim Yayınları.

Ağaoğlu, S. (2020). Babamdan Hatıralar. İstanbul: İletişim Yayınları.

Balayev, A. (2018). Türkçülüyün Patriarhı Ahməd bey Ağaoğlu. Bakü: “TEAS-Press” Nəşriyyat evi.

Ehmed, D. (2019). Şuşa, Peterburq və Paris xatirələri. Bakı: Çapar Yayınları.

Georgeon, F. (1994). Azerbaycanlı Bir Entelektüelin Ortaya Çıkışı: Ahmet Ağaoğlunun Fransa Yılları (1888-1894). Toplumsal Tarih, 6-12.

Həsənli, C. (2010). Tarixi şəxsiyyətin tarixi: Əlimərdan bəy Topçubaşov. Bakı: ADA.

Həsənli, C. (2011). Russkaya revolyutsiya i Azerbaydzhan: trudnyy put’ k nezavisimosti (1917–1920). Moskova: Flinta.

Hüseynov, Ş. (1998). Əhmədbəy Ağaoğlunun Dünyagörüşü. Bakı: Azərnəşr.

Hüseynzade, A. B. (1907). İn’ikad Ediyoruz İntikad Olunuyoruz. Füzuyat.

Hacıyeva, L. (2012). Əhmədbəy Ağayevin publisistikası (“Kaspi” gəzetinin materialları əsasında). Bakı: Elm ve təhsil.

Rəcəbli, Q. (2013). Azərbaycan Tarixi. Bakı: Elm və təhsil.

Shissler, H. (2013). Between Two Empires: Ahmet Agaoglu and the New Turkey. I.B.Tauris.

Şahtaxtinski, M. a. (1905). Tiflisskiy listok qəzeti.

Tuncer, H. (2012). Türk Yurdu. Kolektif içinde, TDV İslâm Ansiklopedisi (Cilt 41, s. 550-551). İstanbul.

Zhigulskaya, D. V. (2018). Evolyutsiya Politicheskih Vzglyadov Ahmed Beka Agaeva Agaoglu. ПРОБЛЕМЫ ВОСТОКОВЕДЕНИЯ, 24-30.

Kürşat İsmayil

Hacettepe Üniversitesi, Tarih Yüksek Lisans. Kafkasya ve Rusya Tarihi ile ilgileniyorum. Rus ve İngiliz dillerinde çeviriler yapmaktayım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu