MakaleTürk Tarihi

Anonim Gesta Francorum’a Göre I.Haçlı Seferi’ne Katılan Haçlı Kontları

I.Haçlı Seferi'ne Katılan Haçlı Kontları Arasındaki İlişkiler

I. Haçlı Seferi, Bizans İmparatoru Aleksios Komnenos’un Türklerin İstanbul kıyılarına kadar gelmesinden sonra Papa’ya karşı yaptığı yardım çağrısıyla birlikte 1095’te Papa II. Urbanus’un Clermont Konsili’nde yaptığı çağrıyla başlamıştır. Bu seferin tanıklarından olan Gesta Francorum’un anonim yazarı, Haçlı kontlarının kendi aralarındaki görüşmelerde bizzat bulunmasa da seferde bizzat bulunduğundan ve Antakya Kuşatması hakkında detaylı bilgiler vermesinden dolayı kıymetlidir. Biz bu çalışmada Haçlı kontları arasındaki ilişkileri ve anlaşmazlıkları inceleyeceğiz.

İstanbul’a Kadar İlişkiler ve İmparator’a Sadakat Yemini

Clermont Konsili’nde Papa II. Urbanus’un Haçlı seferi çağrısı, Frank ülkesindeki bütün düklükler ve kontluklar üzerine etki edince; Franklar, Haç işaretini elbiselerinin sağ omuzlarına dikip, yazarın ifadesine göre cehennem ateşinden kurtulmak isteyerek yola çıktılar.[1]

Ana Haçlı ordusundan anonim yazarın da maiyetinde olduğu Bohemund, kalabalık bir Haçlı ordusunun geldiğini ve Kutsal Mezar yolunda olduklarını öğrendi. Orada bu Haçlılar hakkında tahkikat yaptırdı. Ona gelen raporda bu Haçlıların iyi silahlanmış oldukları bilgisini aldı ve Haçlıların Haç taşıdıklarını görünce giydiği paltosunu kestirip haçlar yapılması için gönderdi ve hazırlıklara başlandı. Yanına kardeşi Tankred’i ve çeşitli kimseleri de alarak yola çıktı.[2]

Bohemund yolda bir konsey toplayıp adamlarına Hristiyanlara zarar verilmemesi yönünde telkinlerde bulundu. Bohemund, imparatora karşı iyi görünmek istiyordu. Anonim yazara göre Bohemund, imparatora verdiği sözü tutmak ve geçtiği ülkede adil davranmak istiyordu. Ancak Bohemund, Tankred’in hal ve tavırlarını gördüğünden Tankred’e ve diğerlerine kızgındı. Bohemund, imparatorun yolda refakat eden adamlarına iyi davrandı ve onlara kendi adamlarının çaldıkları malları iade etti.[3]

Bohemund, İstanbul’a geldiğinde imparator gelen Haçlı kontlarını toplantıya davet eder. Dük Gottfried, kardeşi Balduin, St. Gilles Kontu (Raimund) da orada hazır bulundular. Bizanslılar, bağlılık yemini edilmesini isteyince Bohemund bunu reddetti. Fakat en sonunda imparatorun isteğini kabul etti. İmparator bu yemini Raimund’dan da isteyince kont buna razı olmadı. Dük Gottfried ve Kont Robert von Flandern diğer prensler gibi ona Hıristiyanlara karşı savaşmaya çalışmamasını tavsiye ettiler. Bohemund da Raimund’u bu konuda uyardı ve imparatorun aleyhinde iş yaparsa imparatorun yanında yer alacağını belirtti. Raimund da arkadaşlarının tavsiyesini tuttu ve imparatorun onuruna saygı duyacağına dair yemin etti ancak diğerleri gibi bir saygı duasında bulunmadı.[4]

Antakya’ya Kadar Haçlı Kontları Arasında Yaşananlar

İznik’i ele geçiren ve Eskişehir yakınlarında Türkleri mağlup eden Haçlılar, Eskişehir ve Konya’dan geçerek Ereğli’ye ulaştılar. Burada Tankred ve Dük Gottfried’in kardeşi Balduin buradan ayrılıp Pozantı vadisine yerleştiler. Tankred ve şövalyeleri kendilerini biraz bağımsız olarak görüp Tarsus’a geldiler. Tankred, şehir kapısı önünde yerleşti. Bu sırada Balduin ise ordusuyla diğer taraftan yaklaştı ve şehri paylaşmak için Tankred’le dostane bir görüşme yapmayı teklif etti. Ancak Tankred onun bu teklifini kesin bir dille reddetti. Gece olunca buradaki Türkler şehri terk ettiler. Şehrin önemli adamları şehri teslim etmek üzere kontların yanına gelince kontların tartıştığını fark ettiler. Şehrin önemli adamları tartışan iki konta ’’Türklere karşı bu kadar cesurca savaşan şövalyenin efendimiz ve prensimiz olmasını istiyoruz.’’ dediler. Ancak Balduin, bunun üzerine şehre beraber girip yağmalanması fikrinde bulundu ve kim daha çok alırsa alsın ganimet yapsın teklifinde bulundu. Tankred, Hıristiyanları yağmalamak istemediğini belirtti ve ilaveten bu şehrin sakinlerinin kendisini efendileri seçtiğini belirtti. Ancak Tankred, çok büyük bir ordusu olan Balduin’e karşı çıkamazdı. İsteyerek ya da istemeyerek şehri terk etti ve ordusuyla geri çekildi. Yolda Adana ve Misis de ele geçirildi.[5]

III. Antakya’nın Zaptına Kadar Haçlı Kontları Arasında Yaşananlar

Kayseri, Göksun, Maraş rotasını izleyen Ana Haçlı ordusu, en sonunda Antakya’ya vardı (21 Ekim 1097). Haçlılar, şehrin üç kapısını sıkı bir abluka altına aldılar. Kuşatma sırasında Haçlılar arasında açlık, sefalet ve uzun süren muhasara sonucunda ümitsizlikler yaşanmıştır.

Anonim yazar eserinin bir yerinde orduda sefalet ve açlıktan kaynaklanan bir hırsızlık hadisesinden söz etmiştir. Ordudaki sefalet nedeniyle Pierre L’Ermite ve Marangoz Wilhelm hırsızlık yaptılar. Tankred bunları yakalayarak geri getirdi. Wilhelm bütün geceyi Bohemund’un çadırında geçirdi ve ertesi gün Bohemund’un huzuruna getirildi. Bohemund onu azarladı ancak bütün Franklar ona ceza verilmemesi için Bohemund’a ricada bulundular. Bohemund onların ricasını kabul etti ancak Tankred’den de Wilhelm’e zarar vermemesi için yemin etmesini istedi. Tankred de bu sözleri duyunca kabul etti ve Wilhelm dışarı çıkarıldı. Anonim yazar burada atlarını iyi durumda tutabilmeyi başaran şövalyelerin azlığından yakınmaktadır.[6]

Şehre tek başına hâkim olmak isteyen ve çeşitli girişimlerde bulunan Bohemund, şehirdeki Firuz’la (Ermeni Firuz olarak kaynaklarda geçmektedir) bağlantı kurduktan sonra Haçlı liderleriyle bir toplantı yaptı ve onlara bu sıkıntılı şartlar altında iyi bir planı olana şehrin verilmesini teklif etti. Diğer prensler bunu hep birlikte reddettiler ve bu şehrin tek bir kişiye verilmemesi gerektiğini ve kendi aralarında bölüştürülmesi gerektiğinden bahsettiler. Bohemund bu cevabı alınca memnuniyetsizce oradan ayrıldı. Daha sonrasında Haçlı liderleri kendi aralarında istişare edip tartıştılar. İmparatora şehri verme şartıyla Bohemund’a şehri verebileceklerini konuştular. Bohemund’un şehri zorla hakimiyeti altına almasından çekiniyorlardı.[7]

Bir gün (11 Haziran 1098) Haçlı liderleri sıkıntılı ve endişeli bir şekilde dururlarken tanınmış bir papaz onlara rüyasını anlattı ve bundan etkilenen liderler, toplantı yaptılar ve kaçmayacaklarına dair yemin ettiler.[8]

Antakya ele geçirilmeden önce Kont Stephan von Chartres, hasta olduğunu belirtip İskenderun kalesine çekildi. Haçlılar, Kürboğa tarafından sıkıştırılınca Stephan, İskenderun’dan ayrılmış ve Antakya yakınlarındaki bir dağa gitmiş, orada da çadırlar görünce kaçmış ve Akşehir’de imparatorla karşılaşmıştır. İmparatorla görüşüp Antakya’daki arkadaşlarının öldürülmüş olabileceğini anlatmıştır. İmparatora geri dönmesini tavsiye etti. İmparator bu konuyu görüşmek üzere Bohemund’un kardeşi Guido[9] ve diğerleriyle toplandı. Guido, bunları duyunca üzüntüsünü belli etti ve onun konuşması üzerine Bizans ordusunda günlerce sürecek bir matem oldu. Sonunda imparatorluk ordusu geri dönme kararı aldı.[10]

28 Haziran 1098 günü iç kale de teslim oldu. İç kale ele geçirildiğinde kale emiri Raimund’un ona verdiği sancağı kendi kulesine dikti. Orada duran bazı Langobardlar duruma itiraz ettiler ve iç kalenin tepesine Bohemund’un sancağı asıldı.[11] İç kale alındıktan sonra liderler tartıştılar ve Büyük Hugo’yu (Hugo de Vermandois) İstanbul’daki imparatora gönderilip, imparatorun şehre gelerek şehri teslim almasını istediler. Meclis toplandı ve yaz sıcağında devam edilmemesinin ve Kasım ayının başlarında harekete devam etmeleri gerektiğine karar verdiler.[12]

Antakya’nın Zaptından Sonra Haçlı Kontlarının İlişkileri

Bütün Azizler Bayramı (1 Kasım 1098) yaklaşınca Haçlı liderlerinin hepsi Antakya’da toplandılar ve Kudüs’e nasıl gidecekleri konusunu görüştüler. Bohemund, Antakya’nın kendisine verilmesi için her gün dua ediyordu. Ancak St. Gilles Kontu Raimund, oyunu Bohemund lehinde kullanmak istemiyordu çünkü imparatora yapmış olduğu yeminin bozulmasından endişeleniyordu. Haçlılar toplantılarını doğru bir sonuca varacaklarını düşündükleri St. Peter Kilisesi’nde gerçekleştirdiler. Burada Raimund ve Bohemund tartıştılar ve sonunda Raimund ve Bohemund piskoposların huzurunda yeminler ettiler. Kudüs’e yapılan yolculuğu akamete uğratmayacaklarına dair söz verdiler.[13]

Haçlılar, 11 Aralık 1098’de Maarratunnuman’ı ele geçirdikten sonra 1 ay 4 gün burada kaldılar. Raimund’un iddiaları dolayısıyla Bohemund onunla anlaşamadı ve bu yüzden kızarak Antakya’ya geri döndü (31 Aralık 1098). Kont Raimund, diğer kontlara elçiler gönderip onların Rugia’ya gelmelerini ve kendisiyle görüşmelerini rica etti. Prenslerin hepsi oraya geldiler ve yolculuğun bundan sonraki kısmının nasıl olacağını görüştüler. Neticede bir sonuç alınamadı. Raimund, diğer Haçlı kontlarının hiçbirinin Kudüs’e doğru yola çıkmak istemediklerini görünce, 13 Ocak 1099’da yalınayak Marra’ya doğru gitti. Üç gün Kefertab’da kaldı ve orada Normandia Kontu (Robert) ona katıldı.[14]

1099 yılının şubat ayında Bohemund, Gottfried ve Flandern Kontu Lazikiye’ye geldiler ancak çeşitli sebeplerden ötürü Bohemund, çekilip Antakya’ya geri döndü. Kontlardan bazıları da Arka kuşatmasında öldüler.[15]

Nihayetinde Haçlılar, 15 Temmuz 1099’da Kudüs’ü ele geçirdiler ve burada katliamlar yaptılar. Şehrin ele geçirilmesinin sekizinci gününde Hıristiyanları koruması için idareci olarak Gottfried’i seçtiler. Haçlılar, Kahire emirinin onlarla savaşmak için Askalan’da toplandığını haber alırlar ve 12 Ağustos 1099’da Askalan Muharebesi’nde Müslümanları mağlup ettiler. Bu muharebenin öncesinde St. Gilles Kontu Raimund ve Norman Robert gerçekten bir savaş olacağını kanıksamadan savaşa gitmeyeceklerini söylediler. Muharebeden sonra Haçlı kontları yazarın ifadesiyle mutluluk saçarak Kudüs’e geri döndüler.[16]

 

Sonuç

Sonuç olarak I. Haçlı Seferi, Haçlılar açısından başarılı olmuş ancak sefere katılan kontların bazıları ya sefer sırasında ölmüş ya kaçmışlar ya da yeni kurulan Haçlı kontluklarının başlarına geçmişlerdir. Ortaçağ’da Haçlı Seferleri adı verilen dini görünümlü siyasi, sosyal ve ekonomik sebeplerin etmen olduğu askeri seferlerde böyle münakaşalara şahit olmakla birlikte I. Haçlı Seferi’nin görgü tanığı Gesta Francorum’un anonim yazarı, yaşanılanları ve ihtilafları gözler önüne sermiştir. Sefere günahlardan kurtulmak için çıkan kontlar, sokaklarından süt ve bal akan şehir olarak tasvir edilen Kudüs’ün sokaklarını bileklere kadar kan içinde bırakmışlar, kendileri ise seferin başarılı olmasından sonra bile kendi aralarında mücadeleye ve çatışmalara girişmişlerdir.

[1] Anonim, Anonim Haçlı Tarihi, çev. Ergin Ayan, İstanbul, Selenge Yayınları, 2013, s. 49-50.

[2] A.g.e., s. 58-59. Burada ilginç detay Tankred, Bohemund’un kardeşi değil yeğenidir.

[3] A.g.e., s. 61.

[4] A.g.e., s. 63-65.

[5] A.g.e., s. 77-78.

[6] A.g.e., s. 89-92.

[7] A.g.e., s. 102-103.

[8] A.g.e., s. 116-117.

[9] Aslında Bohemund’un üvey kardeşidir.

[10] A.g.e., s. 123-125.

[11] A.g.e., s. 129-133.

[12] A.g.e., s. 134-135.

[13] A.g.e., s. 137-138.

[14] A.g.e., s. 140-144.

[15] A.g.e., s. 147-148.

[16] A.g.e., s. 158-163.

KAYNAKÇA

 ANONİM, Anonim Haçlı Tarihi, çev. Ergin Ayan, İstanbul, Selenge Yayınları, 2013.

Anadolu Tarih

Anadolu Tarih'in resmi hesabıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu