Dünya TarihiDüşünceTarihte Kadın

Antik Yunan Kültüründe ‘Symposium’ ve Kadınlar

Antik Yunan kültürünün temel ritüellerinden birini oluşturan symposium, aristokrat erkeklerin bir araya gelerek yiyip içtikleri, siyasi ve felsefi konularda sohbet ettikleri, kimi zaman da sadece eğlendikleri özel toplantıları ifade ediyordu. M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren şekillenen etkinlikte dans, müzik, şiir ve şarap vazgeçilmez unsurlardandı. Atina’nın klasik döneminde erkekler tarafından tanımlanmış olan symposium zamanla değişime uğradı ve kadınların varlığı çok daha görünür hale geldi. M.Ö. 5. yüzyılda ise yalnızca soylular değil, tüccarlar, esnaflar ve askerler de symposium düzenlemeye başladılar. Etkinliğin kendine has bir rutini vardı. Konuklar gruptan birinin evinde toplanıp symposium için kullanılan odada (andrōn) yerlerini alıyorlardı. Ziyafetin ardından oyunlar oynanıyor, hikaye anlatımları yapılıyor, günlük hayattan sorunlar üzerine tartışılıyor, tavsiyeler veriliyor, şarkılar ve şiirler eşliğinde eğlenceler düzenleniyordu. Burada icra edilen performansların isimleri de vardı. Örneğin her konuğun sırayla eşlik etmesiyle söylenen şarkılara skolia adı veriliyordu. Siyasi konular tartışıldığında hiciv niyetiyle söylenen şiir veya şarkılara ise silloi deniliyordu. Bu yönleriyle symposium, bir ziyafetten çok daha fazlasıydı. Hatta ünlü filozof Plato’nun Yasalar adlı eserinde belirttiğine göre vatandaşın erdemini ölçmek için bu tip etkinlikler büyük önem arz ediyordu. Yunan medeniyetinin esas parçalarından birini oluşturan symposium, geçmişten günümüze birçok kez araştırıldı, tartışıldı, üzerine makaleler yazıldı. Çalışmalarda genellikle kadınların bu toplantılardaki varlığı hafife alındı ve ‘Yurttaş kadınlar Yunan symposia’sında yer alamazdı’ genellemesine varıldı. Kadınların buradaki konumları hetairai adı verilen, dansları, müzikleri ve cinsellikleriyle erkekleri eğlendiren, yüksek eğitim görmüş ancak kısmen köle statüsünde olan bir grupla sınırlandırıldı. Hetairai  haricinde aristokrat veya filozof kadınların ortamdaki varlığından ise pek fazla bahsedilmedi.Ancak çoğunlukla erkekler tarafından tanımlanmış ve ortaya çıkarılmış antik eserlerdeki symposium tasvirleri, bu çıkarımı yapmak için yeterli olmayabilir.

KADINLAR VE SYMPOSIUM

Aristokrat erkeklerin bir rekabet içinde oldukları Eski Yunan dünyasında symposium, özellikle ilk ortaya çıktığı zamanlarda güç gösterilerinin merkeziydi. Erkekler saygınlıklarını ispatlamanın yollarından biri olarak şiddete başvuruyordu ve buna maruz kalanlar sıklıkla özel toplantılardaki hetairai sınıfından kadınlardı. En azından Atina’nın arkaik döneminde, soylu kadınların bu geleneksel ve erkek tanımlı partilerde bulunmaları hoş karşılanmıyordu. M.Ö. 1. yüzyılda yaşamış olan biyografi yazarı Cornelius Nepos da bu zihniyetten bahsediyordu: “Yunanlıların utanç verici bulduğu çoğu şeyi kanuna uygun hale getirmişiz. Örneğin eşini akşam yemeğine götüren bir Romalı’nın yüzü hiç kızarır mı? Ama Yunanistan’da durum çok farklı, onlar kadınları partiye kabul etmezlerdi.” Nepos, burada yüksek ihtimalle kadınlara yönelik görüşlerini temellendirmek adına Atina’nın yalnızca arkaik döneminden bahsediyor ve bilginin almak istediği kadarını alıyordu. Fakat Antik Yunanistan’da kadınların eşleriyle birlikte symposium’a katıldıkları ve burada felsefi tartışmalar yaptıkları görülüyordu. M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış olan ve soylu bir aileden gelen kadın filozof Hipparkhia’yı örnek olarak gösterebiliriz. Ailesinin istediği tarzda bir evlilik yapmayı reddeden ve böylece aristokrat yaşamından uzaklaşan Hipparkhia, Kinik filozof Krates ile evlendi. Kinizm felsefesine uygun olarak hiçbir mülke sahip olmadan, gezgin bir hayatı paylaşmayı tercih ettiler. Buna rağmen soylu sınıfın çoğu bu çifte hayranlık duyuyor,  onların özverili ve erdemli yaşadığını düşünüyorlardı. Bu yüzden ziyafetlere sık sık davet ediliyor, felsefi tartışmalarda bulunmaları isteniyordu. Hatta bir münazara sırasında erkek bir filozofu alt eden Hipparkhia, erkeklerin canını sıkmış ve ortamdan kovulmak istenmişti. Bu noktada kadınların toplantılardaki varlığı her ne kadar kabul edilse de, asırlardır devam eden zihniyetin ve kadın karşısında yenik düştüğünü düşünen erkeğin egosu zedelendiği anda gösterdiği tepkinin pek değişmediğini söyleyebiliriz.

Büyük İskender’in fetihleri ve Helenistik Çağ’ın başlangıcıyla, toplumsal cinsiyet ve sınıf ayrımı bambaşka bir dönüşüm geçirdi. Kadınların toplumsal hayat içerisinde rolleri daha geniş kapsamlı bir hal aldı, ekonomik bağımsızlıklarını kazanabilecekleri bir ortam oluştu. Arkaik dönemin aksine, Helenistik eserlerde kadın tasvirleri daha da yoğunlaştı. Bu dönemde kadınlar sınırlı şekilde eşlerinin yanında katıldıkları ziyafetlerin yanı sıra, kendi aralarında eğlenceler ve toplantılar da düzenlediler. Bir aradayken hem dokuma etkinlikleri düzenleyerek işlerini yapıyor, hem de eğleniyorlardı. Bu etkinliklerde hazırlanan yiyecekler yaşlı kadınlar ve genç kızlarla paylaşılıyor, böylece bir kadın dayanışması meydana geliyordu. Oyun yazarı Menandros, ‘Sunaristosai’ yani Kahvaltıda Kadınlar adlı komedi oyununda bu etkinliklere değinmişti. Bugün Zeugma Mozaik Müzesi’nde yer alan ve sanatçı Zosimos tarafından yapılmış olan Kahvaltıda Kadınlar adlı mozaiğin bu oyundan esinlenerek yapıldığı düşünülüyor. Antik Yunanlı kadınların en önemli etkinliklerinden biri de Tanrıça Demeter adına düzenlenen Thesmophoria adlı güz festivaliydi. Üç gün süren büyük festivalde devlet, kadınlara fon sağlıyordu. Aristokrat erkekler de eşlerinin etkinlikte aktif rol alabilmesi için sponsor oluyorlardı. Kadınlar burada yeni arkadaşlıklar kuruyor, iş fırsatları yakalıyor ve sosyalleşiyorlardı. Bunların yanı sıra, erkeklerin de katıldığı ancak organizasyonun kadınlar tarafından yapıldığı partiler, münazaralar ve festivaller de düzenleniyordu. Bu tip etkinliklerde yemeğin verileceği, hikaye anlatımlarının sırası ve içeriği kadınlar tarafından belirlenirdi. Yine Menandros tarafından kaleme alınan Dyskolos adlı eserde Pan adına düzenlenen ve kadınlar tarafından yönetilen bir ziyafetten bahsediliyordu.

MİTOLOJİK ANLATILARDA SYMPOSIUM

Eski Yunanistan’da mitolojik anlatıların aslında toplumsal hayatın bir yansıması olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda, bu hikayeleri okuyarak kadınların symposium’daki konumu hakkında daha net çıkarımlar yapabiliriz. Yunan mitolojisinde tüm tanrılar, kadın-erkek ayrımı olmaksızın bir arada ziyafet verir. İnsani özelliklerin atfedildiği bu tanrılar, ziyafetler ve partiler sayesinde siyasi veya sosyal birliktelikler kurdukları gibi bazı anlaşmazlıklar yaşayıp kaos da çıkarabilirler. Ancak toplanmalarının sebebi veya sonucu her ne olursa olsun, güçlü tanrıçaların bu ortamdaki varlığı tartışmasız bir gerçektir. Baş Tanrıça Hera’nın, eşi Zeus’un olmadığı bir ziyafette konuşma yaparak savaş tanrısı Ares’i Zeus’a karşı gelmesi için kışkırtması, kadınların bu etkinliklerdeki varlıklarının önemli bir örneğini oluşturur. Bir başka örnek ise Spartalı Helen’dir. Erkeklerin bulunduğu bir symposium’un liderliğini yapan Helen, bir yandan şarap dağıtımını organize edip hata yapanları azarlarken bir yandan da ortamın sıkıcı olmaması için insanların  birbirlerine hikayeler anlatmalarını önerir. Yaygın görüşün aksine bu toplantılarda aristokrat kadınlar sık sık yer alır. Agamemnon’un kızı Iphıgenia’da bu duruma örnek teşkil edenlerden biridir. Symposium’daki eğlenceler sırasında kimi zaman koroyu yönlendirir kimi zaman da şarkılar söyler. Antik Yunan efsaneleri, henüz çocuk yaşta okulda ezberlenmeye başlanan ve toplumun önemli dinamiklerini oluşturan parçalardı. Eski Yunanlılar bu anlatıları yalnızca edebiyat ve sanat için değil, aynı zamanda bir yaşam modeli olarak benimsemek için okuyor ve ezberliyorlardı. Bu yüzden mitolojik hikayelerin daha da çoğaltabileceğimiz symposium örnekleri, kadınların bu toplantılarda yalnızca erkekleri eğlendirmek maksadıyla bulunan köleler olmadıkları çıkarımını yapmak için önem arz ediyor.

SONUÇ

Antik Yunan ziyafetlerinde kadınların varlığı çoğunlukla hetairai üzerinden tartışılsa da, gerek mitolojik anlatılar gerekse dönemin yazılı ve görsek kaynakları göz önünde bulundurulduğunda filozof veya soylu kadınların, ev hanımlarının bu etkinliklerdeki aktif rolleri yadsınamaz. Özellikle arkaik dönem çanak çömlekleri ve diğer pek çok sanat eserinde kadınların yalnızca erkekleri eğlendirmek için symposium’da bulundukları anların tasvir edilmesi, eserler çoğunlukla erkekler tarafından ortaya çıkarıldığı için dönemin zihniyetinin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Klasik Yunan kültüründe kadınlara yönelik bakış açısı ve köle statüsünde olanların symposium’larda uğradıkları sözel, duygusal ve cinsel şiddet, tartışmasız bir gerçek. Ancak erkek egemen toplumda baskılanan kadınların başarıları, siyasi, sanatsal ve sosyal alanlardaki varlıkları onları baskılayan zihniyet tarafından hafife alındı ve görünür kılınmadı. En çok da dönemin görsel eserlerinde karşımıza çıkan bu durum, günümüzde de bu kadınların symposium’daki varlığını tartışmak açısından manipüle edici bir hal alabiliyor.

KAYNAKLAR

Lynch, Kathleen M. “More Thoughts on the Space of the Symposium.” British School at Athens Studies 15 (2007): 243–49.

Olsen, Sarah. “The Dancing Girls of Ancient Greece: Performance, Agency and Entertainment.” Clio. Women, Gender, History, no. 46 (2017): 20–41.

CORNER, SEAN. “DID ‘RESPECTABLE’ WOMEN ATTEND SYMPOSIA?” Greece & Rome 59, no. 1 (2012): 34–45.

Burton, Joan. “Women’s Commensality in the Ancient Greek World.” Greece & Rome 45, no. 2 (1998): 143–65.

Beyza Kirişçi

Boğaziçi Üniversitesi - Eski Çağ Tarihi, Mitoloji, Arkeoloji, Tarih Yazımı

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu