Dünya Tarihi

Antik Mısır Geleneklerini Yıkan Firavun

  • AKHENATEN

    Mısır’ın Yeni Krallık Dönemi’nde hüküm süren ve 18. Hanedan’a mensup olan Firavun Akhenaten (MÖ 1353-1336) tarihin en ilginç figürlerinden biriydi. III. Amenhotep’in oğlu, meşhur kraliçe Nefertiti’nin eşi ve gizemli çocuk firavun Tutankamon’un babasıydı. Önceleri o da babası gibi Amenhotep ismini kullandı. Bu ad, “Amon’un hoşnut olduğu kimse” anlamına geliyordu. Antik Mısır inancına göre Amon, tüm tanrıların tanrısıydı. Saltanatının ilk beş yılı Mısır’da normal denilecek şekilde ilerledi. Firavun, ülkesinin dini geleneklerine aykırı bir davranışta bulunmuyordu. Ancak her şey bir anda değişti. Ancak her şey bir anda değişti. Beşinci yılında ‘Amon’un hoşnut olduğu’ anlamına gelen ismini değiştirdi ve ‘Aten’in hizmetkarı’ (Akhenaten) adını aldı. Peki neden bu seçimi yapmıştı?

    Firavun, büyük bir dini dönüşüm sürecinin içindeydi. Mısır’ın kadim inançlarına karşı çıkıyordu. Yıllardır devam eden Amon’a ve diğer tanrılara tapma kültünü terk ederek, tek yaratıcı olarak gördüğü Aten’e ibadet edeceğini söylüyordu. Firavunların ‘tanrı-kral’ olarak görülmesini reddediyor, kendisinin de bir insan olduğunu ısrarla savunuyordu. Akhenaten’in reformları tapınak rahiplerinin refahına gölge düşürmüştü. Yıllarca zenginlik ve nüfuz bakımından neredeyse sarayla aynı düzeye ulaşan rahipler, kurdukları otoritenin bozulmasından rahatsızlardı. Bu yüzden halkı da kışkırtmak istediler ve Akhenaten’i ‘sapkın firavun’ ilan ettiler. Firavunun ise vazgeçmeye niyeti yoktu. Ülkedeki tüm putları kaldırdı ve Amon tapınaklarını kapattı. Kralların tanrı olmadığını kanıtlamak için halkın içine çıktı. Sihri, büyüyü ve falcılığı yasakladı. Bazı tarihçilere göre Hz. Yusuf ile aynı dönemde yaşayıp ondan etkilenmişti. Bazıları ise Hz. Yusuf’un Akhenaten’den önce yaşadığını ancak yine de fikirlerinin onu etkilediğini söyledi. Akhenaten, bir süre sonra Teb’i terk ederek, Nil Nehri’nin doğu kıyısında, daha önce kimsenin yerleşmediği bir alana Amarna şehrini kurdu ve eşi Nefertiti ile buraya taşındı. Böylece tarihe ‘Amarna Çağı’ olarak geçen ilginç dönem başlamış oldu.
  • AMARNA ÇAĞI

    Bazı bilim adamlarına göre, bu dönem yalnızca Akhenaten’in saltanatı ile sınırlıydı. Bazıları ise Akhenaten’in oğlu Tutankamon’un ölümüne dek Amarna Çağı’nın devam ettiğini savundu. Eskiçağ’ın en dikkate değer dönemlerinden birini kapsayan Amarna Çağı’nda Akhenaten’in dini reformları, dünya tarihinde tektanrıcılığın ilk gerçek örneklerinden biri olarak kabul edildi. Ayrıca geleneksel Mısır monarşisinin standartlarından dramatik şekilde kopuşu da simgeleyen bir dönemdi.

    Eskiçağ tarihinde uluslararası ilişkiler ‘ilk defa en yoğun biçimde’ Amarna Çağı’nda yaşandı. Bu dönemde Akdeniz’deki siyasi yapılar arasında pek çok farklı konuya dair diplomatik yazışmalar yapıldı. kız istemeler, hediyeleşmeler, askeri yardım talepleri, tıbbi yardım istekleri, ticari ilişkiler ve daha birçok unsur, bu uluslararası yazışmaların temelini oluşturdu. Tüm bu yazışmaların merkezinde olan Mısır, o yıllarda Akdeniz’in en güçlü devletlerinden biri olarak görülüyordu. Gerçekten de Mısır orduları Fırat kıyılarından güneydeki Nübye bölgesine kadar uzanmıştı. Amarna Mektupları’nda da ifade edildiği gibi altın, Mısır’da ‘kum gibi bol’ hale geldi. Böylesine büyük bir zenginlikle başlayan Amarna Çağı’nda Akhenaten, Mısır’ın geleneksel yapısını kökünden değiştirmeye çalıştı. Örneğin Mısır sanatında büyük değişiklikler meydana geldi. Firavun ve ailesi kutsal varlıklar olarak değil, sıradan insanlar olarak tasvir edildi. Hiyerogliflerde çok daha gerçekçi bir üslup benimsendi. Daha önce hiçbir firavun tasvirinde görülmeyen fiziki kusurlar bile resmedildi. Çünkü Akhenaten, kusurların da nimetler gibi tanrı tarafından kendisine verildiğine inanıyor ve bunu kabulleniyordu.

    Amarna şehri, Nil’in doğu kıyısında, altı milden fazla bir alana kurulmuştu. Bazı sınır stelleri doğrudan kayalıklara oyuluş, diğerleri ise şehrin uzak tarafında bağımsız halde yapılmıştı. Kuzey şehri, merkez şehri, güney banliyöleri ve kenar mahalleleri, Amarna’nın dört ana bölgesini oluşturmuştu.
    Kraliyet ailesi, sarayın arka tarafındaki dairelerde yaşıyordu ve bölgenin bereketini simgeleyen tasvirlerle süslü en gösterişli odalar Aten’e adanmıştı.

    Bir süre sonra Akhenaten ve Nefertiti’nin arası açılmaya başladı. Nefertiti, firavunun yeni din anlayışına uyum sağlayamıyor ve Amon’a inanmaya devam ediyordu. Sonunda sorunları çözülemez bir boyuta ulaştı ve ayrıldılar. Nefertiti, Amarna şehrinden ayrılırken firavun burada kalmaya devam etti. Daha önce hiç geliştirilmemiş topraklar olduğundan yeni şehrin halkı diğer toplumlardan kopuk yaşıyordu. Kente yalnızca nehir yoluyla ulaşılabiliyordu. Devasa sütunları, saray ve ibadethaneleri, geniş caddeleri ile hayranlık uyandıran Amarna’nın ömrü kısa sürdü. Akhenaten’in ölümüyle birlikte şehir terk edildi ve günümüze yalnızca harabeler kaldı. Peki Mısır’ın reformist firavununa ne oldu? Akhenaten, kalp-damar ve iskelet bozukluklarını içeren Marfan Sendromu’ndan muzdaripti. 1334 veya 1336 yılında bu hastalık nedeniyle hayatını kaybettiği düşünülse de net bir bilgi yok. Ölümü Mısırlıları sevindirmişti. Tapınak rahipleri Amon dininin yeniden benimsenmesi için harekete geçti. Akhenaten’in oğlu Tutankaten’in ismi, Tutankamon olarak değiştirildi. Tahta çocuk yaşta bir kralın geçmesi, Amon rahipleri tarafından fırsat olarak görüldü ve tek tanrılı inanç sistemi terk edildi. Tutankamon’un döneminde Teb kenti tekrar başkent yapıldı.
  • AMARNA TABLETLERİ

    Amarna arşivleri ilk kez 1887’de Mısır yerlilerinin yaptığı kaçak kazılar neticesinde ortaya çıktı. Keşfin uzmanlar tarafından değil de defineciler tarafından yapılması, tabletlerin kırılmasına veya tahrip olmasına neden oldu. Büyük olanları ise bilinçli şekilde daha fazla para kazanma hevesiyle birkaç parçaya bölünerek satıldı. Amarna’nın şöhreti yayılmaya başlayınca uzmanlar harekete geçti. Sonunda 1891-1892’de İngiliz Flinders Petri’nin kazı çalışmaları başladı. Petri, Howard Carter, Jesse Haworth ve Martyn Kennard gibi isimler tarafından maddi anlamda desteklenmiş, hiçbir ekonomik sıkıntı çekmeden kazılarını devam ettirebilmişti. Keşfettiği ilk tablet bugün EA 354 olarak biliniyor. Bulduğu diğer tüm tabletler ise ‘çöp çukuru’ adını verdiği yazışma ofisinin yakınlarındaki iki alanda ortaya çıktı. Petri, yalnızca bir kazı sezonunda toplamda 22 tableti gün yüzüne çıkarmayı başardı. Tüm bu tabletler Oxford Ashmolean Müzesi’ne götürüldü. Amarna’da kazı yapan bilim insanlarından biri de M. Chassinat idi. O, 1903 yılında başladığı çalışmalarda iki tablet buldu. 1907 yılına gelindiğinde ise Ludwig Borchard kazılara başladı ancak I. Dünya Savaşı nedeniyle çalışmalara ara verildi. 1921’de Thomas Eric Peet önderliğinde yapılan araştırmalarda yalnızca bir tablet bulundu. Kazı çalışmaları farklı ekipler tarafından yıllar boyunca devam etti. Günümüze gelindiğinde Amarna Arşivi’ndeki Tabletlerin sayısı 382’yi buldu. Bunların 350’si III. Amenhotep ile oğlu ve halefi Akhenaten’e, birkaç mektup da Smenkhare ile Tutankhamon’a yazılmıştı. Buradan hareketle, Amarna Çağı’nın Tutankamon döneminde de devam ettiğini savunanların haklı olduklarını söyleyebiliriz.
  • SONUÇ

    Sonuç olarak Akhenaten’in saltanatı ve Amarna Çağı, Mısır’da eşi benzeri görülmemiş bir dönemin yaşanmasına yol açtı. Dini, sanatsal, mimari ve sosyal alanlardaki reformlar, Antik Mısır halkının geleneklerini büyük oranda sarsmış olsa da, firavunun ölümüyle birlikte eski sisteme geri dönüldü. Akhenaten, Mısır tarihçileri tarafından sapkın olarak anılmaya devam etti ve ona dair bilgiler, tarih yazımından çoğu zaman bilinçli olarak çıkarıldı. Tarihçiler için paha biçilmez bir öneme sahip olan Amarna Tabletleri ise, Akhenaten’in günümüze bıraktığı mirası oldu.

Beyza Kirişçi

Boğaziçi Üniversitesi - Eski Çağ Tarihi, Mitoloji, Arkeoloji, Tarih Yazımı

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu