Dünya Tarihi

Arap Uyanışının İlk Basamağı: Kültürel ve Edebi Uyanış Çerçevesinde Nahda Hareketi

Konuk Yazar: Hakan Boy

XIX. Yüzyıl hem Dünya için hem Osmanlı için hem de Ortadoğu için bir değişim ve dönüşüm çağıydı; İngiltere’de sanayi devrimi, Fransız Devrimi ve aydınlanması tüm dünyayı sarsmış ve Fransız Devrimi’nin yarattığı koşullar Milliyetçiliği pratiğe dökmeye başlamıştı. XIX. Yüzyıl bir İhtilaller Çağı idi; Arapların ilk ihtilal teşebbüsü Şerif Hüseyin ile olsa bile onun temellerini atan ve Arap Milliyetçiliği’nin ideolojisini oluşturan XIX. Yüzyıl idi. 1939 yılına gelindiğinde, Nizip Muharebesi’nde dördüncü kez Osmanlı Ordusunu mağlup eden Kavalalı’nın modern ordusu büyük devletlerin de araya girmesiyle geri püskürtülmüş ve Suriye-Filistin bölgesi yeniden Osmanlı egemenliğine girmiştir. Yabancı müdahalesi ve etkileri Ortadoğu’ya iyice girmeye ve Avrupa Emperyalizmi de bölgede yaygınlaşmaya başlamıştı; bunun en belirgin özelliği ise Suriye ve Beyrut’ta faaliyet göstermeye başlayan yabancı okullardı. Bu okullarda eğitim gören Arap Hıristiyanlar Nahda hareketinin başlamasına sebebiyet verecek ve Arap Milliyetçiliği’nin temellerini atacaklardı.[1]  

  Mısır işgalinden kurtulduktan sonra Suriye’de değişim rüzgarları esmeye başlamıştı ancak İbrahim Paşa yönetiminde geçirdiği yaklaşık 10 yıllık bir zaman diliminde Suriye’de de Mısır’da olduğu gibi reformlar yapılmıştır; bunların en önemlileri adliye, yerel idare, maliye ve ziraat alanlarında olmuştur.[2] Bunlar arasında en önemlilerinden biri de Şam’da kurulan matbaadır. Bu matbaa vasıtasıyla işgalciler, emirlerini, yasaklarını, fermanlarını yayınlamışlardır.[3]  Eğitim alanında ise daha köklü yenilikler meydana gelmişti. Kavalalı, Suriye’de misyoner okullarının açılmasını serbest bıraktı ve Suriye bölgesine çok sayıda yabancı misyoner okulları açıldı.[4] Bu okulların en önemli özelliği, Batı lisanı bilen, entelektüel insanlar yetiştirmesi ve bu okullarda yetişen Arap aydınlarının Nahda Hareketi içinde yer alması, hatta hareketi başlatacak aydınlar olmalarıdır.

 XIX. Yüzyılda yaşanan işgal ve reformlar Suriye toplumu için öğretici neticeler ve bir tecrübe doğurmuştu, nitekim Mısır işgali bittikten sonra Suriye ve Arap toprakları, bu sefer de Osmanlı reform rüzgarına kapılacaktı. Ortadoğu gibi büyük bir coğrafya için XIX. Yüzyıl, diğer dönemlere nazaran daha büyük etkilere sahip olmuştu. 1798’de Fransızların Mısır işgali, ardından Arabistan vahâlarından gelen püriten Vehhâbî – Suudi kıyamı ve son olarak da Kavalalı’nın Suriye’yi işgali, bu topraklarda Osmanlı yönetime bir rakip olabileceği algısını yaratmıştı. Artık dış müdahalelere daha açık hale gelen Arap toprakları, misyoner okullarında yetişen Arap aydınları vesilesiyle dünyayı tanıyacak ve “milliyetçilik” ideolojisini de öğrenecekti. 

Mısır, Suriye ve Arabistan vahâlârında yaşanan olaylar ilerleyen yıllarda etkisini gösterecek ve reform isteyen Araplar seslerini duyurmaya başlayacaktı. Bunun ilk basamağı ise “Nahda” adının verildiği kültürel uyanış hareketiydi.[5] Nahda, Arapçada “yeniden doğuş” anlamına gelir ve bir nevi Arap Rönesans’ı sayılırdı. XIX. Yüzyılda bir liman kenti olarak büyüyüp gelişen ve emperyalist güçlerin ilgisini çeken Beyrut, Nahda’nın doğuşu için uygun ortamı oluşturuyordu.[6]  Avrupa emperyalizmi Arap topraklarına ulaşınca, değişen yalnızca eğitim, kültür, siyasi ya da sosyal hayat değildi; Osmanlı egemenliğinden kopuştan sonra yaşanacak Ortadoğu’nun paylaşılması, İngiliz ve Fransız sömürgeleri, Ortadoğu’nun sosyal, siyasi ve kültürel hayatına derin izler bırakacaktı. 400 yıllık Osmanlı hakimiyetinden sonra, bir de İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki döneme kadar İngiliz ve Fransız sömürgesi olacaklar, bağımsız bir Arap Devleti hayal edilen bir cemaat olarak kalacaktı.

Milliyetçilik gelişiyor, dönüşüyor ve yayılıyordu; Avrupa’dan doğan bu fikirleri, Araplar arasında öğrenecek zümre de Hıristiyan Araplar oldu. Aslında bu doğrudan ayrılmayı isteyen bir hareket olmamakla birlikte, yinelemek gerekirse edebi ve kültürel bir uyanıştı.

Değişimin özünü oluşturan katmanlar ve bu katmanların giderek çoğalması; işte Nahda’nın doğduğu ortam tam olarak böyleydi. Avrupa’da XV. Yüzyılın sonunda bulunan, Rönesans ve Reform’u doğuran matbaa artık Ortadoğu’ya da gelmişti. Baskı çoğalmış ve insanlar yeni doğan fikirleri eskisinden daha hızlı olarak temin etmeye başlamıştı. Gazete, dergi, ansiklopedi ve en önemlisi çeviri faaliyetleri hızlanmıştı. İnsanlar artık daha kolay seyahat edebiliyor ve yabancı dil öğrenebiliyordu. [7]

Sorun tam olarak burada başladı desek herhalde yanılmayız; nitekim Arap münevverler çeviri yaptıklarında Arapçanın yetersizliğini görmüş, dillerinin geri kalmışlığı ve bir yeniliğe ihtiyaç duyduklarını anlamışlardı.  Bu fikre ilk kapılan ve Arapçanın da Latince gibi ölmemesi gerektiğini düşünen kişi Nahda hareketinin ve Arapların sayılı münevverlerinden Butros el Bustani idi.[8] Bustani 1859 yılında yaptığı bir konuşmada Arap dili ve kültürü üzerinde bir uyanış yapmak gerektiğini vurgulamış ve bu çağrısı Nahda’nın oluşması için gerekli ortamı sağlamaya yetmişti çünkü bu çağrıyı duyan diğer münevverler de Arap dil devrimine katılmış böylece Hıristiyan Araplar arasında uyanışın ilk tohumları atılmış oldu. [9]

Nahda’ya İslam Rönesans’ı denmesinin sebebi de işte burada yatıyordu; Balkanlarda olduğu gibi bir özerklik ya da bağımsızlık talebi yoktu; Butros el Bustani ve onun çevresinde toplanan diğer münevverler, Osmanlı’dan ayrılmak değil kendi dillerini ve kültürlerini öğrenmek ve yok olmasına engel olmak istiyorlardı.[10] Islah edilmesi gereken İslamiyetti fakat ortada Batıdan alınması gereken yenilikler ve aynı dili konuşan insanların bir bütün olarak yaşaması gerekti. Mısırlı Tahtavi daha önceleri bu fikirleri ortaya atmış daha sonra Muhammed Abduh, Cemaleddin Afgani, Abdülkadir el Cezayiri gibi ünlü İslam bilginleri bu görüşleri ilerletmiş, İslam’da reform ve Batılılaşma sürecine katkı vermişlerdir. [11]

Sonuç olarak, Nahda Hareketi, ne tamamen Osmanlı’ya tabii ne tamamen ayrılıkçı bir hareketti; içerisinde hizipler bulunan bu hareket hem Hıristiyan Araplar hem de Müslüman Arapların farklı şekilde anladığı bir şeydi. İslam’da reform yüzyıllardır dile gelen bir husustu fakat Hıristiyan Arapların yaptığı şey ise toplumu modernleştirmekti. Bu hareket tıpkı Ortadoğu toplumu gibi çok çeşitli kozmopolit bir yapıya sahipti. Yapılmak istenilen amaçlar ve kullanılan araçlar kişiden kişiye farklılık gösteriyor; içerisindeki hizipler ne olursa olsun Butros el Bustani’nin yapmak istediği yok olmaya yüz tutmuş dillerini modernleştirmek ve eskiyle bağları koparmadan bir modern Arap bilinci yaratmaktı.


[1] Adil Baktıaya, Osmanlı Suriyesi’nde Arapçılığın Doğuşu – Sosyo-ekonomik Değişim ve Siyasi Düşünce, İletişim Yayınları, İstanbul 2017, s. 87 – 88.

[2] Baktıaya, a.g.e., s. 95.

[3] Baktıaya, a.g.e., s. 99.

[4] Baktıaya, a.g.e., s. 102.

[5] Ecehan Somuncuoğlu, “On Dokuzuncu Yüzyılda Nahda Hareketi: Modern Arap Düşüncesinin Oluşumu, Kapsamı ve Sınırları”, Marmara Üniversitesi Siyasal Bilimler Dergisi, c. 3, S. 1, 2015, s. 103.

[6] Eugene Rogan, Araplar: Bir Halkın Tarihi, çev. Cem Demirkan, Pegasus Yayınları, İstanbul 2017, s. 166.

[7] Baktıaya, a.g.e., s. 241.

[8] Baktıaya, a.g.e., s. 242.

[9] Baktıaya, a.g.e., s. 243.

[10] Somuncuoğlu, a.g.m., s. 110.

[11] Baktıaya, a.g.e., s. 297 – 298.

Anadolu Tarih

Anadolu Tarih'in resmi hesabıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu