Düşünce

Bozkır Türklerinin Yeme-İçme Alışkanlıkları

Asırlardır süregelen toplum algısında, maddi ve manevi kültürel ögelerimizin her biri  toplumların yaşam biçimlerini, yeme-içme alışkanlıkları üzerinde etkin rol oynamaktadır. Kültür farklılıklarına göre bu roller değişiklik gösterebilmektedir. Türkler, tarihte yer almaya başladıkları andan itibaren, beslenmeye çok önem vermişlerdir. Yeme içme sosyal hayatta her zaman önemli bir faktör olmuştur. Öyle ki Türk idarecileri, halkını aç ve çıplak bırakmamayı ana ilke olarak görmüşlerdir.

Türkler, besin maddelerini hayvanlar, bitkiler ve tarım ürünleri olmak üzere üç temel kaynaktan sağlamaktaydılar. Hayvanlardan elde edilen besin maddeleri, tarım ürünleri ve bitkilerden elde edilen besin maddelerinden daha fazla görülmekteydi. Çünkü eski Türk ekonomisi, dönemin şart ve imkanları doğrultusunda büyük ölçüde hayvancılığa dayanmaktaydı. Dolayısıyla, Türklerin, besin maddelerini de, genellikle hayvanlardan elde edilen ürünler oluşturmaktaydı.

Orta Asya Türkleri, tarım ve hayvancılıkla uğraşmışlardır. Yemeklerde en çok buğday ve buğday unu ile yapılan yağlı hamur işleri daha ön plana çıkmıştır. Darıdan yapılan boza, Orta Asya Türklerinin ilk gıdaları arasında yer almaktadır. Orta Asya Türklerinde, “av hayvanları” önemli bir yer teşkil etmektedir. At önemli bir beslenme kaynağıdır. Eski Türklerin temel yiyeceği, koyun ve süt ürünleridir.

Bunun dışında, Bozkır Türkleri içecek olarak da en çok kımızı kullanmışlardır. Türkler, milli içkileri olan kımızı da sütten yapmaktaydılar. Onlar kımız yapımında tek bir çeşit kullanmaktaydılar ki o da, kısrak sütüydü. Kısraktan sağılan yeni süt, önce bir tuluma toplanmakta ve bu tulum dolunca da sütün içine kor adı verilen kımız mayası veya biraz kımız ilave edilmekte olduğu bilinir. Bundan sonra ağzı hava almayacak şekilde sıkıca kapatılan tulum, çadırın direğine asılarak, ara sıra çalkanmaktaydı. Tulumun içindeki süt mayanın ve çalkanmanın etkisiyle 15-20 gün içinde kımıza dönüşerek içilecek duruma gelmekteydi.

Orta Asya göçebe insanının et ve mayalanmış süt ürünlerini kullanmaları, Mezopotamya’nın tahılları, Akdeniz çevresinin sebze ve meyveleri, Güney Asya’nın baharatı ile birlikte kullanılarak zengin bir Türk yemek kültürünün oluşmasında etkili olmuştur. Destanlarda şölen ve ziyafetler önem taşımaktadır. Bu özel günlerden anladığımız kadarıyla, kahramanın hayatı savaşın dışında av partisi ve ziyafetle geçer. Türk hükümdarı saraylarda beslenmez; o her zaman avını yakalamayı fevkalade şekilde bilmektedir. Bu yakalanan avlar ise çok eski zamanlardan beridir pişirilerek yenilmektedir. Destanlarda, özellikle Oğuz Kağan destanında çiğ et vurguu Oğuz Kağanın büyüklüğünü kanıtlamak için yapılan bir vurgudur. Türk mitolojisinde, Türklerin çiğ et yediğine dair elimizde hiç bir delil bulunmaz. Ama büyük kahramanlar, o kadar korkunç idiler ki, zaman zaman çiğ et bile yerlerdi. Onun için Oğuz Kağan’ın çiğ et isteği buradan geliyordu. Türk kültürünün önemli bir unsuru olan yemek kültürü daha eskiçağlardan itibaren yaşadıkları çevrenin etkisiyle kendilerine has bir şekilde oluşmuştur. Zamanla karşılaşılan kavimlerden alınan bazı özelliklerle de zenginleşen Türk mutfağı, dünya mutfakları arasında yerini alırken özünüde hiç unutmamış olduğu gözlemlenebilir.

Begüm Şen

Anadolu Tarih Yazı İşleri Sorumlusu ve Yazarı. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tarih bölümü mezunuyum.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu