RÖPORTAJTürk Tarihi

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Dr.Öğr. Üyesi Mithat ATABAY İle Röportaj

Anadolu Tarih Röportaj Serisi - 6. Bölüm

Anadolu Tarih ailesi olarak, röportaj serimizin altıncı bölümünde Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden değerli hocamız Dr. Mithat ATABAY ile günün anlam ve önemine uygun bir şekilde “18 Mart Şehitleri Anma ve Çanakkale Deniz Zaferi Günü” kapsamında bir röportaj gerçekleştirdik.

Bu vesileyle, 18 Mart Şehitleri Anma ve Çanakkale Deniz Zaferi´nin 106. yıl dönümde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Çanakkale´yi geçilmez kılan tüm aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz.

Anadolu Tarih ailesi olarak şükranlarımızı sunarız!

Çanakkale, jeopolitik konumu dolayısıyla daima önem arz eden bir şehir olmuştur. Birinci Dünya Savaşı sırasında denizaltı muharebelerin en yoğun olarak yaşandığı cephe de Çanakkale Cephesidir, bu zorlayıcı koşullar altında Çanakkale’yi geçilmez kılan asıl neden nedir? Çanakkale’de elde edilen zafer Rusya’nın siyasi tarihinde ne tür etkiler yaratmıştır?

Çanakkale bir garnizon şehridir ve 1463’te Fatih Sultan Mehmet’in Çimenlik Kalesi’ni yaptırmasıyla birlikte kale etrafında yerleşim başlamış, Kırım Savaşı’na kadar küçük bir kasaba halinde kalmıştır. Kırım Savaşı’ndan sonra ticaretin hızla gelişmesine bağlı olarak kasabada konsoloslukların sayısı artmış, 20.yüzyılın başlarından itibaren önce Trablusgarp, sonra Balkan Savaşları ve peşinden de Birinci Dünya Savaşı Çanakkale’yi derinden etkilemişti. Çanakkale kasabası Birinci Dünya Savaşı sırasında 6 Nisan 1915’te boşaltılmış ve sivil halkın kasabaya girişi yasaklanmış ve bu durum 1918 yılı Kasım ayı sonlarına kadar devam etmiştir. Kasabanın Boğazın en dar yerinde kurulması ve karşılıklı iki kalenin -Çimenlik ve Kilitbahir kalelerinin- kurulması ile Boğaz savunmasının merkezini teşkil etmiştir. O nedenle Boğazı geçmek isteyen yabancı gemilerin ve denizaltıların bu dar yeri geçmesi gerekir. Ancak bu pek de kolay değildir. Boğazdan su üstünden geçmek isteyenler sabit ve seyyar bataryalar ile tabyaların yoğun top ateşi ile karşı karşıya kalacakları için önce bunların etkisiz hale getirilmesi gerekir.

İkinci olarak mayın hatlarının etkisiz hale getirilmesi için mayın taramalarının yapılması ve mayınların patlatılması veya toplatılması ve geçiş kapılarının açılması lazımdır.

Üçüncü olarak ise Boğazı denizaltından geçmek isteyen denizaltıların girişimlerine engel olmak için çelikten gerilen mânia ağlarını aşmak gerekmektedir.

Dördüncü olarak da Boğaz çıkışında Marmara’da dolaşan karakol gemilerinden kurtulmak için her an temkinli hareket etmek lazımdır.

Boğazın coğrafi durumu, Boğaz akıntıları ve Boğaz’dan içeri girdikten sonra Boğazı yaklaşık 60 kilometre olan uzunluğunu aşabilmek için de üç önemli kıvrım yeri bulunmaktadır. Buraları da aşmak ve buralarda kıyıdan yapılacak saldırılara karşı tedbirler almak gerekir ki sadece gemilerle bunu başarmak ve Marmara Denizi’ne ulaşmak neredeyse imkânsızdır.

O nedenle Birinci Dünya Savaşı sırasında Çanakkale Boğazı’nı aşmak ve İstanbul’a kadar gitmek isteyen düşman denizaltılarla bunu denemiş, halkı korku ve paniğe sevk etmek için birkaç defa İstanbul’da kıyıdaki binalara ve demiryolu hatlarına torpido fırlatmıştır. Ancak bu yollar hedefe ulaşmak yani Osmanlı İmparatorluğu’nu savaş dışı bırakmak mümkün değildir. Çanakkale Boğazı’nda ve Marmara Denizi’nde düşman denizaltılarının saldırıları sonucunda batırılan Osmanlı savaş gemilerinin toplam ağırlığı 20.951 ton, ticaret gemilerinin toplam ağırlığı ise 14.903 tondu.  Ayrıca Marmara Denizi’nde düşman denizaltıları tarafından yapılan saldırılar sonucunda batırılan yelkenli gemileri ve pek çok küçük ticaret gemileri bu rakamlara dâhil değildi.  Eğer bunlar dâhil edilirse zararın çok yüksek olduğu aşikârdır. Fransızlar Çanakkale Savaşları sırasında dört denizaltılarını kaybettiler. Bunlar;  Joule (357/551 ton), Mariotte (530/627 ton), Saphir (392/425 ton) ve Turquoise (392/425 ton) denizaltıydı ve toplam ağırlıkları 1.671/2.028 tondu. Joule mayına çarparak, Mariotte mânia ağına takılarak, Saphir arıza sebebiyle battı.  Turquoise denizaltısı ise top mermisiyle ele geçirildi.

Fransızların kaybettikleri bu dört denizaltı gemisine karşılık İngilizler de AE2, E15, E7, E20 ve E14 denizaltılarını kaybettiler. AE2 (625/796 ton) denizaltısı Marmara Denizi’nde Sultanhisar torpidobotu tarafından atılan top ateşiyle batırıldı. E15  (667/807 ton) Osmanlı kıyı bataryalarının ateşi ile hasarzede oldu ve İngilizler tarafından yapılan taarruzlarla tahrip edildi. E7 (662/796 ton) denizaltısı ikinci defa Marmara Denizi’ne geçerken pervanesi mânia ağına takıldı, atılan su bombası gemiyi deniz üstüne çıkmaya mecbur etti ve su üstüne çıktı ancak denizaltı battı. E20 (667/807 ton) denizaltısı B14 Alman denizaltısı tarafından torpillenerek batırıldı. E14 (667/807 ton) denizaltısı ise Yavuz zırhlısını torpillemeye gittiğinde gambotlara karşı attığı torpidosu, denizaltının yakınında bulunan enkaza çarparak infilâk etmesi ve kendisinin zarar görmesi sonucu denizin üstünde seyretmek suretiyle boğazdan çıkmağa teşebbüs etti ancak Osmanlı kıyı bataryaları ve karakol gemilerinin ateşi sonucunda batırıldı.

İngilizler Çanakkale Savaşları sırasında 3.288/4.013 ton ağırlığında beş denizaltı kaybettiler. Bunlardan ikisi doğrudan doğruya mânia ağına takıldılar. Ayrıca İngilizlerin E12 denizaltısı Çanakkale Boğazı’ndan çıkmak için Marmara Denizi’nden gelirken tam yolla mânia ağını zorladı ve bir kısmını kopararak su yüzüne çıktı. Botların bombardımanına rağmen Boğaz’dan çıkmayı başardı.

Birinci Dünya Savaşı başında Boğazların kapatılıp, Boğazların savaş sonuna kadar açılmaması, kuşkusuz uluslararası ticari ilişkileri de olumsuz yönde etkiledi. Karadeniz’de; İngiltere, Rusya, Fransa, Belçika ve İtalya’nın toplam 85; Yunanistan, Romanya, Danimarka, İsveç ve Hollanda’nın toplam 27; Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun 17 olmak üzere, toplam l29 geminin tonajı 350.000 tondu ve bu ticari gemiler mahsur kaldı. 27 Eylül 1914’te kapanan Boğazlar, savaş boyunca başta İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya’nın oluşturduğu müttefik devletlerin ekonomilerinde sıkıntılar yarattı, bu durum, özellikle Rusya’yı bunalıma sürükledi ve sonunda rejim değişikliğine kadar gidildi ve Rusya’nın savaş dışı kalmasına sebep oldu.

Çanakkale Savaşı sırasında cephedeki Türk birlikleri hakkında casusluk faaliyetleri yürütüldüğü görülmekte, buna müteakip Atina´da casusluk ve karşı casusluk bürolarının açıldığı da bilinmektedir. Yalnızca Çanakkale Cephesi ile sınırlı kalmayarak diğer cepheler hakkında da bilgi toplamayı amaçlayan casusluk faaliyetlerinin savaş sırasındaki önemi nedir, Türk birliklerinden haber sızdıran ajanlar hangi kesimden oluşmaktadır? Kısaca bahsedebilir misiniz?

Gerek barış gerekse savaş sırasında istihbarata ve istihbarata karşı koyma faaliyetleri hep olmuştur ve olacaktır da. Bir komutan karşısındaki komutanı alt edebilmek için her olasılığı ve her bilgiyi değerlendirerek harekât planını yapar. Ama aynı şeyleri karşısındakinin de düşündüğünü ve tedbirler aldığını unutmamak gerekir. Çanakkale Savaşları sırasında da her konuda sayısız istihbarati bilgiler ve propagandalar yapılmıştır. Bu konuda esirlerden, yerli halktan, savaş bölgesine yakın kıyılardan bilgiler toplanmıştır ve değerlendirilmiştir. Çanakkale Savaşları sırasında Balkan Savaşları ile Yunanlıların eline geçen adaların halkalarından, özellikle Rumlardan İngiliz ve Fransızlar istihbarat toplamışlardır. Esirlerin ifadelerinden yararlanmışlardır. Havadan uçak gözetlemeleri yaparak birliklerin konumlarını, hareket yönlerini, asker sayılarını, tespit etmeye çalışmışlardır. Türk uçakları da hava koşulları iyi olduğu sürece yaptıkları uçuşlarla havadan gözetleme yapmışlardır. Burada şunu özellikle belirteyim ki, uçağı pilot kullanırken rasıdı yani gözetlemecisi genellikle bir deniz subayı olmuştur. Çünkü deniz araçlarını, gemi türleri, taşıdıkları yükü, rotalarını en iyi deniz subayları biliyordu.

Atatürk’ün dediği gibi savaş bir zekâ oyunudur ve elindeki kuvvetler ve bilgilerle yani istihbaratla zekasını en iyi kullanan komutan savaşı kazanacaktır.

Grup Komutanı Binbaşı Nazmi Bey ve Yüzbaşı Hakkı Bey önderliğinde Nusret mayın gemisinin 26 mayını Erenköy Mevkiine kıyıya paralel döşemesindeki amaç ve bu hususta Erenköy Mevkiinin seçilmesinin nedeni hakkında bilgi verebilir misiniz? Bu olayın Çanakkale zaferindeki etkisi ne derecededir?

Çanakkale Boğazına ilk mayın 4 Ağustos 1914 tarihinde döşendi. Sonra aralıklarla farklı tarihlerde İntibah, Akhisar, Selanik ve Nusret mayın gemisi Boğazı çeşitli aralıklarla mayınladılar. 19 Şubat 1915’te İtilaf donanması Çanakkale Boğazı’na yönelik saldırıyı başlattığı zaman Boğaz’da dokuzuncu mayın hattı kurulmuştu. 26 Şubat 1915’te dökülen onuncu mayın hattı 53 mayından oluşuyordu. 26 mayından oluşan onbirinci mayın hattı ise 7/8 Mart 1915 gecesi Erenköy Koyu’na döşenmiş ve toplam mayın sayısı 344’te ulaşmıştı. Çanakkale Boğazı’nın mayınlanmasında İntibah ve Nusret mayın gemileri başrolü oynadı. 7/8 Mart 1915’te oluşturulan mayın hattı diğerlerinden farklı şekilde kıyıya paralel bir hattı. Bu hattın dökülmesine karar verilmeden önce uzun süre bir Türk subayı, peşinden de bir Alman subayı İtilaf donanmasının hareketlerini gözlemledi ve bu gemilerin Boğazdan içeri girdikten sonra manevralarını yapıp geriye dönerken daha geniş bir alana ihtiyaç duyacaklarını analiz ettiler ve bu bağlamda Türk ve Alman subaylarından oluşan Boğazlar Komisyonu Boğazın genişlediği Erenköy Koyuna kıyıya paralel olarak bir mayın hattı oluşturulmasına karar verdi. Bu görevi de Nusret Mayın gemisi ve Mayıs Grup Komutanı yerine getirdi. Bu mayınlar savaşın kaderini değiştirdi. Ancak bu konu savaş sonrasında unutulmuştur. Ta ki 1 Ağustos 1930 tarihinde Churchill’in Le Revue de Paris dergisinde bu konuyu yazmasına kadar. Churchill,

1915 Şubat sonunda girişteki tabyaların etkisiz hale getirdikten sonra iç tahkimatın bombardıman edilebilmesi için en uygun saha olan Erenköy Koyu mayın arayıcılar tarafından taranmış ve serseri mayınlar da gözetilmiştir. Bombardıman mevkileri gece İngiliz filotillosu tarafından karakol edilmekte ve gündüz de zırhlılar ve tayyareler tarafından gözetilmekte idi. Müdafilerin Alman komutanları büyük taarruzdan evvel gemilerin bu mıntıkada hareket etmekte olduğunu ve buradan atış yaptıklarını iyice gözetlemeyle tespit edince bazı talihsiz gemileri hasara uğratmak maksadıyla buraya bir sıra mayın döşemeye karar vermişlerdir. Fırtınalı 8 Mart 1915 günü günün ışımaya başlamasıyla İngiliz gece nöbetçilerinin çekildikleri anda küçük Türk mayın gemisi “Nusrat” ile hissedilmeden evvelce malum olan Boğaz mânialarından uzağa 26 mayın dökmek kabil oldudiyerek bu büyük olayı hatırlatacak ve bundan sonra Türk ve dünya literatüründe Nusret ve döktüğü mayınların önemi anlaşılacaktır.

18 Mart 1915´de Çanakkale´de İtilaf Devletlerine ait denizaltı ve gemiler batırılmıştır. İlerleyen süreçte Mayıs harekâtlarında da batırılmaların olduğunu görüyoruz. Bu kapsamda Çanakkale Cephesinde İtilaf Devletlerine ait batırılan gemi ve denizaltıların sayısı belli midir? Gökçeada ile Gelibolu yarımadasında batırılan düşman gemileri hangileridir?

Mayıs ayında Müttefik donanmasından ilk olarak Muavenet-i Milliye’nin Goliath’ı batırması, çok önemli sonuçlar doğurdu. Muavenet-i Milliye’nin bu başarısı İngiliz Savaş Meclisi’nde de etkisini gösterdi.

Deniz Kurmay Başkanı Amiral Lord Fisher, İngiliz donanmasının en güçlü gemilerinden biri olan Queen Elizabeth’in de tehlikede olduğunu düşünerek Queen Elizabeth’in hemen Çanakkale’den İngiltere’ye dönmesini talep etti. Amiral Fisher bu kararına İngiliz savaş bakanı Lord Kitchener karşı çıkarken, Deniz Bakanı Churchill geri çağırma kararını kabul etti.

14 Mayıs’ta toplanan İngiliz Savaş Meclisi’nde konu uzun tartışmalara neden oldu.  Bu sırada İtilaf Devletleri İtalya ile 10 Mayıs’ta bir deniz ve 16 Mayıs’ta da bir kara işbirliği protokolü imzalayarak İtalya’nın Arnavutluk’un Valona bölgesi, Dalmaçya Adalarının bir kısmı ve Oniki Adalar konusundaki isteklerini kabul ettiler ve ayrıca askeri yardım sözün verdiler. Bunun üzerine İtalya da 23 Mayıs’ta Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na savaş ilan etti.

İngiliz Savaş Kabinesi, 25 Mayıs 1915’te değiştirildi. Çanakkale Harekâtının destekleyicilerini koltuklarından etti. Deniz Bakanı Winston Leonard Spencer Churchill ile Amirallik Birinci Lordu John Fisher istifa etmek zorunda kalmışlardı.

Çanakkale Savaşı’nın deniz cephesinde önemli bir rol üstlenen Muavenet-i Milliye muhribinin bu harekâtının sonuçları, Boğaz önündeki İngiliz donanma güçlerinde paniğe yol açtı. HMS Goliath’ın batırılmasından sonra Çanakkale seferinin simgesi olan HMS Queen Elizabeth zırhlısı 27 Mayıs’ta savaş alanından geriye çekildi. Queen Elizabeth’le birlikte Implacable, London ve Prince of Wales savaş gemileri de Çanakkale’den ayrıldılar. Bu gemiler İtalyan donanmasına yardım etmek üzere Taranto’da İtalyan donanmasına katıldılar. Dartmus, Amethyst, Dublin ve Safir kruvazörleri de Çanakkale’den ayrılarak Brindisi’ye ulaştılar. Bu gemilerin yerine İngilizler Exmouth ve Venerable savaş gemilerini, Fransızlar da Suffren, Charlemagne ve Patrie savaş gemileri ile Kléber, Dupleks ve Bruix kruvazörlerini Çanakkale Cephesine gönderdiler. Bu gemiler eski sistem gemilerdi o nedenle bunlara takviye olarak İngilizler Chatham ve Cornwall kruvazörleri de Çanakkale’ye göndermek zorunda kaldılar.

Çanakkale önlerine gönderilen eski yapım tekniğine sahip gemiler, müttefiklerin hücum gücünü olumsuz olarak etkiledi. 

Alman denizaltısı Hersing’in komutasındaki U21’nin Çanakkale Boğazı ve Marmara Denizi’ndeki faaliyetleri İngilizlerde büyük tedirginlik yarattı ve İngilizler de bölgeye yeni denizaltılar gönderdiler ve bölge adeta bir denizaltılar savaşına sahne olmaya başladı.

Osmanlı İmparatorluğu Çanakkale Cephesi’ne asker, yük ve diğer lojistik malzeme taşımasında kara yolunu daha çok tercih etmek zorunda kaldı. Zira Marmara Denizi bölgedeki denizaltılar sebebiyle eskisi kadar güvenli değildi. İleride düşman denizaltıların Boğazı dipten geçmelerini önlemek için iki çelik ağ gerilmek zorunda kaldı. Ancak bunlar da geçişleri önlemek için nihai çözüm olmadı. 

Goliath, Triumph ve Majestic’in batırılması ile verilen insan kayıpları da ağırdı. Goliath’ın 750 kişilik mürettebatından sadece 21 subay ve 162 er kurtarıldı. Başta Goliaht’ın Komutanı Albay Thomas L. Shelford, Başçarkçı Edwin Bishop ve Filo Başhekimi George A. Bent olmak üzere 567 denizci, Morto Koyu’nun sularında yaşamlarını yitirdi. Triumph’un yine 750 kişilik mürettebatından 71 kişi hayatını kaybetti. Majestic’in 757 kişilik mürettebatından ise hayatını kaybedenlerin sayısı 48 kişiydi. Üç geminin batırılmasındaki can kaybı 686 denizciydi.

Mayıs ayında üç önemli savaş gemisini yitiren İngiltere, artık geceleri Seddülbahir kıyılarında savaş gemisi bulundurmak vazgeçti. Savaş gemileri gündüz bölgeye geliyor Gelibolu yarımadasında belirlenen hedefleri bombaladıktan sonra gece Gökçeada’ya çekilecek gemileri güvenceye alıyordu. Bu durum savaşın sonuna kadar da böyle devam etti.

Maalesef, bu güne kadar Türk donanmasının ve Alman denizaltılarının 1915 yılı Mayıs ayındaki bu başarıları kara savaşlarının gölgesinde kaldı ve deniz harekâtı da hep 18 Mart 1915’le hatırlandı. Hâlbuki 1915 Mayıs’ındaki bu başarı, özellikle İngilizleri derinden sarsmış ve gerek Türk denizcilerin her an bir harekât yapabilecekleri, gerekse Alman denizaltılarının kendilerine hiç olmadık zamanda saldıracakları psikolojisiyle yaşadılar.

Çanakkale Savaşları sırasında batan gemileri tarihini “Derinlerden Yansımalar” kitabımızda ayrıntı şekilde okuyabilirsiniz.

Ülkemizde her 18 Mart günü “çocuk asker” fotoğrafları paylaşılarak hurafe bir yemek listesi önümüze koyuluyor. Elbette çok zorlu şartlar altında elde edilen Çanakkale Zaferinde Mehmetçiğin tarifsiz bir mücadele verdiği bilinmektedir. Lakin kayıtlara geçen bilgiler, askerlerin gerekli yeterlilikleri bulunarak orduya alındığı ve gayet sağlıklı bir şekilde beslendiğini gösteriyor. Sizin bu söylevler hakkında görüşleriniz nelerdir?

Osmanlı İmparatorluğu büyük bir devletti ve 600 yıl yaşadı. Ömrünün bu kadar uzun olmasının sebebi bir kurallar devleti olmasından gelmektedir. Her şey bir kurala bağlıdır ve herkes kendine ait vazifeyi yerine getirmiştir. Osmanlı’da asker alma kuralları “Asker Alma Layihaları” ile belirlenmiştir. Yani Askerlik Kanunuyla belirlenmiştir. Seferberlik ilan edildiğinde 20 yaşında olan her erkek Osmanlı erkeği askerliğini yapmaktaydı. Seferberlikle birlikte olası savaşa girme tehlikesi nedeniyle savaşa hazırlık çalışmaları yapıldı ve bu bağlamda 20-45 yaşları arasındaki sağlıklı erkekler ihtiyaç halinde orduya katılmak üzere isimlerini Seferberlik bürolarına kaydettirdiler ve gerekli görüldüğünde de doğum tarihleri Osmanlı Harbiye Nezareti tarafından ilan edilerek silâhaltına alındılar. Çocukların askere alınması diye bir şey hiçbir zaman olmadı. Olması da mümkün değildi. Ancak halkın moralini yüksek tutmak, geriden gelen ve asker alma çağına yakın çocukların askeri kıyafet giydirilerek propaganda amaçlı gazete ve mecmualarda resimlerini yayınlamak suretiyle psikolojik harekât yapılmıştır. Bu günde yapılmaktadır, zaten, bu tür usuller. Ama kesinlikle çocuk askerler, ya da kadın askerler diye bir şey kesinlikle söz konusu değildir.

İkinci konu ise askerin beslenmesi ile ilgilidir. Asker Çanakkale Cephesi’nde çok iyi beslenmiştir. Askerin beslenme ile ilgili olarak günlük en az 3.000 kalori esas alınmıştır. Askeri dinç ve sağlam tutacak protein, şekerli gıdalar ve çeşitli hastalıkları önlemek için de yeşil sebzeler veya bakliyata da önem verilmiştir. Şunu özellikle belirtmek gerekir ki “Asker karnı üstünde savaşır” yani karnı doymazsa savaşamaz. Osmanlı cepheye yakınında yemekhaneler, kasaphaneler ve ekmek fırınları kurarak askerini çok iyi beslemiştir. Bu tüm belge ve talimatlarda da açık şekilde görülmektedir. Bazen savaş çok şiddetli devam ettiğinde yemek soğumuş olabilir. Bunlar istisnadır ama asla asker hiçbir zaman aç kalmadı.

Kıymetli hocam verdiğiniz cevaplar ve görüşleriniz bizim için çok değerli. Son olarak, böyle özel ve anlamlı bir günde okuyucuya 18 Mart Şehitleri Anma ve Çanakkale Deniz Zaferi hakkında neler söylemek istersiniz?

Çanakkale Savaşları topyekûn bir savaştı. Askerinden komutanına, dil, din farkı gözetmeksizin tüm Osmanlı halkına, yerel yöneticisinden en üst idarecisine kadar herkesin bir şekilde katkı sunduğu, özveride bulunduğu bir olaydır, Çanakkale Savaşı… O nedenle Osmanlı İmparatorluğu’nun son başarısı olmasına rağmen Cumhuriyet döneminde de unutulmadı ve “Çanakkale Ruhu” diye bir kavramın doğmasına sebep oldu. Çanakkale Savaşları, en kritik anlarda verdiği emirlerle savaşın kaderini değiştiren Mustafa Kemal Atatürk’ün tarih sahnesine çıkmasını sağladı ve Osmanlı yıkıldıktan sonra Çanakkale Savaşları’ndaki başarısı ile milletin kalbinde taht kuran Atatürk, yeni Türkiye Devleti’nin de kurucusu oldu. Bu vesile ile tüm şehit ve gazilerimi rahmet ve şükranla anıyorum.

 “Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
´gömelim gel seni tarihe´ desem, sığmazsın.”

Merve Yılmaz

DPÜ/İÜ

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu