DüşünceHükümdarlarTürk Tarihi

Emir Timur’un Devlet İdeolojisi

Çeviri Yazı

“Emir Timur anavatanının ve halkının yararına çalışmıştır.”

Çağatay Hanlığı, Emir Timur’un Tarih Sahnesine Çıkışı ve Faaliyetleri Üzerine Kısa Bir Bilgilendirme:

Türk ve Dünya Tarihi’nin önemli hükümdar ve komutanları arasında ismi zikredilen, Emir Timur’un iktidarını kurması hakkında rivayetler bulunmaktadır. Vladimir Barthold, Emir Timur’un icra ettiği faaliyetlerin bazı kaynaklarda (Yezidi-Zafername) geçmemesinden ötürü şüpheli yaklaşarak, Timur’un Emir Kazagan’ın ölümünden sonra bölgede teşekkül eden kargaşa sırasında bir çete eşkıyası liderliği yaptığı ve babasının da önemli kişilerden olmadığını belirtmiştir. Aynı şekilde İbn Arabşah’da Timur ve babasının çöllerde dolaşan akılsız ve dinsiz çobanlardan olduğunu ileri sürmüştür. Öne çıkan bu görüşlerin aksine Mirza Haydar Duğlat’ın (Çağatay Hanlığı devrinde nüfuzlu dört aileden bir tanesi Duğlat’lardır.) vakayinamesi Tarih-i Reşid-i’de, Çağatay Hanlığı içerisinde karışıklıkların yaşandığı dönemde Moğol soyuna mensup olmayan 15 tane soylu sülalenin varlığı tespit edilmiştir. Emir Timur’un babası, Barlas Boyu’nun beyi Emir Taragay’ın da zikredilen 15 han arasında yer aldığı düşünülmektedir. Emir Timur’un tarih sahnesine çıktığında 25 yaşında olduğu, babasının vefat etmesinden sonra ailesini korumaya çalıştığı tebarüz edilmektedir. Emir Timur’un Maveraünnehir’de ki beylere egemenliğini kabul ettirdiği tarihe kadar Çağatay Hanlığı içerisinde meydana gelen hadiselere değinmekte yarar var.

Moğol yasalarını, gelenek-göreneklerini çok iyi bilen ve uygulayan Çağatay, babası Cengiz Han’dan miras kalan Semerkand ile Buhara’yı da kapsayan bölgede söz sahibi olmuştur. Cengiz Han’ın ikinci oğlu Çağatay’ın Ulus’unun ilk baş şehri, Tarih-i Reşid-i’de “yukarı İli Vadisi’nde, bugünkü Kulca’nın yakınlarında ve kendi topraklarının doğu kesiminde yer alan Almalık” olduğu geçmektedir. Kebek Han devrinde Çağatay Hanlığı’nın baş şehri günümüz Özbekistan’ın Kaşkaderya İli’nin merkezi konumundaki Karşı’ya taşınmıştır. Kebek Han’dan sonra Müslüman olup, “Alaaddin” ismini alan Tarmaşirin yönetimde etkili olmuş ve İslamiyet ile idare edilen devletlerle yakın münasebetler kurmuştur. Tarmaşirin’in vefatının neticesinde Hanlık’ta iç karışıklıklar teşekkül etmiştir. Yaşanan bu keşmekeşlik 30 yıl kadar sürmüştür. 14. yüzyılın 50’li yıllarında Çağatay Hanlığı’nın yönetimi Emir Kazagan’a geçmiştir. Kazagan’ın ölümü ile Maveraünnehir hakimiyet mücadelesinin odak noktası haline gelmiştir. Oğlu Abdullah’ın yönetimde etkili olması kısa sürmüş ve yerine Emir Hüseyin geçmiştir. Emir Hüseyin, dönemin Çağatay Han’ı olan İsen Buga’nın oğlu Tuğluk Timur’a karşı Timur ile ittifak yapmıştır. Tarih-i Reşid-i’de Timur’un, Emir Hüseyin’in muhalifleri ile gizli anlaşma yaptığı ve bu durumun neticesinde Emir Hüseyin’in öldürüldüğü belirtilmektedir. Tuğluk Timur Han, Timur’un zekası ve güveninden emin olduğunda devlet yönetiminde yer verdiği ve önemli emirleri arasında yer aldığı bilgiler arasındadır. Emir Timur, 1370 senesinde Maveraünnehir’de hakimiyetini kabul ettirmiştir.

Kendi ismi ile anılan, Cihan Devleti’ni kuran Emir Timur’un, Türk ile Moğol kültürünü uygulaması ve yasalara, şeriattan daha bağlı olması devrin bazı tarihçilerinin “kafir” olarak anmalarına sebebiyet vermiştir. Egemenliğini kurmasının akabinde vefatına kadar geçen sürede halkının durumunu düzeltmek, kaos içerisindeki bölgenin düzenini sağlamak için mücadeleler vermiştir. Emir Timur, kurduğu idarenin Maveraünnehir’den Hitay sınırlarına, Delhi’den Mısır’a, Rum diyarlarına kadar adaleti ve yasayı benimsetmiştir. Sadece tüccarların değil çocuk ve kadın demeden ticaret yapabileceklerinin teminini sağladığı, devrin önemli eseri Zafername’de anlatılmaktadır.

Emir Timur Meydanı, Taşkent / Özbekistan.

Prof. Dr. Hamid ZİYAYEV’in 2008 Yılında Özbekistan’da Yayımlanan, “Büyük Emir Timur Saltanatı ve Onun Kaderi” İsimli Kitabı İçerisinde 34’den 46’ya Kadar Olan Sayfaları Kapsayan “Emir Timur’un Devleti’nin İdeolojisi” Başlığının, Özbekçe’ den Çevirisi:

İdeolojinin, hiç bir zaman hazır halde gökten inmediği ve insanların zihinlerine girmediğini belirtmek gerekir. Yüzyıllar boyunca oluşmuş ve gelişmiş insanların zihinlerinde ve bilinçlerinde kök salmıştır. Bu anlamda halkın ideolojisinin kökleri aslında tarihsel dönemlere kadar uzanmakta ve uzun zamanlardan beri siyasi ve sosyo-ekonomik hayatın ürünü olarak şekillenmektedir. Milli ideolojimiz VI. ve VII. Asırlarda yani Türk Hanlıkları döneminde geçmişin mirasının sembolü olarak gücünü yeniden kazanmıştır. İnsanların kanına ve kemiklerine o kadar derinden işliyordu ki ilham verici bir güç olarak parlıyordu. Bu tarihsel dönemlerde “Türk” teriminin yaygın kullanımı ve kati bir şekilde biçimlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Örneğin; Türk vatanı, Türk dili, Türk yazısı ve Türk devleti eş anlamlıları sadece bulundukları coğrafyada değil dünyanın gözünde tam anlamıyla görünür hale geldi. Böylece Türk ideolojisi, öz bilinç, vatana bağlılık, özgürlük, hürriyet ve kalkınma faktörlerini benimseyerek yeni bir düzene yükselmiştir. Halkı ve vatanı yüceltme, dünyada layık bir yer edinme fikri onda ifadesini bulmuştur.

Ey, Türkler! Kaderine razı oldun ve yerleştin.

Körlüğe alıştın, ülkenizde büyük bir yas tuttunuz.

Turanzamin kaç kere gitti gölden,

Ey, Türkler! Söyle bunun sebebi kim?

Seçme özgürlüğü, Turanlılar söyleyin bana bunun sebebi kim?

Kaybolursun, kurt paramparça olur.

Düşman, seni paramparça eder, zincirler kırılır.

Turan zincirli bir aslandı. Düşman seni çabucak ezdi.

Turanlılar işte bağımsızlık geliyor, bir an önce el ele birleşin, kutsal toprakları alın ama düşmana vermeyin. Mütevazi değilim: Allah senden razı olsun, gecenin bir yarısı bile zincire vurulmayacaksınız!

1200 yıl evvel yazılan bu mısralarda atalarımızın ve son 130 sene boyunca yaşadığımız korkunç zamanlar hala hayatta olması garip çatışma ve kanlı savaşlardan yararlanan dört hükümetin ardından Sovyet Devleti’nin Türkistan’ı işgal ettiği biliniyor. Neticede kitabelerde yazıldığı gibi Türkistan, zincirlenmiş, Turan zincire vurulmuş bir aslan olarak diriltilmiş, kalbi kara bir toprağa bağlanmış ve hapsedilmiştir. İşte O bağımsızlık “el ele tutuşun” sözleri hala duyuluyor. Unutulmamalıdır ki bu ideolojinin sıkı bir şekilde kontrol edildiği, zulüm edildiği ve köşeye sıkıştırıldığı dönemlerde olmuştur. Ama hiç bir güç onu yok edemezdi.

Barıkbay AYTMURATOV’un çizimi ile “Timur Savaş Alanında”.

İdeolojik fikirler ancak akıllı, vatansever, cesur, girişimci ve genel olarak her bakımdan olgun bir kişi tarafından idare edilirse etkili olabilir. Büyük Emir Timur, böyle bir zamanda dünyaya gelen en mübarek insanlardan biriydi. Bağımsızlığın ve özgürlüğün sembolü olarak kabul edilen Emir Timur, halkı baskıdan kurtarmayı kutsal bir görev olarak görüyordu. Sadakatini bu yüce amaca göre uyguladı ve işgalcilere karşı savaştı. “Maveraünnehir halkı” diye yazdı “davamı öğrenir öğrenmez mümkün olan en kısa sürede (Moğollara) saldırmamı istediler. Çünkü kalpleri tamamen zalim Moğollara karşı, büyüklü küçüklü Maveraünnehir halkı bana katıldı.” Ülkenin alimleri ve Hristiyanları, Moğolları yok etmek için fetva yayınladılar. Halkın komutanları ve ordunun bazı komutanları bu çalışmada bize katıldılar. Bu konuda yazılmış fetvaların bir nüshası şudur; “Salih Halifeler, Allahüteala hepsinden razı olsun, İslam ehli ordu, alim veya alimler ve Maveraünnehir’in tüm halkı ve Mesihler yolundan gidenler, amellerine göre şereflensinler. Emir Timur’a hürmet etsinler ve onu yüksek kral olarak adlandırsınlar. Allah’ın kudretinin tahtına layık görsünler” Böylelikle toplumun tüm kesimlerinin Emir Timur’u hükümdar olarak görmeleri, ona saygı duymaları anlamına geliyordu. “Timur’un topraklarına, ırzlarına, mallarına ve canlarına zulüm edenleri (Moğollar) geri püskürtmek için büsbütün yitirilmelerinin anlaşması sağlanmıştır. Anlaşmamıza sadık kalacağız, verdiğimiz sözden geri dönersek, Allah’ın kudretini ve yardımını aşalım, Şeytan’ın kudret ve yardımının yoluna girelim.” Emir Timur, “bu fetvadır” dedi. Ama bazı aşağılık insanlar bu sırrı ortaya çıkardılar.

Emir Timur, bölgede lider oldu, düşmana karşı savaştı ve acı çekti. Bir çok kez ölümün eşiğine gelse dahi vatan sevgisinden ve azminden asla vazgeçmedi. Sadece kalbi değil, tüm bedeni ve ruhu vatanseverlik, bağımsızlık fikirleri ile doluydu. Halkın ve ülkenin acıları için yaşadı. Ülkenin refahı için hiç bir şeyden bıkmadı. Tören gecesinde Emir Timur, “huzurumu ve sağlığımı kaybettim, yatağımda rahatça uyumanın zevkinden vazgeçtim. 12 yaşımdan itibaren farklı diyarlara seyahat ettim ve acı çektim. Düşmanı kırmak için çeşitli önlemler aldım. Emirlerin ve ordunun isyanlarını gördüm. Onlardan acı sözler duydum ama duymamış veya görmemiş gibi yaparak, sabırla sakinleştim. Bir kılıç taşıyarak, savaş alanına gittim ve dünyada kendime bir isim yaptım.” sözlerini dile getirmiştir.

“Kumlu Yer” Registan, Semerkand (Timurlular Devleti’nin Başkenti) / Özbekistan.

İbn Arabşah, Sahibkıran’ın faziletlerini şu şekilde yorumlamıştır; “Timur eşsiz karakterli ve derin düşünceli bir adamdı. Düşünce denizinin derinliği yoktu.” Özetle halkın ideolojisinin tam ifadesi Emir Timur’un imajında ve eylemlerinde bulundu denilebilir. Bu yüzden ülkenin bağımsızlığını yeniden sağladı. Emir Timur’un ideolojisi devletin özünü ve yönünü belirledi. O dönemde siyasi, ekonomik ve manevi bir temel var olduğu aşikar. İdeolojinin siyasi alanda ki rolü 1370 senesinde Emir Timur’un devleti kurması ile başladı. Merkezi ve güçlü bir devletin ortaya çıkması ideolojinin yönü haline geldi. Bunu başarmak için öncelikle devleti içeriden güçlendirmek, çatışma ve savaşları ortadan kaldırmak gerekiyordu. Bu konuda Emir Timur’un şu sözlerini alıntılamakta fayda var: “Ben Turan Vilayetini fethedip, Maveraünnehir Vilayetini pençelerden (Moğollar) temizledikten sonra bazı milletlerin emirleri bana itaat ettiler ve kimsenin eğilmesini istemediler, kimseye. Emirlerinde bazıları yanlarına gelip ‘biz  bu devlette olduktan sonra onları da devlete ortak sayalım’ dediler. Ama onların sözleri, ekibimin geri kalanını etkilemedi. Kendi kendime dedim ki ‘Allah bir dir, ortağı yoktur. O halde Allah’ın (cc.) mukaddes malı olan kimsenin de bir olması gerekir” şeklinde belirtmiştir.

Emir Timur’un iktidarı ele geçirmeden evvel ve sonra böyle bir politika izlemesinin neticesinde ülke genelinde barış ve huzuru sağlamıştır. Emir Timur’un devletinin ideolojisinde ordunun gücünü ve savaşçı ruhunu artırması önemli yer tutmuştur. Her şeyden evvel Emir Timur’un kendisi yetenekli bir savaşçı olmasının yanı sıra ordunun da ruhu idi. Askerleri ile birlikte savaş meydanlarında kahramanlık örnekleri göstermiştir.

Sahibkıran, “askerlerin dediğini yaptım. Başıma çelik bir Davut zırhını giydim ve Mısır kılıcını belime bağladım. Cesaret ve mücadele tahtına oturdum.” Birliklere silah, maaş ve diğer ihtiyaçları sağlamaya önem vermiştir. Savaşçılarının icraatlarını şiddetle takdir etti ve savaş esnasında kendini gösterenler için “Bahadır” unvanını vermiştir. Kadınlar dahi askere çağırıldı. İbn Arabşah’dan naklen: Timur’un ordusunda kadınlarda vardı. Savaşın kargaşasında ve şiddetli çarpışmalarda sebat gösterdiler. Düşman adamlarına karşı mızrak, kılıç ve oklarla yiğitçe savaştılar. Hünerli adamlardan daha iyiydiler. Onlardan bir tanesi hastalanır veya hamile olursa ordudan ayrılırlar ve atlarından inerlerdi. İyileştiklerinde bebeklerini bellerine sarıp tekrar atlarına binerek, görevlerine devam ederlerdi. Söz konusu dönemde, vatana bağlılık ve vatan severlik fikirlerinin o kadar yaygın olduğu ve kadınlarında savaşlara dahil olduğu aşikardır. Fakat bazı kaynaklara isnaden Emir Timur ve askerlerinin “vahşi” olarak tasvir edilmeleri adet haline geldiğini görmekteyiz. Emir Timur, şahıs olarak ahlaklı bir adamdı, bu yüzden ordusu son derece düzenli ve adil olmuştur. İbn Arabşah, “Timur’un ordusunda faziletlerin (sonsuzluğun) kaynağından olan bir çok asil, takvalı insanlar vardı. Bunlar gelir ve gider kaynaklarıydı. Bir esiri salıvermek, bir kusuru gidermek bir yangını söndürmek, boğulan bir insanı kurtarmak, sıkıntıda olana yardım eli uzatmak onlar için bir adettir.

İdeolojinin, ülke çapında bir hareket olarak vücut bulması ile Emir Timur yenilmez milli bir ordu oluşturmuştur. Artık ülkenin dış tehditlerden korunması gerekmekteydi. Tarih bize göstermiştir ki yabancılar çoğunlukla Türkistan’ı işgal etmiş, halkı katletmiş ve yağmalamışlardır. Emir Timur, bu duruma bir son vermeye çalıştı, düşmanı karadan vurmaya ve ülkesini dünya sahnesine çıkarabilmek için bir dizi askeri seferler düzenledi. Bu faaliyetlerin neticesinde ideolojide ki büyük devlet hareketi zirveye ulaşmış ve dünyayı sarsan Timur İmparatorluğu oluşmuştur.

Modern bir bakış açısına göre doğal olarak görünmese de dönemin şartları, O’nun hükümdar veya sömürgeci olmasını gerektiriyordu. Özellikle doğal ve manevi zenginliğe sahip ülkeler iki durumdan biri ile karşı karşıya kalacakları açıkça bellidir. Bu durumu idrak eden Emir Timur, inisiyatif aldı ve ülkeyi geleceklerde ki dış tehditlerden kurtardı. Elbette, devri için doğru bir politikaydı. Ülke halkının ideolojisinde hukuk devleti yani hukuk devleti temelinde devleti yönetme hareketi vardır. Bu Ortaçağ tarihinde nadir görülen bir olaydır. Bu nedenden ötürü Emir Timur’un devletinin ideolojisi benzersiz yaratıcı özellikleri ile diğerlerinden ayrılmaktadır. Emir Timur, devlet yasasını kendisi yazdı ve tutarlı bir şekilde hayata geçirdi. “Devlet işlerini idari kurallara göre yönettim. Dürüstlüğe güvenerek, devlet içerisinde ki konumunu korudum. Emirler, bakanlar, askerler ve vatandaşlar hepsi benim hizmetimdeydi. Statülerinden ve rütbelerinden memnunlardı ve bundan fazlasını talep edemezlerdi. Adaletli ve dürüstçe Tanrı’nın hizmetkarından kendimi memnun ettim. Hem günahkar hem de masum için üzüldüm ve gerçeğe göre yargıladım. Yaptığım iyiliklerle insanların kalbini kazandım. Mazlumun hakkını zalimden aldım. Zalimlerin maddi ve manevi zararlarını ispat ettikten sonra, bunları yasa gereği insanlar arasında paylaştırdım. Bir günahkarı diğerine zulüm etmedim” diyor Emir Timur. Timurlular Devleti, adalet ve ideolojinin hakkaniyeti açısından yönetme fikrini uygulamaya koymuştur.

“Timur Tüzükleri”

Bu bağlamda ülkede kurultayların toplanması ve önemli konularda tartışmaların yapıldığı söylenilebilir. Emir Timur’un sarayında bir meclisin var olması ve her konuda tartışılması demokrasinin tecellilerindendir. Bu duruma isnaden İbn Arabşah’dan naklen; “Emir Timur bir meseleyi tartışırken arzulanan çok şeyi bıraktı. Bir kişi konuyu derinlemesine incelerse bir gün veya bir yılın sonuçları hakkında konuşulursa suçlu olmayacağını söyledi. Hatanın tepesine düşse de, sevabın tepesine çıksa da hiç kimsenin umurunda değil, çekinmeden konuşsun. Çünkü hata yaparsa kusur değil, uygunsa eğer iki misli mükafatlandırılır.” Tarihte Emir Timur gibi insanların tavsiyelerine çok dikkat eden hükümdarlar pek görülmemiştir. Bu nitelikleri onun her alanda büyük başarılar elde etmesini sağlamıştır. Emir Timur’un devleti, adaletle yönettiği özelliklerinden anlaşılmaktadır. Bu konuda Sahibkıran; “akıllı ve cesur konuşan herkesi dinlerdim, amellerine ve tavsiyenin artılarını, eksilerini düşündüğümde her zaman doğruyu seçeceğim. Bu sayede hiç kimse devletimin iç işlerine karışıp zarar vermeyi başaramadı.” diye belirtti.

Emir Timur, devletin güçlendirilmesinde hukukun üstünlüğünün rolüne özel önem verdiği açıktır. Sonuç olarak gücü o kadar büyüktü ki kimse onun tozunu tutamadı. Emir Timur, arkadaşları ile beraber tereddüt etmeden konuları değerlendirdi ve titizlikle yerine getirdi. Dürüstlüğü, saflığı ve samimiyeti ile de tanınmıştır. Halk ideolojinin dayanak noktasının hükümet olduğunu bilmektedir. Bu nedenle tahtın gücü ve güvenini sağlamak hükümdarın kutsal vazifesi olmuştur. Emir Timur halkına karşı sorumluluğunun bilincinde olmuştur. Tahtın güvenliğine özel olarak önem veriyordu. Emir Timur’un devletinin ideolojisi, ülkenin dünyadaki konumunu yansıtıyordu. Sadece doğu ülkelerine değil, İspanya, İngiltere ve Fransa gibi Avrupa ülkeleriyle diplomatik münasebetler kurarak, ilişkiler güçlendirilmeye çalışılmıştır. Bu devletin ideolojisinin siyasal yaşamın tüm alanlarına yansıdığı anlamına gelir. Moğollar döneminde yoksullaşan ekonominin restorasyonu ticaretin gelişmesi ile kaliteli bir yaşam standardının yaratılması önemli görevler arasında yer almıştır. Aynı şekilde Emir Timur’da buna benzer ekonomi benimsemiştir. Bu yıllarda yapay sulama ile yeni topraklar geliştirilmiştir. Emir Timur’un emriyle devlet çiftçilere para, alet ve çeşitli ürün yardımlarında bulunmuştur. İç ve dış ticaret hacmi büyütülmüştür. Sonuca bakacak olursak halk daha iyi yaşam sürmeye başlamıştır. Emir Timur’un devlet ideolojisinin ekonomik temelleri verimli ve bol idi. İdeolojinin manevi yönleri de yaygındır. Vatan sevgisi, yüceltme, gurur ve kibir gibi en yüksek erdemlerde O’nda parlıyordu. Kuşkusuz, bu uçuk fikirler o dönemin manevi hayatına yön vererek, Özbek halkının öz farkındalığının yaygınlığını göstermektedir. Bu yönden büyük devlet fikri ortaya çıktı ve gerçekleşti.

Vladimir Bulmakin’in çizimi ile “Emir Timur ve İbn Haldun”.

Din, ideolojinin temel direklerinden biriydi. Bu nedenle Sahibkıran, dinin gelişimine önem vermiş ve önemli tedbirler almıştır. Bir devlet din ve nizam üzerine kurulmazsa, düzene bağlı değilse böyle bir devletin ihtişamını, gücünü ve düzenini yitireceğini tecrübelerim ile gördüm. Böyle bir zafer çıplak bir adam gibidir ve onu gören herkesin dikkati dağılır ya da kapısız ev gibidir. Bu yüzden kendimin kralıyım her şehirde mescit, medrese ve hamamlar yapılmasını, seyyahlar için yolların yapılmasını, nehirlere çok sayıda köprüler yapılmasını emrettim. İlim, mimari ve sanat dalları geliştirilerek, manevi hayat daha yüksek bir seviyeye taşınmıştır. Emir Timur’un sarayında alimlere, liderlere ve genel olarak aydınlara büyük saygı ve değer gösterilirdi. Çoğunlukla Emir Timur’un devlet ideolojisi, siyasi ve sosyo-ekonomik hayatın yol gösterici gücü ve bir aynası olarak somutlaşıyor. İlham veren gücü, büyük bir devlet olmasında ve kalkınmanın sağlanmasında etkileyici faktördür.

Emir Timur’un ölüm döşeğinde ki vasiyetini aktarmanın zamanı geldi diye düşünüyorum. “ Milletin acısını dindirmek sizin görevinizdir. Zayıfa bak, fakiri zenginin zulmüne terk etme! Adalet ve özgürlük rehberiniz olsun. Benim gibi uzun zaferleri hatırla ve kılıcını iyi düşün! Bir kez ustaca kullanın! Aranıza nifak tohumları ekmemeye dikkat edin! Bazı düşmanlarınız nifak tohumu ekmeye ve bundan yararlanmaya çalışacaklar. Size hükümetin biçimini, ilkelerini sadece vasiyetimle mi gösterdim? Milletin hastalıklarını tedavi etmek su ve hava kadar acildir!”

Emir Timur, Tarih Müzesi-Taşkent / Özbekistan.

O’zbekiston Respublikası va Marifat Kengashi, Milliy Fola va Mafkura İlmiy – Amaliy Markazi,

O’zbekiston Respublikası Fanlar Akademiyası – Tarıx İnstıtutı

Prof. Dr. Xamid ZİYOYEV, Buyuk Amir Temur Saltonatı va Uning Taqdiri- Toşkent-2008.

Prof. Dr. Hamid ZİYAYEV (1923-2015), Tarih Bilimleri Profesör Doktoru, 14. ve 20. yy. Özbekistan Tarihi, Orta Asya, Rusya ve Doğu Türkistan Sömürge Tarihi.

Fatma Çetin

Genel Türk Tarihi Bilim Uzmanı. Yüksek Lisans'ı Bilimsel Araştırma Projeleri tarafından desteklenen "Rus Saldırıları & Hîve Hanlığı'nın Askeri Teşkilatı" isimli tez çalışması ile tamamladım. Türkistan Hanlıkları, Kafkasya Toplulukları & Rusya Tarihi çalışmaktayım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu