Türk Tarihi

Eski Türk İnançlarında Dağ Kültü

Dağların kutsal kabul edilmesini ya da bir kült olarak algılanmasını inceleyecek olursak; dağ kültünün ilk izlerini Sümerlerde buluruz. Sümer mitlerine baktığımızda Tanrı En-lil dağların kralı olarak tahtını dağlara kurmuş bir biçimde karşımıza çıkar (Tanyu, 1973: 5). Hitit ve Mısır gibi diğer eski uygarlıklara baktığımızda ise “dağlar ışık ve nur âlemi olan gökyüzünün direği”dir (Beğenç, 1967: 62). Samilerde ise, dağlara tazimde bulunulurdu. Ayrıca eski çağlarda Suriye çevresinde yaşayan topluluklar dağların ilahları olduklarını zannediyorlardı.

Hint kozmolojisinde ise, dünyanın merkezinde Meru Dağı bulunuyor, güneş, ay ve yıldızlar Meru’nun etrafında dönüyor ve tanrılar Meru’da oturuyordu. Tıpkı Yunan mitolojisindeki Olympos gibi. Moğollar ise “Dağ İlah” adını verdikleri dağı, gökte yaşayan Tanrı’nın yeryüzüne indiği bir dağ olarak görmekle beraber kaya resimleri için önemli bir merkez olan Burhan-Kaldun’u da kutsal bir dağ olarak görmüşlerdir (Tanyu, 1973: 5). Aşağıda Burhan-Kaldun’a ait bir görselde de görüldüğü üzere geçmişte ve bugün dahi gerek Orta Asya ve Moğolistan’da gerekse Anadolu’da benzer görüntülere rastlamak mümkün.

Resim 1: Burhan-Kaldun Dağı, Khentii, Moğolistan.

Türkler için tarihin ilk devirlerinden itibaren tabiat kültleri, inançlarının şekillenmesinde etkili olmuştur. Soyut ve somut olmak üzere hemen hemen doğanın tüm unsurları tabiat kültlerine olan inanç biçiminin yansıması olmuştur. Dağlar, Türklerin tarihî süreç içinde her zaman kutsal bir mekân olarak dinî duygularını ifade ederken Gök Tanrı’ya yakardıkları ve bazı Türk topluluklarının da ölülerini gömdükleri mekânlar olmuştur (Akgün, 2019: 153).

Arkeolojik çalışmalara göre bu mekânlar binlerce yıldır kullanılmakla birlikte günümüze kadar süregelen bir biçimde “kurban adama yeri” görevi de görmektedirler (Hoppal, 2012: 64). Bunun yanında dağın bir iye olarak kabul edilmesi meselesi de vardır. Bir iye olarak dağlar tıpkı insanlar gibi evlenebilir, çocuk sahibi olabilir. Dağlarda içinde bulunan canlıların hepsini koruyan ruhların veya meleklerin olduğu inancı da Türklerde dağ kültünün gelişmesinde önemli bir unsurdur (Gömeç, 2015: 26) .

Resim 2: İnsanın Tanrı’ya teslimiyetini ve yakarışını gösteren kaya üstü tasvir. Gobi, Del dağları, Moğolistan.

Dağlar sözlü kültür ürünlerinde dahi etkilidir. Tıpkı Manas Destanı’ndaki gibi dağlar büyük kahramanlar gibi görülmüştür. Eski Türk devlet düzeninde her boyun kutsal bir dağının olması, boyun kendi ata ruhlarını dağ ruhları ile birleştirmesi, bu iki mitolojik tasnifin ortak bir inanca bağlı olduğunu gösterir (Bayat, 2006: 47). Hatta Çin kaynakları Türklerin Altaylarda bir “kutlu atalar mağarası” olduğundan bahseder (Tsai, 2011: 23).

Resim 3: İnsanları kötü ruhlardan koruyup tedavi eden çift (teke) başlı şaman tasviri. Gobi, Del dağları, Moğolistan.

Dağlar, Türkler için Tanrı’ya ve atalarının ruhuna yakın mekânlar olarak görülmüş ve buralara inançları gereği sunaklar ve tören alanları oluşturmuşlardır. Belki de dağlar Türkler için tanrının huzurunda oldukları onun önünde diz çöktükleri mekânlar olarak, onların iç dünyalarında Tanrı’ya dertlerini daha iyi dile getirdikleri mekânlar olmuştur. Altay Türkleri arasında hâlâ Altay Dağları için şamanlar birtakım dualar etmektedir. Bunlar arasında en bilineni Altaydıng Yarğı’dır. Dua metni aynen şöyledir;

Yıkceldı keng Altaydıng yarğı yeri,

Üzülmeske ulu, beretten, ulturebeşke yarğı beretten,

Ağar başka bir encüdi aydayttan!

Ada, öbökö tuşunda ködürüp kalgan,

Yer tengiz yayla tuşunda, ada ereködürüp kalgan Altay!”

“Ey mukaddes ve geniş Altay’ın yarğı (Hüküm) yer,

Kesilmeden kısmet veren, bizi yıpratmamak için yarğı veren,

Ağaran başa (İhtiyarlama) istirahat sağlayan Altay,

Deniz ve yer yaratıldığı zaman ata analarımızın takdis ettiği Altay!” (İnan, 1972: 51).

Göz ardı edilmemelidir ki dağlar “yer-sub” kültürünün önemli bir unsurudur. Bununla birlikte kutlama alanları olarak dağlar yine karşımıza çıkmaktadır. Örnek vermek gerekirse Han-Yoan dağı, Hunların yılın belirli günlerinde Gök Tanrı’ya kurban adadıkları kutsal bir dağ idi. Hatta Hunlar ile Çinliler arasında yapılan başarılı anlaşmaların sonucunda Hunlar adına Hun dağı denilen bir dağda bu anlaşmayı kutluyorlardı (Ocak, 1993: 402).

Dağlar siyasi hayatta da birer belirleyici unsur olarak etkin biçimde kullanılmıştır. Bu duruma en güzel örnek VI. yüzyılda Avarlar ile Bizans arasında yapılan sözlü bir anlaşmada ettiği yemindir. Avar hakanı Bayan, “Romalılara karşı zarar vermek niyetindeysem ben Bayan mahvolayım, bütün Avarlar mahvolsun, gök üzerimize yıkılsın, Gök Tanrı’nın ateşli okları bizleri öldürsün, dağlar ve ormanlar başımıza yıkılsın” (İnan, 1948: 280) şeklinde yemin ederek manevi dünyasında yer alan tüm unsurları, dağların, ormanların ve gökyüzünün duygu, düşünce ve ruhları varmış gibi onları sözüne şahit göstermiştir.

Bir İslam coğrafyacısı olan Gerdîzî’nin Çiğiller hakkında verdiği malumatlar Çiğillerin “Ulu Dağ” ismini verdikleri dağı dualarında zikrettiklerini ve Tanrı’nın bu dağda ikamet ettiğine inandıklarını yazar (Şeşen, 2017: 76). XI. yüzyıla geldiğimizde ise bu defa Kâşgarlı Mahmud  Türkler arasında tabiatta gördükleri her ulu varlığı, özellikle ihtişamlı dağları ve tepeleri devamlı takdis ve bunlara secde ettikleri bilgilerini aktarır (Divanü Lügat-it Türk, 1992: 377).

İnancın gereği olarak düşünüldüğünde dağlara kurban sunulması, adak adanması, takdiste bulunulması normaldir. Başkurtlar’ın Ural dağlarını takdis ettikleri bilinir ve Tuv adı verilen bir dağ kutsal sayılırdı. İnan, Kazan Türklerinin Hocalar Tavı adını verdikleri bir dağı kutsal kabul ettikleri, burada kurbanlar kestikleri ve ayinler düzenledikleri bilgisini aktarır ve ekler; aynı Kazan Türkleri Hocalar Tavı’nın yüksek bir bölümünü Arafat, kalan bölümlerin bazılarını ise Mina ve Ebu Kubeys olarak adlandırmışlardır (İnan, 1972: 130). Buradan da anlaşılıyor ki dinin değişmesi ya da inanç sistemlerindeki değişimleri dağın kutsal olduğu anlayışını değiştirmemiş sadece dağ değişen dinî yapının şekline büründürülmüştür.

Resim 4: Cinsel hayatı, üremeyi ve çoğalmayı ifade eden bir kaya üstü tasvir. Gobi, Del dağları, Moğolistan.

Belki de yaradılışın ilk adımlarından olan dağ Ak Ana ile bağlantılı olduğu için yerin merkezi kabul edilmiş olabilir. Türklerin devlet anlayışlarına baktığımız zaman merkez daima kutsal kabul edilmiş, dağlar ise bu merkezin kutsal alanları olmuştur. Bahsettiğimiz gibi Türk mitolojik anlayışında kutsal dağ, yer-sub inancına göre yeryüzünün merkezinde bulunur ve dünyanın eksenini oluşturur.

Birtakım görüşler dağlara kurban adanması, dağların Tanrı olarak görülmesi ve onlara tapınıldığı yönünde olsa da, dikkatli incelemeler yapıldığında ya da Türk kültürü ya da bozkırlı kavimler tanındığında anlaşılacak ki; dağlar bozkırlı kavimlerin geçimlerinde büyük ölçüde etkilidir. Öyle ki bozkırlı kavimlerden özellikle Türkler hayvancılık ile geçimini sağlarken, yaylak ve kışlak olmak üzere mevsimlik bir hayat sürmektedir ve hayvancı ekonominin temelini otlaklar oluşturur. Otlaklar haricinde ya da hayvancı ekonomiden biraz uzaklaşıldığında, bunun sebebi kuraklıklar da olabilir. Bu defa bozkırlılar her zaman ava yönelmişlerdir.

Avın Türk kültür motiflerinde ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Lakin burada avdan bahsetmek yerine şunu belirtmekte fayda var. Dağlara bu anlamda kutsallık verilmesi ya da onlara kurbanların sunulması onların Tanrı olarak kabul edilmesinden ziyade belirttiğimiz durumlar yaşandığı dönemlerde onların geçim kaynaklarını oluşturmasıdır. Kahramanlık destanlarına, efsanelere, masallara ve menakıpnamelere baktığımızda dağlar av için en önemli yerlerdir.

Dağlar Türklerin sözlü geleneklerinde de yerini almıştır. Uygur destanları Buku Kağan’ın Akdağ’a çıkıp orada görüştüğü bir kızdan dünyayı fethedeceği bilgisini alması, Göç destanında ise, kıtlık ve yoksulluğun kutlu dağın parçalanması ile başlaması, dağlardan türeyen boyların olması ve Türkler için kutsal demirin dağ ile olan ilişkisi, Dede Korkut Hikâyeleri’nde, Kazılık Dağı’nın hem hayatın, hem de yeniden doğuşun kaynağı olması şeklinde karşımıza çıkar. Kazılık Dağı’nın yıkılışı ise dünyanın sonu olarak yorumlanır. Dede Korkut Hikâyeleri’ne baktığımızda, dağların konuştuğu da dikkati çeker (Önal, 2003: 102).

Cuveynî tarafından aktarılan bir Uygur efsanesine göre; Uygurların mutluluk ve bolluk getiren kutsal bir dağları vardı. Bu dağa “Kuttag” adı verilirdi. Çinliler bu dağı götürdükten sonra Uygurlar yoksullaşmış ve eski mutlu günlerini kaybetmişlerdir (İnan, 1972: 50). Teleüt, Töles ve Abakan Türkleri etraflarında bulunan bir dağı, koruyucu ruh ya da büyük ata olarak görmüşlerdir. İdrîsî ise Kimek ve Kıpçakların dağların en yüksek zirvelerine bedizler dikerek ona adak adayıp ziyaret ettiklerini aktarır (Şeşen, 2001: 107)

Yine Uygurların ataları olarak bildiğimiz Kao-Ci Toleslerinin kökeni hakkında bilgiler aktaran destanda “Hakanın kızlarını sadece Tanrı’ya layık gördüğü için Tanrı ile evlenmeleri amacı ile kızlarını bir dağ üzerinde bırakması, küçük kızın ise bu dağda bir erkek kurtla eş olması sonucunda yeni nesiller meydana getirdiği” rivayet edilir. Tabi burada destanın anlatmak istediği bir diğer husus da Tanrı’nın dağa bir kurt olarak gelmiş olmasıdır (İnan, 1976: 284). Yine Altaylar arasında Tubalar ve Çelkanlar, sonbaharda ava çıkmadan önce boy dağında avda başarılı olunması için bir ayin icra ederek kurban olarak akağaçtan yapılan kap içinde arpadan hazırlanan “arak”  serperler (Potapov, 2014: 92-93)

Dağlar destan kahramanlarının yaşadığı yerler ya da mezarının bulunduğu yerler olabilir. Kültürel hafızada bu bilginin bulunması da dağları kutsal yapmış olabilir. Sibirya Türkleri arasında bazı boylar atalarının dağlardan türediğini düşünür. Altaylarda da geleneksel olarak bazı boy önderlerinin dağlara defnedildiği bilinmektedir. Böylelikle bir devir daim sağlanmaktadır. Dağların en önemli fonksiyonları arasında hayat verici özelliği yer alır. Örneğin Telengitler arasında yer alan bir inanca göre çocuğu olmayan kadınlar kutsal dağa çıkarak dua ederse çocuğu olur (Lvova, 2013: 27-28).

Türklerin mitolojik efsanelerinde Altın Dağ oldukça önemlidir. Altın Dağ motifi genellikle Altay Türklerinde görülüyor olsa da, eski Türkler tarafından Uygur iline yakın bir dağ “Altun Kan” olarak anılmaktadır. Türkler arasında Altın gibi olan dağlardan çok söz edildiği görülmektedir. Dağ kültü ile ilgili inanç biçimleri Sibirya Türklerinde de görülmektedir. Sibirya’yı ziyaret eden Radloff gibi araştırmacılar buradaki boyların dağlar ile ilgili inançlarına eserlerinde yer vermiştir. Radloff bir yolculuğunda Teletsk gölünü kayıkla geçerken yerli kayıkçıların güneye doğru eğilerek havaya bir avuç su serptiklerini ve gölü kazasız belasız geçmek için Altın Dağ atasından uğur dilediklerini görmüştür (Radloff, 1994: 91-92).

Kök Türk yazıtlarında da aynı dağa ve onun önemine rastlanmaktadır (Ögel, 1971: 290). Demir Dağ yine dünyanın merkezi olarak Türk mitolojisinin önemli bir unsuru olarak karşımıza çıkar. Aynı dağ, Ergenekon Destanı’nda da göze çarpmaktadır. Orta Asya’nın bozkırlarından Anadolu’ya gelen Türkler yukarıda bahsettiğimiz geleneksel dağ inançları yanında aynı zamanda beraberlerinde mitolojik dağlarını yani Altındağları veya Altındağ’ı da getirmişlerdir. Fakat isimler açısından incelendiğinde bu isimlerin kaybolduğu görülse de aslında Kaf Dağı ve Tur Dağı’nın Altın Dağ’ın birer yansıması oldukları dikkati çeker (Kalafat, 1990: 35).

Abakan Tatarlarının inançlarına göre dağ ruhu her türlü hastalığa şifa verir. Bir törende toplanan insanlar dağ ruhu için akağacın önünde kurban sunar. Şamanlar, sunulan kurbanın hayatın devamlılığı ve göçün sorunsuz bir şekilde dağılmaması için dağ ruhuna sunulduğunu aktarır (Katanov, 2004: 54).

Farklı devirlerden aktarılan örneklerde görüldüğü gibi Türklerin inanç sistemi ve mitolojilerinde dağ başta gelen kutsal motiflerdendir. Dağlar ile beraber Türklerin inanç sisteminde yer alan dağlarda bulunan obo ve mağara motiflerine de değinmek gerekir. Dağlar ve obolar, iyelere sahip oldukları gibi çeşitli ruhlara da ev sahipliği yaparlar. Bu bakımdan ruhları üzerinde barındıran dağlar ve mağaralar kutsal birer tören alanı gibidir (Bayat, 2015: 222). Bazı dinî törenler dağlarda yapılır ve kamlar da ayinlerinde Altaylar gibi kutsal dağlara seslenirlerdi (İnan, 2012: 51) Türkistan’da “Altay”, “Han Tanrı”, “Tanrı Dağları”, “Buzdağ Ata” gibi ulu dağlarla özdeşleşen dağ kültü Türklerin göçleri sonucu Anadolu’ya da taşınmıştır. Hem isim hem de ritüeller açısından baktığımızda Anadolu’daki bazı dağlar etrafında İslam öncesi dağ kültürünün izlerini görmek mümkündür.

Resim 5: Muğla’da Obo ve dağ kültü geleneğinin yansımaları

“Baba Dağ”, “Ulu Dağ”, “Allahu Ekber Dağları” gibi isimlerle yaşayan dağ kültünün derin izlerini Anadolu’nun birçok yerinde görmek ayrıca önemli bir detaydır (İnan, 1998: 253; Yalman, 1997: 34; Ögel, 2006: 438). Çeşitli yörelerde tıpkı eski Türklerin uyguladıkları gibi bugün hala yılın belirli günlerinde yüce dağların zirvelerinde bulunan eren adı verilen şahıslar için törenler düzenlenir. Bu törenler sırasında kurbanlar kesilir ve sırıklarda pişirilir. Erenler, kurgan tarzı mezarları ve kendileri için tertip edilen törenlerle kültürel ve dinî bir unsur olarak görülürler. Bu çerçevede Anadolu’da dağ ile atalar kültünün eren mezarlarında birleştiğini söylemek mümkündür.

Türkler, İslam öncesinde dağ ve atalar mağarası etrafında şekillendirdikleri bu kültürü İslamiyet ile birlikte eren kültürü olarak Anadolu’ya taşımışlardır. Türklerin ölüm ve atalar kültü inanışları, dağ kültü inanışı içinde özellikle incelenmesi gereken bir durumdur. Çünkü dağda yapılan törenler Gök Tanrı ile ilişkilendirilse de geçmiş ataların ruhlarına saygı duymak ve onlardan güç almak adına da icra edilirdi. Türk-İslam kültüründeki eren kültünün bu gelenekten doğmuş olduğu açıkça görülmektedir.

Sonuç

İnanç, insanların dünyevi anlayışları haricinde düşündüğümüzde hayatını anlamlandırdığı yegâne unsurdur. İnanç çevresinde gelişen folklor ve gelenekler insanların yaşadıkları coğrafyanın şartlarına göre şekillenmiş, yaşadıkları coğrafya da insanların kültürlerini ve onların yaşama biçimlerini etkilemiştir. Türkler bozkır içinde hayvancılık ile geçimini sağlarken konar-göçer bir yaşam tarzını benimsemiş, konar-göçer olmaları ise onların, hayvancı bir ekonominin gereği olarak, doğaya bağımlı bir yaşam sürmelerine sebep olmuştur.

Türkler bozkırda konar-göçer yaşamalarını sürdürmekte iken gerek Şamanist gerekse animist birtakım inanç yapılarını ve bu yapıların kültlerini kendi yaşamlarında barındırmıştır. Yerleşik düzene geçiş ile beraber bugün hâlâ bu inançlarının çoğunu terk etmemişlerdir.

Sonuç olarak dağlar Türklerin dünyayı algılama biçimlerinde önemli bir yer tutmuştur ve bugün hâlâ önemini korumaktadır. Başta Ege ve Akdeniz olmak üzere Anadolu’nun birçok noktasında dağlarda tıpkı eskisi gibi ayinler, törenler ve kutlamalar yapılmaktadır. Bu ritüeller geçmiş dönemdekiler kadar kalabalık olmayıp spesifik bir alan içerisinde sadece belirli topluluklar tarafından belirli yerleşim yerlerinde yapılsa da geçmişten geleceğe kültür aktarımının en önemli parçalarıdır. Tabi burada şunu da belirtmekte fayda var. Bu aktarım her ne kadar sözlü geleneğin yansıması olsa da geçmişte olduğu gibi bugün de insanlar aynı dağlarda törenler yaparken o dağlarda geçmişten kalma izleri kaya resimlerinde görmekteyiz. İnsanın hafızası kimliğini oluştururken kaya resimleri ve kaya resimlerindeki gerek sosyal motifleri gerekse kültürel motifleri barındıran unsurlar da insanların kimliklerinin âdeta belgesidir.

Kaynakça

Akgün, H.(2019). Coğrafyadan Mitolojiye Kaya Resimleri. Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi, C: I,/2,  ss.151-164.

Baş, M.(2016). Dinlerde ve Geleneksel Türk Dini Tarihinde Dağlarla İlgili İnanışlar Üzerine Bir İnceleme. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, C:9, S:46, ss.924-930.

Bayat, F.(2006). Türk Mitolojisinde Dağ Kültü. Folklor Edebiyat. C: 12, S: 46.

Bayat, F.(2015). Türk Mitolojik Sistemi II, İstanbul: Ötüken Yayınları.

Beğenç, C.(1967). Anadolu Mitolojisi, İstanbul: Milli Eğitim Bakanlığı Bilim Eserleri Serisi.

Bonnefoy, Y.(1993). Asian Mythologies. Chicago and London, Chicago: The University of Chicago Press.

Davis, E. J.(2007). Anadolu/XIX. Yüzyılda Karya, Frigya, Likya ve Psidya Antik Kentlerine Yapılan Bir Gezinin Öyküsü, Antik Kentlerine Yapılan Bir Gezinin Öyküsü, Çev. Funda Yılmaz, İstanbul: Arkeoloji Sanat Yayınları.

Dirlik, Ü.Ş.(2007). Halk Nelere İnanıyor, Fethiye.

Gömeç, S. Y.(2015). Türk Kültüründe Dağ ve Altaylar.  Türk Tarihinden İzler III. Ankara.

Hoppal, M.(2013). Shamans and Symbol Prehistory of Semiotics in Rock Arts. Budapest: International Society for Shamanistic Research.

İnan, A.(1972). Tarihte ve Bugün Şamanizm Materyaller ve Araştırmalar. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

İnan, A.(1976). Eski Türk Dini Tarihi, İstanbul: Kültür Bakanlığı Yayınları.

İnan, A.(1998). Makaleler ve İncelemeler II. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

İnan, A.(1998). Türk Boylarında Dağ, Ağaç (Orman) ve Pınar Kültürü, Makaleler ve İncelemeler II. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Kalafat, Y.(1990). Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Ankara: Ebabil.

Kaşgarlı M.(1992). Divanü Lügat-it Türk. Çev. Besim Atalay. Ankara: Türk Tarih Kurumu.

Katanov, N. F.(2004). Türk Kabileleri Arasında. Çev. Atilla Bağcı, Konya: Kömen Yayınları.

Köse, O.(2019). Türk Kültüründe Dağ ve Düzgün Baba Dağı. Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi, C:1, S:1, ss.13-24.

Lvova E.L.(2013). Güney Sibirya Türklerinin Geleneksel Dünya Görüşleri I, Çev. Metin Ergun, Konya Kömen Yayınları.

Ocak, A.(1993). Eski Türklerde Dağ Kültü. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. C:8, ss.401-402.

Ögel, B.(1998). Türk Kültürünün Gelişme Çağları. İstanbul: Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yayınları.

Ögel, B.(2006). Türk Mitolojisi II, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları.

Önal, M.(2003). Dağ Kültü, Eren Kültü ve Şenliklerinin Muğla’daki Yansımaları. Bilig. S:25, ss.99-124.

Potapov, L.P.(2014). Altaylılar. Çev. Atilla Bağcı, Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü.

Radloff, W.(1994). Sibirya’dan I. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

Roux, J.P.(1999). Altay Türklerinde Ölüm. Çev. Aykut Kazancıgil, İstanbul: Kabalcı Yayınları.

Roux, J.P.(2015). Eski Türklerin Mitolojisi. Çev. Musa Yaşar Sağlam, Ankara: Bilgesu.

Somuncuoğlu, S.(2008). Taştaki Türkler. Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler. İstanbul: A-Z Yapı İnşaat Sanayi Ticaret A.Ş. ss.17-18.

Şahbaz, M.(2018). İslam Öncesi Türklerde Dağ Kültü ve İnancı. Socıal Scıences Studıes Journal, Vol: 4, Issue: 19, ss.2250-2261.

Şeşen, R.(2001). İslam Coğrafyacılarına Göre Türkler Ve Türk Ülkeleri. Ankara: Bilge Kültür Sanat.

Tanyu, H.(1973). Dinler Tarihi Araştırmaları, Ankara: Ankara Üniversitesi Basımevi.

Tsaı, L.(2011). Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri. Çev. Ersel Kayaoğlu-Deniz Banoğlu, İstanbul: Selenge.

Yalman A. R.(1997). Cenupta Türkmen Oymakları I, Ankara.

Yelken K.(2019). Taşa Kazınmış Türk Kültürü. https://www.kenanyelken.com/kaya-resimleri-orta-asya Erişim Tarihi: 20.11.2019

Yüksek, Ö.(2008). Güneş Başlı İnsanlar. Sibirya’dan Anadolu’ya Taştaki Türkler. İstanbul: A-Z Yapı İnşaat Sanayi Ticaret A.Ş. ss.29-30.

Halil Can Akgün

Genel Türk Tarihi alanında bilim uzmanı. Yüksek Lisansı "Türk Kültür Tarihi Çerçevesinde Avrasya Bölgesi Kaya Resimleri" başlıklı tez çalışmamla tamamladım. Birçok ulusal dergi de makaleler yayımladım. Ek olarak Uluslararası sempozyum ve kongrelerde bildiri sunumları yaptım. Son olarak ise 3 yıldır Uluslararası Hakemli "Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi" adlı elektronik yayında bir takım görevler yapmaktayım. İslam Öncesi Türk Tarihi, Türk Kültür Tarihi ve Mitolojisi, Orta Asya Tarihi ve Bozkır Halkları, Bozkır Kültürü ve Dünya Mitleri ile Türk Dünyasında Çağdaş Düşünceler Tarihi gibi konularda çalışmaktayım. Hobi olarak Sembol Bilim, Dinler Tarihi, Dünya Mitleri ve Etimoloji ile ilgileniyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu