MakaleTürk Tarihi

Eski Türklerde Sosyal Yapı

Eski Türklerin sosyal yapılarındaki en büyük oluşumun il yani devlet olduğunu onlar hakkında bilgi veren Çin kaynakları ve Orhun Yazıtlarından öğrenmekteyiz. Bozkırda yerleşim küçük birimler halinde olduğundan Türklerin sosyal yapıları da küçük birimlerden büyük birimlere doğru gitmiştir.

Sosyal yapı oluşurken; oguş (aile), urug (sülale veya aileler birliği), bod (boy), bodun (boyların bir araya gelerek oluşturduğu birim) ve nihayetinde bütün bu birimlerin birleşerek oluşturduğu il yani devlet göze çarpar.[1] Burada ki en önemli nokta devletin yani müstakil olan siyasî oluşumun en önemli unsurunun oguş yani aile olmasıdır. Oguş yani aile yapı bakımı ile bütün siyasî teşekkülün en küçük birimidir. Türklerin siyasî ve kültürel olarak var oldukları bütün coğrafyalarda varlıklarını koruyabilmiş olmalarının temel sebebi aileye verilen önemden kaynaklanmadır. Türklerin akrabalık bağlarını ifade eden çok fazla kelimeye sahip olması bu konuyu desteklemektedir.[2]

Aile sosyal esası ile kan bağına dayanmaktadır. Kan bağına dayanan aile baba etrafında toplanır. Burada eski Türk toplumunun ataerkil olduğu düşünülebilir. Lakin Kök Türk hanedanının soy ismi hakkında bilgi veren Çin kaynaklarındaki[3] efsanevî hikâyeler dişil bir atanın yani Aşina’nın etrafında toplandığı için düşünülebilir ki baba etrafında toplanan aile de annenin yani kadının da en az erkek kadar söz hakkı bulunmaktadır. Bunun sebebi ise ataların yani Türk toplumunda soyun nereye bağlandığının önemidir. Bazı araştırmacılar bu fikirle yola çıkarak eski Türk ailelerinin anaerkil olabileceğini de düşünmektedirler.[4] Aslında Türkler arasında anne ve babanın aile içinde eşit olduğunu bizlere düşündüren güzel bir örnek ise Dede Korkut’ta yer almaktadır. Burada Dirse Han çocuğu olmadığı için karısını suçlamak ve çocuğunun olmamasının sebebini karısına bağlamak yerine ona “Bu suç senden midir? Yoksa benden midir?” diye sorarak karısına karşı kötü bir ithamda bulunmaktan ve onun kalbini kırarak bu zor durumu onun sırtına yüklemekten kaçınmaktadır.[5] Görebileceğimiz gibi Türk ailesinin gelişimi karşılıklı eşitlik üzerine temelini atmış ve devletin en önemli birimi olarak karşımıza çıkmıştır.[6]

Sosyal yapının ikinci ayağı olan urug hakkında fazla bilgi yoktur. Sosyal yapı içerisinde ne ifade ettiği bilinmemekle birlikte bu tabir eski Türk yazıtlarında yalnızca bir kez geçer.[7] Lakin urugların birleşerek boy dediğimiz yapıyı oluşturduğu bilinmektedir. Boy genellikle kabile ya da klan sistemi ile karıştırılmaktadır. Bu hatayı ise batılı tarihçiler yapmaktadır.

Boylar yönetim açısından boyun soyu içerisinde o soyu temsil eden bey tarafından yönetilir ve boy beyinin seçilmesi boy içerisindeki ailelerin reislerinin toplandığı toy dediğimiz meclislerde bir seçim ile belirlenmektedir.[8] Ayrıca bu meclislere “ternek” adı verilmekle birlikte aile ve urug reisleri göç, savaş ya da devlete savaş durumunda asker gönderme gibi sosyal, siyasî ve iktisadi kararları burada alırdı.[9] Boyların kendilerine ait toprakları ve hayvanları bulunurdu.[10] Her boyun hayvanları üzerlerine dağlanmış ya da boyalarla çizilmiş tamgalar ile ayırt edilebilmekteydi.[11] Boyları birbirinden ayıran bir diğer özellik ise her boyun kendine özgü bir savaş şifresi yani uran’ının olmasıdır.[12]

Türkler konargöçer bir sistem içinde yaylak ve kışlak[13] olarak iki bölgede yaşamlarını sürdürdükleri için boylar kendi bölgeleri içerisinde yaşamlarını sürdürmektedir. Burada belirtmek gerekir ki Çin kaynakları bu konuda bizlere çok kıymetli bilgiler vermektedir. Hunların ve diğer Türk boylarının konargöçerliği, yaylak ve kışlak gibi bir hayat tarzını benimsemeleri hakkında şu bilgileri vermektedir; “T’ang ve Yü dönemlerinden önce, Shan Jung’lar, Hsien-yünler ve Hun-yü’ler kuzey sınırlarında otururlar, otlakları takip ederek hayvan yetiştirir ve yer değiştirirlerdi.”[14]

Her boyun yaşam alanı diğer bir boyun yaşam alanının sınırları ile sınırlandırılmıştır. Bununla birlikte her boyun kendine özgü tamgası yani onları temsil eden bir simgesi ve ongunu yani yine onları temsil eden bir hayvanı bulunmaktadır. Bu hayvan genellikle tavşancıl ya da kuş türüdür. Burada aslında belirtmek gerekir ki Türklerin boyları ve tamgaları hakkında bizlere en önemli bilgileri Kâşgarlı Mahmud ve Reşîdüddin vermektedir. Tamgalar gerek yazıtlar da gerekse boyların simgeleri olarak düşündüğümüzde onları temsil eden ve onları ifade eden simgeler olarak karşımıza çıkmaktadır.

Aşağıda umumiyetle Türklerin en kalabalık zümresi olan Oğuzlara ait boylar ve tamgalar verilmiştir.

Tablo 1: Kâşgarlı Mahmud ve Reşîdüddin’e göre Türk boyları ve tamgaları.

Kaynak: Yusuf Halaçoğlu, “Damga”, TDİA, C.8, 1993, 454-455.

Boyların bir araya gelerek oluşturduğu sosyal yapıya bodun ismi verilir. Muhtemelen bodun kelimesi boy kelimesinin çoğul bir ek alarak oluşmuş halidir.[15] Bodun aralarında gerek akrabalık gerekse coğrafî anlamda bir bağ bulunan boyların bir araya gelerek oluşturduğu sistemli bir yapıdır. Bodun’un yönetimi muhtemelen bodun’un içerisindeki siyasî yapının büyüklüğüne göre “erkin, il-teber”, ya da “şad” ve “tigin” ile sağlanıyordu.[16] Bu kişiler ya budun içinde seçiliyor ya da devletin merkezinden gönderiliyordu. Örneğin, Kapgan Kağan, yeğeni Bilge’yi Tarduşlar’a “şad” olarak göndermiş, Oğuzlara ise Bayan-çor’u idareci olarak atamış, bununla birlikte başka örnekte ise görüyoruz ki Kök Türkler’e bağlanan On-ok boylarının idaresine “kağan” olarak Bars Bey gönderilmiştir.[17] Buradan da anlaşılıyor ki bodunlar bir araya gelerek ya da bir bodun diğerlerini kendi merkezi gücü altında topladığında diğer siyasî teşekkül olan devleti yani ili meydana getirmektedir.

Türklerin devlet kavramını il kelimesi ile ifade ettiği bilinmektedir.[18] Ayrıca Kaşgarlı Mahmud’un eserinde il kavramının karşılığı olarak karşımıza “sulh ve barış” manası çıkmaktadır.[19] Muhtemelen yukarıda belirttiğimiz bodunların bir araya gelerek devleti oluşturmuş olması barış ve sulhun sağlandığı anlamına gelmiş ve bu il yani devlete bu manalar verilmiştir. Bunun dışında Thomsen, il kavramını “siyasal açıdan bağımsız ve teşkilatlı millet” olarak verirken, Gabain ise il kavramını “ülke ve imparatorluk” kavramları ile açıklar.[20] Yine aynı şekilde Eberhard’ta diğerlerinden farklı olmaksızın il kavramını “toprak ile halkı töreye bağlı kalarak yöneten bir kurum” olarak açıklar.[21] Bununla birlikte R. Giraud “siyasî hâkimiyet ve teşkilatlı devlet” ile il kavramını açıklar.[22] Devletin idare ediliş biçimi ya da devlet sahibi olmak gibi kavramlar “tutmak” filli ile il kavramını birleştirerek sağlanırdı. Bu kavram “il tutmak” ile açıklanırdı.[23] Anlaşılacağı üzere araştırmacıların da buluştuğu ortak nokta, il kavramının sadece toprak kavramı ile değil, toprağın, halkın ve belirli bir siyasî düzenin olduğu kurum şeklinde olmuştur.


[1] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, s.219.

[2] Tuncer Gülensoy, “Altay Dillerindeki Akrabalık Adları Üzerine Notlar”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı – Belleten, C:21, S:1973-1974, 1974, s.283-318.

[3] Liu Mau-Tsai, Doğu Türkleri; Gülnar Kara, “Zhou Tarihi’nin Türkler Bölümü Üzerinde Metin Çalışması”, İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, C: 4, S: 3, 2015, s.542-562.

[4] Saadettin Gömeç, Türk Kültürünün Ana Hatları, Ankara 2006, s.25.

[5] Bahaeddin Ögel, Dünden Bugüne Türk Kültürünün Gelişme Çağları, İstanbul 2001, s.249.

[6] Abdülkadir İlgen, “İslamlık Öncesi Türk Toplumlarında İktisadi ve İçtimai Yapı”, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, S:2, 2009, s.102.

[7] Kafesoğlu, a.g.e., s.221.

[8] Salim Koca, “Eski Türklerde Sosyal ve Ekonomik Hayat”, Türkler, C:3, 2002, s.13.

[9] Kâşgarlı Mahmud, Divanü Lügat-it Türk III, Haz: Besim Atalay, Ankara 1941, s.477.

[10] Kafesoğlu, a.g.e., s.221.

[11] Gömeç, a.g.e., s.29.

[12] Bahaeddin Ögel, Türk Devlet Anlayışı, Ankara 1982, s.62.

[13] Daha detaylı bilgi için şu kaynaklara bakmakta fayda var; Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, C:I, Ankara 1991, s.1-85; Tuncer Baykara, Türk Kültürü Araştırmaları, İzmir 1997, s. 41-51.

[14] Han Hanedanı Tarihi, s.1.

[15] Gömeç, a.g.e., s.31.

[16] Gömeç, a.g.e., s.31.

[17] Salim Koca, Türk Kültürünün Temelleri, Ankara 2016, s.165.

[18] İl kelimesi devlet kavramının dışında memleket, vatan, ülke, devlet düzeni gibi kavramlarla da açıklanabilir. Bakınız; Muharrem Ergin, Orhun Abideleri, İstanbul 1970, s.99.

[19] Kaşgarlı Mahmud, Divanü Lügati-t Türk, Çev. Besim Atalay, Ankara 1939, C. I, s.48, 106, 168.

[20] Annemarie Von Gabain, Eski Türkçenin Grameri, Ankara 1988, s.121.

[21] Wolfram Eberhard, “Birkaç Eski Türk Ünvanı Hakkında”, Belleten, S:35, s.320-323.

[22] İbrahim Kafesoğlu, Umumi Türk Tarihi Hakkında Tespitler, Görüşler, Mülahazalar, İstanbul 2014, s.122.

[23] Mehmed Niyazi, Türk Devlet Felsefesi, İstanbul 2013, s.24.

Halil Can Akgün

Genel Türk Tarihi alanında bilim uzmanı. Yüksek Lisansı "Türk Kültür Tarihi Çerçevesinde Avrasya Bölgesi Kaya Resimleri" başlıklı tez çalışmamla tamamladım. Birçok ulusal dergi de makaleler yayımladım. Ek olarak Uluslararası sempozyum ve kongrelerde bildiri sunumları yaptım. Son olarak ise 3 yıldır Uluslararası Hakemli "Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi" adlı elektronik yayında bir takım görevler yapmaktayım. İslam Öncesi Türk Tarihi, Türk Kültür Tarihi ve Mitolojisi, Orta Asya Tarihi ve Bozkır Halkları, Bozkır Kültürü ve Dünya Mitleri ile Türk Dünyasında Çağdaş Düşünceler Tarihi gibi konularda çalışmaktayım. Hobi olarak Sembol Bilim, Dinler Tarihi, Dünya Mitleri ve Etimoloji ile ilgileniyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu