Dünya TarihiMakale

Fransız Devrimi’nin Nedenlerine Kısa Bir Bakış

Fransa’nın on altıncı yüzyıldan 1792’ye kadar süren Eski Rejim’i genelde ekonomik, siyasi ve sosyal krizlerin sıklıkla görüldüğü zayıf bir rejim izlenimini vermektedir. Lakin bu dönemin devlet insanlarının yüzyıllar boyunca bu krizlerin üstesinden gelebilmiş olması rejimin ilk bakışta göründüğünden daha kuvvetli olduğunu göstermektedir. Aslında bu sistem o kadar kuvvetlidir ki sona ermesi için çetrefilli bir krizi doğuran çok sayıda etkenin bir araya gelmesi gerekmiştir. Bu krize neden olan etkenler; çeşitli statü grupları arasındaki husumetten kaynaklanan bir toplumsal krizden, kötü hasat ve aşırı borçlanma kaynaklı bir ekonomik krizden, merkezî idarenin zayıflığından kaynaklanan bir siyasi krizden ve bunların zararlı etkilerini arttıran kötü yönetimden müteşekkildir. Bu etkenler tarafından yaratılan ve Gordion düğümünü andıran büyük kriz, onu kesip atan Fransız Devrimi’ni doğurmuştur.

Eski Rejim döneminin Fransız toplumu devlet tarafından tanımlanıp korunan eşitsizlikler üzerine kurulu bir toplumdu. Bu toplum, zümre (Fr. État) adı verilen üç statü grubundan müteşekkildi. Birinci zümre başpiskoposlardan köy papazlarına kadar tüm ruhbanı içeriyordu. Bu zümre –hükûmetin olumlu tutumunu korumak için krala vermek zorunda olduğu bağışlar haricinde- vergilerden muaftı ve Tithe adı verilen vergiyi toplama hakkına sahipti.[1] Bu zümrenin aşağı tabakalarına üye olmak nispeten kolaydı zira taşradaki bir kiliseye papaz olarak atanmak için basit bir eğitim yeterliydi. Çoğunlukla ileri düzey eğitim almış ve nüfuzlu isimlerle yakın ilişkiler kurmuş olmayı gerektiren üst tabakalara üyelik ise daha zordu. Mensubiyet için sıradan insanların sağlayamayacağı şartlar gerektiren bu tabakalara neredeyse sadece zadegân mensupları kabul ediliyordu. Kilisenin muazzam servetinin büyük kısmı bu zadegân kökenli din adamlarının hizmetindeydi. Köylerdeki papazların geliri onları cemaatlerininkine benzer bir hayat yaşamak zorunda bırakacak kadar düşüktü. Dolayısıyla köy papazları kendilerini zengin üstlerinden ziyade cemaatlerine yakın hissediyorlardı. Bu durum birinci zümreyi bölünmeye açık kılıyordu. Devrimin başlangıcında köy papazlarının Paris’teki temsilcilerinin halkla bir arada hareket etmeye meyilli olması muhtemelen bu durumdan kaynaklanıyordu.

Birinci zümreyi kendi içindeki eşitsizlikten daha çok etkileyen bir etken toplumun düşüncelerindeki değişimlerden kaynaklanıyordu. Bu zümrenin varlık amacı günlük hayatla ilgili bazı idari görevleri üstlenmek ve sıradan insanlarla Tanrı arasında ilişki kurmaktı. Charles Taylor’a göre Orta Çağ insanları ruhbanın yaşadığı dindar hayatın sıradan insanların günahlarını telafi ettiğine, böylece onları Tanrı’nın gazabından koruduğuna inanıyordu.[2] Bu inanç ruhbanın imtiyazlı konumunu meşru kılan önemli bir etkendi. Bu konumu meşru kılan bir diğer etken evrenin hiyerarşik bir düzende yaratıldığına ve her varlığın bu düzendeki yerine bizzat tanrı tarafından yerleştirilmiş olduğuna dair inançtı. Bu hiyerarşide üstünlük, zirvede yer alan tanrıya yakınlıkla bağlantılıydı. Dolayısıyla insan toplumlarının tanrıya en yakın üyelerinin en üstün üyeler olması doğaldı. Bu düzenin bozulması tanrının gazabına neden olacağı için eşitsizliklerin sorgulanması ezilenler için bile istenmeyecek bir şeydi.

Büyük Varlık Zinciri-Didacus Valades (Diego Valades)

Birinci Zümrenin meşruiyetini sağlayan bu durum Reform ve Aydınlanma ile birlikte değişmeye başladı. Reformcuların dinî yaşantının merkezine toplum yerine bireyi koyan dinî düşünceleri ruhbanın sıradan insanların sorumluluğunu üstlendiğine dair inancı zayıflattı. Avrupa’daki evren tahayyülünün değişmesiyse hiyerarşik bir düzene sahip olan evren inancının yerine yeni düzenler koydu. Bu gelişmelerin sonucunda birinci zümrenin imtiyazları bazı insanların gözünde gereksiz bir yük hâline gelmeye başladı. Muhtemelen bu düşünce sıradan insanlar arasında pek yaygın değildi. Bunlar tithe’den ve kilisenin zenginliğinin fakirlere yardım etmek amacıyla kullanılmamasından rahatsız olsalar da birinci zümrenin mensuplarının toplumdaki yerini yadırgamıyorlardı. Ne var ki siyasi gelişmelerde rol oynaması muhtemel olan eğitimli insanların arasında kiliseye yönelik olumsuz düşüncelere sahip olanların oranı daha yüksekti. Bu durum Fransız Devrimi’nin kiliseyi eski imtiyazlarından yoksun basit bir devlet kurumuna indirgemesindeki belirleyici etkenlerden biri olmanın yanı sıra muhtemelen halkın vekillerinin devrimin başında ruhbanın temsilcilerine şüpheyle yaklaşmasında da etkiliydi.

Fransız toplumunun ikinci zümresi kraliyet ailesini, dükleri, markileri, kontları, vikontları, baronları ve diğer asilzadeleri içeren zadegândı. Bu zümrenin üyeleri çeşitli bölgelerde çeşitli oranlarda vergi muafiyetine ve köylülerin sırtından para kazanmalarını mümkün kılan imtiyazlara sahipti. Zadegân aynı zamanda toprağın büyük kısmının mülkiyetini ve memuriyetleri elinde tutuyordu. Zadegânın imtiyazları bu zümrenin devlet bütçesine katkısını büyük ölçüde azaltıyordu. Aradaki fark çoğunlukla asillerin topraklarında kiracı olarak yaşayan sıradan insanlar ve kredi veya memuriyet/asalet satışı yöntemleriyle para bulmaya çalışan hükûmetlere para sağlayan burjuvazi tarafından kapatılıyordu. Asillerin yaşadığı şaşaalı hayatın masraflarını ödemek zorunda kalan halk bu durumdan hiç hoşnut değildi. Bu hoşnutsuzluğun altında patlamaya hazır bir öfke yatıyordu. Bu öfke Fransız Devrimi’nin başlangıcında Fransa’da seyahat etmekte olan Arthur Young’ın anlatısında görülebilir:

Ülkenin tamamı galeyana gelmiş durumda. Geçtiğim küçük kasabalardan birinde üçüncü zümrenin kokardını takmadığım için sorgulandım. Bana [takmam gereken] bu kokardın üçüncü zümre tarafından takıldığını ve eğer bir asilzade değilsem onlara itaat etmem gerektiğini söylediler. Onlara “Diyelim ki asilzadeyim. O zaman ne olacak” diye sordum.  Sert bir şekilde “O zaman ne mi olacak? Bak sen! O zaman asılmalısın çünkü muhtemelen bunu hak ediyorsun” dediler.[3]

Bu olay taşra halkının zadegâna karşı nefretinin asilzadelere yaşama hakkını bile çok görecek düzeyde olduğunu göstermektedir. Bu nefret yukarıda belirtilmiş olduğu üzere asilzadelerin halkın sırtına yüklediği yükten ve bu yük sayesinde şaşaalı hayat süren zadegânın sıradan insanları hor görmesinden kaynaklanıyordu. Young’ı tehdit eden kasabalılar haklı bir şekilde zadegânı sefaletlerinin başlıca kaynağı olarak görüyordu. Young’ın Landevisier panayırındaki köylülere dair cümleleri bu sefaleti betimlemektedir:

Erkekler dizliğe benzer büyük pantolonlar giyiyorlar. Çoğunun baldırı çıplak ve büyük kısmı tahtadan ayakkabılar giyiyor. (…) Kadınlar yaptıkları ağır işlerden dolayı yaşlarının ötesinde kırışık vücutlara sahip ve cinsiyetlerinin getirdiği yumuşaklığı tamamen kaybetmişler.[4]

İmtiyazlı Zümrelerin Halkla İlişkisine Dair Çizim

Statü grupları arasındaki çatışma orduda da görülmekteydi. Bunun en bilindik örneği Fransız Muhafızlar’ın Bastille Baskını’nda oynadığı roldür. Ancak pek bilinmeyen başka örnekler de mevcuttur. Bunlardan biri yine Young tarafından verilmektedir:

Yağmacıların arasında Bourbonların beyaz kokardını takan basit askerler gördüm. Bunlar subaylarının gözü üzerlerindeyken bile ayak takımını kışkırtıyordu.[5]

Young tarafından gözlemlenen bu askerlerin hareketlerini basit bir ganimet arzusuna bağlamak mümkün olduğu için bu alıntı erlerle subaylar arasındaki bir düşmanlığa dair kesin bir kanıt sayılamaz. Lakin askerlerin bu karışık dönemde kendilerine nispeten güvenli bir liman sağlaması beklenen mesleklerini riske atmak pahasına yağmacılara karışması yaşam şartlarından memnun olmadıklarını düşündürmektedir. Kendilerini hor gören asilzade subaylarına karşı kötü hisler besliyor olmaları muhtemeldir ve gözü pek tavırlarının bu subaylara işlerin nasıl tersine döndüğünü gösterme arzusundan kaynaklanmış olduğu düşünülebilir. Ne var ki Young’ın subayların rütbelerini vermemiş olması bunların sosyal statüsünü belirlemeyi ve askerlerle ilişkileri hakkında kesin çıkarımlarda bulunmayı imkânsız kılmaktadır.

Young’ınkine benzer bir diğer gözlem Bertrand de Moleville’in hatıratında yer almaktadır:

Kral askerlerinin ve zadegânın başına geçseydi her şeyin engellenebileceği düşüncesi ve buna benzer diğerleri sürekli tekrar edildi. Askerlerinin başına geçseydi! Diğer birliklerden çok daha fazla güvenilen Fransız Muhafızlar’ın ve Flandre Alayı’nın taraf değiştirdiği görüldükten sonra güvenilebilecek çok sayıda alay bulunduğuna inanmak mümkün müydü?[6]

Bastille Baskını-Anonim

Papaz Sieyès olarak da bilinen Joseph Emmanuel Sieyès tarafından “Kilisenin, kılıcın ve cübbenin üçlü aristokrasisi” olarak tanımlanan mümtaz zümrelere dâhil olamayan insanlar üçüncü zümre adı verilen zümreyi teşkil ediyordu. Toplumun kahir ekseriyetini kapsayan bu zümrenin üyelerinin olumsuz hisleri önceki yüzyıllarda pek önemli olamamıştı. Bu hisler yüzünden patlak veren küçük çaplı isyanlar kolayca bastırılmıştı. 1789’da ise durum farklıydı zira halkın siyasi bilinci yazılı iletişim araçlarının gelişiminin yardımıyla 18. yüzyıl boyunca artmıştı. 1789’a gelindiğinde üçüncü zümrenin üyeleri, toplumun çoğunluğunu teşkil ettikleri için yönetimde söz sahibi olmaları gerektiğine inanıyordu. Eskiden sadece sistemdeki bazı suistimallere yönelen öfke artık sistemin kendisine yönelmeye hazırdı.

Sieyès’in Üçüncü Zümre Nedir? isimli eseri bu zümrenin başlıca şikayetlerinden birini, öncelikli niyetini ve en kuvvetli siyasi argümanını içerir. Sieyès “Üçüncü zümre bugüne kadar Etats-Généraux’da gerçek temsilcilere sahip değildi. Dolayısıyla siyasi hakları yoktu” dedikten sonra “Üçüncü zümrenin asıl amacı Etats-Généraux’da imtiyazlılarla eşit nüfuza sahip olmaktır” diyerek devam eder. Ardından “Nüfus bakımından üçüncü zümre olarak ne kadar da büyük bir üstünlüğe sahibiz” diyerek çoğunluğun gücüne değinir. Bu ifadeler üçüncü zümrenin liderlerinin bu zümreyi egemenlik hakkının en azından imtiyazlılara denk bir kısmına sahip olmayı hak eden bir yapı olarak gördüğünü gösterir. Bu istek Fransız Devrimi’nin başlıca nedenlerinden biridir. Diğer iki zümrenin mevcuduna eşit olma isteği aynı zamanda üçüncü zümrenin zadegânla iş birliği yapmaya yatkın ruhbana yönelik güvensizliğini göstermesi açısından da kayda değerdir.

Etats-Généraux-Isidore-Stanislaus Helman ve Charles Monnet
Joseph Emmanuel Sieyès-Jacques Louis David

Üçüncü zümrenin imtiyazlar hakkındaki düşünceleri Dourdan bölgesinin üçüncü zümresinin şikâyet defterinde de görülebilir. Sieyès siyasi amaçlarla yazılmış eserinden farklı olarak bu defterde sıradan insanların günlük hayatını daha çok etkileyen imtiyazlara yönelik şikâyetler ve talepler ağırlıktadır. Deftere göre bu zümrenin taleplerinden birkaçı şunlardır:

  • Devletin ihtiyaçlarına eşit ölçüde katkıda bulunma isteği ve görev duygusu tarafından birleştirilen tüm zümrelerinin bu ihtiyaçları bir arada tartışması.
  • [ Etats-Généraux’da onaylanması beklenen] bu tarz vergilerin ayrım yapılmaksızın tüm vatandaşlardan eşit bir ölçüde alınması, tüm mülkleri kapsaması ve feodal imtiyazlarla şartlı imtiyazlardan etkilenmemesi.
  • Corvée’nin yerini alacak verginin ayrım yapılmaksızın tüm vatandaşlardan eşit ölçüde alınması.
  • Bireylerin ve toplulukların kendilerini banalite, corvée ve diğer maddi yükümlülüklerden kurtarmasına izin verilmesi.

Eski Rejim’i zayıflatan tek etken toplumsal çatışmalar değildi. Bir başka önemli etken taşranın idaresi için asilzadelerle iş birliği yapmak zorunda olan merkezî hükûmetin zayıflığıydı. Erken modern dönemde ulaşım ve iletişim araçları yeterince gelişmemiş olduğu için taşrada merkezî bir yönetim aygıtını kurup denetlemek çok zordu. Dolayısıyla taşranın idaresi için yaşadıkları bölgeyi iyi tanıyan ve halk üzerinde etki sahibi olan yerel asilzadelerin iş birliğine ihtiyaç vardı. Bu ihtiyaç imtiyazların kaldırılması konusunda merkezî yönetimin elini zayıflatıyordu ve bu doğrultudaki neredeyse her girişim zadegânla merkezî hükûmet arasında çatışmaya neden oluyordu. Bu çatışmalar çoğunlukla karşılıklı tavizler gerektiren uzlaşmalar yoluyla çözülüyordu ancak çözümün kolayca bulunamadığı çatışmalar da mevcuttu. Etats Généraux’nun toplanması kararının asillerin bu doğrultudaki talebi ve baskısı üzerine alınmasına neden olan çatışma böyle bir çatışmaydı. Bu çatışma üçüncü zümreye siyasette etkin bir konum sahibi olma fırsatı vermekle kalmayıp bu zümrenin hamlelerine karşı direnç gösterecek kuvvetli bir cephenin oluşmasını da engelleyerek rejimin sonunu getiren önemli etkenlerden biri oldu.

Merkezî hükûmetin zayıflığının bir diğer nedeni kraliyet ailesinin itibar kaybıydı. Bu itibar kaybında kraliyet ailesinin, özellikle de Kraliçe Marie Antoinette’in sorumsuzluğu nedeniyle yaşanan skandallar başlıca etkendi. Marie Antoinette, kocasının zayıf ve kararsız bir kişiliğe sahip olmasının da etkisiyle devletin idaresinde önemli bir yere sahipti. Konumu gereği kralın zaaflarını telafi etmesi mümkündü lakin bunun gerektirdiği sorumluluk duygusuna ve ağır başlılığa sahip değildi. Dikkatsizliği ve bazı önemli ilkelerden yoksun oluşu Elmas Kolye Skandalı gibi çok sayıda skandala neden oldu. Bu skandallar halkın kraliyet ailesinin saygınlığını sorgulamasına, hatta bu konuda bazı alaycı eserlerin kaleme alınmasına neden oldu. Bu durum zadegânla çatışma içinde olan kraliyet ailesini halkın saygısından da mahrum bıraktı. Böylece halkın 5-6 Ekim 1789’da Versailles’a yürüyüp kraliyet ailesini zorla Paris’e getirmesine, 20 Haziran ile 10 Ağustos’ta Tuileries Sarayı’na saldırmasına ve nihayet cumhuriyet ilan ederek kralı ve kraliçeyi idam etmesine zemin hazırlayan önemli etkenlerden biri oldu.

Marie Antoinette-Vigée Lebrun
“10 Ağustos 1792 Baskını”-Jean Duplessis-Bertaux
“XVI. Louis’nin İdamı”-Georg Heinrich Sieveking

Kraliyet ailesini zayıflatan tek şey üyelerinin yetersiz karakteri değildi. Bundan daha büyük bir etken birinci zümrenin meşruiyetinin zayıflamasının monarşinin kutsal temellerinde çatlaklar oluşturmasıydı. Eskiden Tanrı tarafından seçildiğine inanılan krallar Aydınlanma düşünürleri ve onların takipçileri tarafından toplumun iradesini temsil eden görevliler olarak görülmeye başladılar. Bu düşünürlerden bazıları kralların kamu yararına, dolayısıyla toplumu yarattığı varsayılan muhayyel sözleşmeye aykırı davranması durumunda ortaya çıkan isyanları meşru bir savunma yöntemi olarak görecek kadar ileri gitti. Bir süre sonra bu düşünceler bazı din adamları tarafından bile benimsendi. Devrim öncesinde hazırlanan şikâyet defterlerinden Blois bölgesi ruhbanının defterinde “Krallığın genel kanunları sadece kralın ve ulusun onayıyla yürürlüğe konabilir” dendi.[7]

Krizin çözülememesinde merkezî hükûmetin başarısız yönetimi de etkiliydi. Kral XVI. Louis, Eski Rejim’in belki de en başarılı hükümdarı olan “Güneş Kral” XIV. Louis’nin sahip olduğu güçlü ve kararlı karakterden yoksundu. Fransız Devrimi hakkında yazan tarihçilere göre XVI. Louis başkaları tarafından etki altına alınmaya açıktı ve akrabaları tarafından yönetiliyordu. Zayıf iradeli bir insan olduğu için Anne Robert Jacques Turgot gibi reformcu bakanlarını zadegâna karşı destekleyemedi. Bu bakanların desteklenmesi Eski Rejim’in şiddetsiz bir reform sürecine girmesini sağlayabilir, böylece modern bir idari sisteme kademeli olarak geçilebilirdi. 1789’da da Louis tarafından atılacak birkaç kararlı adım Kral’ın tercihine göre üçüncü zümreyi güçlendirerek gecikmiş reformları başlatabilir veya bu zümrenin temsilcilerine haddini bildirerek devrimi daha başlamadan sona erdirebilirdi. Kararsızlığı ters yönde bir etki yaparak bu temsilcilerin ve onları takip eden kitlelerin cesaretini kendisine üçüncü zümrenin desteğinden ziyade düşmanlığını kazandıracak şekilde arttırdı. Böylece başarısız idare devrimin önemli nedenleri arasında yerini aldı.

Louis’nin zayıf karakteri Moleville tarafından bile kabul edilmiştir. Moleville Kral’ın karakterini şu cümlelerle anlatır:

Bu hatırat boyunca birçok defa bu talihsiz prensin kararsızlığından, kendini kurtarabilecek sert tedbirler almak konusundaki isteksizliğinden ve yeterince enerjik bir karakterle sert bir havaya sahip bir şekilde hükmeden hükümdarların itaati zorunlu kılacak araçlara sahip olduğuna inanan çoğunluğu etkileyecek öz güvene sahip olmamasından dolayı hayıflanacağım.[8]

“Kraliyet Kıyafetleri İçinde Fransa ve Navarre Kralı XVI. Louis”-Antoine-François Callet

Fransız Devrimi’nin başlıca nedenlerinden biri ekonomik krizdi. Asillerle hükûmet arasındaki çatışmaya neden olan reform çabalarını mecburi kılan bu kriz kısa vadeli ve uzun vadeli iki etken tarafından tetiklendi. Bu etkenlerin ikisi de Eski Rejim Fransa’sında sık sık görülen tarzdaydı. Kısa vadeli etken kötü hasat ve tahıl fiyatlarındaki artıştı. Kötü hasatlar ve fiyatlardaki dalgalanmalar erken modern dönemin insanlarının hayatında alışılmış bir durumdu. Aslında bunların tek başına bir devrim yaratması mümkün değildi. Önceki yüzyıllarda çok sayıda insanın açlıktan ölmesine neden olan kıtlıklar bile rejimi devirememişti. Yine de fiyatlardaki artışın açlık sınırında yaşayan insanların öfkesini arttırarak onları devrimcilere destek vermeye ve şiddete başvurmaya yöneltti. Bastille’in düşüşünü müteakiben taşrada yaşanan “Büyük Korku” yüksek fiyatlar nedeniyle zadegânın imtiyazlarını her zamankinden daha ağır bir yük olarak görmeye başlayan insanların Paris’te yaşananlardan cesaret alarak ve açlıktan korkarak galeyana gelmesiyle başladı. 5-6 Ekim günlerinde Paris halkının Versay’a yürümesinin ve saraya hücum etmesinin nedeni de tahıl fiyatlarının yüksekliğiydi.

“5-6 Ekim Günleri”-Anonim

Uzun vadeli ekonomik etken savaşlar sırasında alınan ve ödenemedikçe biriken borçlardı. Bu borçlar tarafından yaratılan krizler de Eski Rejim’in tekrar eden özelliklerinden biriydi. Devlet her savaşta yüksek faizle yüklü miktarda borç almak zorunda kalıyordu. Saraydaki müsrif yaşam ve yüksek faizler bu borçların ödenmesini engelliyordu. Fransız Devrimi öncesinde devlet borçlarını ödeyemeyecek durumdaydı. Bu durum asillerle hükûmet arasındaki çatışmanın esas nedeniydi ve asillerin daha fazla vergi vermesine yönelik bir reformu mecburi kıldığı için devletin taviz vermek pahasına uzlaşma sağlamasını engelliyordu. Devrimi doğuran olaylar asillerin bu reform çabalarına muhalefeti nedeniyle başladı. Taraflar geri adım atamadıkça kontrolden çıktı ve nihayetinde her iki tarafın da kaybı ve 1815’e kadar milyonlara varan sayıda insanın ölümüyle sonuçlandı.

Görülmüş olduğu gibi çeşitli nedenlerle çıkan çok sayıda krizi çözmeyi başarmış olan Eski Rejim, birbirleriyle etkileşim içindeki çok sayıda krizden müteşekkil büyük bir krizin geleneksel yöntemlerle çözülememesi sonucunda sona erdi. Lakin birkaç etkenin eksik olmasıyla engellenebilecek veya ertelenebilecek olan bu son, zayıf bir rejimin kolayca gelen sonu olmaktan uzaktı. Fransız Devrimi, bu köklü sistemi yok eden büyük krizin kesilip atılan köklerin sağlamlığı ölçüsünde sancılı bir çözümüydü.



[1] John A. Lynn, Giant of the Grand Siècle: The French Army, 1610-1715, (New York: Cambridge University Press, 2006), 23.

[2] Charles Taylor, Seküler Çağ, (trans. Dost Körpe), (İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.)

[3] Arthur Young, Travels in France and Italy during the years 1787, 1788 and 1789, 167-168.

[4] Young, 102.

[5] Young, 165.

[6] A.F Bertrand de Moleville, Private Memoirs of A.F. Bertrand de Moleville, I. Cilt, (ed. & çev. G.K Fortescue, L.L. D.) Boston: J.B. Millet Company, 1909, s.99.

[7] Merrick Whitcombe, ed., “Typical Cahiers of 1789,” in Translations and Reprints from The Original Sources of European History, (Philadelphia: University of Pennsylvania, 1898), Vol. 4, no. 5, pp.2-8.

[8] Moleville, Memoirs, s.100

Bibliyografya

Anderson, M.S, Europe in the Eighteenth Century 1713-1783, Norwich: Longmans, Green and Co. LTD., 1961.

Armaoğlu, Fahir, 19. Yüzyıl Siyasî Tarihi (1789-1914), İstanbul: Kronik Kitap, 2019.

Behrisch, Lars, “Statistics and Poltics in the 18th Century” in Historical Social Research/Historische Sozialforschung, vol. 41, no. 2 (156) Special Issue: Conventions and Quantification-Transdisciplinary Perpectives on Statistics and Classifications (2016) p.238-257.

Black, Jeremy, Eighteenth Century Europe 1700-1789, New York: Macmillan Education, 1990.

Black, Jeremy, Kings, Nobles & Commoners: States and Societies in Early Modern Europe, Londra: I.B Taruis, 2004.

Bush, M.L, ed., Social Orders and Social Classes in Europe Since 1500: Studies in Social Stratification, Londra and New York: Longman Group UK Limited, 1992.

Campbell, Peter R. ed., The Origins of the French Revolution, Birleşik Krallık: Palgrave, 2006.

Fitzsimmons, Michael, “From Estates General to the National Assembly, May 5-August 4, 1789,” in Campbell, Peter R. ed., The Origins of the French Revolution, Birleşik Krallık: Palgrave, 2006, p.268-289.

Goubert, Pierre, The Ancient Régime: French Society 1600-1750, (trans. Steve Cox), Kudüs: George Weidenfeld and Nicolson Ltd., 1973.

John A. Lynn, Giant of the Grand Siècle: The French Army, 1610-1715, New York: Cambridge University Press, 2006

La Vopa, Anthony J. “The Birth of Public Opinion,” in The Wilson Quarterly, vol. 15, no. 1 (Winter 1991) p.46-55.

Lefebvre, Georges, The French Revolution: From its Origins to 1793, (tans. Elisabeth Moss Evanson), Londra: Routledge, 2001.

Lüsebrink, Hans-Jürgen and Reichardt, Rolf, The Bastille: A History of a Symbol of Despotism and Freedom, (trans. Norbert Schörer), Durham ve Londra: Duke University Press, 1997.

M.L, Bush, “An Anatomy of Nobility,” in Bush, M.L, ed., Social Orders and Social Classes in Europe Since 1500: Studies in Social Stratification, Londra ve New York: Longman Group UK Limited, 1992.

Mathews, Shailer, The French Revolution 1789-1815, New York: Longmans, Green and Co., 1925.

Moleville, A.F. Bertrand de, Private Memoirs of A.F. Bertrand de Moleville, 1. Cilt, (ed. ve çev. G.K Fortescue, L.L. D.) Boston: J.B. Millet Company, 1909.

Rudé, George, Fransız Devrimi, (trans. Ali İhsan Dalgıç), İstanbul: İletişim Yayınları, 2018.

Sieyes, Emmanuel Joseph, Qu’est-ce que le Tiers-Etat, Unknown Publisher and publishing place, 1789.

Stewart, John Hall, ed., A Documentary Survey of the French Revolution, New York: Macmillan, 1951.

Taylor, Charles Seküler Çağ, (trans. Dost Körpe), İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 2017.

Whitcombe, Merrick, ed., “Typical Cahiers of 1789,” in Translations and Reprints from The Original Sources of European History, Philadelphia: University of Pennsylvania, 1898, vol. 4, no. 5, p.2-8.

Mehmet Şengöçmen

Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümü öğrencisi. Napolyon Devri ve Bizans Tarihi ile ilgileniyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu