Türk Tarihi

Güçlü Bir Selçuklu Kadını Örneği: Ayşe Hatun

Kadının konumu yüzyıllar boyunca toplumdan topluma farklılık göstermiş, kimi toplumlarda ikinci sınıf insan muamelesi görmüştür. Türk topluluklarında ise kadın statü fark etmeksizin değerli görülmüş ve erkeğe göre zayıf değil erkeğin yanında, onunla beraber birçok göreve sahip olmuştur. Türk kadını gerektiğinde bir savaşçı, kahraman, hükümdar gerektiğinde de anne ve eş olabilmiştir. Türk kadını için kullanılan hitaplardan biri olan “Hatun” kelimesinde de aslında bu değeri görebiliyoruz. Çünkü Hatun “saygın kadın, yönetici kadın” anlamına gelmektedir.[1]  İşte bu güçlü Türk kadınlarından birisi de Sultan I. Kılıç Arslan’ın eşi, Tuğrul Arslan’ın annesi aynı zamanda Çaka Bey’in kızı olan Ayşe Hatun’dur. Önceki dönemlerde yazılmış kaynaklarda Ayşe Hatun’un Çaka Bey’in kızı olmadığı, Sultan Kılıç Arslan’ın diğer eşi olduğu da kaydedilmiştir.[2]

  Ayşe Hatun ile I. Kılıç Arslan’ın evliliği siyasi amaçla gerçekleştirilmiş bir evliliktir. Sultan Kılıç Arslan düşmanlarına karşı siyasi bir güç kazanabilmek ve destek bulabilmek için o dönemin nüfuzlu isimlerinden biri olan Çaka Bey ile birlik olmuş, bu birliği sağlamlaştırmak için Ayşe Hatun ile evlenmiştir.[3]  Fakat sultanın gerçekleştirdiği ittifak çok uzun sürmemiş ve İmparator Aleksios Komnenos’un hilesiyle kayınpederi Çaka Bey’i öldürmüştür.[4] Çaka Bey’in ölümünden sonra Ayşe Hatun’u Haçlı ordularının İznik’i kuşatmasında görüyoruz. 1097 senesinde Sultan Kılıç Arslan Malatya kuşatmasındayken Haçlı orduları içinde sultanın eşi, kardeşi, çocukları ve hazinesinin de bulunduğu başkent İznik’i kuşatmıştır. Sultan bu sırada Malatya’da olduğu için geç kalmış, geldiğinde ise başarılı olamayacağını anlayarak başkente kendi başlarının çaresine bakmasını söylemiş ve geri çekilmiştir.[5]

Çaresiz kalan garnizon ise İmparator Aleksios’un yaptığı teklifi kabul etmiş ve şehri imparatora teslim etmiştir. Anna Komnena Alexiad eserinde bu olaydan “…İmparator onlara yalnızca genel bir af çıkarma sözü vermekle kalmıyor, ayrıca para ödülleri dağıtmayı ve kentte bulunan sultanın kız kardeşiyle, Çaka’nın kızı olduğu söylenen, sultanın eşine keza ayrımsız olarak İznik’teki bütün barbarlara onurlarına saygılı davranış göstermeyi vaad ediyordu. İmparatorun vaadlerine güvenerek Türkler Boutoumites’i içeriye almışlardır.”[6] şeklinde bahsetmiştir. İmparator Aleksios İznik’i teslim aldıktan sonra sultanın eşi, kardeşi ve çocuklarını Bizans sarayında bir sultana yaraşır şekilde Kılıç Arslan’ın onları alacağı yer bildirilinceye kadar ağırlamıştır.

  Ayşe Hatun’un bu yıllardaki rolü sadece Sultan Kılıç Arslan’ın eşi olmaktır ancak sultanın ölümüyle beraber siyasi yönden güçlü bir kadın profili görmekteyiz. Sultan I. Kılıç Arslan 13 Temmuz 1107 tarihinde Musul için emir Çavlı ile mücadele ederken Habur Nehri’nde boğularak ölmüştür.[7] Ardından emir Çavlı’nın, emir Bozmuş’tan “kimlerle geldiysen onlarla beraber sulh içinde geri dönmesini istemesi”[8] üzerine, Bozmuş Ayşe Hatun ve oğlu Tuğrul Arslan’ı yanına alarak Malatya’ya gitmiştir. Tuğrul Arslan, Malatya’da sultan ilan edilmiş ancak küçük yaşta olduğu için annesi Ayşe Hatun idarede hâkim konuma gelmiştir. Bu sayede Ayşe Hatun Türkiye Selçukluları içinde siyasi anlamda ilk aktif olan ve Malatya’nın ilk kadın hakimi olmuştur.

  İlerleyen dönemde Ayşe Hatun emir Bozmuş’u kendine engel olarak görmüş olmalı ki başka bir emirle evlenerek onu alt etme peşine düşmüştür. Emir İl-Arslan ile evliliklerinden kısa süre sonra emir Bozmuş’u öldürmüşlerdir.[9] Ancak bu evlilikten istediği sonucu alamamıştır. Çünkü emir İl-Arslan Malatya halkına kötü muamelede bulunmuş, onlardan zorla çok miktarda altın toplamıştır. Bunu fark eden Ayşe Hatun ise oğlu Tuğrul Arslan ile anlaşarak, İl-Arslan kaçmak üzereyken yakalamıştır.[10] Ebu’l-Ferec’in kaydına göre İl-Arslan ilk başta öldürüldü sanılmıştır ancak bir yıl sonra Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar’a gönderilince durumun öyle olmadığı anlaşılmıştır.[11]

Sultan Muhammed Tapar ise İl-Arslan’a karşılık, elinde esir olarak tuttuğu merhum sultan Kılıç Arslan’ın oğlu Melikşah’ı Malatya’ya göndermiştir.[12] Ayşe Hatun’un neden böyle bir harekette bulunduğu düşündürücüdür. Muhtemelen o sırada Ayşe Hatun’un yardıma ihtiyacı vardır ve bu yardımı Malatya hakimiyetini kaybetme pahasına Sultan Melikşah’a elindeki esirini göndererek almaya çalışmıştır ya da diplomatik bir hamledir. Diğer bir ihtimal ise Ayşe Hatun ve oğlu Tuğrul Arslan, Büyük Selçuklu Devleti’ne bağlıdır. Nedeni ne olursa olsun bu hareket Ayşe Hatun’un kısa süreliğine de olsa Malatya hakimiyetini kaybetmesine neden olmuştur çünkü Melikşah Malatya’ya geldiğinde Tuğrul Arslan’ı tahtından azletmiş, diğer kardeşleri Arab ve Mesud’u hapsederek Türkiye Selçuklu tahtına çıkmıştır.[13]

  Ayşe Hatun zeki ve diplomasinden anlayan bir kadın olduğunu Malatya hakimiyetini kaybettikten sonra bir kez daha göstermiştir. Melikşah’ın hakimiyetini kabul etmek istemeyen hatun 1113 tarihinde oğlu Tuğrul Arslan’ı atabeyine emanet ederek Palu hakimi Belek Gazi’nin yanına gitmiştir. Belek Gazi’ye Sultan Kılıç Arslan’ın hayatta iken “Sultan nice defalar sizi överek dedi ki; bütün emirler içinde Belek derecesinde akıllı ve kudretli bir kimse yoktur.”[14] söylediğini iddia ettiği sözleriyle onu övmüş ve çocukları ve kendisini himayesi altına almasını istemiştir. Bu sözlerden hoşlanan ve etkilenen Belek Gazi bu teklifi kabul etmiştir. Belek Gazi ve Ayşe Hatun evlenerek kudretlerini artırmışlardır. Bir yıl sonra Ayşe Hatun, Belek Gazi’nin desteğiyle Malatya’ya geri dönmüş, Tuğrul Arslan’ın atabeyini şehirde uzaklaştırmış oğlunu Malatya kalesine yerleştirmiştir.[15] Böylece Malatya hakimiyetini tekrar sağlamıştır.

  Ayşe Hatun’un diplomatik anlamda kont Joscelin ile münasebetlerinin de olduğu bilinmektedir ancak son ve büyük olayı Danişmenlilere Malatya’yı kaybetmesidir. Belek Gazi ölmeden önce Danişmendli Emir Gazi ile arası açılmıştır. Belek Gazi’nin ölümünü fırsat bilen Emir Gazi yıllardır Selçuklu ve Danişmendli aileleri arasında çatışma sebebi olan Malatya şehrini aynı zamanda damadı olan Sultan Kılıç Arslan’ın oğlu Mesud ile kuşatmıştır. Urfalı Mateos bu kuşatma hakkında “O şehri muhasara edip yaptığı şiddetli hücumlarla halkı büyük ıstırap içinde bıraktı.”[16] şeklinde olumsuz bir yorumda bulunurken, Ebu’l-Ferec “…bütün memleketi aldı ve şehri bir ay rahatsız etti. Sonra oğlu Muhammed’i Büyük Saman köyünde büyük bir ordu ile bırakarak her gün şehrin kapılarına hücum etmeyi bir kimsenin şehre girip çıkmasına müsaade etmemelerini emretti.”[17] sözleriyle Malatya kuşatmasından bahsetmiştir. Bu kuşatma altı sürmüş ve şehir kıtlıkla baş başa kalmıştır. Bir eşek yükü buğdayın 36 dinara satılması, aç kalan halkın ağaç kabuklarını ya da eskimiş derileri yumuşatarak yemesi ve hatta ölü kedi, köpek, eşekleri yemeleri o felaket tablosunu göstermektedir. İyice köşeye sıkışan şehrin hakimleri Ayşe Hatun ve Tuğrul Arslan bu kıtlığın yanında halka zulmetmeye başlamıştır. Ebu’l-Ferec şehirdeki halkın üç darbe ile karşılaştığını aktarmaktadır; şehirden çıkanlar kılıç darbeleri ile, şehirde kalanlar kıtlıkla ve valide sultan ile mücadele etmektedir. Hatta bu noktada Ayşe Hatun’a İzabel yakıştırması yapmaktadır.[18] Ayşe Hatun şehir halkından zorla altın toplamaya çalışmış, şehrin zenginlerini tehdit etmiştir. Haçlılar’dan dahi yardım istemiştir ancak Haçlılar o sırada Halep şehrine karşı muhasarada oldukları için yardım etmemişlerdir. Hiç ümidi kalmayan Ayşe Hatun ve oğlu Tuğrul Arslan en sonunda Mınşar Kalesi’ne çekilmeye ve Malatya’yı teslim etmeye karar vermişlerdir. [19] Böylece Ayşe Hatun ve oğlunun Malatya hakimiyeti tamamen son bulmuştur.

  Ayşe Hatun, Türkiye Selçuklu tarihinin en ilginç kadın isimlerinden biridir. Siyasi anlamdaki gücü, diplomatik zekası, iyi ya da kötü şekilde fark etmeksizin kurduğu Malatya hakimiyeti onun ne kadar güçlü bir kadın olduğunu gözler önüne sermektedir. O istediği yönetim için sonuna kadar mücadele eden tarihin önemlim kadın şahsiyetlerinden biridir.

BİBLİYOGRAFYA

Özcan, Abdülkadir. “Hatun”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi. 16: 499-500.

İstanbul: TDV Yayınları, 1997.

Uyumaz, Emine. “Türkiye Selçuklu Sultanları, Melikleri Ve Melikeleri’nin Evlilikleri”. I.

Uluslararası Kültür Ve Medeniyeti Kongresi Bildiriler II. 397-421. Konya: 2001.

Sevim, Ali- Merçil, Erdoğan. Selçuklu Devletleri Tarihi Siyaset, Teşkilat Ve Kültür. 3. Baskı.

Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2020.

Demirkent, Işın. Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan. 3. Baskı. Ankara: Türk

Tarih Kurumu Yayınları, 2020.

Turan, Osman. Selçuklular Zamanında Türkiye. 15.Baskı. İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2017.

Anna Komnena. Alexıad Malazgirt’in Sonrası. çev. Bilge Umar. İstanbul: İnkılap Kitabevi,

1996.

Kesik, Muharrem. Selçukluların Haçlılarla İmtihanı. İstanbul: Timaş Yayınları, 2018.

Gregory Abu’l-Farac (Bar Hebraeus). Abu’l-Farac Tarihi II. çev. Ömer Rıza Doğrul. C. II, 2.

Baskı. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1987.

Kesik, Muharrem. Türkiye Selçuklu Devleti Tarihi Sultan I. Mesud Dönemi (1116-1155).

Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2003.

Urfalı Matesos. Urfalı Mateos Vekayi-Namesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-

1162). not. Edouard Dulaurer, Halil Yinanç. 4.Baskı. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları,

2019.


[1] Abdülkadir Özcan, “Hatun”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, (İstanbul: TDV Yayınları, 1997; 16: 499-

500.

[2]  Emine Uyumaz, “Türkiye Selçuklu Sultanları, Melikleri Ve Melikeleri’nin Evlilikleri”, I. Uluslararası Selçuklu

Kültür Ve Medeniyeti Kongresi Bildiriler II, (Konya: 2001), 398.

[3] Ali Sevim, Erdoğan Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi Siyaset Teşkilat Ve Kültür, (Ankara: Türk Tarih Kurumu

Yayınları,2020), 532.; Işın Demirkent, Türkiye Selçuklu Hükümdarı Sultan I. Kılıç Arslan, (Ankara: Türk Tarih

Kurumu Yayınları, 2020),17.; Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, (İstanbul: Ötüken Yayınları, 2017),

126.

[4]  Anna Komnena, Alexiad Malazgirt’in Sonrası, çev. Bilge Umar, (İstanbul: İnkılap Kitabevi, 1996), 269-270.

[5]Demirkent, Haçlı Seferleri, 32.; Muharrem Kesik, Selçukluların Haçlılarla İmtihanı, (İstanbul: Timaş Yayınları,

2018), 26

[6] Anna Komnena, Alexiad, 328.

[7] Demirket, Sultan I. Kılıç Arslan, 63.

[8] Gregory Abu’l-Farac (Bar Hebraeus), Abu’l-Farac Tarihi II, çev. Ömer Rıza Doğrul, (Ankara: Türk Tarih Kurumu

Yayınları, 1987), 347.

[9] Abu’l-Farac, Abu’l-Farac Tarihi II, 349.

[10] Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, 176.; Muharrem Kesik, Türkiye Selçuklu Devleti Tarihi Sultan I. Mesud Dönemi (1116-1155), (Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2003), 14.

[11] Abu’l-Farac, Abu’l-Farac Tarihi II, 349.

[12] Abu’l-Farac, ay.

[13] Abu’l-Farac, ay.

[14] Abu’-l Farac, 351.

[15] Abu’l-Farac, ay.; Kesik, Türkiye Selçuklu Devleti Tarihi, 15.

[16] Urfalı Mateos, Urfalı Mateos Vekayi-Namesi (952-1136) Ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162), çev. Hrant D.

Andreasyan, not. Edouard Dulaurer, Halil Yinanç, (Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2020), 282.

[17] Abu’l-Farac, Abu’l-Farac Tarihi II, 359.

[18] Ebu’l-Ferec burada Ayşe Hatun’u İzabel adlı başka bir kadına benzetmektedir. Aynı benzetmeyi Ebu’l[18]

Ferec’ten etkilenerek Urfalı Mateos’da yapmış ve Ayşe Hatun’un ismini İzabel sanarak Hıristiyan olduğunu

düşünmüştür. Mükrimin Halil Yinanç bunun sadece bir benzetme olduğunu, benzetmeyi isim sanmanın hata

olduğunu belirtmiştir. Bkz. Abu’l-Farac, 359.; Urfalı Mateos, 282.

[19]Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, 194.

Hilal Ulukaya

İstanbul Üniversitesi Tarih / Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi. Selçuklu Tarihi ile ilgilenmekteyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu