Dünya TarihiMakale

Hazarlar ve İslam Dünyası

Yedinci yüzyılın ortasından itibaren bağımsız bir devlet olarak beliren Hazarlar gerek işgal ettikleri coğrafya, gerekse de bulundukları dönem itibariyle Avrasya tarihinde kilit bir öneme sahip olmuşlardır. Kafkasların kuzey yazmaçları ile Karadeniz ve Hazar denizi arasındaki steplerde bulunan[1] Hazarlar, Arapların yayılmacı ve saldırgan politikaları karşısında Bizans ve bütün Doğu Avrupa için bir siper vazifesi görmüştür.

El-Hazar ismi ortaçağ Arap-Fars kaynaklarında oldukça sık rastlanan bir isimdir. Bu kaynaklarda Hazar ülkesi Karadeniz ve Hazar denizi arasındaki bölge olarak gösteriliyor.[2] Bu büyük su kütlesine bütün İslam kaynakları ittifakla Hazar Denizi demiyorlardı. Fakat Mesudi’de Hazar Denizi tabirine rastlıyoruz.[3] Halife el-Memun haritasında (Suret-ul Arz) ise bu göl, “Tabaristan Denizi” adıyla gösterilmiştir.[4] Sonraki yüzyıllarda Timur’un sarayına elçi olarak gelen İspanyol Clavijjo Hazar Denizini “Bakü Denizi” olarak tesmiye etmişti.[5] 

Ebu’l Ubeyd el-Bekri, 1094 yılında Hazar ülkesini şöyle tanımlamaktadır: “Hem ülkenin, hem de üzerinde yaşayan halkın adı Hazardır. Başkentleri İtil Nehri’nden doğu ve batıda olmak üzere iki ayrı bölüme ayrılır. Şehirde hamamlar, pazarlar, camiler, imamlar, müezzinler vardır. Halkın çoğu Müslüman ve Hristiyandır. Şehirde putperestler de vardır. Yahudiler ekalliyettedir. Hazar Kağanı da Yahudidir.”[6]

10. yüzyılın başında Hazar Denizi’nin kuzeyindeki bozkırlara giden İbn Fadlan ise, seyahatnamesi de Hazar ülkesinde Müslümanlığın yerleştiğini teyit etmektedir.[7] Peki bu Hazarlar kimdi ve İslam ile ilişkileri nasıl cereyan etmekteydi? Hazar ismi Türkçe kaz- (göçmek, dolaşmak) fiilinden türemiştir. Kaz + ar = Göçer anlamına gelmektedir. Zamanla bu kelime “Hazar” evrilmiştir.[8] Hazarların kökeninden bahsederken onları Bulgarlarla bir nefeste anmakta yarar vardır. Ne Bulgarlar ne de Hazarlar hakkında 6. yüzyıldan evvel kaynaklarda bilgi görünmüyor. Fakat her iki kütlenin de bu yüzyılın başlarında Volga havzasına geldiği anlaşılıyor.[9] Her iki grubun da dilinin aynı İbn Havkal ifade etmektedir.[10] Hazarların kurucu hanedanının bir zamanlar Batı Gök-Türk devleti bünyesinde yer aldığı anlaşılıyor. Hemen hemen aynı zamanda batıya harekete geçtikleri Bulgarlarla birlikte On-Ok teşkilatlanmasının içinde yer alan Hazarlar muhtemelen Nu-şi-pi’lerdendi. Nu-şi-pi lideri I-p’i-she-koei’nin Dulo tarafından yenildikten sonra batıya göçüp 651 yılında Hazar devletini kurmuş olması muhtemeldir.[11] Bu tarih itibariyle Hazarların ayrı ve bağımsız bir devlet olarak Kuzey Kafkaslarda ve Volga deltasında belirmiştir.

Hazar devleti Avrasya’nın geleneksel göçebe imparatorlukları ile benzer bir yapıya sahipti. Yani çevredeki yerleşik tarımcı halklar üzerinde başarıyla egemenlik tesis eden göçebe atlılardı. Fakat onların hâkimiyeti Avar ve Bulgarların kendilerine bağlı olan halklar üzerinde kurdukları hâkimiyetten çok daha yumuşaktı. Fakat Hazarlar aynı zamanda içinde kölelerinin çalıştığı bahçeler ve bağlara daha sahipti. [12]

Hazar devleti ikili teşkilatlanmaya gitmişti. İki üstün liderden birine Kağan diğerine beg deniyordu. Verdansky’e göre bu Hazarların orijinal teşkilatlanması değildi. Yedinci yüzyılda Bizans ve Ermeni kaynaklarında yalnızca Kağan’dan bahsediliyordu. Fakat farklı etnik ve kültürel grupların devlet bünyesine dahil olmasına paralel olarak Hazar kağanının yanında ihtiyaç ortaya çıktığında bir yardımcının sorumluluk üstlenmesi, zamanla yerleşik bir düzenlemeye dönüşmüştü.[13]

Peki Hazar ve İslam dünyasındaki münasebetler nasıl cereyan etmişti?

Esasen iş Arapların durdurulması güç yayılma faaliyetiyle başlamıştır. Araplar Sasanileri yendikten sonra Sasani topraklarının hepsi üzerinde hak iddia ettiler.[14] Sasani imparatorluğunun bir nevi varisi olarak belirdiler. Bu kendini en çok Abbasiler devrinde hissettirmiştir.[15] Kaynaklardan net bir şekilde anlaşıldığına göre ilk kez Halife Ömer zamanında (633-644) Araplar Kafkaslara adım atmıştır.[16] Azerbaycan’a ilk Arap saldırısı Kadısiye savaşını müteakiben Huzeye b. Yeman komutası altında yapıldı. Bu komutan, Azerbaycan’ı iki sene idare etti. Azerbaycan’ın ele geçirildiği yıl Araplar kuzeye Dağıstan bölgesini ele geçirmek için harekete geçti. Böylece İslam Kafkasların kuzeyine ulaşmış oldu.[17]

Arapların bundan sonra Derbend’i ele geçirmesi kritik bir dönüm noktası oldu. Çünkü onları burayı Hazarlara karşı saldırıları için bir üs olarak kullandılar.  Ibn el-Esir’e göre Halife Ömer, Derbend’in fethinden sonra General Abd-ül-Rahman’a Hazar ülkesinin fethi için emir vermişti. Arap süvarileri Belencer’den 200 Fersah uzakta bulunan Hazar şehri el-Beyda’ya uzanan bir harekat icra etmişti. Kaynaklarda Hazarlarının buna karşı mukavemetinin düşük olduğu yazmaktadır. Bu durum Hazarların sonraki  (642 yılı) karşı hamlesi göz önüne alındığında şaşırtıcı gelmektedir.[18]

Halife Ali (656-61) ve Muaviye arasında patlak veren iç savaş Arapların yayılmacı faaliyetlerine ara vermelerine neden oldu.  Hazarlar böylece Derbend’i yeniden ele geçirdiler. Hilafetin iç çekişmeler nedeniyle zafiyete uğraması Bizans’ın da karşı saldırıya geçmesine imkân tanıdı. Öyle ki Araplar Bizans saldırılarından ancak vergi ödeyerek kurtuldular. [19]

661 yılında Muaviye’nin iktidarı ele geçirmesiyle Araplar yeniden Kafkas bölgesinde saldırgan pozisyona geçtiler. 662 yılında yaşanan Arap-Hazar savaşından hiçbir netice alınamadı. Muaviye bu dönemde oldukça acımasız ve vahşi yöntemlerle Kafkasları yeniden boyunduruğa almaya çalıştı. Ancak bu sıralarda onun esas dikkati Bizans’la olan savaşlardaydı. Bu yüzden Kafkaslarda istenilen neticeye ulaşılamadı. [20] Hazarlar 690 yılında kağanları Alp Tarkan önderliğinde yeniden Ermenistan’ı ve Aras nehri boyunca birçok yeri kontrolüne aldı. 8. yüzyıla kadar Kafkaslar’da Arap nüfuzu zayıf kaldı. Buralarda güç Hazarların elindeydi. [21]

Her ne kadar İslam kaynaklarında (Mesudi) Selman ibn Rabiya’nın seferinden (642 ya da daha büyük ihtimalle 653 yılı) sonra Hazarların başkentlerini Semender’den İtil’e sonra taşımak zorunda kaldığı yazsa da Artamanov bunun doğru olmadığı kanaatindedir. Ona göre Cerrah’ın 722/723 yılında Semender’e düzenlediği sefer esnasında başkentleri henüz Semender idi. Ancak Mesleme ve Mervan’ın buralara sürekli sefer düzenlemesinden sonra 737 yılında Hazar Kağanı, ismi kaynaklarda el-Beyda olarak geçen şehre taşınmıştır. Halbuki bu şehirden yedinci yüzyıl kaynaklarında hiç bahsedilmiyordu. [22]

Hilafet değişikli ile Arapların Kafkaslardaki yayılması tamamen bitti. Artık Araplar Hazarlar için bir tehlike olmaktan çıkmıştı, ancak Hazarlar Abbasi hanedanı için tehlike kaynağı teşkil ediyordu. Hazarların Emevilere gösterdiği direnç Kafkasların tarihinde çok önemli bir role sahiptir. Çünkü Bu direnç olmasaydı, buradaki İslamlaşma süreci bu bölgenin ele geçirilmesi ile birlikte tamamlanmış olabilirdi.[23]

Şimdi Abbasiler Dönemi Hazar-İslam dünyası ilişkilerine kısaca göz atalım.

Abbasiler Dönemi

Emevi hanedanının son savunucuları soluğu Hazar ülkesinde kendilerine buldukları sığınakta aldılar (752).  Bu güç değişiminden sonra Hazar ve İslam dünyası arasında dostça ilişkiler gündeme gelmeye başladı. Yine de Hazar ve yardımcı Dağıstan birliklerinin Derbend’in kuzeyine geçerek Araplara saldırdığı görülüyor. Abbasilerin ikinci halifesi Ebu Cafer el-Mansur (754-775) ise Hazarların bu düşmanca hareketlerine son vermenin yollarını aradı. Yazid b. Usayd es-Sulami (752-53) Ermenistan ve Azerbaycan valisi olarak atandı.  Berde şehrine geldiğinde Sulami her yere vergi toplanması için memur gönderdi. Bir de Halifenin mektubunu iletti. O mektupta şunlar yazıyordu:

“Hazarlarla akrabalık bağı kurmadan Arran’da (Albaniya) hiçbir sağlam egemenlik kurulamaz. Bence onlarla akrabalık ilişkileri kurulmalı ve bununla ada topraklar güvene alınmalı. Aksi takdirde sizlerin ve memurlarınızın emniyetinden endişe duyacağım. Çünkü Hazarlar sizleri rahat bırakmayacak”[24]

Abbasiler Hazarlar karşısında pasif ve savunmada kalmıştır. Sulami’nin raporundan da anlaşıldığı üzere ellerinden gelen şey onlarla barış içinde yaşamak olarak görülmüştür. Bunu sağlamak için düşünülmüş çözümlerden biri evlilik ilişkisi kurmak olmuştur. Mesela Halife Mansur’un Ermenistan valisi Es-Sulami, Hazar Kağanı Teatur’a bir delegasyon göndermiş ve kızını kendine istemiştir. Ve bu evlilik gerçekleşmiştir. Düğünden evvel Hazar prensesi Müslüman olmuştur.  Hazar Prensesi es-Sulami’ye iki oğul doğurmuş fakat sonradan kendisi ve oğulları bilinmeyen bir nedenden ötürü ölmüştür. Bu Hazarların Araplara savaş ilan etmesine neden olmuştur. Abbasiler sonunda dostluk anlaşmasıyla bu büyük tehlikeden kurtulmuştur.[25]

İlerleyen süreçte Hazarların Abbasiler üzerine yeni bir sefer daha düzenlediğini görüyoruz. General Ras Tarkan önderliğinde Kafkaslardaki Araplara karşı bir ordu gönderilmiştir.

  • Albaniya’daki birçok şehir ele geçirilmiş,
  • Birkaç Gürcü şehri zapt edilmiş ve büyük yağma ile geri dönülmüş,
  • Es-Sulami uzun süre Hazarlara karşı bir harekat yapamamıştır. [26]

Şirvan’da Es-Sulami’nin aldığı mağlubiyetten sonra Araplar Derbend’e güçlü bir ordu yerleştirmiştir. Araplar artık elindeki bölgeleri kaybetmemek için çaba gösteriyordu. Araplara karşı Hazarların gösterdiği bu direnç, Bizans devletini de Hazarlara yakınlaştırmıştır. Açıkçası Bizans Hazar ilişkilerinin gelişmesinde Arapların büyük rolü vardır.

 

Hazar Ülkesinde İslamiyetin Yayılması

Hazar ülkesinde İslamiyet ilk olarak sınır bölgelerinde görüldü. Bunda yaşanan savaşlar dolayısıyla meydana gelene temasların etkisi vardır. [27] Savaşlar insanlık tarihinde belki de ticaretten sonra kültür alışverişini en çok mümkün kılan faaliyetler olmuştur. Haçlı seferleri bunun somut bir örneğidir.  Savaşlarla teknik bilgi, zanaat, inanç kısacası kültür transferi yapılır.

Abbasilerin Emevileri devirmesi sonrası ciddi bir ticaret ilişkisi Araplar ve Hazarlar arasında kuruldu. Bunda her iki devlet arasındaki savaşların bitmesi çok önemli bir rol oynadı. Ibn Havkal’ın ifadesine göre Bal, mum, yün, deri vb. ürünler Müslüman Volga Bulgarlarından kuzeyden Hazar ülkesiyle İslam topraklarına getiriliyordu. Türkistan’dan ise Hazar ülkesine pahalı malzemeler ithal ediliyordu. Hazarlar da balık ihraç ediyordu. [28]

İbn Rüste Hazarların iki büyük şehri Saqsin ve Hanbalıktan söz ederken buralarda camilerin ve müezzinlerin varlığından söz ediyor. Müslümanların kendi okulları bile vardı. [29]Bu durum Hazar ülkesinde Müslümanların varlığının yönetim tarafından emniyete alındığına dair bir işarettir.

El-Mesudi Hazarların başkentinden bahsederken bu şehirde yedi yargıç olduğunu söylüyor.  İkisi Müslümanlar, ikisi Hazarlar (Yahudiler), ikisi Hristiyanlar için. Ruslar ve diğer halklar için ise, kendi doğa dinlerine göre karar veren bir yargıç vardı. Ciddi bir hukuki çıkmazda ise Müslüman yargıçlar görevli kabul ediliyordu.[30] Hazar topraklarında İslamiyetin yayılmasında Harezmliler de önemli bir rol oynadılar.  Hazarlılara İslamiyeti öğretmek gibi bir görevi üstlendiler. Bu yüzden bir çok Bulgar ve Hazar köyünün Harezm kökenli isimler taşıdığı görülüyor. Bu da onların buralardaki misyon faaliyetlerinin başarılı olduğunu göstermektedir. Müslümanların burada dinlerini yaymak hususunda verimli bir zemin buldukları da anlaşılmaktadır. [31]

Abbasi sarayında bulunan ve bu devlete mühim hizmet eden Hazarlar da vardır. Tekin b. Abdullah el-Hazari, Abbasilerin önemli generallerinden biri olmuştur.  Muhammed b. Ishaq b. Kundağig al-Hazari de Basra valiliği yapmıştır.  Babek ayaklanmasının bastırılmasında kritik bir rol oynayan Boga el-Kabir bir başka Hazar kökenli isimdir.  Boga, Azerbaycan, Ermenistan ve Şimşat valiliği yapmıştı.[32] Neticede Hazar ülkesinde İslamiyetin yayılmasında üç önemli istikamet görülüyor:

  • Güneyden savaş ve dolasıyla politik temaslar kanalıyla Hilafetin etkisi
  • Kuzeyden kültürel temaslar kanalıyla Volga Bulgarlarının etkisi
  • Doğudan Harezmlilerin etkisi.[33]

Özetle Hazar ve İslam dünyası arasındaki ilk ilişkiler düşmanca cereyan etmiştir; Emevilerin saldırgan ve yayılmacı siyasetinin bundan payı vardır. Abbasilerle birlikte daha esnek bir nitelik kazanan ilişkiler, sonraları Harezm’den gelen Türklerin sayesinde İslamiyetin Hazar Kağanlığı bünyesinde hâkim din olmasına olanak tanımıştır.

[1] Hugo Kutschera, Die Chasaren; Historische Studie. Ein Nachlass, Viyana 1909, s. 116.

[2] T. M. Kalinina, Hazariya v Krosskulturnom Prostranstve, Moskova 2014, s. 12.

[3] Kalinina, a.g.e., s. 14.

[4] Kalinina, a.g.e.,, s. 25.

[5] Goeje, Das Alte Bett des Oxus, Leiden 1875, s. 22.

[6] M. Defrémery, “Fragments de Géographes et d’Historiens Arabes et Persans Inedits”, Journal Asiatique, c. III, Paris 1849,  s. 469.

[7] Kraçkovskiy, Puteşestviye İbn Fadlana na Volgu, 1939, s. 85-86.

[8] Symon Szysman, “Les Khazars, Problems et Controverses”, Revue de l’histoire des Religions, c. 152, no: 2, s. 174-21, s. 178.

[9] Barthold, 12 Vorlesungen über die Geschichte der Türken Mittelasiens, 1935.

[10] Artamonov, İstoriya Hazar, Leningrad 1962, s. 115.

[11] Peter Golden, Khazar Studies, Budapest, 1980, s. 59,   Artamonov, 631-650 yılları arasında Dulu ve Nu-şi-pi boyları arasında ciddi bir iç savaşın çıktığını, bu dönemde Nu-şi-pi’lerin Çin’in ve zengin Maveraünnehr şehirlerinin desteğini alarak avantaj yakaladığını ancak Dulu’ların Yigu-şad’ın desteğini alarak Nu-şi-pi’lere galebe çaldığını söylüyor. Ona göre Bu iç savaştan yararlanan Kubat önderliğindeki Bulgarlar kendi bağımsızlığını kazanmıştı. “Mağlubiyetten sonra İbi Şegüy Han nereye gitmiş olabilir?” sorusunu soran Artamonov bu soruya 651 yılında Bağımsız Hazar Devleti’ni kurmuş olmalı diyerek cevap veriyor. İstoriya Hazar, s. 170-71.

[12] George Vednadsky, Ancient Russia, Yale 1943, s. 213.

[13] Vednadsky, Ancient Russia, s. 217

[14] Vernadsky, a.g.e., s. 220

[15] Guy Le Strange, The Lands of Eastern Caliphate, Cambridge, 1905, s. 1, Lev Gumilyov, Tısyaçıletiya Vokrug Kaspiya, s. 227.

[16] Yusuf Yıldız, Die Verbreitung des Islam im Kaukasus, Bonn 2014, s. 37.

[17] Yıldız, a.g.e. s. 40-41.

[18] Yıldız, a.g.e., s. 45-46

[19] Yıldız, a.g.e., s. 62

[20] Yıldız, a.g.e., s. 62-64

[21] Yıldız, a.g.e., s. 66

[22] Artamonov, a.g.e., s. 234-35

[23] Yıldız, a.g.e., s. 90

[24] Yıldız, a.g.e., s. 92

[25] Yıldız, a.g.e., s. 93.

[26] Yıldız, a.g.e, s. 93.

[27] Yıldız, a.g.e s. 96.

[28] Yıldız, a.g.e s. 98-99.

[29] Yıldız, a.g.e s. 99.

[30] Yıldız, a.g.e s 102.

[31] Yıldız, a.g.e., s. 103.

[32] Joseph Marquart, Osteuropaische und ostasiatische Streifzüge, Leipzig 1903, s. 24,  36-37.

[33] Yusuf Yıldız, a.g.e., s. 105.

Kaynakça

  • Artamonov, İstoriya Hazar, Leningrad 1962
  • Defrémery, M., “Fragments de Géographes et d’Historiens Arabes et Persans Inedits”, Journal Asiatique, c. III, Paris 1849
  • Goeje, de, Das Alte Bett des Oxus, Leiden 1875
  • Golden, Peter, Khazar Studies, Budapest, 1980
  • Gumilyov, Lev, Tısyaçıletiya Vokrug Kaspiya,
  • Guy Le Strange, The Lands of Eastern Caliphate, Cambridge, 1905
  • Kalinina, T. M., Hazariya v Krosskulturnom Prostranstve, Moskova 2014
  • Kraçkovskiy, Puteşestviye İbn Fadlana na Volgu, 1939
  • Kutschera, Hugo, Die Chasaren; Historische Studie. Ein Nachlass, Viyana 1909
  • Marquart, Joseph, Osteuropaische und ostasiatische Streifzüge, Leipzig 1903
  • Szysman, Symon, “Les Khazars, Problems et Controverses”, Revue de l’histoire des Religions, c. 152, no: 2, s. 174-21
  • Vednadsky, George, Ancient Russia, Yale 1943
  • Yıldız, Yusuf, Die Verbreitung des Islam im Kaukasus, Bonn 2014

Anadolu Tarih

Anadolu Tarih'in resmi hesabıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu