Türk Tarihi

İslamiyet Öncesi Türklerde Askeri Teşkilatlanma

Türkler, Çin’den Avrupa’ya uzanan ve büyük çöllerin ve dağların bulunduğu, ağır iklim şartlarının olduğu bir bozkır coğrafyasında hüküm sürmüşlerdir. Bu büyük bozkır coğrafyasında devletleşme sürecinden sonra varlıklarını devam ettirebilmek için bir teşkilat sistemine ihtiyaç duymuşlardır. Şiddetli ve sürekli yaşanan mücadeleler sonucunda ise teşkilatlanma mecburi bir durum olmuştur. Türkleri koruyan bir anlamda sur değil, teşkilatlı yapıya geçmeleri olmuştur.

Türkler coğrafya esaslı olarak sürekli hareketli olmak zorunda kalmışlardır. Bozkır kültürü çevresinde gelişmeye çalışmışlar ve en önemlisi devletlerini ayakta tutmaya çalışmışlardır. Konar-göçer bir yapıya sahip olan Türkler için hayvancılık önemli bir geçim kaynağı olduğu gibi iyi bir savaş aracı olarak da kullanılmıştır.  Sürekli mücadele içinde bulunan Türkler için disiplinli bir ordu şart olmuştur.

İlk olarak herkes asker olarak yetiştirilmiştir. Kadın, erkek fark etmeksizin herkes devleti korumak için görevlendirilmiştir. Bir sınıf farkı bulunmayan Türklerde Boy ve Urug başkanları kumandan, halk askerdi. Başlıca yetenekleri ise sert yaylarını germekte oldukça usta olmalarıdır.  Özel işlerde kullanmak için “kartal nişancı” kullanırlardı.  Ok ve yaydan başka dövüş için kargı, kılıç ve bıçak kullanmışlardır. Bu savaşçı teknikleri doğuştan beri süregelen yaşan tarzlarının bir sonucudur.

Türkler, çocukları küçük yaştan itibaren iyi bir vatansever ve iyi bir savaşçı olmaları için uğraş göstermişlerdir. Çocukların çevik ve hareketli bir savaşçı olması için çocuk yaşta koyun güdüp otlatmaya gönderirler, koyun üzerinde biniciliği öğretirler ve küçük oklar ile koyun üzerinde yaban farelerini ve kuşları vurmaya çalıştırırlardı. Çocukların küçük okları, tahtadan yapılmış kılıçları bulunuyordu. Küçük yaştan itibaren başlayan bu eğitim ile her çocuk büyüyüp babalarının anlattığı büyük mücadelelerde bulunmak istiyordu. Böylece ordu-millet anlayışı tam anlamıyla yaşanmaya başlamıştır. Gündelik hayatları her zaman bir savaşa hazırlık şeklinde devam etmiştir.

Tarihte yaşanan birçok savaşta Türkler tek vücut halinde savaşmışlardır. Düşmanı def ettikten sonra günlük işlerini yapmaya devam etmişlerdir. Özellikle Türk tarihinin ilk dönemlerinde hemen her savaşa hazır olduğundan ve askerliğe bir meslek olarak bakılmadığından savaşçı ve halk kavramları Türkler için aynı şeyi ifade etmektedir. Atlı konargöçer milletlerin en önemli uğraşları hayvan yetiştirmek, avlanmak olduğu için yaptıkları “sürek avları” onları sürekli devam eden savaşlara hazırlar nitelikte olmuştur. Ava çıkmak cesaret ve güç göstergesidir. Orduyu taze ve diri tutmaktadır. Barış zamanında düzenlenen büyük sürek avları adeta bir savaş provası niteliğindedir. Ani bir baskına uğramamak için en küçük topluluklar dahi gece ve gündüz gözcü koymuşlardır.

Türkler, dikkatli ol anlamına gelen bir deyimle, her an için “sak” yani uyanık olmaları zorunluydu. Bir kurttan farksız olmuşlardır. Türk ordularının en belirgin özelliklerinden biri de yüksek disiplinli olmalarıdır. Savaş esnasında bir asker komutanın emirlerini anında yerine getirmek zorundadır. Özellikle komşu çevresinde Çin gibi sayıca yüksek olan devletlere karşı üstünlük elde edebilmek için bu düzen şart olmuştur. Savaş öncesi hazırlıkları, savaş esnasında ki düzenleri, komutanlarının emirlerini harfiyen yerine getirmeleri ile elde ettikleri zafer her zaman Türk milletine onur vermiştir. Savaşta giydikleri kıyafete, yiyeceklere kadar üstünlüklerini her alanda göstermişlerdir. Ganimetlerin oldukça adil olması ise diğer mücadelelerde gösterecekleri gücün temennisi niteliğinde olmuştur. 

Türklerin başarısının arkasında milletinin olduğu gibi güçlü zekâsını da ortaya koyduklarını gösteren bir durum da oluşturdukları strateji ve taktiklerdir. Türkler, düşmanlarını çoğu zaman çaresiz bırakmışlardır. Hedefleri düşmanı yenmekti. Böylece aslında ilk zamanlardan beri askerlik tarihi başlamıştı ancak yapılan mücadelelerin sıklığı ile fark edilememiştir. Bulunan taktikler ve her mücadelede başka taktikler uygulanması günümüze kadar askerlik sanatını etkilemiştir. Bu taktiklerin fazla oluşu kültürel ve coğrafi değişikliklerden kaynaklanmıştır.

Türkler stratejilerini çok zorda kalmadıkça ilk olarak düşmanı yok etme amaçlı kullanmamışlardır. Hedefi kontrol altına alma ve yıpratma amaçlı stratejilerini mücadeleden önce yapmışlardır. Bu stratejileri yönetenler öncü kuvvetler olup düşman hakkında ön bilgilerin alınması için büyük önem taşımışlardır. Bu hafif akıncı gruplar görevlerini yaptıktan sonra geri gelirler ve durum hakkında haber verirlerdi.

Türkler bozkırda bulunan geniş arazilerde kendilerine belirli hedefler seçerek taktikleri ile baskın ve imha hareketlerinde bulunmuşlardır. Bunun asıl amacı düşmanlarını sürekli baskı altında hissettirmektir. Ayrıca bu hareketler doğrultusunda düşmanın direncini düşürmeyi de hedeflemişlerdir. Düşmanın dirençlerinin düştüğünü fark ettiklerinde ise imha hareketlerini yapmışlardır. Türkler tarafından bilinçli ve dikkatli bir şekilde uygulanan bu taktikler ile düşmanlarına karşı üstünlük sağlamışlardır.  Bu uygulama sürekli olarak Türk askeri teşkilatlanmasında kendisini göstermiştir. Bu strateji ve taktikler ilk olarak Hun imparatorluğu ile zirveye çıkmıştır.

Askeri teşkilatında ordunun teşkilatlanması, savaş alanına kadar her yer dikkatlice ele alınmıştır. Her savaşta farklı şekilde stratejiler uygulansa da hedef hep aynıdır. Aslına bakılırsa burada değişikliklere ayak uydurabilmek açısından Türklerin ortaya koyduğu savaş sanatı etkilidir. Herkes strateji ve taktiklerin uygulanmasında mükemmeliyeti sağlamak için uğraş göstermişlerdir.

  Türkler at üzerinde savaşlarda başarılı olmuşlardır. Ok ve yay kullanımı atlı ordu için uzak mesafede kullanılması avantaj olmuştur. Mızrak ve kılıç gibi savaş aletleri Türk ordusunun çok rağbet gösterdiği aletlerden olmamıştır. Ani ve çevik hareket eden ordu, uzaklara ulaşabilen ok ve yay kullanmayı tercih etmişlerdir. Bu doğrultuda ok ve yay Türklerin asil silah aleti olarak bilinmektedir. Taktiklerini uygulayabilmek açısından da önemli duruma getiren bu savaş aletleri düşmanları üzerinde de üstünlük elde etmelerini sağlamıştır. Diğer toplumlara karşı Türklerle temas halinde bulunan tüm toplumlar hayranlık duymuşlardır.

Stratejilerin önemli bir parçasını da istihbarat oluşturmuştur. Bu istihbarat çalışmaları doğrultusunda düşmana dair bilgiler elde edilirdi. Ona göre Türk ordusu hazırlanır ve savaş meydanına çıkardı. Türklerde istihbaratı sağlayan kişilere günümüzdeki anlamıyla yine elçi kavramı kullanılmıştır. Yine haberci ve casus anlamına gelen “körüg “ “tıngçı” kavramları da kullanılmıştır. Bu kişiler genellikle çok gezmiş kişilerden seçilmektedir. Ayrıca gelişmiş bir askeri başarıya sahiptirler.

Stratejinin en önemli kolunu oluşturdukları için işlerini en ince ayrıntısına kadar başarıyla yapmışlardır. Yelme hareketleri ile önde giden bölüğe “yezek” , öncüsünde öncüsü bölümünde bulunan ise “ yol yelimlemek” olarak bilinmektedir. “Turğak“ ve “Turgak” ise düşmanın öncü kuvvelerine karşı koyabilmek amacıyla çıkarılan atlı birliklerdir. Böylece Türklerin istihbarat konusunda bilgi elde etmeye çalıştıkları gibi düşmanların bunu sağlamasını da önlemeye çalışmışlardır. İstihbarat bir bakıma bir savaş aleti olmadan savaşta üstünlük sağlamak için en önemli adımlardan birisi olarak görülmüştür.  

Tarihin başladığı günden itibaren ordusu ile birlikte sahneye atılan Türk ve Türk askeri milliyetçiliği, milli asker benliği küçük bir şüphe bile bırakmadan Türk halkına yaşama sembolü oluşturmuştur. Milletler tarihine göre Türk ordusu, bazılarına göre üstün tutulmuş ve şövalye ruhlu, asil asker olarak gösterilmiş bazılarına göre ise zorlu düşman gücü olarak belirtilmiştir. Tarihte birçok devlet kuran Türkler ise bu başarıyı askeri teşkilatlanmalarının bozulmasının ve yıpranma durumunun çok zor olmasına, sağlam temeller üzerinde olmasına bağlamışlardır. M.Ö. 9. Ve M.S. 1. Yüzyıllarda İskitlerin nasıl yaşadıkları hakkında bilgi veren Kuban, Taman, Kırım, Dinyeper, Don, Kiev, Volga, Poltova, Ural, Altay, Kuzey Moğolistan, Macaristan, Romanya’da kümelenmiş olan kurganlar ve materyaller onların savaşçılığa verdiği önem hakkında bilgiler vermiştir. Arkeoloji araştırmaları sonucu elde edilen eşyaların büyük kısmı İskit krallarına aittir. Bu eşyaların günlük hayatta kullanılması oldukça yüksek bir ihtimali oluşturur.

İskitlerde kişi hayatta iken günlük kullandığı eşyaları ve savaş aletlerini öldükten sonra da eşlik etmesini istediği için birlikte gömülmeleri görülen bir gelenektir. Buna bağlı olarak kurganlarda savaşçılık aletleri en kolay ulaşacakları yere konmuştur. Öldükten sonra da savaşçılığın devam edeceği düşünülür. Buluntulara göre tespit edilen gündelik eşyaların süsleme motiflerinde savaşçılık unsurları ön plana çıkmıştır. Savaşçılıkla ilgili ögeleri vazo, kımız sürahisi, tarak, kemer tokası, kazan, çanak, halı ve süs eşyaları üzerine betimlemişlerdir. Karasuk kültürünün batı kanadı, Altay ve Tanrı dağlarında da “ hayvan üslubu “ denilen Orta Asya sanatını oluşturmuştur. İskitlerin ise bu sanatı benimsedikleri bilinmektedir.

İskit sanatının temelini oluşturan savaşçılık sosyal hayatın vazgeçilmezi arasına girmiştir. İskitlerin “ cengaver “ nitelikli savaşçı kavim olduğu görülmektedir. Antik kaynaklarda İskitleri Persler, Keltler ve Traklarla askeri bakımdan karşılaştırmalar yapıldığında İskitleri “ üstün savaşçı kavimler” olarak belirtmişlerdir. Ayrıca “atlı okçular ve hayalet atlılar” olarak da tanımlamışlardır. Savaşlarda at üzerinde gösterdikleri üstün yetenekler ile atların sürati, ok atmada hedefin vurulacağından şüphe etmeme hayretle izlenmiştir.

Asya Hun imparatorluğu ise, askeri teşkilatın sağlamlığı ile toplumlar üzerinde siyasi hâkimiyetini göstermiştir. Kendilerinden önce meydana getirilmiş olan askeri teşkilatlanma ile savaşlarda üst düzeyde kendilerini göstermişlerdir. Hun imparatoru Mete güçlenmesinin arkasından devleti örgütlemeye başlamıştır. Bozkır kültürü ile şekillenen askeri güç ve Hun imparatoru Mete Han’ın büyük bir disiplin güderek eğittiği ordusu ile M.Ö.209’da ilk Türk disiplinli askeri ordusu da oluşmuştur. İmparatorluğu yöneten üst bir siyasi konsey oluşturulmuştur. Bu konsey krallıkların, hanlıkların ve askeri komutanların sıralamasından oluşmaktaydı.

Mete ile sağlanan teşkilatlı ordu, 24 askeri komutanlık bölgesine ayrılmış olup, her bölgenin 12.000 atlıdan kurulmuş ordusu vardı. Askeri teşkilatlanma sisteminde en üst savaşçıların bulunduğu birliğe tümen adı verilir. Bir tümen on bin kişiden oluşur ve tümenler “tümen başı” denilen komutanların emrinde olmuştur. Disiplinli şekilde ordusunu oluşturan Hun Devleti hâkimiyetini diğer kavimler üzerinde de göstermek için çabalamıştır. Mete, Türk soyundan olup Hunlarla akrabalık kurmuş kavimleri itaat altına alarak, Hun idaresi altında büyük Türk birliği kurma hedefinin bir parçasını oluşturmuştur.

Kavimlerle sağlanan itaat ile Mete Orta Asya’nın en büyük gücü olmuş ve Hun Devletinde büyük Şan-yü olarak nitelendirilmiştir. Türkler bitmez tükenmez savaşları ile bütün komşularını tedirgin etmişlerdir. Bunun bir örneği Çin’de Tsin Hanedanlığı zamanında (M.Ö. 214-204) uzunluğu 6000 km. kadar olan ünlü Çin Seddi’nin yapılmasına neden olmuştur. Bu engel bile Türk akınlarını durdurmaya yetmemiş, Çin Seddi’ne açtıkları delikten saldırılara devam etmişlerdir.

Türk askeri kuvvetleri aldıkları eğitim ve yetenekleri doğrultusunda uçsuz bucaksız bozkırda hâkimiyet kurmuşlardır. Kurdukları askeri teşkilatlanma ile askeri alanda birçok yeniliği getirmişlerdir. Tarihte bir dönüm noktası oluşturacak olan Mete’nin düzenli ordusu bugünkü askeri teşkilatlanmayı etkileyecek nitelikte olmuştur. Türkler her dönemde askeri alanda getirdikleri yenilikler ile teşkilatlarını diğer milletlere tanıtmışlardır.   

KAYNAKÇA

DONUK, Abdülkadir. İdari-Askeri Unvan ve Terimler. İstanbul, 1988.

DURMUŞ, İlhami. «Bozkır Kültürü Çevresinde At, Göçer-ev ve Demir.» Asya Araştırmaları Dergisi, no. 1.

KAFESOĞLU, İbrahim. Türk Milli Kültürü. İstanbul, 1998.

OKAY, Bülent. «Çin Seddinin Yapılış Nedeni Hakkında Değişik Bir Görüş.» Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, C.6. no.1-2. 1993.

ÖZKAYA, Sefa. Hunlardan Günümüze Türk Askeri Kültürü. İstanbul, 2019.

TAŞAĞIL, Ahmet. Kök Tengri’nin Çocukları. İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2017.

TZU, Sun. Savaş Sanatı. Çeviren Sibel ÖZBUDUN ve Zeynep ATAMAN. Ankara, 1992.  

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu