MakaleTürk Tarihi

İstiklal Ordusu Nasıl Kuruldu?

KUVAYİ MİLLİYE’DEN NİZAMİ ORDU’YA

Milli Mücadele, Türk milletinin varlık yokluk savaşı olarak 1919-1922 yılları arasında gerçekleşmiştir. Savaşın başlangıcı, Mondros Mütarekesi’nin ardından Hatay Dörtyol’da Mehmet Çavuş’un Fransız işgal güçlerine attığı ilk kurşuna tarihlenebilir. Milli Mücadele, Mondros Mütarekesi’nin ardından başlayan işgallere karşı milletin inisiyatif alarak gösterdiği tepkilerle başlamış olmakla birlikte, mücadelenin genel hedefini ve merkezi örgütlenmesini gerçekleştiren Mustafa Kemal Paşa’dır. Bu nedenle O’nun 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışı mücadelenin sembolik başlangıcı sayılmaktadır.
Mustafa Kemal Paşa, Nutuk’ta da belirttiği üzere, Samsun’a “… millî egemenliğe dayanan tam bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak” için çıkmıştır. Milli Mücadele bu açıdan da daha önce yaşanan savaşlardan ayrılır. Savaşın hedefi ve yöntemi Mustafa Kemal Paşa’nın işaret ettiği yeni amaca dönük olacaktır, bir başka deyişle devrimci bir savaş söz konusudur. Savaş, hem işgal güçlerinin kovulmasını hem de Osmanlı saltanatının yıkılmasını hedeflemiştir. Fakat savaş esnasında, işgalcilere karşı verilen mücadele öncelikli olduğundan saltanata karşı verilen mücadele taktik olarak arkaya atılmıştır. Ancak savaşın gelişimi, saltanatın geleneksel otoritesini parçalayacaktır.

Milli Mücadele, önce kongre hareketlerine, daha sonra merkezi bir kongreye ve onun “Temsil Heyeti”ne dayanarak ulusal iradeyi doğurmuştur. Saltanatın geleneksel otoritesinin parçalanmasından kastımız da tam olarak bu olguya dayanır. Kongrelerden Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasına ve iktidarın TBMM’de toplanmasına yol açan gelişmeler Milli Mücadele’nin hangi devrimci yöntemlere dayanılarak sürdürülüp başarıya ulaştırıldığını da gözler önüne serer. Makalemizde ele aldığımız konu olan, Milli Mücadele’nin askere alım işlemleri de elbette geçmiş yöntemlerden yararlanmış, hatta Osmanlı Ordusu’nun yapılanmasını bir çekirdek yapı olarak değerlendirmiş ancak bu işlemler yukarıda özetlediğimiz devrimci amaç, hedef ve yöntemlerle yürütülmüştür.

Mondros Mütarekesi’nden Sonra Ordunun Durumu

Osmanlı Ordusu, yıkıcı Balkan yenilgisinin ardından yönetimi ele alan başta Enver Paşa olmak üzere, İttihatçı kadro tarafından reforma tabi tutulmuştu. Ordunun modernleştirilmesi amacıyla gerçekleştirilen reform gerçekten de ordudan eski rejim yanlılarının, yaşlı ve çağa ayak uyduramayan komutanların ve alaylı subayların tasfiye edilmesini sağlayarak başarıya ulaşmıştı. Daha genç, bilgili ve dinç bir ordunun temelleri atılmıştı. Ancak ne yazık ki, İttihatçılar başta ordu olmak üzere çeşitli alanlar için tasarladıkları reformları tam olarak uygulayacak zamanı bulamadı.

İki farklı bloğa ayrılmış olan emperyalist Batı, dünyayı paylaşmak için savaşmaya başladığında takvimler 1914 Temmuz’unu gösteriyordu. İttihat ve Terakki bu savaşın önünde sonunda Osmanlı Devleti’nin varlığına son vermeyi amaçladığını hızla kavrayarak güçlü bir diplomasi çalışmasıyla önce İngiltere ve Fransa’yla görüşerek bu ülkelere ittifak önerdi. Ancak her iki devlet de esas olarak Osmanlı Devleti’ni paylaşmayı arzuladığından bu görüşmelerden olumlu bir sonuç çıkmadı. İttihatçı hükumet en sonunda büyük devletlerden Almanya ile ittifak kurmayı başardı.1914’ten 1918’e kadar dört yıl boyunca Çanakkale’den Galiçya’ya, Kafkasya’dan Suriye’ye, Irak’tan Aden Körfezi’ne kadar çeşitli cephelerde savaşan Osmanlı Ordusu, önemli zaferlerine rağmen en sonunda yenilgiye uğradı.

Savaşın olumlu hanesine yazılabilecek olan en önemli gelişme, yayılmacı emelleriyle Osmanlı Devleti’nin can düşmanı konumundaki Çarlık Rusyası’nın yıkılması oldu. (Çarlığın yerine kurulan Bolşevik Rusya Milli Mücadele’nin en önemli müttefiki olacaktır.) Ayrıca reform sayesinde gençleşen ordu, bu savaşta ciddi tecrübeler de biriktirmişti. Fakat yenilginin acı sonuçları Osmanlı Devleti’nin ve halkının önüne kabarık bir fatura olarak çıktı.

Ordu’nun varlığı zaten savaşın yıpratıcı etkisiyle zayıflamıştı. Mondros Mütarekesi gereğince yapılan terhisler de ordunun gücünü azalttı. Kuvvetler, barış dönemine geçiş yapıyordu, yani yalnızca çekirdek kadroları mevcut olacaktı.

Ordu’nun mütareke sonrasındaki durumu şöyle özetlenebilir, ülkenin değişik noktalarında konuşlu 9 Kolorduya bağlı 20 Tümen halinde bulunan kuvvetlerimizin mevcudu 30-35 bin dolaylarındadır. Savaş boyunca 2.850.000 askerin görev yaptığını düşünürsek savaşın kaybedilmesinin ardından şehit, yaralı, esir ve kayıpların dışında 380.000 civarında olan ordunun büyük bir kısmının terhis edildiğini görebiliriz.

Halkın orduya güvenmediği bir döneme girilmişti, özellikle subaylara yönelik bakış açısı olumsuzdu. Bu durum, Milli Mücadele’nin başında milis kuvvetlere dayanılmasına neden olan gerekçelerden biri olacaktır.

İzmir’in İşgalinin Ardından

İtilaf Devletleri’nin özellikle de İngiltere’nin desteğiyle Yunanistan’ın 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal etmesi Milli Mücadele açısından dönüm noktasıdır. Yunan işgali ve beraberinde gelişen olaylar, halkın mücadeleye bakışını derinden etkilemiştir. Savaş yorgunluğu ve yılgınlığı hala sürmekle birlikte halkın öncüleri mücadeleye başlayacaktır.

Yerel direnişe yönelik örgütlenme İzmir’in işgali öncesinde başlamıştır. Ancak bu örgütlenme hareketinin hız kazanması işgalin ardından yaşanmıştır. Müdafaa-i Hukuk ve Reddi İlhak isimlerini kullanan bu direniş örgütleri ilk olarak yayın ve propagandaya önem vermiş ve halkı işgallere karşı ulusal bilinçle donatmaya çalışmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın da Samsun’a çıkışının ardından mevcut askeri birliklere ve mülki yetkililere verdiği emirler, yurdun her yanında kurulmaya başlanan bu örgütlerin desteklenmesi yönünde olmuştur.

Yayın, propaganda ve mitingler genel olarak ses getirmekle birlikte, silahlı bir işgale karşı silahlı bir direniş örgütlenmesi gerektiği adım adım kavranmıştır. Bu kavrayış, işgale en yakın bölgelerde en üst düzeydedir. Bu yüzden ilk direniş hattı da Batı Anadolu’da kurulacaktır.

Direniş Kararı

İstanbul’da Harbiye Nezareti’nin ve Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti’nin (EHUR) önde gelen isimleri olan Şevket Turgut, Fevzi (Çakmak) ve Cevat (Çobanlı) Paşaların aldığı karar, ateşkes sonrasında ordunun çekirdeğini korumaya yöneliktir. Bu çekirdek, zamanı geldiğinde yeni askere alımlarla doldurulabilir ve memleketin geleceğinde söz sahibi olabilirdi. Onların bu çabayı gösterdiği dönemde gerçekleşen İzmir’in işgali ise, ordu birliklerinin hızla tutum almasına neden olacaktır.

Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu Müfettişliği görevi ile Anadolu’ya ayak basar basmaz, tıpkı İstanbul’daki üç paşanın yaptığı gibi komuta makamlarıyla ilişkiye geçerek ülkeyi savunmada düşünce ve karar birliğine varmaya, sivil ve askeri örgütlenmeye, üst makamlarla yaptığı yazışmalarla halkın moralini ve güvenini kuvvetlendirmeye, bu konuda sağlam temeller atmaya yönelmiştir. İlk iş olarak bütün orduyla ilişki kurmayı düşünen Mustafa Kemal Paşa, 15. Kolordu, 20. Kolordu, 2. Ordu Müfettişliği ve 13. Kolordu Komutanlığı ile hemen yazışmalara başlamış, vali ve bağımsız mutasarrıflıklara bildirimlerde bulunmuştur.

Mustafa Kemal Paşa’ya göre öncelikli görev, ordunun çekirdeğini korumak ve işgal bölgelerine yakın silah depolarını geriye taşımak, mümkün değilse halka dağıtmak bu da olmuyorsa imha etmektir. Ayrıca cephelere yakın olan nizami birliklerin mevcudunun artırılması, donatılması ve savaşa hazırlanması gerekmektedir. Bu süreçte; Mustafa Kemal Paşa’nın anlayışına uygun olarak, İtilaf Devletleri’nin de dikkatini çekmemeye çalışılarak yürütülen direniş hazırlıkları hızlanmıştır.

İstanbul’daki Üçler Misakı’nın (Şevket Turgut, Fevzi ve Cevat Paşalar) girişimleriyle, tıpı Mustafa Kemal Paşa gibi genç ve yurtsever subaylar birer görevle Anadolu’ya gönderilmiştir. Mütareke hükümlerince mevcudu kısıtlanan orduya yardımcı olmak için jandarma istihdam edilmeye başlanmıştır. Erzurum’da “Bekçi Teşkilatı” Ankara’da ise bizzat Ali Fuat Paşa’nın önderliğinde “Kır Bekçileri” örgütü oluşturulmuştur. Çeşitli adlar altında milli bir ordu teşkil etmeye çalışıldığını gördüğümüz bu dönemde, mütareke gereği silah ve mühimmatını teslim etmesi gereken birliklerin bunları saklamaya ve İtilaf Devletlerine teslim etmemeye çalıştığını da görmek mümkündür.

Direniş Hattı

İşgalin ardından başlayan örgütlenmeler silahlı evreye geçmiştir. Harbiye Nezareti’nin Batı Anadolu’ya gönderdiği Albay Bekir Sami Bey, 17. Kolordu’nun Komutan vekili olmuştur. Bölgede konuşlu tümenleri direnişe hazırlayan Bekir Sami Bey, yerel direniş güçleriyle de iletişim halindedir. Esas mesele, düşman işgaline uğrayacak olan yerlerde bulunan silah ve cephanenin geri taşıtılması, ordunun mevcut durumunu koruyarak dağılmamasıdır.

Bekir Sami Bey askeri örgütü toparlamaya çalışırken, yerel örgütlenmeler de hız kazanmıştır. Urla ve Ayvalık’ta Yunan işgaline karşı ilk silahların patlamasının ardından, Aydın’da halkın ileri gelenleri direnişe ikna edilmeye çalışılmaktadır. Üsteğmen Nuri Bey Bergama’da teşkilat yapmakta, Yüzbaşı Tahir Bey, Ödemiş’in örgütlenmesi için faaliyet yürütmektedir. Bu faaliyetin sonucunda, Yunan ilerleyişine karşı Ödemiş’te “İlk Kurşun Savaşı” yaşanmıştır. Yunanlılar artık halkla ve orduyla karşı karşıyadır.

Ödemiş’te yaşanan ilk çatışmanın ardından halk güçlerinin silahlı örgütlenmesi yaygın adıyla Kuvayi Milliye birliklerinin oluşumu hızlanmıştır. İnsan kaynağı ilk etapta gönüllüler, eşkıyalar ve serbest bırakılan hükümlü ve tutuklulardan oluşan bu birliklere, işgale uğrayan bölgede yaşayan eşraftan kimseler, eski askerler, terhis edilen subaylar ve efeler komuta etmektedir.

İşgalin yayılma eğilimi çok açık olduğundan söz konusu silahlı ve sivil halk örgütlenmeleri kongreler yoluyla direnişi kuvvetlendirmeye başlamıştır. Bu arada, Mustafa Kemal Paşa, yayınladığı emir ve genelgelerle, bu örgütlenmeleri destekliyor, hem de ordu tarafından söz konusu örgütlenmelerin bütün ihtiyaçlarının karşılanmasını istiyordu.

Mevcut askeri birlikler ile daha önce kurulmuş ve yeniden oluşturulmasına hız verilen milli kuvvetlere dayanmak, milli kuvvetleri düzenli orduya geçecek biçimde örgütlemek, Mustafa Kemal Paşa’nın aşama aşama ulaşmak istediği hedefti. Bu bağlamda; Ordu ve Jandarma birliklerinin az olduğu yerlerde, askerlik şubeleri ve sivil memurlar aracılığı ile halk uyandırılırken, birlikte hareket etmek için gerekli düzenlemelerde yapılmıştır. Birliklerin gücünü artırmak için bakaya kalmış erler ve asker kaçakları tek tek toplanmaktadır

Ordu ile milli kuvvetler arasındaki ilişki, Kuvayı Milliye adı altında şekillenmiştir. Kuvayı Milliye, Müdafaa-i Hukuk hareketi içinde; ülkenin milli ve askeri güçlerinin birlikte hareket etmesini, ileride düzenli orduda birleşmesini sağlayacak, Anadolu’da oluşan otoriteye güç verecek bir örgütlenme olarak karşımıza çıkar.

Mustafa Kemal Paşa, bu doğrultuda Erzurum ve Sivas Kongrelerini örgütlemiştir. Buralarda hem Milli Mücadele’nin siyasi hedefleri tayin edilmiş hem de bu hedefler doğrultusunda yapılacak olan siyasi, askeri ve mali örgütlenmelerin taslağı oluşmuştur. Ancak Mustafa Kemal Paşa’nın ulusal ölçekteki bu çabalarının yanında bölgesel girişimler de söz konusudur. Bilhassa Batı Anadolu Kongreleri askeri ve mali örgütlenme açısından oldukça önemlidir.

Batı Anadolu Kongrelerinde Askeri Örgütlenmeleri

Batı Anadolu’da Kuvayi Milliye hareketini geliştirmeye ve düzeni sağlamaya yönelik, Balıkesir, Nazilli ve Alaşehir’de kongreler düzenlenmiştir. Bu kongreler hem yerel ve sivil inisiyatifin harekete geçmesiyle hem de bölgede bulunan askeri güçlerin desteğiyle gerçekleştirilmiştir.

Birinci Balıkesir Kongresi, 27 Haziran-12 Temmuz 1919 tarihlerinde düzenlenmiştir. Kongre, yürütülen çalışmalara liderlik edecek bir Heyet-i Merkeziye belirlenmiştir. Heyet başkanlığına Hacim Muhittin (Çarıklı) Bey seçilmiştir. Ardından askeri kararlar alınarak, Ayvalık-Soma-Akhisar cephe hattı kurulmuş ve birbirine bağlanmıştır. Bu cephe hattında bulunan Kuvayi Milliye birliklerinin takviye edilmesi için de bir askere alım kararı alınmıştır.

Bu karara göre; belli yaş grupları Kuvayi Milliye birliklerine katılmaya çağırılmıştır. 1308-1309 doğumluların Kuvayı Milliye’ye katılmalarının sağlanması, milis olarak kaydolanların iaşelerinin heyetçe karşılanacağı, “müteehhil olanlara on beşer ve bekarlara beşer ve süvarilerin hayvanatına yemleri tedarik edildikten sonra nal, mıh ve müteferrika bedel olarak da beşer ve ihtiyat zabitanından piyade olanlar yirmişer ve süvari olanlara yirmi beş lira, aileleri ve cep harçlıkları­ olmak üzere itası ve milis kuvvetleriyle teşrik-i mesai eden muvazzaf zabitandan mülazımlara beşer ve yüzbaşılara onar lira tütün parası olarak ikramiye verilmesi” kararlaştırılmıştır. Ayrıca 1300-1314 (1884-1899) doğumlular silah altına alınacağı, 1310-1314 (1894-1899) doğumluların Kuvayı Milliye’ye iltihak ettirilmesi de kararlaştırılmıştır. Bu duruma göre kongre, hem bir milis yapılanması olarak Kuvayı Milliye için hem de bölgedeki askeri birlikler için askere alım işlemi gerçekleştirmektedir.

Birinci Balıkesir Kongresi, toplanacak eratı, bölükler şeklinde örgütlemeye ve bunların başına da eşraftan bölük komutanları koymaya karar vermiştir. Ancak bunların yanında subaylardan ve yedek subaylardan da yararlanılması kararlaştırılmıştır.

Kongrenin devletin askere alım kararlarına benzer bir karara imza atması ve üstelik bunu uygulaması bölgede direniş güçlerinin yeni bir iktidar odağı olduğuna işaret etmektedir.

Askere alım kararıyla yetinmeyen I. Balıkesir Kongresi, Kuvayı Milliye birliklerini bölük-tabur-alay biçiminde örgütlemeye karar vermiştir. Ordu teşkilatından alınan bu düzenleme Kuvayı Milliye’nin basit bir milis örgütü olmadığını gözler önüne sermektedir. Kongre’nin amacı ordu kurmak olarak anlaşılabilir çünkü hedef vatanın kurtarılması yani işgalin sona erdirilmesidir. Böyle bir hedef koymuş olan bir yapının silahlı gücü geçici ve dağınık olmamalıdır. Ayrıca askere alım ve ordu düzenine geçişe yönelik kararlar alan Kongre, bu birliklerin iaşesine yönelik de bir düzenleme yapmış bunun maliyesi için vergi düzenlemeleri getirmiştir. Ayni ve Nakdi Teberru adlı bu vergilendirme usulü bağış adı altında bir tür zor alımdır. Çünkü kongrenin istediği maddi katkıyı yapmamanın vatandaşlar açısından cezai sorumluluğu vardır. Bu açıdan adı her ne kadar bağış olarak belirlenmiş olsa da bunu bir vergi olarak görmek mümkündür.

Özetle I. Balıkesir Kongresi, vatandaşları askere çağıran, vergi toplayan bir güç olarak devletin yerini almaktadır.

II. Balıkesir Kongresi mücadelenin amacını ve hedefini belirlemiştir. Amaç, “İstihlas-ı Vatan” yani vatanın kurtuluşudur. Hedef ise düşman güçlerin ülkeden tamamen çıkarılmasıdır. Bu arada, örgütün ismi değiştirilmiş, “Hareket-i Milliye ve Reddi İlhak” yapılmıştır. 18 kazadan 48 kişinin katıldığı bu kongre ilkinden de ileri giderek “Genel Seferberlik” kararı almıştır.

II. Balıkesir Kongresi’nin aldığı kararlara göre her il ve ilçe büyüklüğüne ve gücüne oranla mali yükümlülüğe tabi tutulmuştur. Daha önce alınan askere alım kararlarının uygulanmasının bir kez daha altı çizilmiş, firar konusunda tedbirler alınmıştır. Buradan şu açık gerçeği kavramak mümkündür, Kuvayı Milliye, gönüllü katılımı esas alan bir örgüt görüntüsü verse de aslına Batı Anadolu kongreleri, askere alım ve firarileri cezalandırma kararlarıyla bunu bir zorunlu katılıma dönüştürmüştür.

 Kongre, kurulacak Kuvayı Milliye birliklerinin donatılması için halkın elindeki silahlara el konulması kararlaştırılmıştır. Bu kararın benzerinin daha sonra Mustafa Kemal Paşa’nın yayınladığı Tekalif-i Milliye Emirlerinde görmek mümkündür. Kongre gerçekten de aldığı Genel Seferberlik kararına uygun tedbirler almıştır.

Bu arada Aydın ve Denizli’de de Heyet-i Milliye teşkilatları kurulmuş ve Denizli’deki teşkilat tıpkı II. Balıkesir Kongresi’nin yaptığı gibi “Genel Seferberlik” ilan etmiştir. Burada da askere alım usulü uygulanmış ve Kuvayı Milliye birlikleri oluşturulmuştur. Bu kuvvetlerin mali ihtiyaçlarının karşılanması için de bazı yöntemler belirlenmiştir. Ancak, ikna edilerek savaşa dahil edilen efelerin bu kararlara pek uyduğu söylenemez. Heyet-i Milliyelerin askeri ve mali kararlarına uymak yerine kendi ihtiyaçlarını kendi yöntemleriyle gidermeye devam etmişlerdir.

6-9 Ağustos tarihlerinde Nazilli Kongresi toplanmıştır. Nazilli’den Muğla’ya kadar geniş bir bölgeyi temsil eden kongre, Burdur ve Antalya’yı da çalışma alanına dahil etmiştir. Hemen bir Heyet-i Milliye oluşturan kongre, bütün il ve ilçelerde örgütlenmeyi hedeflemiştir. Kongre, temel meseleyi, cephelere savaşçı bulmak olarak belirlemiştir. Kendisine, merkezi hükümete yardımcı olma misyonu da biçen kongre, savaşçı temini konusunu gönüllülük esasına dayandırmaya çalışmıştır. Fakat gönüllü miktarının tesbitini, Kuvayi Milliye karargahına bırakmış, buradan gelecek talep doğrultusunda gönüllü temin etme görevini Heyet-i Merkeziye üzerine almıştır. Savaşçıların ihtiyaçlarının karşılanacağını kararlaştıran kongre, askere alım usulleriyle çalışmıştır. Dolayısıyla “gönüllü temin etme” konusu yine askere çağrı biçimine dönüşmüştür.

Nazilli Kongresi’nin ardından toplanan Alaşehir Kongresi iddialı bir hedefle ortaya çıkmış, Bütün Batı Anadolu kongrelerini birleştirmeyi hedeflemiştir. Düşmanı Batı Anadolu’dan çıkarana kadar mücadele kararı alan kongre, Balıkesir Kongresi’nde alınan seferberlik kararının sürdüğünü ilan etmiş, cephelerin tek elden yönetilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Hacim Muhittin Bey’in girişimleriyle toplanan bu kongrede bir “Hareket-i Milliye talimatnamesi hazırlanmış, Kuvayi Milliye komutanlarının keyfi hareketlerinin önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Kuvayi Milliye komutanlarının zaman zaman değiştirilmesi, onların denetlenmesini kolaylaştıracağından kabul görmüştür. Ayrıca cephedeki komutanların cephe gerisinin işlerine karışmaması gerektiği belirtilmiştir. Askere alım usullerini takip eden kongre, askere alınanların iaşesi için de bir teşkilat kurmuştur.

Levazım Heyeti iaşe birimi olarak hizmet görecek, Mali Heyet, iaşe temini için gereken parayı bulacak ve Heyet-i Esasiye de genel işleri yürütecektir. Bu kongrede vergi ve asker toplanması için Köy İhtiyar Heyetlerinin görevlendirilmesi kararlaştırılmıştır. Alınan kararlar ve bu son görevlendirme de yeni bir iktidar odağına işaret etmektedir. Çünkü bulunacak para vergi usulüyle toplanacak, Kuvayı Milliye örgütleri belli tertiplerin askere çağırılmasıyla geliştirilecektir. Kongre, devlet organı gibi çalışmıştır.

Alaşehir Kongresi’nin hazırladığı “Hareket-i Milliye” talimatnamesine göre;

-Cepheler için Kuvayı Milliye Menzil Müfettişlikleri kurulacak ve birlikler iaşelerini buradan karşılayacaktır.

-Askere alım yöntemleriyle toplanan erler defterlere kaydedilecektir. (Burada İl-İlçe Heyet-i Merkeziyelerinin aynı zamanda mevcut ordu organlarından biri olan “Askere Alım Şubeleri” gibi çalıştığı gözlemlenmektedir.)

-Mevcut birliklere ek olarak ihtiyat bölükleri kurulacaktır.

-Eşraftan alay kumandanları ve subaylardan kumandan muavinleri belirlenecektir. (Tıpkı Balıkesir Kongresince yapıldığı gibi.)

Daha sonra, Üçüncü Balıkesir, İkinci ve Üçüncü Nazilli Kongreleri de toplanmıştır. Bu kongrelerde, daha önce alınan kararların uygulanmasına yönelik pratik meseleler tartışılıp çözüme bağlanmış, ayrıca Üçüncü Balıkesir ve Üçüncü Nazilli Kongrelerinde Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum-Sivas hattında oluşturmaya çalıştığı ulusal merkeze bağlanıp bağlanmama sorunu konuşulmuştur. Batı Anadolu Kongreleri, Mustafa Kemal Paşa’nın Ulusal Kongre İktidarına ancak Ocak 1920’de tamamen dahil olacaktır.

Kuvayı Milliye’nin Askeri İhtiyaçlarının Karşılanması

Kuvayı Milliye, İzmir’in işgalinin ardından Batı Anadolu’da başlayan direniş güçleri olarak direnişin sivil liderleri tarafından kongrelerce kurulan halk örgütleriyle düzenlenmiş ve geliştirilmiştir. Askeri yetkilileri baş rolde görmemize karşın sivil örgütlenme tarzı belirleyici olmuştur. Kuvayi Milliye’nin milis karakteri de bu tarz bir örgütlenmeyi zorunlu kılmıştır. Ancak bölgedeki askeri yetkililer ile çekirdek kadro halinde bulunan birlikler, asker toplama, silah ve cephane temini konularında Kuvayi Milliye birliklerine destek olmuştur. İl merkezlerinde bulunan Ahz-ı Asker Şubeleri (Askere Alım Şubeleri) Kuvayı Milliye organları gibi çalışmıştır. Ayrıca bu bölgede bulunan mülki amirler de -bazı istisnalar dışında- kongrelerin aldığı askere alım ve vergi toplama kararlarının uygulanmasına yardımı olmuştur. Yani yeni oluşan direniş odaklı bu iktidar merkezlerine, devletin mevcut organları da bir biçimde dahil olmuştur.

Albay Şefik (Aker) komutasındaki 57. Tümen birlikleri halk güçlerinin de desteğiyle Nazilli’yi düşman işgalinden kurtarmıştır. Bu başarıyla birlikte Kuvayı Milliye’ye katılım artmış, efe ve zeybeklerin de mücadeleye ikna edilmesiyle önemli kazanımlar elde edilmiş, Demirci Mehmet Efe, Yörük Ali Efe gibi isimler direnişe büyük katkılar sunmuştur. Ancak yalnızca gönüllülerle ve efelerle yürütülemeyeceği açık olan bu mücadele için yukarıda ayrıntılarıyla verilen yerel kongre kararları doğrultusunda askere alım kararları alınmış ve Kuvayı Milliye bir ordu gibi örgütlenmiştir. Örgütlenme, iaşe ve ikmal tarzları da kongreler tarafından düzenlenmiştir. Askerlik yaşı gelenlerin, nizami kıtalara henüz askerlik yaşı gelmemiş olanların milis birliklerinde örgütlenmesiyle Batı Anadolu’da Yunanlılar karşısında bir cephe oluşturulmuştur. İş şu noktaya gelmiştir; savaşa katılmadan önce eşkıyalık yapan Demirci Mehmet Efe, Binbaşı Şükrü Bey’le birlikte Denizli civarındaki asker kaçaklarını toplamaktadır. Yerel kongreler ve Heyet-i Milliyeler yepyeni iktidar odakları olarak ortaya çıkmış ve gücünü askeri ve mali kararlarından ve bu kararlara halkın katılımından almıştır.

Sivas Kongresi’nden Sonra Askeri Düzenlemeler

Mustafa Kemal Paşa’nın Sivas Kongresi ile Milli Mücadele’nin amaç, hedef ve kapsamını ulusal ve uluslararası kamuoyuna ilan etmesiyle mücadele merkezi bir renk almaya başlamıştır. Ülkedeki bütün Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’nin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti (ARMHC) çatısı altında birleştirilmesi, askeri örgütlenmede de merkezileşmeyi beraberinde getirmiştir. Sivas Kongresi, bir “Kuvayı Milliye Talimatnamesi” hazırlayarak askeri örgütlenmeni nasıl yapılacağını ortaya koymuştur. Buna göre, askere alım işlemlerinde halkın şikayetlerini önleyecek yeni düzenlemeler yapılmıştır. Bedel-i Nakdi kararının uygulanmasına devam edilmesi, askerlikten muaf olanların muafiyetinin sürmesi gibi kararların yanı sıra, iki evladı askerde olanların üçüncü evladının askere alınmaması gibi kararlar da alınmıştır.

Sivas Kongresi, güney bölgesindeki Fransız işgal güçlerine karşı oluşturulan cephenin askeri örgütlenmesini bizzat Heyet-i Temsiliye’si eliyle yapmıştır. Ancak kongrenin en önemli askeri kararı ise, Batı Anadolu direnişlerini tek bir merkezden yönetebilmek için 20. Kolordu Komutanı Ali Fuat Paşa’yı Batı Cephesi komutanı olarak ataması olmuştur. Fakat bu atama kararı, Batı Anadolu’daki, Sivas Kongresi’nin diğer kararlarına ilişkin de olduğu gibi hemen benimsenmeyecektir. Batı Anadolu direnişinin Sivas’ta kurulan merkezi yapı ile bütünleşmesi için Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’ya gelmesi, Ali Fuat Paşa’nın Batı Anadolu’daki cepheler ile Ankara arasındaki iç batı Anadolu bölgesini işgal güçlerinden temizleyerek coğrafi bütünlüğü tesis etmesi gerekecektir.

Bu arada, Sivas Kongresi’nin yoğun çalışmaları ile İstanbul’daki işbirlikçi Damat Ferit Paşa Hükumeti düşürülmüş yerine Kuvayi Milliye’ye olumlu bakan Ali Rıza Paşa Hükumeti kurulmuştur. Aynı zamanda Meclis-i Mebusan seçimleri de gerçekleştirilmiş, İstanbul’da yurtsever bir hükumet ve meclis toplanmıştır. Bu dönemde, İstanbul’daki Harbiye Nezareti ve EHUR, Batı Anadolu’daki direnişe yönelik ordu desteğini artırmıştır. Bu değişim Kuvayı Milliye ve askere alım işlemleri açısından oldukça önemlidir. Çünkü her ne kadar yerel güçler inisiyatif alarak kongreler yoluyla direniş güçlerini örgütlemiş olsa da İstanbul’daki merkezi hükümetin bu kongreler ve onların aldığı milli kararlara karşı duruşu; direnişi hem ordu hem de Kuvayı Milliye açısından güçleştirmişti. Fakat Mustafa Kemal Paşa’nın ve ARMHC’nin yoğun çabaları sonucu İstanbul’daki işbirlikçi hükumet yıkılmış ve Kuvayı Milliye ile ordunun önündeki engeller ortadan kaldırılmıştı.

Kuvayi Milliye’nin Merkezileşmesi

Mustafa Kemal Paşa’nın, İstanbul’daki yurtsever meclisin ve hükumetin çalışmalarından rahatsız olan İngilizlerce resmen işgali üzerine, Ankara’da olağanüstü yetkilere sahip bir meclisi toplaması Kuvayı Milliye hareketine resmi bir iktidar merkezi kazandırmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kuvayı Milliye’nin askere alım, iaşe, sevk ve idare başta olmak üzere bütün diğer işleriyle ilgili tek yetkili merci haline gelmiştir. TBMM’nin kurduğu Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki ilk hükumeti, Kuvayı Milliye’yi 16 Mayıs 1920 tarihli kararla Milli Müdafaa Vekaleti’ne (Milli Savunma Bakanlığı) bağlamıştır.

Bu tarihten itibaren dar grupların ve öne çıkan isimlerin belirleyici olduğu bölgeden bölgeye değişen Kuvayi Milliye uygulamaları, benzer hale getirilmeye çalışılmış, savaş için zaruri olan komuta birliği, iaşe ve ikmal bütünlüğü sağlanmak istenmiştir. Askere alım yöntemleri ve vergi toplama usullerinde de birliğin sağlanması hedeflenmiştir. Kuvayi Milliye birliklerinin büyük çoğunluğu TBMM tarafından alınan kararlara uygun davranmıştır. Ancak efe ve eşkıya kökenli birlikler ile Çerkez Ethem gibi bazı Kuvayi Milliye liderleri merkezileşmeden huzursuz olmuşlardır. TBMM’nin nizami ordu yapılanmasına doğru adım adım ilerlemesi, bazı Kuvayı Milliye birlik ve komutanlarının direnciyle karşılaşmıştır. Ancak savaşın zafere ulaştırılması için atılması şart olan adımlar atılmış, TBMM 1921 başlarında Nizami Ordusuna kavuşmuştur.

Sonuç ve Değerlendirme

Kuvayı Milliye, işgallere karşı halk tepkisinin silahlı yansımasıdır. Halkın gönüllü katılımı ve inisiyatifiyle kurulmuş ve sivil-asker öncüleri müdahaleleriyle geliştirilmiştir. Yerel kongre iktidarlarından ulusal kongre iktidarına kadar uzanan süreçte, askere alım yöntemleriyle büyüyen Kuvayı Milliye birlikleri, Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin topladığı vergilerle beslenmiş, bu cemiyetlerin aldığı kararlara göre hareket etmiştir.

Kuvayı Milliye, Mondros Mütarekesi sonrasında terhis edilen ordunun yeniden örgütlenmesi için zaman kazandırmıştır. Ayrıca TBMM’ye karşı çıkarılan iç isyanları bastırmış ve Yunan işgalini yavaşlatmıştır.

Ancak, Kuvayi Milliye birlikleri yukarıda da değinildiği gibi farklı kaynaklardan savaşçı temin ettiğinden sevk ve idare birliği sağlayamamış, disiplin eksiklikleri göze çarpmıştır. Ayrıca eşkıya kökenli birliklerin, halka yaklaşım biçimleri, halkta olumsuz izlenimler bırakmıştır. Üstelik, TBMM’nin kurulmasının ardından yeni bir devlet örgütlenmesinin söz konusu olduğunu görüyoruz, bu devletin askeri örgütlenmesi de modern standartlara uygun olmalıydı. Aksi halde TBMM ne işgali sonlandırabilir ne de halka güven verebilirdi.

Eldeki nizami ordu kalıntılarıyla birlikte Kuvayi Milliye’nin toplam mevcudu aşağı yukarı 40-45 bin civarındaydı. Yazımızın başında işaret ettiğimiz gibi Mondros Mütarekesi sonrasında elde kalan ordu mevcudunun 30-35 bin civarında oluğunu hatırlayacak olursak Kuvayı Milliye ancak 10-15 bin asker/milis örgütleyebilmiştir. Üstelik Kuvayı Milliye, bu yazıda odaklandığımız Batı Anadolu’dan ibaret de değildir. Güney cephesinde de son derece önemli başarılara imza atan Kuvayı Milliye birlikleri kurulmuştur. 10-15 bin asker/milis sayısı içerisinde güneydeki birlikler de yer alır. Ancak sadece Batıdan ilerleyen Yunan Ordusunun mevcudu iki yüz bini aşmaktadır. Güneydeki Fransızları ve doğudaki Ermenileri hesaba katacak olursak, TBMM büyük bir ateş çemberi içerisindedir.

Komuta birliği olmayan, disiplini eksik bir milis gücüyle mevcudu yüz binleri aşan, son sistem silah ve teçhizatla donatılmış ola işgal güçlerinin yenilmesi söz konusu bile olamazdı. Bu yüzden BMM kuruluşundan itibaren, etrafındaki ateş çemberini kırabilmek için harekete geçerek önce Kuvayı Milliye birliklerini düzen altına almış ardından elde bulunan Nizami Ordu çekirdeğinin kadroları yeni askere alımlarla doldurulmuş ve Birinci İnönü ve İkinci İnönü Muharebeleri, Sakarya Meydan Muharebesi kazanılarak düşman durdurulmuştur. Bu ordunun 580 bin kişilik muazzam bir güce dönüşmesi ise Sakarya Zaferi’nden Büyük Taarruz’un başladığı yaklaşık bir yıllık hazırlık döneminde başarılmış ve TBMM Orduları Büyük Zafer ile birlikte bütün işgalci güçleri Türkiye’den çıkarmıştır.

Kaynakça

Atatürk, Kemal.  Nutuk Haz. Zeynep Korkmaz, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, 2016.

Koltuk, Nuran. Batı Anadolu’da Kuva-yı Milliye’nin Askeri ve Mali Kaynakları, 1. Bs. İstanbul: Kitabevi 2015.

Müderrisoğlu, Alptekin. Kurtuluş Savaşı’nın Mali Kaynakları, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları 1990.

Türkmen, Zekeriya. Mütareke Döneminde Ordunun Durumu ve Yeniden Yapılanması (1918-1920) Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları 2001

Tanör, Bülent. Kurtuluş Kuruluş Cumhuriyet Kitapları, 1998.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu