Dünya TarihiRÖPORTAJ

Kadınlar Günü Özel | Prof.Dr. Pınar ÜLGEN İle Röportaj

Anadolu Tarih Röportaj Serisi - 3. Bölüm

Anadolu Tarih kadın yazarları olarak röportaj serimizin üçüncü bölümünde, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Ülgen hocamız ile günün anlam ve önemine uygun bir şekilde “8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve Tarihte Kadın” konulu bir röportaj gerçekleştirdik. Anadolu Tarih ekibinin tüm kadın yazarları adına hazırlamış olduğumuz bu röportajımızda kattığı değerli görüşleri ve yorumları için hocamıza teşekkürlerimizi sunar ve bu vesileyle tüm Türk ve Dünya kadınlarının bu özel gününü tüm içtenliğimiz ile kutlarız.

  • Kadın için soylu bir aileye mensup olmak tarih boyunca ona ağır sorumluluklar yüklemiştir. Her şeyden önce en büyük görevi anne ve eş olarak görülen kadının bu yönüyle siyasi hayatta sık sık ittifakların bağlayıcı unsuru olduğu dikkat çekmektedir. Buna binaen kadın Orta Çağ Avrupası’nda da siyasi ittifakların bağlayıcı unsuru olmuş mudur? Eğer olduysa bunun Avrupa siyasetine etkisi nasıl olmuştur?

Kesinlikle bu önemli bir faktördür. Tarihte dönem dönem devletler ile bölgeleri yöneten ana kraliçeler de vardı. Bu siyasete etki konusunun en belirli örneğini  İngiltere kralı II. Henry zamanında görmekteyiz. Şöyle ki, Kral VII. Louis’den boşanmış olan Kraliçe Aquitaineli Eleanor’un II. Henry ile  evliliği Henry’nin siyasetine şekil vermiş ve onu zenginleştirmişti. Çünkü Elenor’a ait olan bazı bölgeler bu evlilikle İngiltere’ye dahil edilmişti. İngiltere ile Fransa arasındaki ittifakta da etkili olmuştur. Ayrıca bu evlilik, aynı zamanda Plantagenet hanedanlığının da başlangıcıdır. Ancak Eleanor, rakipleri tarafından  kıskanılan bir kadındı. II. Henry dönemindeki Thomas Becket cinayetinin de bir parçası olmuşlardı. Yani Kilise ve İmparatorluk arasındaki ilişkilere de yön verilmeye çalışılırken önceden Fatih William tarafından oluşturulan kanunlara ek olarak ileride Magna Charta Libertatum’a hazırlık olabilecek Clarendon yasalarının çıkartılmasında da dramatik bir tiyatro oyunu sergilenmişti. Ve bu oyunun etkin ve ana karakterleri arasında Elenor da yer alıyordu. Onun hırsı ve evliliği, politikaya yön vermişti. Ama burada önemli  olan nokta ise Avrupa’nın siyasi tarihinde bir leke olarak adlandırılan Becket cinayeti yani II. Henry’nin kendi danışmanını fikir ayrılığından dolayı öldürtmesi ve bundan pişman olmasıydı. Böylece tarihte ilk defa bir imparator, pişmanlık duygusu yaşamıştı. Tabi ki bu sadece örneklerden bir tanesiydi.  Hatta Elenor’un bir İngiltere kraliçesi olarak bu konulara  ne kadar hakim olduğu şiirlere dahi konu olmuştur.  Şöyle ki;

“Kendini kiliseye adamış olan adama şöyle diyeyim.
Karmaşıklığı düşünün, farklılıktan da zevk alın.
Korku, Tanrı aşkına, bütün sözlerin.
Akan suya çizgiler çizebileceğini düşünüyor musun?
Birlikte farklı ve gelişen bir dünya yapabiliriz.
Aramızda, üç insan ile..
Sen (Henry) ve Becket ve ben (Elenor), biz olabiliriz..”

  • Savaşların, salgın hastalıkların, açlık ve sefaletin, kan ve vahşetin doruğa ulaştığı bir dönemde, Orta Çağ’da vahşice yakılmış olan azize Jeanne d’Arc; Avrupa tarihinin başka bir döneminde dünyaya gelmiş olsaydı cesaretiyle tarihin akışını nasıl değiştirirdi?

Jeanne d’Arc…Öncelikle en etkileyici figürdür. Sihir, büyü ve mistisizm gibi pek çok faktörün kadın figürü üzerinden anlatılmaya çalışıldığı bir nevi kadınların günah keçisi olarak görüldüğü  bir dönemde büyük bir cesaret göstermişti.  Ancak kadına duyulan nefret, batıl inançları da şekillendirmişti. Bütün batıl inançlar, neredeyse kadın figürüyle eş kabul ediliyordu. Böyle bir ortamda ne kadar dayanabilirdi ki… Cesareti de yine ölümle sonuçlanmıştı.. Böyle bir sahneden çıkıp Avrupa tarihinin başka bir döneminde yaşasaydı belki de onun cesareti dünyayı değiştirebilirdi. Tabi ki bunu Jeanne d’Arc açısından söylüyoruz. Çünkü onun sezgileri çok kuvvetliydi. Güçlü bir karakterdi.  Belki de anaerkillilik durumu tekrardan toplumun bir parçası haline gelmeye başlardı.

  • Orta  Çağ Avrupa’sında Hıristiyanlık inancının getirdiği bir sonuç olarak kadının değersiz bir varlık olarak görüldüğü algısı vardır. Kadının toplumsal anlamda değer kazanışı ne zaman olmuştur? Kısaca açıklayabilir misiniz?

Bu, çok göreceli olup toplumdan topluma da farklılık göstermektedir. Avrupa tarihi açısından bakacak olursak; bunun yaklaşık olarak 19. yüzyıla kadar uzandığını söyleyebiliriz. Dediğim bu, görecelidir. Şöyle bir çıkarım da yapabiliriz. 16. yüzyıldan itibaren Avrupa’da hiç evlenmeyen ya da geç yaşta evlenenlerin sayısında artış görülmüştür. Buna sebep-sonuç ilişkisi açısından baktığımızda karşımıza özgürlük kavramı çıkıyor. Çünkü bu dönemlerde kadınlar, az sayıda hamilelik yaşamaya ve de soylu evlerinde çalışarak kısmen de olsa para biriktirmeye başlamışlardır. Bu da ekonomik özgürlüğün aslında kadının kendini değerli hissetmesindeki rolünü açığa çıkarmaktadır. Dikkatinizi çekerim ki; “kadının kendini değerli hissetmesi diyorum, başkasının ona değer vermesi değil”.Çünkü bu değeri, kendi için yine kadın yaratmıştır. Karşı cins değil. Yani kadın, her daim bu değer olgusu üzerine hep mücadele etmiştir. Örneğin 18. yüzyıl Japonya’sında “kadınların yeteneklerinin geliştirilmesi zararlıdır” düşüncesi hakimken; Çin’de ise “sanatta ve edebiyatta yeteneksiz kadın erdemlidir” düşüncesi hakimdi. Dolayısıyla Kadın ve Değer”.. tartışılır iki kavram… Tamamen her toplumun kendine özgü bir sistemi vardı. Yani sorun ya da şöyle diyelim bazı politikalar uğruna feda edilen kadın üzerinden yaratılan sorunlar, sadece Orta Çağ Avrupasına özgü değildi.

  • Orta Çağ’da büyü, fal vb. faaliyetler ile ilgilenen kadınlara “cadı” tabiri kullanılmış. Günümüzde de büyücülük ve falcılık hala devam ediyor. Fakat bugünkü Anadolu’da bu tür işlerde kadınlardan çok erkeklerin etkin olması, konseptin bir değişim mi geçirdiği sorusunu aklımıza getiriyor. Bu konu üzerine görüşleriniz nelerdir?

Bu çok iyi bir tespitti. Bende gülümseme yarattınız. Evet, ama burada da yine bir politika var. Yine bir erkek egemenliği yaratılmaya çalışılıyor ve yine erkekler kadınlara özgü denilen tüm unsurları ele geçirmeye çalışıyorlar.Aklıma tarihteki ilk jinekolog olan Trotula geldi. Kendisi 12. yüzyılda yaşamış kadın hastalıklarına ilişkin önemli Latince kitaplar yazan ve hatta o dönemlerde “Vajinismus” hastalığının ve tedavisini bulan bir Profesör idi. Ancak onun bu başarıları erkekler tarafından kabullenilmemiş ve bu mesleği erkeklerin daha iyi yaptığı söylenerek bu meslek, kadınların elinden alınmaya çalışılmıştır. 19. yüzyıla kadar da Trotula’nın kadın değil de erkek olduğu ispat edilmeye çalışılmıştır. Sonuçta Trotula, bir kadındı.Yani tarih boyunca erkekler, kadınlara özgü olan ve onların başarılı oldukları her şeyi aslında kendileri de yapmaya çalışmışlardır. Burada da onu görüyoruz. Kadınlar, falcılık, büyücülük ya da bitkilerle ilaç yapımı konularında çokça kendilerinden bahsettirmişti. Şimdi de belki de erkekler, bu konuda pişmanlık da duyarak bu işlere yönelmiş olabilirler, farklı bir pencereden konuya bakacak olursak…

  • Kadına uygulanan şiddet konusuna gelince; son yıllarda uygulanan baskı ve şiddetin seviyesi korkutucu düzeyde. Günümüzde buna yönelik caydırıcı cezalar verilse de yetersiz kalıyor. Erkek şiddetinin önlenmesi sizce  mümkün olabilir mi?

Kadın ve Şiddet konusu gerçekten çok hassas bir konu. Eski çağlardan beridir “Kadın nedir” şeklinde anlamsız bir soruyla karşılaşmaktayız. Hala da bunun tanımı yapılamamıştır. Bazen benden tanımlamamı istiyorlar. Ancak tanımı zaten var olan bir kavramın yeniden tanımlanmasına gerek var mı??? Eğer bu hataya düşecek olursak kendimizle çelişmiş olacağız. Günümüzde dahi bu kavram karmaşaları bulunurken ya da şöyle diyelim bunlarla uğraşılırken şiddet kendine toplumda yer bulmaya başladı. Bu durum, karşı cinse kadının da bir birey olduğunun, kadının da erkek kadar “Hayır” kelimesini kullanmaya hakkı olduğunun anlatılması yani erkeklerin bu konuda “gerçek” anlamda eğitilmesi ile şiddete “DUR” denilebileceği düşüncesindeyim. Böylece belki de fiziksel ve psikolojik şiddet azalabilir. Bu, dünyanın her tarafı için geçerlidir. Çünkü “kadınların zayıf varlıklar olduğu düşüncesinin ve yaratılış özelliklerinin küçümsenmesinin artık sona ermesi gerekiyor.

  • Bizlere vermiş olduğunuz bu kıymetli bilgiler adına çok teşekkür ederiz. Anadolu Tarih Kadın Yazarları olarak bu röportajı bitirmeden son kez sormak istediğimiz şey, akademi bünyesinde kadınlara yapılan psikolojik şiddet ile alakalı.. şöyle ki; henüz öğrencilik yıllarımızda bile Tarih bölümlerinin kadınlara göre olmadığını söyleyerek, bizleri olumsuz düşüncelere sevk etmeye çalışan insanlarla karşılaştık. Toplumda ki bu tür anlayışlardan, sizin gibi hocalarımızı örnek alarak kurtuluyoruz. Tarihte kadın olmanın zorluğunu zaten sizin sayenizde öğreniyoruz. Peki ya sizce günümüz şartlarında “Tarihçi Kadın” olmak nasıl bir duygudur? Tarih alannda ilerlemek isteyen biz kadınlara neler tavsiye ediyorsunuz?

Bu güzel düşünceleriniz için öncelikle kendi adıma çok teşekkür ediyorum. Benim öğrencilik zamanlarımda da aynı düşünceler hakimdi. Hatta bölüm, fakülte ve üniversite birincisi olarak mezun olduğumda hiç unutmam bazı hocalar ve erkek arkadaşlarımız “kız halinle üç ödül birden aldın” demişlerdi. Buradaki “kız halinle” ifadesine çok takılmıştım. Kızlar, ödül alamaz mı ya da birinci olamaz mı diye düşünmüştüm. Yıllar sonra hoca olunca 2012 yılında Bilim ve Sanat Teşvik Ödülünü aldığımda da aynı tepkilerle karşılaştım. Yani açıkçası şunu itiraf etmeliyim ki; erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz. Yıllar geçse de zihinlerdeki fikirler değişmiyor. Akademide kadın olmak gerçekten zor.. Ama başarıyorsanız ki -ben bunu herşeye rağmen dik durabilmek olarak tanımlıyorum- bu, büyük bir cesaret. Ben, yabancı bir memlekette hem yaşlı  annesine bakan hem iki çocuk annesi olan bir kadın akademisyenim. Kendi fikirlerim ve prensipler doğrultusunda hareket ediyorum. Sadece kendimle rekabet halindeyim. Belki de beni ve benim gibi olan kadınları güçlü kılan da budur. Eğer küçük de olsa bu alana ilgi duyan kadın öğrenci ve arkadaşlarımıza ilham olabiliyorsak ne mutlu. Zaten amacımız hem bu hem de iyi öğrenciler yetiştirmek..Bu nedenle Kadın Tarihçi olmak çok güzel bir duygu. Aynı zamanda başka konulardaki yeteneklerinizi burada da   kullanabilirsiniz. Dünyada daha erken tarihlerde bizde ise daha çok yeni olan sosyal tarih çalışmalarını en iyi yapan yine kadın tarihçiler olmuşlardır. Bu noktada kadın akademisyenlerin birbirini eleştirmekten vazgeçmesi ve desteklemesi gerekmektedir. Bu duygusal karmaşadan kurtulmamız gerekiyor.

 Siz sevgili kadın tarihçilerimize de naçizane tavsiyem, asla pes etmeyin. İçinizden geldiği gibi yaşayın ve çalışın. Siz, pes etmedikçe kimse size bunu yaptırtamaz. Bazen sizin çalışkanlığınızı bile kendi çıkarları için kullanmaya çalışacaklar. Ama vazgeçmeyin. Hatalar yapabilirsiniz. Ama hata yaparak öğrendiğinizi de unutmayın. Artık “Kadın Nedir” sorusunu tartışmak istemiyoruz. Çünkü “Biz, birer yaratılmış varlığız. Hep vardık var da olacağız.”

Prof. Dr. Pınar Ülgen Hocamızın Kaleminden Bazı Eserler

Anadolu Tarih yazar ekibimizin diğer röportajlarını okumak için; https://anadolutarih.com/category/roportaj/

Anadolu Tarih

Anadolu Tarih'in resmi hesabıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu