Dünya TarihiRönesans Dönemi Sanat

Kana’da Düğün: Veronese, Sanatı Nasıl Özgünleştirdi?

Kana’da Düğün, tartışmasız sanat tarihinin en kıymetli eserlerinden biri. Sanatçı Paolo Veronese, bu eseri oluştururken, dönemin resim anlayışına aykırı davrnadı ve tıpkı diğer pek çok tablosunda olduğu gibi tepki çekti. Peki bu tepkilerin sebebi neydi? Veronese, nasıl bir mücadele vererek sanat dünyasında yeniliklere kapı açtı?

VENEDİK OKULU

15. ve 16. yüzyıl toplumunun güzellik standartlarını belirleyen yegane kurum, Venedik Okulu’ydu. 1400’lerin sonlarında Giovanni ve Gentile Bellini kardeşlerin liderliğinde şekillenmeye başlayan ve 1580’lere dek etkisini devam ettiren Venedik Okulu, Rönesans’ın en büyük başyapıtlarını ve özgün sanatı ifade ediyordu.

Eserlerde hümanizmin ön plana çıktığı, lineer perspektif kullanımı ile Floransa ve Roma’daki natüralist figüratif uygulamaların harmanlandığı bu okul, Yüksek Rönesans (Cinquecento) adı verilen dönemin merkeziydi. Bu dönemin sanatçıları, şehirlerinin hem zengin bir ticaret limanı hem de festivallerin odak noktası olmasını atalarından aldıkları ilhamla birleştirerek çok daha canlı ve özgün eserler ortaya koydular.

Venedikli ressamlar, kentlerinin suyu tarafından yansıtılan rengi ve ışığı resmetmeyi seviyorlardı. Fakat suyun bu görsel zenginliği onlara aynı zamanda resim yapmak konusunda pek çok handikap oluşturuyordu. Yoğun rutubet nedeniyle diğer İtalyan ressamları gibi freskler yapamıyorlardı. Ama onlar da suyun sayesinde hem ışığı resme entegre etmiş, hem de duvara resim yapamamaktan dolayı bir çerçeve üzerine gerilerek kullanılan tuvali icat etmişlerdi. Böylece sanat tarihinde bir dönüm noktası oldular.

Leonardo Da Vinci, Michalengo ve Raphael gibi dahilerin en önemli eserleri bu dönemde ortaya çıktı. Paolo Veronese de bu sanatçılardan biriydi. Hatta Yüksek Rönesans’ın en büyük ustaları arasındaydı. Sanat tarihinin en kıymetli ve nadide eserlerinin çoğu ona aitti. Özellikle Kana’da Düğün adlı tablosu, bir başyapıt olarak kabul ediliyor. Ancak bu tabloyu incelemeden evvel, sanatçıyı biraz tanıyalım.

PAOLO VERONESE

Paolo Caliari olarak 1528’de Verona’da dünyaya geldi. 1550’lerde doğduğu yere de ithafen Veronese soyadını kullanmaya başlayacaktı. Bir taş ustası olan babası onu 14 yaşındayken ressam Antonio Badile’nin yanına çırak olarak verdi. Badile’nin hem sanata hem de mimariye karşı eşsiz bir sevgisi vardı. Paolo’ya, insanları ve mimari yapıları nasıl resmedeceğini öğretti. Paolo, akıl hocası Badile dışında Michelangelo, Raphael, Parmigianino ve Guilio Romano’nun eserlerinden büyük ölçüde etkilendi.

Perspektif ve mimarı şekiller çiziminde geniş tecrübe kazandı. Hazırladığı insan figürlerinin gayet zarif, tabii ifadeli, ve vakarlı görünüp ve hayata yakın olmalarına dikkat etti. Daha yaşı 20’ye varmadan kalfalık ve erken ustalık dönemlerinde Verona’da yetenekli yerel bir ressam olarak isim yaptı. Evlerin ön cephesini resimlerle süslemek ve Verona’da bulunan semt kiliselerinin sunak ve duvar resimlerini tablolarını yapmak için siparişler aldı. 25 yaşında Venedik’e taşındı ve durmadan çalışarak adını duyurmayı başardı. Eserlerini öyle titizlikle meydana getiriyordu ki, sanatın başkenti Venedik’te ünü hızla yayıldı.

Hayatının geri kalanını Venedik’te geçirmeye karar verdi ve bu süreçte sanat dünyasının en ünlü eserlerine imza attı. Rönesans’ın temsilcisi olarak görülen ressamlar arasına adını altın harflerle yazdırdı. Ama onu diğerlerinden ayıran bir nokta vardı: Tüm Osmanlı sultanlarını ‘Veronese Serisi’ olarak da anılacak kendine özgü bir üslupla resmetti. Veronese’nin 14 tabloluk Osmanlı serisi, Osman Gazi ile başlayıp III. Murad ile son buluyor.

Bunların dışında Veronese ile özdeşleşen pek çok eseri aslında tanıyoruz. Levi’nin Evinde Ziyafet, Simon Fariseo Evinde Ziyafet, Isaac’in Kurban Edilmesi, Juno’nunVenedik’e Hediyeler Yağdırması, İsa’nın Lahtinden Çıkartılması, Kana’da Düğün…

Eserleri saymakla bitmez. Bu yazıda ise özellikle değinmek istediğim tablo, Kana’da Düğün tablosu. İçerisinde pek çok detay barındıran bu başyapıtta neler anlatılıyor?

KANA’DA DÜĞÜN TABLOSU VE VERONESE MARJİNALLİĞİ

Tablo, Venedik’teki St. Giorgio Maggiore rahipleri tarafından, Andrea Palladio’un tasarladığı yeni yemekhaneye asılmak üzere sipariş edildi. Veronese’ye giderek üm yemekhane duvarını dolduracak kadar büyük bir düğün ziyafeti tablosu yapmasını istediler. Veronese’nin bu büyük siparişi tamamlaması, muhtemelen kardeşi Benedetto Caliari’nin de yardımıyla 15 ay sürdü.

Başyapıt, İsa’nın ilk mucizesinin İncil’deki hikayesine dayanıyor, ancak izleyiciden bu çok katmanlı, modern tablonun koşuşturması içinde o özel benzetmeyi bulması isteniyor. Deanna MacDonald, tablodaki anlatıyı şöyle tanımlıyor: “Bütün bu ihtişam, tek bir mucizenin etrafında dönüyor.

Bu görüntüyle Veronese, dünyevilik ve dindarlık arasında hassas bir denge kuruyor ve Mesih’i Venedik toplumunun modaya uygun karmaşıklığının ortasına yerleştiriyor.” Eserde, Hz. Meryem ve birkaç havari ile birlikte Hz. İsa, Celile şehrinde Kana’da bir düğüne davet edilişi ve bu etkinlik boyuca gösterdiği mucizeler anlatılıyor.

http://www.tigtail.org/L_View/TIG/TVM/X1/c.Mannerism/veronese/veronese_marriage_at_cana-xl.1563.JPG

Veronese, İncil’de anlatılanları çağdaş olanla özgürce karıştırıyor. Tahmin edilebileceği gibi, Hz. İsa ve Hz. Meryem’i parlak auralarla çevreliyor. Bununla birlikte, onlara 132 davetli daha eşlik ediyor ve bazıları İncil’de anlatılan kıyafetleri giymişken, diğerleri, yine MacDonald’ın sözleriyle, “San Marco Meydanı’ndan yeni gelmişler gibi” görünüyor.

Gerçekten de ‘yardımcı figürler’ son derece ilginç görünüyor. Hizmetkarlar, soytarılar, cüceler, bir papağan, kediler ve köpekler, egzotik ve garip kıyafetleriyle Venedikli soylular eserde son derece dikkat çekiyor. Tabloda tanıdığımız isimler de bulunuyor.

İngiltere Kralı I. Mary, Osmanlı İmparatorluğu’nun 10. padişahı Kanuni Sultan Süleyman ve İmparator V. Charles konuklar arasında yer alıyor. Ayrıca kesin olmamakla birlikte, orta ön plandaki, beyaz giysili müzisyenin Paolo Veronese’nin kendisi, kırmızı giysili müzisyenin ise Titian olduğu düşünülüyor. Kana’da Düğün, dünya sanat tarihinde insan yüzüne duygusal ifadelerin eklendiği ilk eser olarak kabul ediliyor. Peki yıllar içerisinde bu tablonun başına neler geldi?

Tablo, iki asır boyunca yemekhanenin duvarında kaldı. 1797’de Napolyon tarafından savaş ganimeti olarak Paris’e götürüldü. Ama bu uzun yolculukta taşınması zor ve devasa bir eser olduğundan, eseri ikiye böldüler. Paris’e götürüldüğünde ise yeniden birleştirildi. Fransa-Prusya Savaşı esnasında Brest limanında bir sandıkta saklandı.

Yıllar geçti, II. Dünya Savaşı sırasında Hitler’in el koymasından korkulan eser, bir kamyonla Fransa’da dolaştı. Bu başyapıtın dijital yöntemlerle yapılmış birebir kopyası 2007’de Venedik’teki manastır yemekhanesine, orijinal yerine asıldı. Orijinali ise Louvre Müzesi’nde sergileniyor.

SONUÇ

Deanna MacDonald, Kana’da Düğün tablosu için “Veronese’nin gösterişli, canlı üslubu ilk başta böylesine dindar bir konu için uygunsuz görünebilir.” tarzında bir yorum getirdi. Haksız da sayılmazdı. Sanatçının bu gelenekleri zorlama konusundaki ısrarcılığı, kutsalı dünyevi olanla vurgulama arzusundan kaynaklanan arzusu, gerçekten de pek çok kez başına bela olmuştu.

Tıpkı Kana’da Düğün tablosunda yaptığı gibi başka eserlerinde de İncil’i ve gündelik hayatı birleştirmeye çalıştığı için kilise ile karşı karşıya geldi. Levi’nin Evi’nde Ziyafet, buna bir örnek olarak gösterilebilir. St. Giovanni ve Paolo Kilisesi için yaptığı bu resim, Paolo Veronese’in başına epey dert açtı diyebiliriz. Kilisenin ondan istediği, Hz. İsa’nın son akşam yemeğini tasvir etmesiydi.

Ama Veronese’nin tablosu, kilisenin istekleriyle uyuşmadı. Eserde ‘sanatsal özgürlüğü’ fazlaca kullandığını ve son akşam yemeğini alaycı şekilde ele aldığını iddia ettiler. Tablodaki Almanlar, soytarılar ve hayvanlar, kilise tarafından bu iddialara gerekçe olarak gösterildi. Veronese ise ‘Biz ressamlara da şairlere ve delilere tanıdığınız özgürlüğü tanıyın. Tabloda boş yerler kaldığında bunu kendimce süslemek ve doldurmak isterim’ diyerek kendini savundu.

Bir süre devam eden kaotik olaylar, tablonun adının ‘Levi’nin Evinde Ziyafet’ olarak değiştirilmesiyle son buldu. Veronese aynı zamanda reform karşıtı ressamlardan biriydi. Kendisini Katolik kültürünün tanıtımına adamıştı ve bunu, önceki eserlerde kullanılmayan tekniklerle, kendine özgü biçimde yapmayı seviyordu.

Diğer yazılarım için tıklayın

Beyza Kirişçi

Boğaziçi Üniversitesi - Eski Çağ Tarihi, Mitoloji, Arkeoloji, Tarih Yazımı

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu