MakaleTürk Tarihi

Kanuni Dönemi Osmanlı Devleti’nin Avrupa Siyaseti

KANUNÎ DÖNEMİ OSMANLI DEVLETİ’NİN AVRUPA SİYASETİ; İLK SEFER-İ HÜMAYÛN’DAN SON SEFER-İ HÜMAYÛN’A; BELGRAD’DAN ZİGETVAR’A

 

Özet

Osmanlı Devleti tahtına çıktığı ilk günden itibaren siyasetinin büyük bir çoğunluğunu Avrupa üzerine gerçekleştiren Kanunî Sultan Süleyman, çıktığı on üç seferin onunu Avrupa üzerine açmış, dedesi Fatih Sultan Mehmed’in Avrupa siyasetini takip ederek doğunun ve batının mutlak hakimi olmayı hedeflemiştir. Nitekim bu gayeyle Avrupa üzerine seferden sefere çıkmış, gerektiği yer ve zamanlarda Ferdinand ve Şarlken’e gereken cezaları vermiş, denizlerdeki gücünü arttırmak adına Barbaros Hayrettin Paşa’yı Osmanlı Devleti hizmetine dahil etmiştir. Dönemi inceleyen çağdaş batılı yazarlar tarafından yaptığı ve gerçekleştirdiği fetihler sebebiyle Muhteşem lakabını alan Kanunî Sultan Süleyman, girdiği çoğu harpten zaferle ayrılmış, Avrupa’ya karşı baskıcı politikasını hissettirmiştir. Filhakika devletin içerisinde bulunduğu durum itibariyle seferlerin büyük bir çoğunluğunun Avrupa üzerine gerçekleştirilmesi doğuda birtakım isyanların patlak vermesine sebebiyet vermiştir. Avrupa’ya yapılan seferlerin gayesi, Avrupa’ya karşı Osmanlı Devleti’nin gücünü hissettirmek, kalelerin ve şehirlerin zapt edilmesi ve Şarlken’e karşı izlenen siyaset üzerine vuku bulmuştur. Bu bağlamda Kanunî dönemi öncesinde dedeleri ya da babası tarafından alınamayan birçok kale ve şehir Kanunî’nin askeri gücü ve savaşlarda uyguladığı stratejik hamleler neticesinde Osmanlı Devleti’ne dahil edilmiştir. Bu bağlamda 1521 Belgrad, 1522 Rodos, 1526 Mohaç, 1529 Viyana, 1532 Alman, 1536 Korfo, 1538 Boğdan, 1541 Budin, 1543 Estergon ve 1566 senesinde Sigetvar seferlerini gerçekleştiren Kanunî Sultan Süleyman, hem Osmanlı tarihi, hem de Avrupa tarihi içerisinde etkin rol oynamıştır. Filhakika Osmanlı tahtında kaldığı 46 yıl süre içerisinde Hıristiyan dünyası ile mücadelelere girişmiş ve birçoğundan da zaferlerle ayrılmıştır. Kanunî Sultan Süleyman, doğu ve batı fetih politikası gereği doğuda seferler düzenleyeceği zaman Avrupa ile sulh anlaşmaları imzalamış, batı seferleri yapacağı zaman da aynı politikayı uygulamıştır.

 

            Anahtar Kelimeler: Kanunî Sultan Süleyman, Avrupa, Şarlken, Ferdinand, Fetih

Giriş

            Çağdaş Batılı yazarlar tarafından yaptığı fetihler sebebiyle Muhteşem(Magnificent, Magnifique) yada Görkemli Türk(Grand Türk) lakabını alan Kanunî Sultan Süleyman, büyük dedesi Fatih Sultan Mehmed’in Avrupalı devletlere karşı izlediği siyasetini takip etti. Belgrad, Rodos, Macaristan, Alman, Korfu ve Boğdan seferlerine çıkarak Viyana, Budin, Estergon ve Zigetvar muhasaralarını gerçekleştirdi. Devletin sınırlarının Belgrad düğümünün çözülmesi ile birlikte Viyana önlerine kadar gelişi, Avrupa’nın bu döneme dek fethedilemeyen iki merkezinin, Belgrad ve Rodos’un fethi ile vuku bulmuştur. Nitekim Kanunî Sultan Süleyman’ın Batı’ya karşı genel gaza siyasetinin teşekkülü, iki ana hedefin tezahür etmesine sebep olmuştur. Filhakika saltanatının ilk yıllarında Kanunî’nin Avrupa siyaseti içerisinde birinci ana hedefi, dedesi Fatih Sultan Mehmed’in başarısızlığa uğrayarak alamadığı, Orta Avrupa’nın kilidi durumundaki Belgrad’ı ele geçirmek olmuştur. Nitekim Belgrad Kalesi, Fatih Sultan Mehmed’in babası II. Murad zamanında dahi kuşatılmışsa da ele geçirilememiş, Fatih döneminde kuvvetli top atışlarına Hunyadi Yanoş’un karşı saldırıları ile direnmiştir. Sırbistan’a mutlak hakimiyetin sağlanması için Belgrad’ın fethedilmesi, yıllar geçtikte önemini arttırmaktaydı. Nitekim Belgrad Kalesini fethederek Kanunî, kendi içlerindeki sıkıntılarla boğuşan Avrupa’ya karşı yeni bir atılım sağlamanın peşindeydi. Bu bağlamda ilk önce devlet içerisinde babasının vefatından sonra patlak veren Canberdi Gazalî İsyanı’nı bastıran ve siyasi otoritesini güçlendiren Kanunî, isyanın bastırıldığı haberini aldıktan hemen sonra Belgrad’ın fethedilmesi için harekete geçti.[1]

 

            Belgrad’ın Fethi ve Bu Süreç İçerisinde Avrupa’nın İçinde Bulunduğu Durum

 

            Dönemin önemli kaynakları Belgrad Seferi’nin sebepleri hakkında fazla bilgi vermemekle birlikte kaynaklar seferin sebepleri ile ilgili ortak bir sonuca da ulaşamamaktadır. Filhakika Bostan Çelebi’ye göre Belgrad Seferi’nin sebebi, devletin iç sorunlarının halledilmesinden hemen sonra fetih yönünün kuzeye çevrilmesi ve Ungurus vilayetine gaza etmek istenmesidir. Bu istek ile ilgili Matrakçı Nasuh, padişahın sadece hareket için emir verdiğini konu edinirken, Tevarih-i Ali Osman’da geçen bilgilere göre Lütfi Paşa, bu seferin sebebi olarak Macar Kralının Yavuz Sultan Selim’e olan sözünü yerine getirmemesi olduğunu ifade etmektedir. Ali Mustafa Efendi’ye göre ise sefer, Macar Kralı Layoş’un haraç talebi sunan Osmanlı elçisi Behram Çavuş’u aşağılayarak idam etmesi üzerine Osmanlı Devleti ile olan anlaşmasını bozması ve bu sebeple Kanunî’nin harekete geçmesi üzerine vuku bulmuştur. Kaynaklarda geçen bilgilerden hareketle Kanuni Sultan Süleyman’ın büyük dedelerinin alamadığı Belgrad Kalesini alarak Avrupa fetihlerine devam etmek ve Layoş’a bir ders vermek istediği anlaşılmaktadır. Filhakika bu bağlamda II.Murad ve Fatih dönemlerinden itibaren alınmayan Belgrad Kalesi, Osmanlı Devleti için birincil hedefler arasında yerini almakta ve Kanuni’yi beklemekteydi. Yavuz Sultan Selim dönemi önemli devlet adamlarından vezir-i azam Piri Mehmed Paşa, genç padişahın Behram Çavuş’un idamı sonrası ani ve plansız bir karar almasını engellemek adına Kanuni Sultan Süleyman ile Macaristan’a yapılacak olan sefer ile ilgili düşüncelerini dile getirerek kapsamlı bir plan ile hareket edilmesi gerekliliğini arz etti. Alınan kararlar üzerine harekete geçme emri veren Kanunî Sultan Süleyman, 19 Mayıs 1521’de Fatih Sultan Mehmed, II. Bayezid ve babası Yavuz Sultan Selim’in türbelerini ziyaret ettikten sonra İstanbul’dan ayrıldı. Halkalı Pınar’daki çadırlı ordugahından Edirne’de Rumeli birliklerini alarak 11 Haziran’da Filipe’ye gelen Kanunî, bir müddet burada bekledikten sonra 17 Haziran’da Sofya’ya ulaştı. Daha sonra Niş ve Alacahisar istikametinde ilerlemeye başlayan Kanuni Sultan Süleyman, ordusuna dahil olan hudut komutanları ve Vezir-i azam Piri Paşa ve Vezir Ahmet Paşa ile sefer hakkında fikir alışverişlerinde bulunarak ilk olarak Böğürdelen Kalesi’nin alınmasına karar verdi. Sava üzerinde kurulan köprü inşaatına iştirak ettiği sıralarda Osmanlı tehlikesine karşı Koupenik(Koupinovo) Kalesi hakimi Kanuni’ye her ne kadar kaleyi teslim edeceğini bildirse de gayesinin zaman kazanmak olduğu anlaşıldı.[2]

Osmanlılar tarafından Böğürdelen, Zemun, Sirem ve Slankamen gibi önemli Macar mevkilerinin alınmış olması, Macarların kuzeyden herhangi bir askeri hareketa girişememelerine sebep olarak Osmanlı’nın Belgrad’ı fethini kolaylaştırdı. Nitekim Belgrad ile Macaristan arasındaki bağlantıyı Tuna havzasındaki önemli mevkileri ele geçirerek koparan Osmanlı Devleti, 1 Ağustos 1521’de Belgrad muhasarasına tamamen başlamış oldu. Filhakika Kanunî Sultan Süleyman, fethedilen Zemun mevkisine gelerek burada otağını kurdu ve harekata iştirak etti. Belgrad Kalesinin Osmanlı kuşatmasına direneceğini bildirmesi üzerine kale Osmanlı kuvvetleri tarafından taarruza uğramaya başladı. Hatta kalenin fethi için Kanuni, kale burcuna ilk bayrak çıkaracak gaziye sancak beyliği verileceğini vaad ederek 9 Ağustos 1521’de toplu hücumu başlattı. Bir ay süren kale muhasarası, kale muhafızının kaleyi 29 Ağustos’ta teslim etmesiyle başarıyla neticelendi ve alınamaz ünüyle nam salmış Belgrad, Kanunî Sultan Süleyman döneminde fethedilmiş oldu. Fetihten sonra ilk iş kalenin kiliselerinden birinin camiye çevrilmesi ve kılınan Cuma namazı ile hutbenin Kanunî adına okunması olmuştur. Kale teslim edilir edilmez zarar gören duvarların tamiri için harekete geçilmiş, Macarların şehri güvenli bir şekilde terk etmelerine izin verilmiştir. Serf sınıfına mensup bir kısım Belgradlı İstanbul’a sürgün edilmiştir. Fetih sonrası kalenin fethine nispetle İslam beldelerine fetihnameler gönderilmesini emreden Kanunî, Belgrad’ı Semendire Sancağı’na dahil ederek kaleyi, Bosna Beyi Yahya oğlu Bali Bey’e bırakmıştır.[3]

Bu sıralarda Avrupa’da ciddi taht değişiklikleri, ittifaklar ve mücadeleler vuku bulmaktaydı. Kanunî Sultan Süleyman’ın tahta çıktığı sıralarda Avrupa’da Habsburg İmparatorluğu, karşı karşı kaldığı problemlerle boğuşmakta, İngiltere, Fransa gibi monarşilerle çekişmeler giderek artmaktaydı. Çeşitli vaadlerle Alman prenslerinin desteği ile Şarlken (V. Karl), rakibi Fransa Kralı I. François’i alt ederek imparatorluğa seçildi. Nitekim Kanunî’nin tahta çıkmasından bir ay sonra 1520 Ekiminde Şarlken’in Alman kral tacını giydiği bilinmektedir. Genel itibariyle 16. Yüzyıl Avrupası’nda Kutsal Roma-Germen İmparatoru Şarlken, Fransa’nın ve Şarlken’in en büyük rakibi I. Fransuva, kilise birliğini paramparça eden reformcu Martin Luther, İngiltere karlı VIII. Henry ve Moskova’nın ilerleyişini sağlayacak olan Korkunç İvan bulunmaktadır. Bu bağlamda dönem Krallar dönemi olarak da adlandırılabilir. Nitekim taht ve hakimiyet hırsı, dönem içerisinde birçok mücadeleye ve savaşlara sebep olmuştur. [4]

 

            Viyana Kapılarına Doğru; Rodos, Macaristan ve Viyana Seferi

Rodos Adası’nın Fethi

Belgrad Kalesi’nin fethedilmesinin akabinde Kanunî’nin ikinci ana hedefi konumundaki Rodos adasının alınması, büyük önem arz etmekteydi. Nitekim Rodos Adası, coğrafi konumu sebebiyle Türk ve Müslüman ticaretine engel olmaktaydı. Filhakika adada bulunan şövalyelerin Ridaniye muharebesi esnasında Memlükleri desteklemesi ve akabinde Osmanlı Devleti içerisinde patlak veren Canberdi Gazali isyanına yardımları hasebiyle adanın alınması zarurî bir hal almıştı. Adanın donanma gücüne sahip olması, Şövalyelerin şöhreti ve adanın muhasaralara uzun müddet dayanabilmesi Divan-ı Hümayun’da yapılan müzakerelerde adanın fethi konusunda fikir ayrılıklarına sebep olmaktaydı. Nitekim adanın Avrupa tarafından ehemmiyet gösterilmesi sebebiyle gerçekleşecek herhangi bir saldırıda süratle yardım alacağı bilinmekteydi. Adanın tam manasıyla İslam düşmanlarının yatağı konumunda olması Vezir-i azam Piri Mehmed Paşa’nın bu adanın fethedilmesi noktasındaki düşüncelerini perçinlemekte idi. Bizatihi divan-ı hümayunda divan üyelerinin çoğunluğunun adanın fethe müsait olmadığı fikrine karşı Piri Mehmed Paşa, Kanunî Sultan Süleyman’a adanın fethedilmesi ve harekete geçilmesi noktasında teşviklerini iletiyordu. 1309 yılından beri adanın St. Jean şövalyelerinin elinde bulunması, din-i mubin için Kanunî’nin Müslümanlara büyük zararı dokunan şövalyeleri ortadan kaldırması gerekliliğini doğurmaktadır. Nitekim Rodos’ta esir bulunanları kurtarmak, denizden hac yolunu açmak, İstanbul-Mısır arası deniz yolunun emniyetini almak ve Rodos’u bir İslam diyarı haline getirmek için vezir-i azam Piri Mehmed Paşa’nın teşvikini dikkate alan padişah, kış aylarında hazırlık yapılmasını emrederek, Piri Paşa’dan ada ile ilgili gerekli bilgileri edindi. Osmanlı Devleti bir taraftan Rodos başşövalyesi Vilye dö Lil Adam ile mektuplaşarak ada hakkında maksatlarını gizlemek suretiyle malumat almaya çalışıyor, diğer yandan da adaya gönderdiği casusları vasıtasıyla adanın durumu ile ilgili bilgiler topluyordu. Her ne kadar Osmanlı Devleti, Vilye dö Lil Adam’ın şüphelerini mektupları ile gidermeye çalışsa da Adam’ın her türlü ihtimale karşı bir sene idare edecek erzak ve mühimmat tedarikinden geri durmadığı görülmektedir. Bir taraftan Beylerbeylerine ve sancak beylerine sefer için hazırlıkların yapılması emrediliyorken diğer taraftan Karadeniz ve Şap denizinde yapılan gemiler, Haliç’i dolduruyordu. Yapılan divanda adanın denizden ve karadan kuşatılmasına, bu bağlamda büyük küçük bütün gemilere mühimmat ve topların yüklenmesi emri verildi. Rodos seferine vezir-i azam Piri Mehmed Paşa’nın tavsiyesi ile Çoban Mustafa Paşa tayin edildi. İstanbul’da bulunan Kanunî Sultan Süleyman, taşradan gelmekte olan askerleri beklemekteydi. Nitekim askerlerin gelişiyle birlikte harekat günü komutanlara bildirilerek Rodos Adası Seferi tam manasıyla başlamış oldu. Kütahya ve Aydın yoluyla Marmaris’e gelen Sultan Süleyman, Kara Mahmud Reis’in kadırgasıyla adaya geçti. Bu sıralarda Osmanlı donanması, Sakız adasından ayrılarak Rodos adası yakınlarına konuşlandı. Rodos adasında

 

adasında birçok kale bulunmasının yanında Hereke Kalesi, adanın en yüksek mevkisinde bulunan ve diğer kalelerden daha yüksek olduğu için daha uzaklara ateş açabilen kale durumundaydı. Öncelikli olarak Hereke Kalesinin zapt edilmesi büyük önem arz etmekteydi. Nitekim geçen her vakit Osmanlı donanması ve kuvvetlerinin aleyhine işlemekte idi. Filhakika ada kuşatmaya ne kadar dayanabilirse o derece Avrupa’da hazırlanan yardımlara ulaşabilecek ve bu sayede kuşatmaya direnebilecekti. Bu bağlamda Rodos’un direncini bir an önce kırmak adına Mahmud Reis, filosunu alarak Rodos adasına çıkarma yaptı ve Hereke hisarını denizden ve karadan kuşatmaya başladı. Günler süren çarpışmaların ardından Mahmud Reis, Hereke kalesi hisarlarına Osmanlı sancağını dikti. Bu haber üzerine geride bekleyen 700 parçadan oluşan Osmanlı donanması harekete geçti. Hava koşullarının müsait olması sebebiyle o gün, bütün gemiler bir saat içerisinde Öküzburnu limanına gelerek demir attılar. Kuşatma içerisinde farklı donanmalarla Rodoslular arasında şiddetli çarpışmalar vuku buldu. Kalenin alınmasının zorluğu, kalenin sadece top ve tüfekle alınamayacağını gösterdi. Uzun süren çarpışmalar, Kanunî ile birlikte divanda alınan karar değişiklikleri ve Osmanlı kuvvetlerinin dirayetiyle Rodos şövalyeleri eman dileyecek hale geldiler. Nitekim bazı şartlar dahilinde başşövalye teslim şartlarını kabul etti. Uzun yıllar sonra İslam düşmanlığının merkezlerinden bir tanesi, Avrupa’nın tabiri caizse göz bebeği niteliğindeki Rodos adası, Osmanlı donanması ve deniz komutanlarının takdire şayan mücadeleleri ile fethedilmiş oldu.[5]

Fetih sonrası adada zindanlarda mahkum bulunan üç bine yakın Müslümanın salıverilmesi emredildi. Şehrin ortasında bulunan ve büyüklüğü itibariyle dünyada eşi az olan Sencivan Kilisesi, padişahın emriyle camiye çevirildi. Hiçbir hükümdara nasip olmayan bu zafer Kanunî Sultan Süleyman’a nasip olmuştu. Zafere binaen fetihnameler yazılarak duyurular yapıldı, şenlikler düzenlendi. Kale içerisinde Osmanlı’ya karşı koz olarak tutulan Cem Sultan’ın oğlu ve ailesi de padişaha teslim edildi. Cem Sultan’ın oğlu olarak bilinen kişi katledilerek, ailesi İstanbul’a gönderildi. Rodos’un fethi, Avrupa’da büyük ses getirdi. Nitekim Avrupa, Belgrad’ın fethi sonrası Rodos’un da alınmasından sonra Kanunî, tehlikesine karşı birleşmeye başladı.[6]

Macaristan Seferi ve Mohaç Meydan Muharebesi

 

            Rodos’un Osmanlı Devleti tarafından fethedilmesi Avrupa’da işlerin ters gittiğini gösterircesine Batıyı sarstı. Nitekim Avrupa’nın göz bebeği niteliğindeki Rodos’un derhal geri alınması için Macar Kralına teşvikler yapıldı. Bu çağrıya karşı kayıtsız kalmayan Macarlar, büyük bir hazırlığa başlayarak halk arasında maddi ve manevi seferberlik başlattılar. Kanunî, Belgrad seferine çıktığı sırada aslında asıl gayesi Macaristan’ın başkentini ele geçirmek idi. Lakin gelişen şartlar ve divanda bu konunun müzakere edilerek bir yıl sonrasına ertelendiği bilinmektedir. Nitekim Belgrad’ın fethi ve akabinde Rodos adasının alınışı sonrası Kanunî Sultan Süleyman, devlet içerisinde patlak veren isyanları bastırır bastırmaz Macaristan Seferi için hazırlıkları başlatmıştır. Macar Kralı II. Layoş’un kötü yönetimi neticesinde Macar köylülerinin memnuniyetsizlikleri neticesinde Protestanlık hareketine katılmaları, Erdel Beyi Zapolya’nın kral Layoş’a ve krallık üzerindeki Habsburg nüfuzuna karşı çıkması ve maaşlarını alamayan bazı Macar askerlerinin Osmanlı akıncı beyi Bali Bey’e iltica etmesi durumlarını iyi değerlendirmek isteyen Kanunî, bu olaylar neticesinde vezir-i azam İbrahim Paşa’ya Macaristan Seferi hazırlıklarının hızlandırılması emrini verdi. Bütün beylere ve komutanlara savaşa hazır olunması emri verilerek sefere çıkış günü olarak 23 Nisan 1526 pazartesi günü bildirildi. Her gece bir konakta konaklayan Osmanlı ordusu, Edirne’ye vardığında aynı yoldan, ordunun büyük olması sebebiyle gidilemeyeceği anlaşıldı. Nitekim bu sebepten ötürü Rumeli askerlerinin daha evvelden gitmesi kararlaştırıldı. Vezir-i azam İbrahim Paşa, Rumeli askerlerini alarak bir konak ileriye geçti. Kanunî, Belgrad’a geldiğinde İbrahim Paşa daha önceden bölgeye gittiği için padişahın konaklayacağı padişah çadırını kuruyordu. Bu bölgede geniş köprüler kurularak Rumeli askerlerinin Sirem adasına geçişi sağlandı. Bu sıralarda Macar Kralı Layoş, Osmanlı tehlikesine karşı Hıristiyanlığı korumak için Alman, Çek, Leh, Rus, İspanya, Portekiz, Sicilya ve Venedik hükümetlerinden yardım istedi. Avrupa’da artan Osmanlı tehlikesine karşı da hükümetler Layoş’un haklı yardım talebine yüz elli bin kişilik bir kuvvet göndererek destek sağladı. Gelen yardım kuvvetleri ile kendi birliklerini birleştiren Layoş, kendileri için kutsal bir mevki olarak görülen Mohaç ovasına inerek Osmanlı ordusunu beklemeye başladı. [7]

Henüz büyük ordular çarpışmadan evvel iki tarafında öncü kuvvetleri temasa giriştiler. İki taraf arasında gerçekleşen sık çarpışmalar neticesinde yüzlerce asker öldü veya yaralandı. Bu sıralarda Bali Bey, bir yandan Macar askerlerini oyalıyorken diğer yandan da keşif işlerini ilerletiyordu. Bali Bey, raporu üzerine arkadan gelen büyük Osmanlı kuvveti, toplu olarak yürüyüşe geçti. Padişahın Bali Bey’den aldığı raporlar neticesinde divan toplandı ve ilk müsait yerde savaşılması kararı verildi. İbrahim Paşa, bu bölgeyi iyi bilen Bali Bey’den düşmana karşı nasıl savaşılması gerektiği direktiflerini alarak harekete geçilmesi emrini verdi. 26 Ağustos 1526 Çarşamba günü ikindi zamanı başlayan muharebeye Kanunî Sultan Süleyman, zırhlı harp elbisesini giyip ak atına binerek iştirak etti. Macar ordusu, merkeze hücum ederek Osmanlı kuvvetlerini işini bitirmek istese de sonuç bekledikleri gibi olmadı. Nitekim Piyer Pereney ve Papas Pol Tomori bütün kuvvetlerini vezir-i azam komutasındaki Osmanlı kuvvetleri üzerine gönderse de tuzağa düştüler. Filhakika plan gereği geri çekilip düşmanı içeriye alan Osmanlı ordusu, Bali Bey’in kuvvetleri ile Macar kuvvetlerini sararak taarruza geçtiler. İçeri alınan Macar ordusu topların önüne çekiliyorken, akıncı ve deli kuvvetleri düşmanı sarıyordu. Bu durum neticesinde bir yandan top atışları ile karşı karşıya kalan Macar ordusu, diğer yandan da Osmanlı kuvvetleri ile sarılınca paniğe kapıldı. Macar ordusu içerisinde kola komuta eden Macar kralı bu saldırılar sonucu bir daha görünmedi ve saldırıdan sonra bataklıkta ölü bulundu. Mohaç ovasında vuku bulan muharebede Osmanlı ordusu Macar kuvvetlerini bozguna uğratarak 2 saat gibi kısa bir sürede zafere ulaştı. Zafer sonrası düşman memleketlerine akıncı kuvvetleri akına gönderildi. Bizatihi Macar ordusunun Mohaç muharebesinde tamamen imha edilmesi, Osmanlı ordusunun önündeki engeli kaldırmış bulunmaktaydı. Nitekim üç günlük istirahat sonrası eylül başlarında hareket edilerek 20 Eylül’de Budin Kalesi önlerine gelindi. Mohaç muharabesinde Macar ordusunun mağlubiyeti sonrası Macarların başkenti Budin Kalesi’nde Hıristiyan yerli ahalisi kaçmış geriye şehirde Yahudiler kalmıştı. Direnç gösterebilecek kuvveti bulunmayan Budin Kalesi, mukavemet gösterilmeden Kanunî Sultan Süleyman’a teslim edildi.[8]

Mohaç muharebesi esnasında yada daha sonra kaçarken yaralandığı ve akabinde öldüğü düşünülen Macar Kralı Layoş’un (Lui) çocuğunun olmadığı bilinmektedir. Her ne kadar Osmanlı Devleti bu bölgeyi fethetmiş olsa da Macarların başında bir kralın bulunması elzemdi. Bu bağlamda Osmanlı Devleti, Macar kral ailesinden Zips kontu ve Erdel voyvodası Yanoş veya Jan Zapolya’yı Macarların yeni kralı olarak tahtına oturttu ve yeni kralın makamına geçmesinin ardından bu bölgeden geri çekildi. Eflak ve Boğdan’da daha önce olduğu gibi Tuna ötesindeki Macaristan toprakları da Jan Zapolya yönetiminde Osmanlı’ya bağlı bir devlet haline getirildi. Lakin bu duruma karşı Bohemya kralı ve Avusturya dükü Ferdinand’tan tepki gecikmedi. Nitekim Presburg Diyet Meclisinin toplanması üzerine meclis kararıyla Ferdinand meşru Macar kralı seçilirken, Zapolya ise asi ve din düşmanı olarak ilan edildi. Macar beyleri tarafından krallığa seçilen Ferdinand, Osmanlı ordusunun geri dönmesinden istifade ederek Budin’e hücum etti. Her ne kadar Osmanlı tarafından Macar krallığına getirilen Zapolya, Ferdinand’a karşı koymak istese de Tokay’da Ferdinand kuvvetlerine mağlup olarak  Erdel ve daha sonra da kayın pederinin yanına Lehistan’a geçmek durumunda kaldı. Osmanlı’nın yardımını almadan önce Zapolya, kayın pederinin yardımıyla Budin’i Ferdinand’ın elinden almak istese de kayın pederinin yardım edemeyeceğini anlayarak elçilerle durumu İstanbul’a bildirdi. Bu durum üzerine Zapolya’yı himaye ve müdafaa edeceğini vaad eden Kanunî Sultan Süleyman, 1529 Mayısında iki yüz elli bin kişilik ordusu ile İstanbul’dan çıkarak Budin’e geldi ve yarım günlük mukavemetten sonra Budin tekrardan geri alındı. Merkez vergi vermek suretiyle Zapolya’ya teslim edilerek Jan Zapolya’ya Macar krallığı tacı giydirildi.[9]

 

            Başarısız Viyana Kuşatması ve Akabinde Gerçekleşen Alman Seferi

 

Kanunî Sultan Süleyman, Budin’in geri alınması sonrasında hem Ferdinand’a ders vermek, hem de Fransa kralı Fransuva’ya destek olmak adına, Viyana’nın kuşatılması kararını aldı. Bu durum üzerine Ferdinand, on altı bin kişilik savunma kuvvetlerini Viyana’da bırakıp kuvvet toplamak adına Alman memleketlerine gitti. Kuşatmanın Eylül sonlarına denk gelmesi sebebiyle muhasara, olumsuz hava koşulları ve Osmanlı Devleti’nin göz dağı vermek maksadıyla Viyana önlerine gelirken büyük muhasara topları getirmemiş olması hatta Tuna nehri yoluyla getirilmek istenen topların Alman çeteleri tarafından taarruza uğraması ve batırılması neticesinde, Osmanlı Devleti açısından çıkmaza girdi. Nitekim Sultan Süleyman, bu durumda olsa dahi Viyana’nın teslimini istedi lakin red cevabı aldı. Yirmi bir gün süren kuşatma, Müslüman esirlerin kurtartılmasıyla son buldu. Filhakika eğer iki ay önce ve büyük toplarla Viyana’ya gelinseydi kuşatma başarısızlıkla sonuçlanmaya bilirdi. Bu durum Avrupa içerisinde Osmanlı tehlikesine karşı, kendi aralarındaki mücadelelere rağmen Avrupa hükümetlerinin ortak hareket etmek istemelerine ve Fransa kralı Fransuva’nın bu durum karşısında Osmanlı Devleti ile olan dostluğunu gizleyerek ikili siyaset uygulamasına sebep olmuştur.[10]

Ferdinand, Budin’i ele geçirmesi sırasında, Macaristan krallığının kendisine verilmesi için Osmanlı Devleti’ne elçi göndermişse de red cevabı almıştı. Yine aynı durum vuku buldu. Bu kez Viyana kuşatması sonrası ikinci defa Macaristan krallığının kendisine verilmesini isteyen Ferdinand, tekrar red cevabı aldı. Bu red cevapları üzerine Ferdinand, Zapolya’nın on bin Macar askeri ve üç bin Osmanlı yeniçerisi ile birlikte Sigetvar üzerine gittiği sırada harekete geçerek Osmanlıların daha önce almış olduğu Estergon, Vişegrad ve Vaç kalelerini aldıktan sonra Budin’i kuşatma altına aldı. Bu durum üzerine Zapolya, Budin’in Ferdinand tarafından kuşatıldığı bilgisi üzerine, Semendire sancakbeyi Mehmed Bey’den yardım istedi. Sigetvar üzerine giden Zapolya birliklerinin Budin Kalesi’ne muhafızlar yardımıyla geri dönmesi ve Semendire sancakbeyi Mehmed Bey ile Bosna sancakbeyi Gazi Hüsrev Bey kumandasıyla gelen deli ve akıncı birliklerinin Budin’e yaklaşmakta olduğu bilgisini alan Ferdinand, iki ateş arasında kalmak istemedi. Elli yedi gün süren kuşatmayı kaldırdı ve geri çekildi. Bu durum üzerine Akıncılar, Ferdinand’a ait mevkilere çok sayıda akınlar düzenleyerek esir ve ganimetler elde ettiler.[11]

Kanunî, Ferdinand’ın Budin’i geri alma girişimini haber alır almaz Zapolya’ya verdiği söz sebebiyle Zapolya’yı yalnız bırakmamak ve yardım etmek maksadıyla, 25 Nisan 1532’de Macaristan’a bir sefer daha açtı. Bu Alman seferinin nihai gayesi, Viyana’yı ele geçirmek değildir. Nitekim Kanunî’nin amacı İmparator Şarlken ve kral Ferdinand’ı bir meydan muharebesi kabulüne zorlamaktı. Filhakika bu maksatla Kanunî’nin sefere gelirken kale toplarını getirmediği bilinmektedir. Bu sefer esnasında Osmanlı ordusunun mevcudunun iki yüz binden fazla askerden teşekkül ettiği bilinmektedir. Niş yakınlarında Şarlken ve Ferdinand’ın elçilerini kabul etti. Daha önce olduğu gibi elçiler Ferdinand’ın vergi vermek suretiyle Macaristan kralı ilan edilmesini talep etseler de karşılık alamadılar. Her ne kadar Kanunî, hedefini dile getirmişse de ortalıkta Şarlken ve Ferdinand’ı göremedi. Almanya içlerine kadar giren akıncılar dahi imparatora ve krala dair haber alamadılar. İmparator Şarlken, bizatihi elinde bir ordu bulundursa da Kanunî ile bir meydan muharebesi yapmak istemedi. Nitekim olası bir mağlubiyeti neticesinde Fransa’da durumlar aleyhine dönüşebilirdi. Bu sebepten ötürü karşılık görmeden ilerleyen Osmanlı ordusu, büyük küçük on beş kale aldıktan sonra Gons veya Göns kalesini üç hafta kuşatarak ele geçirdi. İmparator Şarlken ve Ferdinand’ın bu mevkide olmadığı haberini de alan Kanunî Sultan Süleyman, ordusuna güney yoluyla geri dönülmesi emrini vererek Şarlken ve Ferdinand’a korkaklıkları sebebiyle ağır nameler yolladı. Sefer esnasında casusluk yaptığı anlaşılan Peroni Petri yakalanarak hapsedilirken Petri’ye ait kaleler ve önemli mevki kaleleri cizye ve haraca bağlandı. Nihai hedefin Ferdinand ve Şarlken olduğu Alman seferi, yedi ay kadar sürmüş, bu süre zarfında Avrupa’daki birçok kale ve mevki Osmanlı Devleti’nin eline geçmiş ya da haraca bağlanmıştır.[12]

 

 

Zigetvar Seferi’ne Doğru; Ferdinand İle Münasebetler ve Boğdan Seferi Süreci

 

Koron Hisarı’nın Venedikliler Tarafından Ele Geçirilmesi, Barbaros Hayrettin Paşa ve Ferdinand İle Yapılan Anlaşmalar

 

Kanunî Sultan Süleyman’ın Alman Seferi esnasında Ösek Kalesi’nde bulunması sırasında İspanya Kralı  tarafından İslam sahillerine zarar verilmesi için gemiler gönderilmişti. Nitekim daha önce II. Bayezid döneminde ele geçirilmiş olan Koron Kalesi, Osmanlı ordusunun Alman Seferi ile uğraşmasından fırsat bulunarak Şarlken’in meşhur amirali Andrea Dorya tarafından ele geçirildi. Kale içerisine çok sayıda asker ve mühimmat yerleştirilerek kale kuvvetlendirildi. Andrea Dorya, Koron Kalesi’nin ele geçirmek için Osmanlı donanması ve ordusunun İstanbul’a dönüşünü beklemiş, donanmanın İstanbul’a dönmesi sonrası İslam sahillerine zarar vererek kaleyi ele geçirmiştir. Bu durum üzerine İstanbul’a döndüğünde Koron Kalesinin ele geçirildiği haberini alan Kanunî Sultan Süleyman, kaleyi Venediklilerden kurtarmak için Mora sancakbeyliğini Mehmed Bey’e vererek Koron Kalesi’nin zapt edilmesi emrini verdi. Yahya Paşa oğlu Mehmed Bey, emrindeki kuvvetlerle Koron Kalesine vararak kaleyi kuşatmaya başladı. Kale içerisinde düşmanlar arasında nifak sokmayı başaran Mehmed Bey, 2 Nisan 1534’te Koron Kalesi’nin başarılı muhasarası ve kale içerisinde çıkardığı nifak sayesinde tekrardan ele geçirdi. Koron Kalesi’nin ele geçirilmesinden sonra denizlerdeki hakimiyetini arttırmak isteyen Kanunî Sultan Süleyman, Şarlken’in Cenevizli amirali Andrea Dorya’ya karşı Barbaros Hayrettin Paşa’yı kullanmak istedi. Nitekim Barbaros Hayrettin Paşa Kanunî’den önce Yavuz Sultan Selim’e itaatini bildirmiş ve sultan tarafından iltifat almıştı. Her ne kadar Barbaros Hayrettin Paşa, Cezayir ve çevresine hakim olsa da karşısında Avrupa’nın en büyük devleti durumundaki Osmanlı’ya karşı tarafta yer almak istemiyordu. Nitekim bu düşünceyle birçok gemisini hediyelerle donatarak İstanbul’a gitti ve Kanunî Sultan Süleyman’a hizmetini sundu. Vezir-i azam İbrahim Paşa tarafından Beylerbeyliği rütbesine layık görülen Barbaros Hayrettin Paşa, 6 Nisan 1534’te Padişah tarafından çıkarılan buyrukla Cezayir Beylerbeyliğine getirildi. Oruç Reis, Barbaros Hayrettin Paşa ve Turgut Reis gibi Kanunî, devrindeki Türk denizcileri, Osmanlı Devleti adına birçok çarpışmalarda Osmanlı Devleti’nin Kaptan-ı Deryalık görevini yerine getirdiler. Birçok deniz muharebesinden galip gelerek Osmanlı Devleti’nin Avrupa’daki ve Doğu’daki ilerleyişlerine katkı sağladılar.[13]

Bir yandan Osmanlı Devleti içerisinde bu gelişmeler yaşanıyorken diğer yandan Ferdinand tarafında işler istendiği gibi gitmiyordu. Nitekim Ferdinand’ın Macar krallığını almak için yaptığı her teşebbüs boşa gitmişti. Filhakika Osmanlı Devleti, Şarlken ve Ferdinand’a karşı Macaristan’da her zaman Jan Zapolya’yı destekleme kararı almaktaydı. Şarlken’in yardımı sayesinde varlık gösterebilen Ferdinand, Alman İmparatorunun tavsiyesiyle Osmanlı Devleti ile anlaşma yoluna gitmeye karar verdi. Nitekim Ferdinand’ın anlaşma yolundaki bu müracaatı, Osmanlı Devleti’nin de işine gelmekteydi. Macaristan’a yapılan seferlerin ağır masraflara sebep olması ve bu süreç içerisinde doğu hudutlarının ihmal edilmesi durumu, Osmanlı’nın sıkıntı çektiği durumlardı. Ferdinand’ın anlaşma müracaatı sonrası taraflar arasında şartlara bağlı anlaşmalar yapıldı. Yapılan anlaşma neticesinde biri Osmanlı Devleti’ne bağlı Jan Zapolya, diğeri Ferdinand’ın elindeki yerler olmak üzere iki Macaristan ortaya çıkıyordu.[14]

1533 yılında Osmanlı ve Ferdinand arasında yapılan anlaşma sonrasında yönünü doğu meselelerine çeviren Kanunî Sultan Süleyman, Alevi İsyanları, İran Seferleri ve Şarlken ile denizlerde çarpışmalara girişti.  Bu sıralarda Jan Zapolya’nın ölmesi, Ferdinand ve Osmanlı Devleti arasındaki anlaşma durumunu etkiledi. Nitekim Jan Zapolya’nın zevcesi İzabella’dan bir erkek çocuğu dünyaya gelmiş, kraliçe İzabella’nın elçileri İstanbul’a giderek durumdan Osmanlı Devleti’ni haberdar etmişlerdi. Filhakika İzabella oğlu Sigismund’un Macar kralı olmasını elçileri vasıtasıyla Kanunî Sultan Süleyman’dan istemiş, cevaben kendisine teminat verilmişti. Bu sıralarda Zapolya’nın ölüm haberini duyan Ferdinand ve Şarlken, harekete geçerek Budin’i kuşatmaya aldılar. Lakin muvaffak olamadılar. Yaşanana bu hadiseler neticesinde Macaristan’a 1541 ilkbaharında sefer açan Kanunî Sultan Süleyman, Budin’in Ferdinand’ın eline geçmemesi Rumeli beylerbeği ve üçüncü vezir Sokullu Mehmed Paşa’yı üç bin yeniçeri ve süvari kuvvetleriyle gönderdi, daha sonra da bizzat kendisi sefere çıktı. Osmanlı kuvvetlerine karşı çaresiz kalan Ferdinand, Budin kuşatmasını kaldırmak zorunda kaldı. Kuvvetleri her ne kadar kaçma girişiminde bulunsalar da Osmanlı ordusu tarafından imha edildiler. Kuşatmanın kaldırılması sonrası Budin’e gelen Kanunî Sultan Süleyman, daha önceden aldığı kararla küçük kral Sigismund büyüyene kadar Budin’i işgal edeceğini söyleyerek altın ve laciverd damgalı ahidname ile Sigismund ve validesini Erdel’e göndermiştir. Bu neticeyle Zapolya’nın elinde bulunan topraklar, Osmanlı topraklarına ilhak olunmuş, on iki sancaklı Budin Beylerbeyliği teşkil edilmiş ve beylerbeyliğine aslen Macar olan Süleyman Paşa tayin edilmiştir. Bu suretle Macaristan, Osmanlılar, Ferdinand ve Erdel’de Sigismund’a ait olmak üzere üç kısma bölünmüştür.[15]

Kanunî’nin her İstanbul’a dönüşü sonrası Ferdinand, Macaristan topraklarını kuşatmaya alıyor, Kanunî’nin ordusuyla geri gelmesiyle birçok şehir ve kalesini kaybediyor akabinde kuşatmaları kaldırmak zorunda kalıyordu. Bu durumların devam etmesi neticesinde Osmanlı Devleti’ne karşı başa çıkamayacağını anlayan Ferdinand, Osmanlı ile tekrardan sulh yapılmasını talep etti. Nitekim taraflar arasında beş senelik sulh yapıldı. Lakin bu sulh de Ferdinand’ın Erdel içerisindeki Sigismund’un validesi İzabella ile mücadelesi neticesinde bozuldu ve bölgeye vezir Sokullu Mehmed Paşa komutasında kuvvetler gönderilerek önemli kaleler alındı ve kıymetli mevkiler zapt edildi. İki taraf arasında savaşlar 1562 senesine kadar sürdü. Bu sene içerisinde Ferdinand, elçilerini İstanbul’a göndererek Erdel’den vazgeçtiğini, kendi elindeki Macaristan toprakları için otuz bin duka ödemeyi kabul etmiş ve sekiz senelik sulh imzalamıştır.[16]

 

 

Boğdan Seferi ve Kanunî’nin At Üstünde Son Seferi Sigetvar

 

Kanunî Sultan Süleyman’ın Viyana seferi sırasında Boğdan beyi olan Petro Rareş, orduya elçisini yollayarak sadakatini vergilerini takdim ederek göstermişti. Bu taksimattan sonra Petro Rareş, Osmanlı Devleti’ne karşı bağlılığını terk ederek Ferdinand ile gizli müzakerelere başlamıştı. Bir süre sonra Osmanlılar tarafından Budin’de bırakılan ve buradaki durumları devlete haber veren Giritti’nin Petro Rareş tarafından öldürülmesi üzerine Kanunî, bu bölgeye sefer düzenlemeye karar vermişse de Boğdan’a yapacağı sefer gizli tutulmuştur. Nitekim Kanunî, sefere bizzat katılarak 1538 Temmuz’unda hareketini ilan etmiştir. Bu durum üzerine padişahın geldiğini haber alan Petro Rareş, acele bir şekilde elçiler yollayarak ahitnamelere riayet edeceğini arz etse de davete icabet edemeyeceğini bildirmesi üzerine Osmanlı ordusu, Tuna ve Pirut nehirlerini geçerek Boğdan’a girdi. Boğdan beyleri tarafından Osmanlı ordusuna karşı mukavemet gösterilemeyeceği anlaşıldığından kale anahtarları teslim edildi. Daha sonra bu beyler, kendilerine bir voyvoda seçmeleri için toplantıya davet edildiler. Yapılan toplantılar neticesinde Boğdan beyleri tarafından voyvodalığa Petro’nun kardeşi İstefan’ın oğlu Çetine getirildi ve bir miktar askerle Şeçav’da voyvoda makamına oturtuldu. Akabinde kendisine bir sene kendisi bir sene de elçisi tarafından vergisini getirip takdim etmesi bildirildi.[17]

Ferdinand ile en son yapılan sekiz senelik sulh anlaşmasının akabinde, iki sene sonra Ferdinand vefat etmişti. Ferdinand tarafından iki senedir verilmeyen vergi yeni imparator Ferdinand’ın yerine geçen oğlu Maksimilyan tarafından isteniyor, Maksimilyan’da bir yandan vergileri teslim ederek Osmanlı Devleti ile sulhun devam etmesini sağlamaya çalışıyor, diğer yandan da Erdel beyi Sigismund ile mücadele ediyordu. Nitekim Erdel beyi, Osmanlı himayesi altındaydı. Lakin Erdel beyinin Nemçe topraklarına saldırıları, imparator tarafından da Tokay ve Serenç topraklarının zapt edilmesi üzerine taraflar arasındaki sulhun ihlaline karşın Budin beylerbeği Yahya Paşazade Arslan Paşa, Erdel Beyine yardıma gitse de yeni bir sefer açılmasına taraftar olmayan Vezir-i azam Semiz Ali Paşa’nın vefat etmesi üzerine yeni Sokullu Mehmed Paşa gelmiş ve paşanın harbe taraftar olması sebebiyle Avusturya’ya karşı 1566 Nisan’ında savaş ilan edilmiştir. Sefere bizzat ordusunun başında katılan ve o dönemlerde yaşı itibariyle on üç seneden beri sefere çıkmayan Kanunî Sultan Süleyman, bizzat ordusunun başkumandanı olarak çıktığı seferlerin on üçüncüsü ve sonuncusu olan Zigetvar Seferine, yetmiş üç yaşında çıktı. Kanunî, Ayaklarındaki nikris hastalığı sebebiyle yürüyemediği için sefer sırasında bazen araba bazen de tahtırevanla gidiyor, halkına dinç gözükmek için de zorlanarak da olsa ata biniyordu. Zemun yakasından Macaristan topraklarına geçen ordu, Eğri tarafına gidiyordu ki Sigetvar beyi kont Zerini veya Zerniski Mokloş tarafından Şikloş’da, Tırhala sancakbeyi ve oğlunun şehit edildiği haberi alındı. Bu durum üzerine Batı Macaristan’daki Siket veya Siget Kalesi üzerine yüründü. 1566 senesi 5 Ağustos’unda Sigetvar(Adalar Şehri) muhasarası başladı. Toplarla dövülen eski şehirden sonra yeni şehri savunamayacağını anlayan Kont Zerini, kaleye çekildi. Ümitsiz bir şekilde kaleden altı yüz kadar askeriyle çıksa da başına isabet eden ok sebebiyle öldü. Otuz dört gün süren muhasara da 7 Eylül 1566 günü son buldu ve Sigetvar zapt edildi. Henüz kalenin düşme haberini gelmeden yetmiş üç yaşında ordusunun başında Cuma günü akşamı Kanunî Sultan Süleyman, sabaha dört saat kala vefat etti. [18]

 

Sonuç

Osmanlı padişahlarının onuncusu olarak tahta geçtiği ilk günden itibaren dedesi Fatih Sultan Mehmed’in Avrupa siyasetini devam ettiren Kanunî Sultan Süleyman, 46 yıl tahtta kaldığı süre zarfında Osmanlı Devleti’nin Altın Çağı’nı yaşamasına ve devletin üç kıtada yayılmış bir cihan devleti haline gelmesine sebep olmuştur. Nitekim Osmanlı Devleti bu dönem içerisinde ordu yapısından, hukuk sistemine kadar disiplinli ve çağının en büyük devleti konumuna gelmiştir. Avrupalıların boyun eğdikleri Şarlken’e karşı güçlü bir politika izlemiş olan Kanunî Sultan Süleyman, daha önce fethedilememiş kaleleri de dönemi içerisinde ele geçirmeyi başarmıştır. Nitekim Belgrad, Rodos ve Macaristan topraklarını Osmanlı toprağına katarak tabiri caizse Avrupa üzerinde atının değmediği yer bırakmamıştır. Filhakika döneminde Avrupa’nın kapısı niteliğindeki Belgrad’ın fethedilmesiyle birçok önemli kale ve şehir ele geçirilmiş, Macaristan ve başkenti Budin, Osmanlı Devleti’nin eyaletlerinden biri haline gelmiştir. Avrupa’ya uyguladığı baskıcı siyaseti neticesinde korku ve heyecana sebep olmuş, tam teçhizatlı olmasa da gerçekleştirdiği Viyana kuşatması ile Avrupa’ya aman diletmiştir. Hatta gücünü Avrupa’ya ve tüm dünyaya göstermek adına Avrupa’nın en güçlü devletlerinin yöneticilerinden İmparator Şarlken ve kardeşi Avusturya kralı Ferdinand’ı bir meydan muhaberesine dahi davet etmiştir.

Kanunî, Avrupa ve Doğu’daki devletler arasında uyguladığı iki cepheli siyaseti neticesinde bir taraf ile savaş halindeyken diğer tarafla barış anlaşmaları yaparak olası gelebilecek tehlikeleri önlemeyi hedeflemiştir. Dönemi içerisinde Müslümanların menfaatleri açısından olası bir Haçlı ittifakının oluşmaması için elinden gelen her şeyi yaparak Avrupa içerisinde Protestanlığı izlediği siyaset neticesinde koruyarak güçlenmesine sebep olmuştur. Bir yandan devlet içerisinde kanun ve yasalar ortaya koyarak eğitim ve fen alanlarında büyük gelişmelerin yaşanmasına vesile olmuştur. Doğu’da Safevilere, Avrupa’da Hıristiyan güçlere karşı uyguladığı politika sebebiyle edindiği zaferler dönemin Sultan Süleyman Çağı olarak adlandırılmasına sebep olmuştur. Nitekim bu dönem Osmanlı Devleti’nin Altın Çağı’nı yaşadığı dönem olarak tarihteki yerini almıştır.

Devraldığı ülke topraklarını, takip ettiği fetih politikalarıyla on beş milyon kilometrekareye çıkaran Kanunî Sultan Süleyman, bu süreç içerisinde Osmanlı devlet hazinesini de ağzına kadar doldurmuş, büyük mimari projeler ve kültürel alandaki gelişmelerin desteklenmesi noktasında büyük çabalar harcamıştır.

 

[1] Fatih Sultan Mehmed’in fetih politikası için bknz. Halil İnalcık, Fatih Sultan Mehemmed Han, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2019, s.233, Ayrıca Rodos, Belgrad ve Viyana mevkiileri ile Osmanlı Devleti’nin bu mevkiilere seferleri hakkında detaylı bilgi için bknz. Dıvna Djuric Zamolo, “Belgrad”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul:TDV Yayınları, 1992), 5/402-409, Kemal Beydilli, “Viyana”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul:TDV Yayınları, 2013), 43/113-119, Michael Kıel, “Rodos”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul:TDV Yayınları, 2008), 35/155-158, Kanunî döneminde patlak veren Canbirdi Gazâli İsyanı hakkında detaylı bilgi için bknz. Feridun M. Emecen, “Canbirdi Gazâli”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul:TDV Yayınları, 1993), 7/141-143, İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt – İstanbul’un Fethi’nden Kanunî Sultan Süleyman’ın Ölümüne Kadar, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2019, ss. 307-310.

[2] I. Sefer-i Hümâyun Belgrad’ın fethi öncesi durum ve fethiyle ilgili detaylı bilgi için bknz. Hüseyin Yurdaydın, Kanunî’nin Cülûsu ve İlk Seferleri, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1961, s. 15-34, Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt, ss.310-311, Mehmet Tayyip Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman, Kronik Kitap, İstanbul 2019, ss. 20-21, Feridun M. Emecen, “Süleyman I”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul:TDV Yayınları, 2010), 38/63, Selim Aslantaş, “Belgrad-ı Dârü’l Cihâd”, Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi 15/Güz (2011), 18-25, Muhittin Kapanşahin, Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya Karşı Takip Ettiği Fetih Politikası(Kayseri: Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2007), 51-54.

[3] Yurdaydın, Kanunî’nin Cülûsu ve İlk Seferleri, ss.26-31, Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman, s.21, Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt, s.312, Aslantaş, “Belgrad-ı Dârü’l Cihâd”, 26-29, Kapanşahin, Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya Karşı Takip Ettiği Fetih Politikası, 55-63.

[4] Dönem itibariyle Avrupa’nın içerisindeki durum hakkında detaylı bilgi için bknz. Feridun M. Emecen, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2019, ss. 238-239, Caroline Finkel, Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı, Timaş Yayınları, İstanbul 2017, ss.105-106.

[5] Rodos adası ile ilgili detaylı bilgi ve adanın fethi hakkında daha fazla bilgi için bknz. Mehmet Yaşar Ertaş – Hacer Kılıçaslan, “Rodos’un Fethi Günlüğü Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’un Fethi Rûznâmesi”, Akademik İncelemeler Dergisi 12/1 (2017), ss. 1-36, Yurdaydın, Kanunî’nin Cülûsu ve İlk Seferleri, ss.35-44, Kapanşahin, Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya Karşı Takip Ettiği Fetih Politikası, 64-79, Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt, ss.313-315, Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman, ss.23-25.

[6] Yurdaydın, Kanunî’nin Cülûsu ve İlk Seferleri, s.44, Kapanşahin, Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya Karşı Takip Ettiği Fetih Politikası, 79.

[7] Mohaç Meydan Muharebesi ile ilgili daha detaylı bilgi için bknz. Feridun M. Emecen, “Mohaç Muharebesi”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi(İstanbul:TDV Yayınları, 2005), 30/232-235, Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman, ss.29-32, Kapanşahin, Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya Karşı Takip Ettiği Fetih Politikası, 81-85, Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt, ss.323-324.

[8] Kapanşahin, Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya Karşı Takip Ettiği Fetih Politikası, 87-90, Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt, ss. 325-326, Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman, ss.33-36

[9] Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt, ss.327-329

[10] Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt, ss.329-330, Kapanşahin, Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya Karşı Takip Ettiği Fetih Politikası, 93-95

[11] Kanunî Sultan Süleyman’ın Estergon Seferi hakkında detaylı bilgi için bknz. Mehmet İpçioğlu. Kanuni Sultan Süleyman’ın Estergon Seferi. (Konya:Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 1989), Kapanşahin, Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya Karşı Takip Ettiği Fetih Politikası, 97-101, Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt, ss.330-331.

[12] Kanunî Sultan Süleyman’ın Alman Seferi hakkında detaylı bilgi için bknz. Mehmet Akif Erdoğru “Kanuni Sultan Süleyman’ın 1532 Tarihli Alman Seferi Rûznamesi”. Tarih İncelemeleri Dergisi 29/1(2014), 167-187, Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt, ss.331-335, Kapanşahin, Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya Karşı Takip Ettiği Fetih Politikası, 102-113.

[13] Kaptan-ı Derya, Barbaros Hayrettin Paşa hakkında daha detaylı bilgi için bknz. Şerafettin Turan, “Barbaros Hayrettin Paşa”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi(İstanbul:TDV Yayınları, 1992), 5/65-67, Kapanşahin, Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya Karşı Takip Ettiği Fetih Politikası, 114-115, Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt, s.335

[14]  Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt, s.336

[15] Osmanlı-Macar ilişkileri hakkında daha detaylı bilgi için bknz. Mehmet Tayyib Gökbilgin. Avrupa’da İktidar Mücadelesi: Osmanlı-Macar İlişkileri. Kronik Kitap, 1.Basım, Eylül 2019, Feridun M. Emecen, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600), ss. 250-251, Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt, s.337-339

[16] Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt, s.340-342

[17] Kanunî Sultan Süleyman döneminde vuku bulan Karaboğdan Seferi hakkında detaylı bilgi için bknz. Mehmet Akif Erdoğru. “Kanuni Sultan Süleyman’ın 1538 Tarihli Karaboğdan Seferi Rûznamesi”. Tarih İncelemeleri Dergisi 29/2(2014), 515-524, Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt, s.342-344, Kapanşahin, Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya Karşı Takip Ettiği Fetih Politikası, 130-144.

[18] Sigetvar Seferi hakkında daha detaylı bilgi için bknz. Ahmet Kerim Demireğen. Kanuni Sultan Süleyman’ın Sigetvar Seferi (Hazırlıklar ve Fetih). (Konya:Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2006), Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi II. Cilt, s.409-413, Kapanşahin, Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya Karşı Takip Ettiği Fetih Politikası, 177-187, Gökbilgin, Kanuni Sultan Süleyman, s. 130-132, Feridun M. Emecen, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600), s. 280-282.

KAYNAKÇA:

 

  • Uzunçarşılı, İsmail Hakkı. Osmanlı Tarihi II. Cilt – İstanbul’un Fethinden Kanunî Sultan Süleyman’ın Ölümüne Kadar. Ankara:Türk Tarih Kurumu, 12.Basım, 2019
  • Emecen, Feridun. Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600). İstanbul:Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5.Basım, Şubat 2019
  • Finkel, Caroline. Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı. İstanbul:Timaş Yayınları, 7.Basım, Kasım 2017
  • Gökbilgin, Mehmet Tayyib. Kanuni Sultan Süleyman. İstanbul: Kronik Kitap, 3.Basım, Aralık 2019
  • Gökbilgin, Mehmet Tayyib. Avrupa’da İktidar Mücadelesi: Osmanlı-Macar İlişkileri. İstanbul: Kronik Kitap, 1.Basım, Eylül 2019
  • İnalcık, Halil. Fâtih Sultan Mehemmed Han. İstanbul:Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2. Basım, Aralık 2019
  • Yurdaydın, Hüseyin. Kanunî’nin Cülûsu ve İlk Seferleri. Ankara:Türk Tarih Kurumu, 1961
  • Kapanşahin, Muhittin. Kanunî Sultan Süleyman’ın Avrupa’ya Karşı Takip Ettiği Fetih Politikası. Kayseri:Erciyes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, Mayıs 2007
  • Aydın, Yusuf Alperen. XVI-XVII. Yüzyıllarda Osmanlı-Habsburg Anlaşmaları ve   Uygulamaları. İstanbul:İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2001
  • Sarğın, Yasemin. Başlangıcından 1606’ya Kadar Osmanlı Devleti İle Eflak ve Boğdan Voyvodalıkları Arasındaki İlişkiler. Afyonkarahisar:Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2013
  • İpcioğlu, Mehmet. Kanuni Sultan Süleyman’ın Estergon Seferi. Konya:Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 1989
  • Demireğen, Ahmet Kerim. Kanuni Sultan Süleyman’ın Sigetvar Seferi (Hazırlıklar ve Fetih). Konya:Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2006
  • Shafı, Omar Tawfeeq. Kanuni Sultan Süleyman’ın Irakeyn Seferi. Konya:Selçuk Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2019
  • Erdoğru, Mehmet Akif. “Kanuni Sultan Süleyman’ın 1532 Tarihli Alman Seferi Rûznamesi”. Tarih İncelemeleri Dergisi 29/1(2014), 167-187.
  • Erdoğru, Mehmet Akif. “Kanuni Sultan Süleyman’ın 1538 Tarihli Karaboğdan Seferi Rûznamesi”. Tarih İncelemeleri Dergisi 29/2(2014), 515-524
  • Aslantaş, Selim. “Belgrad-ı Dârü’l-Cihâd”. Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi 15/Güz (2011), 13-37
  • Asrar, Nisar Ahmed. “Kanunî Sultan Süleyman Devrinde Osmanlı Devletinin Dinî Siyaseti ve İslam Âlemi”. İslâm Tetkikleri Enstitüsü Dergisi 3/4(1971), 83-90
  • Ertaş, Mehmet Yaşar – Kılıçaslan, Hacer. “Rodos’un Fethi Günlüğü Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos Seferi Rûznâmesi”. Akademik İncelemeler Dergisi 12/1(2017), 1-36
  • Kapanşahin, Muhittin. “Kanunî Sultan Süleyman Dönemi Osmanlı-Macar İlişkileri”. I. Uluslararası Sosyal Bilimler Sempozyumu. 1607-1624, Elazığ:Asos Yayınları, 2016
  • Emecen, Feridun. “Canbirdi Gazâli”.  Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 7/141-143. İstanbul:TDV Yayınları, 1993
  • Emecen, Feridun. “Irakeyn Seferi”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 19/116-117. İstanbul:TDV Yayınları, 1999
  • Emecen, Feridun. “Mohaç Muharebesi”.  Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 30/232-235. İstanbul:TDV Yayınları, 2005
  • Emecen, Feridun. “Süleyman I”.  Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 38/62-74. İstanbul:TDV Yayınları, 2010
  • Zamolo, Dıvna Djuric. “Belgrad”.  Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 5/407-409. İstanbul:TDV Yayınları, 1992
  • Beydilli, Kemal. “Viyana”.  Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 43/113-119. İstanbul:TDV Yayınları, 2013
  • Kıel, Machiel. “Rodos”.  Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 35/155-158. İstanbul:TDV Yayınları, 2008
  • Turan, Şerafettin. “Barbaros Hayrettin Paşa”.  Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 5/65-67. İstanbul:TDV Yayınları, 1992

 

 

 

 

 

 

 

Anadolu Tarih

Anadolu Tarih'in resmi hesabıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu