Türk Tarihi

Türk Kültürü ve Kaya Resimleri: Petroglifler

XX. yüzyıl ile birlikte insanların tarihsel merakı genel anlamda daha eskiye yönelmiştir. Bu merak en eski insan kültürlerinin dinleri ve doğa ve kozmos ile olan bağları hakkında çalışmaların artmasını sağlamıştır.[1] Elde ettiğimiz son bilgilere göre kâğıt; M.S. 610’da Uzak Doğu’da kullanılmaya başlanmış ve 8. yüzyılda ise batıya ulaşmıştır. Abbasiler ise kâğıt yapabilmeyi Türklerin tekniğini geliştirerek öğrenmiş olup deneyimlerini 11. yüzyılda Endülüs’e taşımışlardır. Batı’nın kâğıtla tanışması ise Araplar aracılığı ile 8. yüzyıldan itibaren gerçekleşmiştir. Dolayısıyla kâğıda yazılan kaynakların tarihi, M.S. 800 yılından daha geriye gitmez.[2] Ama yine de daha eskiye giden yazılı kaynaklar mevcuttur. Daha eskiyi araştırmak için sözlü kültür ile arkeolojik buluntulara başvurmak gerekir. Sözlü kültürün ürünleri ile arkeolojik buluntular dışında bize ipuçları veren diğer kaynaklar ise kaya resimleri olmuştur.

Yazının icadından önceki devirlerde insanlar kayalar üzerine farklı yollarla yaptıkları resimlerle kendilerini ifade ediyor ya da iletişim kuruyorlardı. Kaya resimleri olarak bilinen bu semboller ve damgalar bir açıdan ilk entelektüel çabalarıdır. Baykal Gölü çevresinden başlayarak Buryatya, Güney Sibirya, Lena Irmağı kıyıları, Hakasya ve Tuva; Gorno-Altay bölgelerinden başlayarak, Moğolistan, Kuzey Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Afganistan, Azerbaycan, Doğu Anadolu, Batı Anadolu, Kafkasya ve Balkanlar (Kosova)’da kayalara işlenmiş kaya resimleri bulunmaktadır. Kaya resimlerinin Neolitik Dönemde çizilmeye başladığı birtakım veriler yolu ile bilinmekle birlikte Şamanizm’in yükselişi konusunda ise neolitik devirden itibaren din fenomenolojisiyle bağlantılı değerlendirmeler de mevcuttur.[3] Aynı zaman da kaya resimlerinin kültürel birer unsur olarak değerlendirilmesi de söz konusu olmaktadır.

Türklerin eski devirleri hakkında yazılı kaynaklardan[4] bilgi edinmek bizleri daha eskiyi merak etmeye teşvik etmektedir. Çünkü bu bilgilerin çoğunu Çin kaynaklarından öğrenmekteyiz ve Çin kaynaklarının genel anlamda bir objektiflik sorunu vardır.  Hunlardan önceki devirlerde yaşayan Türkler ve Türk kültürü için bilgi edinmek maksadı ile kaya resimlerinin Türk kültür unsurlarının mitolojik arka planı ile motifleri açısından incelenmesi ve yorumlanması gerekmektedir. Türk (Runik) yazısının da kaynağı diyebileceğimiz kaya resimleri ve bu motiflerin görüldükleri alanlar aynı zamanda eski Türklerin ve eski Türk kültürünün yayıldığı sahaları göstermektedir.

Günümüze kadar belirlenen kaya resimlerini incelediğimiz de Türk kültürüne ait motifler barındıran kaya resimleri ve sembollerin yayıldıkları alanı ve sınırlarını yukarıda açıklamıştık ancak kaya resimlerine ait en eski örneklerin Sibirya içlerinde bulunması dikkat çekicidir. Özellikle de “geyikli taşlar” olarak tanınan kaya resimleri en güzel örneklerdendir. Bu kaya resimlerinin sınırları aslında Büyük Okyanus kenarlarına, Mançurya’ya kadar uzamaktadır.[5] Peki bu kaya resimleri ne mânâya gelir? Bu sorunun cevabını vermek gerekirse; Türkler gittikleri her yere kültürlerini taşımışlardır. Kaya resimlerinde bulunan motifler de Türklerin bir anlamda imzasıdır.

Kaya resimleri için tabiatın önemi çok büyüktür. Şöyle ki; Türkler bazı dağların, tepelerin, suların, ağaçların, göllerin ve taşların ruhları olduğuna inanırdı. Eski Türk toplumunda ki bu tabiat ile ilişkili olan inanç yapısı Orhun kitabelerinde “ıduk yer-sub”[6] ifadesi ile karşımıza çıkmaktadır. Benzer inançla Uygurlarda “yir-suv” ifadesi ile karşılaşmaktayız. Bu da eski Türklerde Gök Tanrı inancından dolayı göğün kutsal olması ile beraber “ıduk yer-sub” terimiyle yerin de kutsallık kazandığını gösterir. Türkler “ıduk” olan yerlerin birer izinin yani ruhunun bulunduğuna yani yerinde kutsal olduğuna inanmışlardır.[7]

Yukarıda kaya resimlerinin çizimi de kutsal alanın kutsiyetine uygun olmalı demiştik. Peki, kaya resimleri nasıl bir kayaya çizilir? Bu sorunun cevabını da şöyle verebiliriz; sembolleri çizmek için çıplak, düz ve uygun bir yüzey gerekir ki çizimlerin yapıldığı taş sonsuza dek ifadeyi yansıtsın. Kayanın bu özelliği kaya resimlerinin işlenmesi için oldukça mühimdir. Bununla birlikte bölgenin coğrafi yapısı da, yani özellikle dağlar, kayalar, dereler ve mekânın tamamı bir bütün olarak milletin tarihî veya epik hafızasının ileriki nesillere aktarıcısı olabilme kabiliyetini bu özellikleri ile taşımak zorundadır. Ayrıca kaya resimlerinin çizileceği taşlar Orhun Yazıtları’nın yazıldığı taşlar gibi çok gösterişli ve muazzam olmalı.[8] Bu gösterişin amacı sonraki kuşaklara kültür aktarımını kalıcı bir şekilde yapmaktır. Keza binlerce yıl sonra bizler geçmiş atalarımızın çizdikleri kaya resimlerini inceliyorsak bu konuda başarılı olduklarını kabul etmeliyiz. Kaya resimlerinin çizileceği taşların özelliklerinden bahsederken mekân mefhumunun öneminden bahsetmiştik. Bu konuda önemli mekân unsurlarından biri de dağlardır.

Dağlar, Türklerin tarihi süreç içerisinde hemen hemen her dönem kutsal bir mekân olarak dini duygularını ifade ederken Gök Tanrı’ya yakardıkları ve bazı Türk topluluklarının da ölülerini yaktıkları mekânlar olmuştur. Türk mitolojisine baktığımızda doğadaki her nesnenin bir iyesinin bulunduğunu ve her birinin farklı özelliklerde zuhur ettiğini görürüz. Bu sebeple dağların hem kendi hem de içinde barındırdığı tüm nesnelerin iyelerine ev sahipliği yaptığını düşünebiliriz. Türklerde boyların ve soyların birer dağlarının olması, soyun kendi atalarını dağ ruhuyla birleştirmesi, bu iki mitolojik sınıflandırmanın ortak bir tapınmaya bağlanmış olduğunu gösterir.[9] Sanki dağlar Gök Tanrı’ya ve atalara yakın mekânlar olarak görülmüş te bu amaçla kutsal sayılmış gibi zirvelerinde sunaklar ve bir takım tören alanları oluşturulmuştur. Ve yine en nitelikli kaya resimleri dağlarda ya da dağlara yakın mekânlarda bulunmuştur.

 Türkler tarafından çizilmiş dinî ve tören niteliği taşıyan kaya resimlerinin ilk örneklerine sıklıkla bozkırlar ve dağlar ile beraber (Altay, Deel, Sayan, Pamir, Tanrı dağlarında) yüksek tepelerde rastlanmaktadır.[10] Eski Türk devletlerinin hâkim oldukları toprakların sınırları genişledikçe ve diğer milletlerle sosyo-kültürel ilişki düzeyleri arttıkça kaya resimlerinin vücuda getirildikleri alanlar da Dünya’nın birçok yerine farklı halklar tarafından kendi dünya anlayışları kapsamında genişleyerek uzanır. Nitekim Azerbaycan’da, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Afganistan’da, İran ile Irak’ta, Suriye’de, Ukrayna düzlüklerinde, Bulgaristan’ın iç kesimlerinde bulunan dağlık bölgelerde, Yunanistan’da, Macaristan’da ve Fransa’da bulunan kaya resimleri bu etkileşimin izlerini açıkça göstermektedir.[11] Farklı Türk boylarına ait motifler barındıran kaya resimlerinin binlerce kilometre uzaklıktaki bölgelere taşınmasında Türk akınlarının ile birlikte ticaret yollarının özellikle de İpek Yolu’nun ve bir takım sebeplerle yapılan göçlerin önemli rol oynadığını söylemeliyiz.

Türk tarihinin ve kültürünün belirginleşmeye başladığı erken devirler hakkında önemli ipuçları barındıran kaya resimleri Türk düşünce sanatının üslubunu, resmin mitoloji ve kahramanlık efsaneleri ile bağlantısını ayrıca o zaman ki dünya görüşünü bugünlere aktarmaktadır. Türklere ait kaya resimleri genellikle insanın tabiatla, evrenle ve Tanrı’yla olan ilişkisini ana hatları ile yansıtır. İnsanın Tanrı ile ve sosyo-kültürel anlamda somut veya soyut biçimde kutsal olarak görülen varlıklarla ilişkisi tasvirler yolu ile ifade edilirken, genel anlamda Türklerin, olağanüstü özelliklere sahip olduğuna inandıkları evrendeki varlıkların (güneşin, ayın ve yıldızların) ve hayvanların (geyiklerin, dağ keçilerinin / tekelerin, kurtların, atların, kartalların, yılanların) tasvirlerinden yararlandığı görülür. Çoğu zaman ise soyut kavramlar (Umay ana[12], şamanik semboller ve tamgalar) yolu ile bunu aktarmışlardır. Orta Asya’da insanların henüz avcı-toplayıcı hayat tarzına mensup oldukları devirlerde, topluluklar içinde, insanların doğal çevre ile olan gündelik karşılıklı etkileşimleri kendine özel bir dünya görüşü ortaya çıkarmıştır. Burada çıkış noktası yalnızca insanoğlunun değil, yeryüzündeki bütün canlı ve cansız varlıkların da bir ruha sahip olması inancıdır.[13]

Kaya resimlerindeki insanın Tanrı’yla olan iletişimini ve ona olan bağlılığını bildiren motiflerde genelde şamanların (Budist ve Mani rahipleri daha sonra şamanların yerini almıştır), kağanların veya generallerin ön plânda yer aldıkları tasvirler dikkat çeker. Dinî tören motifleri içeren kaya resimlerinin yanında günlük yaşamı, av ve savaş sahneleri içeren motifleri ve sıradan olayları ele alan kaya resimlerine de sıkça rastlanır [14]. Bahsi geçen kaya resimlerinin dini somut ve soyut motifler barındıran iki yönü de Türk resim ve minyatür sanatına da hayvan sembolizmi açısından esas teşkil etmekle beraber, hayvan sembolizminin kaya resimlerinde bolca resmedilmiş olması Türklerin hayvanlara genellikle kutsal varlıklar sıfatı verdiğini düşündürmüştür.[15]

Aralarında kilometrelerce mesafeler olan ve birbirlerinden çok farklı kendilerine has coğrafî özelliklere sahip bölgelerde kaya resimlerinin çizim teknikleri, üslûpları ve ifade ettikleri anlamlar, bunların içinde sık sık tespit edilen damgalar, yazıtlar ve semboller ile bölgedeki arkeolojik bulgular ve eserler, bu eserlerin benzer duygu, düşünce ve üslubunun ürünü olduğunu açıkça gösterir. Türk boylarına ait Asya ve Avrupa’daki kaya resimlerinin bir kısmı üzerinde yeni yeni Türk ve Moğol, uzun zamandır Rus, Alman, İngiliz, Amerikalı, Belçikalı ve Koreli araştırmacılar tarafından araştırma ve incelemeler yapılmış; kitaplar neşredilmiştir.[16] Ancak Orta Asya’nın iç kesimlerinde yapılan çalışmaların genelinde kaya resimlerinin Türklere ait olduğu sürekli göz ardı edilmiş; bunların tarihlendirilmesi, tasnif edilmeleri ve yorumlanmasında ayrıntılı bir inceleme yapılmamıştır. Türklerin yaşam tarzı ve inançları, dünya görüşleri, sanata ve estetiğe olan bakış açıları ve anlayışları ile ilgili önemli bilgileri ve mesajları binlerce yıl sonrasına taşıyan kaya resimleri yalnız Türk boylarının kültür ve medeniyetleri hakkında değil; bulundukları bölgelerin tarihî coğrafî mahiyeti, bu bölgelerde geçmiş dönemlerde yaşayan canlılar ve doğal hayat hakkında da çok önemli veriler sunmaktadır.


[1] Mihaly Hoppal, Shamans and Symbol Prehistory of Semiotics in Rock Arts, International Society for Shamanistic Research, Budapest 2013, s.15.

[2] Necati Demir, “Türk Tarihinin ve Kültürünün Kaynağı Olarak Kaya Üzeri Resimler (Petroglifler) ve Yazılar” Zeitschrift für die Welt der Türken, C:1, N:1, 5-19.

[3] Hoppal, age, s.19.

[4] Bakınız; Pulat Otkan, Tarihçinin Kayıtlarına Göre Hunlar, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2018; Ayşe Onat, Sema Orsoy, Konuralp Ercilasun, Han Hanedanı Tarihi Hsiung-nu (Hun) Monografisi, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2015.

[5] İsmail Doğan, “Runik Yazının Gelişim Coğrafyası ve Yayılma Sahası”, Türk Tarih Kurumu Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, Ankara 2000, s.161.

[6] Talat Tekin, Orhon Yazıtları, Türk Tarih Kurumu, Ankara 1988, s.40.

[7] Harun Güngör, “Geleneksel Türk Dininde Din Anlayışı”, Dinler Tarihi Araştırmaları II (Sempozyum 20–21 Kasım 1998 Konya), Ankara 2000, s.163.

[8] Cengiz Alyılmaz, “Petroglifler (Kaya Üstü Tasvirler)”, https://docplayer.biz.tr/25667924-Petroglifler-kaya-ustu-tasvirler.html Erişim tarihi: 10.07.2019.

[9] Fuzuli Bayat, “Türk Mitolojisinde Dağ Kültü”, Folklor Edebiyat, 2006, C: 12, S: 46, s.47.

[10] Çağdaş, agt, s.57.

[11] Çağdaş, agt, s.63.

[12] Onur Alp Kayabaşı, “Türk Mitolojisinin Kutsal Dişisi: Umay”, International Journal Of Eurasia Social Sciences, 2016, Vol:7, Issue:22, ss.220-228; Ayrıca bakınız; Kayabaşı, “Taşeli Yöresi Tahtacılarının Geçiş Dönemlerinde Mitolojik Unsurlar”, Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Veli Araştırma Dergisi, 2016, S:78, ss.139-158.

[13] Mihaly Hoppal, “Sibirya Şamanizm’inde Doğa Tapınımı”, Çev. Gürbüz Erginer, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Ankara 2001, 41(1), s.212.

[14] Öznur Çağdaş, İslam Öncesi Türk Dönemi Orta Asya Kaya Resimlerinde Kullanılan Ana Motifler, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Edirne 2011, s.43.

[15] Hoppal, agm, s.221.

[16] Hoppal, age, s.11.

Halil Can Akgün

Genel Türk Tarihi alanında bilim uzmanı. Yüksek Lisansı "Türk Kültür Tarihi Çerçevesinde Avrasya Bölgesi Kaya Resimleri" başlıklı tez çalışmamla tamamladım. Birçok ulusal dergi de makaleler yayımladım. Ek olarak Uluslararası sempozyum ve kongrelerde bildiri sunumları yaptım. Son olarak ise 3 yıldır Uluslararası Hakemli "Genel Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi" adlı elektronik yayında bir takım görevler yapmaktayım. İslam Öncesi Türk Tarihi, Türk Kültür Tarihi ve Mitolojisi, Orta Asya Tarihi ve Bozkır Halkları, Bozkır Kültürü ve Dünya Mitleri ile Türk Dünyasında Çağdaş Düşünceler Tarihi gibi konularda çalışmaktayım. Hobi olarak Sembol Bilim, Dinler Tarihi, Dünya Mitleri ve Etimoloji ile ilgileniyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu