Dünya Tarihi

Kilikya ve Antakya Çevresinde Kurulan Geç Hitit Devletleri

Anadolu`nun Son Sözü Geç Hititler Bölüm -2

PATTİN ( HATTENA )   

Aramice Unqi (amq) adıyla bilinen Pattin, günümüzde Hatay`ın doğusunda bulunan Açana, Tayinat ve Cüdeyde höyüklerini içine alan[1] aynı zamanda Asi Nehri`nin döküldüğü bölgeleri elinde bulunduran Amik Ovasında kurulmuş ve Geç Bronz Çağında Alalah olarak bilinen bölgede teşekkül etmiş Geç Hitit krallıklarından biridir[2]. Erken dönemlerde adının yanlış okunmasından dolayı Hattina olarak telaffuz edilen Pattina adına M.Ö. 9. yüzyılda Asurca çivi yazılı tabletlerde rastlarız[3]. Diğer Geç Hitit krallıklarda olduğu gibi Pattin tarihini oluşturmaya çalışırken de Asur kaynakları önemli bir rol oynamaktadır. Bu kaynaklara göre Pattin`in bilinen ilk kralı Asur kralı II. Asurnasirpal`in Akdeniz sahillerine yaptığı doğu seferi vesikalarında adı geçen I. Lubarna`dır[4]. Bu vesikalarda Asur devletine yüklü miktarda haraç verdiğine şahit olduğumuz Lubarna yüksek ihtimal saltanatının sonuna kadar II. Asurnasipel`e sadık bir vassal olmuş ve bu durumu III. Salmanaser`in tahta çıktığı ilk yıllara kadar sürdürmüştür. Kendisinden sonra tahta geçen ardılı Sapalulme ( Şuppiluliuma ) III. Salmanaser`e karşı oluşturulan bir koalisyona dâhil olarak[5] iki defa büyük bir mücadeleye girişmesine rağmen bozguna uğratılmış ve bundan sonra Pattin tahtında Halparuntiya görünmüştür. Halparuntiya`dan sonra tahta II. Lubarna geçmiş ve bu kral Asur devletine oldukça bağlı bir politika izlemişti. II. Lubarna`nın izlediği bu politika yüksek ihtimal selefi Halparuntiya zamanından beri süre gelen bir durumdu ve bu uzun süre halkı çileden çıkarmış olacak ki II. Lubarna`ya karşı isyan ederek tahtan indirmişlerdir. Muhtemelen bazı asil zümrelerin destekleri sonucu meydana gelen bu başarılı isyandan sonra tahta Pattin hanedanlığından olmayan Surri geçmiştir. Bu isyana hızlı bir şekilde cevap veren III. Salmanaser en güvendiği ordu komutanını bölge üzerine göndermiş ve Pattin krallığından yüklü miktarda haraç alarak tahta yüksek ihtimal Asur yanlısı bir yönetici olan Sasi geçmiştir[6]. Vuku bulan bu olaylardan sonra Pattin hakkındaki bilgilerimiz muhtemelen Asur devletinin kendi içinde yaşadığı duraklamadan dolayı 100 yıl kadar kesintiye uğrar ve III. Tiglat-pilaser`in Arpad ( Arwad ) kentine yaptığı sefer sırasında Pattin kralı Tutammu`nun haraç vermeyi red etmesi sonucu bölge Asur güçleri tarafından acımazsızca istila edilir[7]. Bu sefer Pattin`in siyasi varlığı hakkında bilgi sahibi olduğumuz son olaydır ve muhtemelen bu sefer sonucunda Pattin krallığının siyasi varlığına son verilmiştir.

QUE

Geç Hitit krallıkları arasında çok önemli bir role sahip olan Que, siyasi varlığını devam ettirdiği sürece Asur devletinin militarist politikasına maruz kalmıştır. Günümüzde daha çok Kilikya olarak bilinen bu bölgenin Asur belgelerinde Que ve Hilakku olarak iki kısıma ayrıldığı görülmektedir[8]. Que belgelerden anlaşıldığı kadarıyla konfedere bir yapıya sahip olup aynı zamanda bu yapının liderliğini üstlenen bir krallık konumundadır. Kilikya bölgesinin ovalık kısmında teşekkül ettiği görülen Que krallığı sahip olduğu geçit ve güzergâhlar, yeraltı ve yer üstü kaynakları aynı zamanda Güneybatı sahillerine açılan bir konumda olmasından dolayı özellikle Asur devleti için kontrol altında tutulması gereken bir krallık olarak görülmesine sebep olmuştur. Bölgeyle ilk defa Asur kralı III. Salmanasar döneminde ilgilenmeye başlayan Asur devleti bu sayede Que hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamıştır[9]. III. Salamanasar`ın Que üzerine düzenlediği çeşitli seferlere bakacak olursak gerçekten Asur açısından bu bölgeyi kontrol altında tutmanın güç olduğu ve her seferinde Que`nin bu mücadeleye girişecek kadar güçlü olduğu kanısına varabiliriz. III. Salmanasar M.Ö. 839 ve 837 yılarında Amanosları aşarak Que kralı Kate`nin üzerine yürüdüğünü ve burada çeşitli şehirleri istila ederek kral Kate`yi esir ettiğini fakat kralın kendisini çok uğraştırdığını diktirdiği siyah obeliskinde belirtmiştir[10]. Que üzerine düzenlenen bu seferlerden sonra bölgede yaklaşık üç yıl kadar sükûnet sağlanmış olsa da M.Ö 834 ve 833 yıllarında III. Salmanasar`ı tekrardan Que üzerine yürüdüğünü birçok iskân edilmiş bölgeyi yakıp yıktığını aynı zamanda eski kralı tahtan indirerek Tarsus’ta yeni bir Que kralı atadığını vesikalarında belirtmiştir[11]. Bundan sonra bölgeye ilgi gösteren bir diğer Asur kralı III. Tiglat-pilaser olmuş ve yıllıklarından Que kralı Urikki`nin ( Awarikus ) kendisine vergi veren bir kral olduğu bilinmektedir. Urikki ( Awarikus ) her ne kadar Asur devletine vergi veren bir kral olarak görülse de fırsat buldukça Asur devletine karşı ayaklanma teşebbüslerine girmekten çekinmemiş[12] fakat saltanatı süresince genel anlamda Asur devletine sadık bir vassal görüntüsü çizmiştir. II. Sargon döneminde Que krallığı orta Anadolu ve çevresinde teşekkül etmiş olan Muşki krallığının başında bulunan ( Frigya ) Mita`nın ( Midas )  baskılarına maruz kalmış ve bunun sonucunda II. Sargon`u bir kurtarıcı olarak yardıma çağırmıştır. II. Sargon, muhtemelen Harrua ve Uşnanis kalelerini zapt ettikten sonra Que krallığı üzerindeki hâkimiyetini güçlendirmiş aynı zamanda Muşki ( Frigya ) krallığının baskılarına son vererek Que üzerinden bu bölgede de varlığını hissettirmiştir[13]. Fakat II. Sargon`un Kimmer toplulukları ile çarpıştığı sırada öldürülmesi Anadolu toprakları ve Kilikya bölgesinde sağlanan otoritenin tekrardan bozulmasına ve çeşitli isyanların baş göstermesine sebep olmuş ve Asur kralı Sanherip uzun bir süre bu isyanları bastırma mücadelesi vermiştir. Bu dönemde Kilikya bölgesinde meydana gelen ve katılım açısından bölgesel bir nitelikte olan Kirua isyanı Asur kralı Sanherip tarafından sert bir şekilde bastırılarak isyancı toplulukların liderleri Ninive`ye götürülmüş ve başta Tarsus şehri olmak üzere birkaç önemli yerleşim yeri tarumar edilmiş fakat daha sonra Sanherip tarafından bu şehirler tekrardan ihya edilmiştir[14]. Sanherip genel olarak isyanları başarılı bir şekilde bastırmış olsa da selefi II. Sargon kadar başarılı bir Anadolu politikası yürütememiş ve Asur devletinin Anadolu üzerindeki hâkimiyetinin çözülmeye başlaması ilk defa bu dönemde kendini göstermeye başlamış olsa da Que toprakları Asur devleti siyasi varlığını kaybedene kadar Asurlu yöneticiler tarafından yönetilmiştir.

 AZATİWATAS KRALLIĞI

Que krallığı içerisinde ayrı bir yer açılması gereken kişi kurduğu krallığa da adını vermiş Azatiwatas`dır. Asur vesikalarında adı geçmeyen fakat  Çineköy Kitabelerinde yukarıda adı verilen Que kralı Urikki`nin  ( Awarikus ) halefi olduğunu iddia eden Azatiwatas`ın bu söylemleri gerçeği pek yansıtmıyor gibi görünmektedir. Azatiwatas muhtemelen II. Sargon ile çağdaş olduğunu bildiğimiz Urikki`nin ( Awarikus ) ardından ve II. Sargon`un ölümü üzerine Anadolu`da patlak veren isyanlar sonucu bu siyasi kargaşadan yararlanarak Que krallığının Adana ovasına tekabül eden sınırlarını kontrol altına almış ve kendi saltanatını meşru kılmak için kendisini Urikki `nin ( Awarikus ) halefi olarak göstermeye çalışmış bir bey ya da komutandır. Günümüzde Karatepe olarak bilinen merkezin kralı olan Azatiwatas yine Çineköy kitabesinde kendisini Adanawa ( Danuna )  kralı görerek Mopsos soyuna dayandırmış ve Karatepe`deki iki dilli yazıtında, babası veya hamisi Awariku’nun ölümünden sonra “Muksa Evi” (hiyeroglif yazıt Mukšan DOMUS-ni-i, Fenikece MPŠ, Mopso) hanedanını kurduğunu yazdırmıştır[15]. Azatiwatas`ın çift dilli kitabesinden anlaşıldığı kadarıyla topraklarını genişletip, zenginleştirerek adaleti ve barışı sağladığını ifade etmektedir. Fakat anlaşılan bu güçlü ve parlak günler sadece Azatiwatas ile sınırlı kalmış olmalıdır. Çünkü kendisi haricinde bu krallık hakkında bilgi sahibi olamamamız Asur devletinin bulunduğu buhranlı durumdan kurtularak,  Que toprakları üzerinde tekrardan hâkimiyeti sağladığını ve Azatiwatas krallığının siyasi varlığına son vermiş olduğunu düşündürmektedir.

Karatepe Kuzey Kapısı’ndaki Hiyeroglif Luvicesi-Fenikece İki Dilli Yazıtın Çevirisi :

Ben Fırtına Tanrısı’nın (Tarhunza, Ba’al) takdis ettiği, onun hizmetçisi, Danunalar kralı Awarikku’nun desteklediği Azatiwata’yım. Fırtına Tanrısı beni Danunalar’a baba ve anne yaptı. Danunalılar’a yaşam verdim, Adana Ovası topraklarını güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar genişlettim. Benim günlerimde Danunalılar iyi şeylere hep bol miktarda sahip oldular. Ve ben Pahara’nın zahire depolarını doldurdum, Fırtına Tanrısı sayesinde atların, kalkanların ve orduların sayısını arttırdım. Kibirli olanı (?) kırdım ve ülkede mevcut olan kötülükleri söküp attım. Efendimin evini iyilik içerisinde inşa ettim; efendimin ailesi için iyi olan tüm şeyleri yaptım. Onların, atalarının tahtında oturmalarını sağladım. Tüm krallarla barış tesis ettim. Adaletim, hikmet sahibi olmam ve iyiliğim yüzünden her kral beni kendi babası yerine koydu. Muksa (MPŠ) evine hizmet etmeyen kötü insanların ve çapulcuların bulunduğu tüm sınır toprakları üzerinde güçlü duvarlar yaptım ve ben Azatiwata onları ayaklarımın altına aldım. Danunalılar barış içinde yaşayabilsinler diye, ben o yerlerde kaleler yaptım. Güneşin battığı yerlerde benden önceki kralların alamadıkları güçlü kaleleri (toprakları) fethettim. Onlara darbeler indirdim. Onları aşağı indirerek topraklarımın doğu taraflarına yerleştirdim; Danulalılar’ı (da) oralara (boşalan yerlere) yerleştirdim. Saltanatım sırasında Fırtına Tanrısı sayesinde Danuna topraklarını batıda ve doğuda, daha önceleri insanların gitmekten korktukları, yollarından geçmeye çekindikleri yerlerde bile genişlettim; böylece benim günlerimde kadınlar bile ellerinde kirmanlarıyla oralarda yürüyebilirler. Benim günlerimde bolluk ve bereket ve iyi yaşam, barış içinde yerleşmiş bir Danuna ve Adana Ovası vardı. Ben bu müstahkem kenti kurdum ve ona Azatiwataya adını verdim. Fırtına Tanrısı ve Geyik Üzerindeki Tanrı, bana bu kenti kurmakla görevlendirdiler. Fırtına Tanrısı ve Geyik Tanrısı’nın lütfuyla onu bolluk ve bereketlilik içinde, yaşamı iyi ve huzur içinde yaşasın diye kurdum. O, Adana Ovası ve Muksa’nın evini korusun. Benim günlerimde Adana Ovası’nda bolluk ve bereket vardı. Benim günlerimde Danunalılar için hiç karanlık (gece) yoktu. Bu müstahkem kenti ben kurdum ve onun içinde Fırtına Tanrısı’nı yerleştirdim. Her Irmak Ülkesi, senede bir sığır, bir koyun ve bağ bozumunda bir koyun kesmek suretiyle onu onurlandırsın. Onlar Azatiwata’yı sağlık ve yaşam ile kutsasınlar ve onu diğer kralların üzerine hâkim kılsınlar. Kutsal Fırtına Tanrısı ve bu kalenin tanrıları ona, Azatiwata’ya uzun günler, çok yıllar, bolluk ve krallara karşı zafer bahşetsinler. Bu kale bir Tahıl ve Şarap Tanrısı olsun ve onun içinde oturan ahali koyun, sığır, Tahıl Tanrısı ve Şarap Tanrısı sahibi olsunlar. Onlar çok sayıda gebe kalsınlar, büyüsünler, Fırtına Tanrısı ve tanrılar tarafından Azatiwata ve Muksa evinin hizmetine verilsinler. Eğer krallardan biri veya erkekçe adı olan bir  prens Azatiwata’nın adını bu kapıdan sileceğim ve kendi adımı kazıtacağım’ derse veya bu kaleyi ele geçirmeye heveslenir ve Azatiwata’nın yaptırdığı kapıları tahrip ederse ve kapılara ben sahip olacağım, ben kendi hesabıma kendi adımı kazıtacağım derse veya hırsından ve kötülüğünden onları söküp atarsa, Göğün Fırtına Tanrısı, Göğün Güneş Tanrısı, Hikmet Tanrısı (Ea) ve tüm diğer tanrılar o krallığı, o kralın kendisini ve o adamı (yeryüzünden) silsinler. Bundan böyle Azatiwata’nın adı, Ay ve Güneşin adları nasıl duruyorlarsa, (öylece) ebediyyen dursun!”[16]

 HİLAKKU

Klasik kaynaklarda dağlık Kilikya olarak adlandırılan bölgede kurulan ve Que ile komşu bir krallık olan Hilakku, bulunduğu jeopolitik konumdan dolayı Geç Hitit devletleri arasında teşekkül eden küçük krallıklardan birisi olmuştur. Elimizde Hilakku krallarına ait herhangi bir kitabe veya vesika bulunmadığı için Hilakku tarihi hakkındaki bilgileri çok kısıtlı olmak şartıyla Asur vesikalarından öğrene bilmekteyiz. İlk defa III. Salmanaser`in vesikalarında adı geçen Hilakku kralı Pihirim`dir[17]. Vesikalardan anlaşıldığı üzere Kral Pihirim kuvvetlerini Que ile birleştirerek Asur devletine karşı oluşturulan koalisyona iştirak etmiş fakat III. Salmanaser bu koalisyonu mağlup ederek Que krallığının bazı yerleşim yerlerini yakıp yıkarak bu itaatsizliğe sert bir cevap vermiştir. Vesikaların devam eden satırlarında Hilakku yerleşim yerlerinden bahsedilmemesi III. Salmanaser`in dağlık olan bu bölgeyle fazla ilgilenmediğini ve daha etkili bir güç olan Que kralı üzerinden burayı kontrol altına aldığını göstermektedir. Kral Pihirim`den sonra Hilakku tarihinde yaklaşık yüz yıllık bir boşluk olup bu dönemden sonra Hilakku`nun II. Sargon tarafından Tabal kralı Ambaris`e çeyiz olarak verildiği görülmektedir[18]. II. Sargon`un Hilakku toprakları üzerindeki güçlü nüfuzu meydana gelen karanlık dönemde Hilakku krallığının giderek zayıfladığını ve II. Sargon döneminde siyasi varlığını kaybettiğini göstermektedir. Hilakku toprakları Ambaris`e geçtikten sonra uzun süre Tabal tarafından yönetilememiş Ambaris`in başarısızlıkla sonuçlanan isyan girişiminden sonra bölge Asurlu valiler tarafından idare edilmiştir.

 

 

 

KAYNAKÇA

1 – Dinçol, Ali, Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi, Görsel Yayınları, Cilt 2, 1982.

2 – Himmetoğlu, Muhammed Fazıl, Geç Hitit Beyliklerinden Que ve Asur Devleti ile İlişkileri, Basılmamış Doktora Tezi, Kayseri 2013.

3 – Kaya, Ali Mehmet, Türkiye`nin Eskiçağ Tarihi, Bilge Kültür Sanat Yayınları, Cilt 2, İstanbul 2018.

4 – Kurt, Mehmet, M.Ö. 1. Bin Yıl Asur Anadolu İlişkilerinde Kilikya Bölgesi, Belleten, Sayı 257, Cilt 70, 2006.

5 – Kurt, Mehmet, Kilikya`da Yeni Asur Egemenliği ve Yerel Güçler, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 21, 2009.

6 – Memiş, Ekrem, Eskiçağ Türkiye Tarihi, Ekin Yayınları, Bursa 2017.

7 – Ünal, Ahmet, Hitit İmparatorluğu`nun Yıkılışından Bizans Döneminin Sonuna Kadar Adana ve Çukurova Tarihi, Çukurova Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı 3, Cilt 15, 2006.

8 – Yıldırım, Nurgül, Çivi Yazılı Kaynaklara Göre Patina Krallığın`dan UNQİ Krallığına Antakya ve Amik Ovası`nın Tarihsel Süreci, Sayı 289, Cilt 80, 2016.

9 – Yüksel, İnan, Geç Hititler İzinde Anadolu, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Kahramanmaraş 2014.

[1] Ekrem, Memiş, Eskiçağ Türkiye Tarihi, Bursa 2017, s. 190

[2] Mehmet Ali, Kaya, Türkiye`nin Eskiçağ Tarihi, İstanbul 2018, s. 30

[3] Kaya, gös.yer.

[4] Nurgül, Yıldırım, “ Antakya ve Amik Ovası`nın Tarihsel Süreci”, Belleten, 2016, s. 703

[5] Ali, Dinçol, Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi, 1982, s. 125

[6] Yüksel, a.g.e, s. 60

[7] Dinçol, a.g.e, s. 126

[8] Mehmet, Kurt,” M.Ö. I. Binyıl Asur Anadolu İlişkilerinde Kilikya Bölgesi”, Belleten, 2006, s. 3

[9] Mehmet, Kurt, “Kilikya`da Yeni Asur Egemenliği ve Yerel Güçler”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2009, s. 329

[10] Kurt, gös.yer.

[11] Mehmet, Kurt, ,” M.Ö. I. Binyıl Asur Anadolu İlişkilerinde Kilikya Bölgesi”, Belleten, 2006, s. 7

[12] Muhammed Fazıl, Himmetoğlu, Geç Hitit Beyliklerinden Que ve Asur Devleti ile İlişkileri, Kayseri 2013, s. 42

[13] Himmetoğlu, a.g.e. s. 44

[14] Mehmet, Kurt, ,” M.Ö. I. Binyıl Asur Anadolu İlişkilerinde Kilikya Bölgesi”, Belleten, 2006, s. 14

[15] Ahmet, Ünal, “Adana ve Çukurova Tarihi “,ÇÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2006, s. 74

[16] Ahmet, Ünal, a.g.m, s. 73-74

[17]İnan, Yüksel, Geç Hititler İzinde Anadolu, Kahramanmaraş 2014,  s. 34

[18] Yüksel, a.g.e, s. 35

Anadolu Tarih

Anadolu Tarih'in resmi hesabıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu