Dünya TarihiTarihte Kadın

Seçkin Filozofların Yaşamları’ndan: Kinik Kadın Hipparkhia

Tarihin Kadınlarına Ses Vermek

Antik Yunan dünyasının kadın filozoflarından Hipparkhia’nın hayatıyla ilgili çoğu bilgi, felsefe tarihçisi Diogenes Laertius’un (MS 180 – MS 240) Suda (MS 10. yüzyıl) ve Seçkin Filozofların Yaşamları gibi eserlerinde bulunuyor.
Hipparkhia, MÖ 350’de Maronia’da dünyaya geldi. Ailesi daha sonra Atina’ya taşındı ve burada Hipparkhia’nın erkek kardeşi Metrokles, Kinik filozof Krates’in öğrencisi oldu. Bu öğrencilik, Hipparkhia’nın hayatında bir dönüm noktası olacaktı. Ancak bu noktada ‘Kinik felsefe’için bir parantez açalım.

Kinikler Okulu

Her ne kadar Sokrates’in öğrencisi Antisthenes tarafından kurulduğu kabul görse de, ‘Kinikler Okulu’ denildiğinde akla gelen en önemli isim hiç şüphesiz Sinoplu Diyojen’di. Sivri dili, gün ışığında elinde fenerle dolaşarak ‘adam araması’ ve insanlarla alay etmesi ile meşhur olan Diyojen, kinizmin en önemli filozoflarından biri olarak adını tarihe yazdırdı. Kiniklere göre, gelenekler saçmaydı ve alay konusu olmaya değerdi. Onlar, Atina’da yerleşmiş olan tüm görgü kurallarıyla dalga geçerek şimdilerde utanç verici olarak gördüğümüz davranışlarda bulundular. Kinizmin amacını “arete” veya “virtus” olarak ifade ettiler. Bunlar, “erdemin ve mutluluğun zirvesine ulaşmak” anlamına geliyordu.

Kinikler, buna ulaşmanın tek yolunun maddiyata hatta dünyaya dair her şeye yüz çevirmek olduğunu söylüyorlardı. Yaşam koşullarını sadeleştirmeye, ihtiyaçlarını en aza indirmeye ve hiçbir şeye sahip olmadan yaşamaya çalıştılar. Toplumun kınadığı bu tip davranışlarına rağmen Diyojen ve öğrencisi Krates gibi isimler, Atina’da saygı gören ve bilge olarak adlandırılan filozoflardan oldular. Krates’in Hipparkhia ile evliliği ise kinik okula bir kadın filozof kazandıracaktı. Peki aşkları ile tarihe geçen bu çift nasıl oldu da tanıştı?

Hipparkhia ve Krates’in evliliği

Hipparkhia’nın kendini kinizme adamış olan kardeşi Metrokles, bir gün topluluk önünde bir konuşma yaparken istifra etmiş ve bundan çok utanmıştı. Hatta o kadar kötü hissetti ki, intihar etmeye karar verdi. Ancak onu bu fikrinden vazgeçiren kişi, Kinik Filozof Krates oldu. Böylesine saçma bir nedenden ötürü kendi hayatına son veremeyeceğini Metrokles’e uzun uzadıya anlattı. O günden sonra Krates’in öğrencisi olan Metrokles, hocasının fikirlerine son derece değer veriyordu.

Krates, hocası Diyojen gibi agresif ve sivri dilli bir kinik değildi. Aksine, nazik ve eğlenceli bir filozoftu. Birinin konuşmaya, teselliye ihtiyacı olduğunu duyduğunda davet edilmeyi beklemeden evine gider, ona nasihatler verirdi. Aslında kendisi Tebaili, zengin bir ailenin oğluydu. Ancak sahip olduğu tüm imkanlara sırt çevirerek Kinikler Okulu’nun filozoflarından biri haline gelmişti.

Öğrencisi Metrokles, bir gün kız kardeşi Hipparkhia’yı da onunla tanıştırdı. Hipparkhia da tıpkı Krates’in Kinikler Okulu’na girmeden önceki imkanlarına sahip, soylu ve tanınan bir aileden geliyordu. Kendisiyle evlenmek isteyen onlarca aristokrat erkek vardı. Ancak o, herkesin ‘çirkin’ olarak adlandırdığı, herhangi bir malı mülkü olmayan ve kendini felsefeye adayan Krates’e aşık oldu. Ailesinin kendisine sağladığı tüm imkanlara, zenginliğe ve aristokrat taliplerine sırt çevirdi. Eğer evlenecekse, bu kişinin yalnızca Krates olacağını söyledi.

Aslında kinikler, tüm toplumsal kurallara olduğu gibi evliliğe de karşılardı. Krates de Hipparkhia ile tanışana dek asla evlenmeyeceğini söyleyen filozoflardan biriydi. Ancak aralarında doğan aşk, Krates’in bu fikrini değiştirmesine neden oldu. Hipparkhia’nın ailesi ise şaşkınlık içindeydi. Kızlarının onca soylu erkek dururken kendi iradesiyle yoksulluk içinde yaşayan Krates ile evlenmesine izin vermediler. Bu aşka şiddetle karşı çıksalar da Hipparkhia, Krates ile evlenmeye kararlıydı ve dediğini yaptı. Böylece hem Atinalı aristokratların düşüncelerine, hem de Kinikler Okulu’nun evliliğe karşı olan görüşüne aldırmadan evlendiler.

Bir erkek bir de kız çocukları oldu. Herhangi bir eşyaya sahip olmayı reddeden bu kinik aile, çocuklarına kaplumbağa kabuklarından beşik yapıyordu. Hatta bir gün, Hipparkhia çocuklara yelek ördüğünde, eşi Krates tarafından nazikçe eleştirildi. Krates ona, bu yeleği gerçekten çocukların ihtiyacı olduğu için mi yoksa toplumun anne imajına uygun davranmak için mi ördüğünü sordu. Hipparkhia’nın eşine ne cevap verdiğini bilmiyoruz ancak söz konusu çocuklar olduğunda bile kinik düşünce doğrultusunda davranmaları, çoğu kişi tarafından eleştirilip garip bulunabilir.

Toplumsal Hayatta Hipparkhia

Hipparkhia dönemin kadınlara yönelik bakış açısının aksine, toplum içinde son derece görünür konumdaydı. Antik Yunan kültürünün vazgeçilmez unsurlarından biri olan ‘symposium’lara eşiyle birlikte katılır, bu toplantılarda yapılan entelektüel sohbetlerde fikrini beyan ederdi. Atina’nın özelikle arkaik dönemlerinde, ‘symposium’un ilk kez şekillenmeye başladığı yıllarda bu toplantıları düzenleyen aristokrat erkekler, kadınların da entelektüel sohbetlere katılmalarını hoş karşılamazlardı. Onlara göre yalnızca ‘hetairai’ adlı gruptan gelen, yüksek eğitim almış ancak yalnızca sohbetleri, dansları ve şarkılarıyla erkekleri eğlendirmekle görevlendirilen kadınlar symposiuma katılabilirlerdi.

Böyle bir ortamda Hipparkhia’nın eşiyle entelektüel sohbetlere katılması, diğer erkek filozoflarla tartışması ve zekice konuşmalar yapması, Atinalı aristokratları hem şaşırtıyor hem de sinirlendiriyordu. Hatta bir toplantıda, hedonist bir felsefeye sahip olan Kirene Okulu’na mensup filozof Theodorus ile girdiği tartışma, kayıtlara geçti. Theodorus, toplantı boyunca birkaç kez fikirleri ve cevapları ile kendisini alt eden Hipparkhia’ya ‘Evinde örgü örmek yerine burada bizimle tartışan kadın!’ diyerek çıkıştı. Hipparkhia ise cevaben, ‘Evet Theodorus, o kadın benim. Ancak vaktimi örgü örmeye değil de felsefeye ayırmamın nesi yanlış?‘ diyerek, Theodorus’u iyice sinirlendirdi. Ancak ne Hipparkhia’nın ne de eşi Krates’in kendilerini kınayan soyluların fikirlerini umursadıkları söylenemez.

Sonuç

Hipparkhia ve Krates, ölünceye dek Kinikler Okulu’na sadık kalarak yaşadılar. Bazı kaynaklarda ikisinin de aynı yıl öldüğü, bazılarında ise Krates’in yaşlılık ve hastalık nedeniyle Hipparkhia’dan önce öldüğü yazıldı. Hipparkhia, çoğu günümüze ulaşamayan birçok mektup ve felsefi yazı kaleme aldı. Hikayesi ise ‘medeniyetin doğduğu yer’ olarak görülen Atina’da, diğer kadınların eğitim almaları ve entelektüel hayatlarına devam edebilmeleri için maalesef ilham olmadı. Aksine, yazdıklarının çoğu yok oldu, fikirleri de unutturulmaya çalışıldı. Bu anlamda Hipparkhia örneği, Antik Yunanistan ve ondan esinlenen Rönesans düşüncesinin ‘hümanizm’ ve ‘eşitlik’ kavramları konusunda düşündürücü olabilir. Geleneksel tarih yazımına göre insan haklarının ve medeniyetin beşiği olarak görülen Atina ve sonrasında tüm Avrupa, gerçekten de kadınlara değer veriyor muydu? Bu, tartışılması gereken bir konu olmaya devam edecek gibi görünüyor.

KAYNAKÇA

Desmond, W. D. Cynics . University of California Press; 0 edition (2008-10-28), 2012.
Diogenes Laertius & Miller, J. & Mensch, P. The Lives and Opinions of Eminent Philosophers. Ulan Press, 2012.
Internet Encyclopedia of Philosophy: Hipparchia by Laura Grams
Plant, I. M. Women Writers of Ancient Greece and Rome. University of Oklahoma Press, 2004.
Salisbury, J. E. Encyclopedia of Women in the Ancient World. ABC-CLIO, 2001.

Beyza Kirişçi

Boğaziçi Üniversitesi - Eski Çağ Tarihi, Mitoloji, Arkeoloji, Tarih Yazımı

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu