Dünya Tarihi

Kitabi Bilgiler Işığında Haçlı Seferlerinin Nedenleri

GİRİŞ

Tarih, kelime anlamı bakımından oldukça somut ve geçerli varyasyonlara dayanan, belirli kural ve kaideleri olan, kendine has araştırma yöntemlerine sahip, aynı zamanda da diğer birçok ilim dalından beslenerek gerçeklerin geçmiş ile günümüz arasında ki yegane köprüsü olma özelliğini taşıyan eşsiz bir bilim dalıdır. Aslına bakılırsa tarihin tanımı yapılırken daha basit ve anlaşılır doneler kullanmak doğru olacaktır. Lakin tarihin satır araları ve insan dünyasının anlaşılmazlığı düşünüldüğünde, bu şekilde bir anlatım daha uygun görünmektedir.

Tarihin kitabi bilgiler ışığında anlatımını sağlamak tarihçi için daima en doğru ve en güvenilir yol olarak görülmektedir. Bu yol araştırıcıyı somut ve yaşanmışlığı kanıtlanmış bir silsilenin içerisine dahil eder ve çizilmiş güzergahı farklı yollara sapmadan sağlıklı ve huzurlu biçimde tamamlama mutluluğunu sunar. Peki bu kesin doğru mudur? Tarihçi daima o doğru varsayılan güzergahta mı ilerlemelidir, yoksa bir filozof gibi şüpheci ya da bir kimyager gibi deneyselci mi olmalıdır? Ama tarih deney ve gözlemi reddeder nasıl bir tarihçi bir kimyager ile eş tutulabilir? Soruya cevap tarihin içinde saklıdır.

Kitabi bilgi meselesine tekrar dönmek icap ederse;  Kitabi bilgi, arşiv demektir, yazılı kayıt altına alınmış tüm kaynaklar anlamına gelir yani tarihin ana kaynaklarıdır. Bu kaynaklar devlet arşivlerini, anlaşma metinlerini, kanunname ve emir fermanlarını kapsadığı gibi günlükler, resmi olmayan mektuplar ve kronikleri de içine almaktadır. Kısacası yazılı olan tüm materyal bu bilgisel dahilinde yer alır. Peki sadece 5500 yıldır insanoğlunun ayrıcalığı olan yazı henüz kullanılmaz iken tarihsel bilgi yok muydu? O dönem ile alakalı elimizde herhangi bir materyal ya da delil yok mu? İnsanların nasıl bir hayat yaşadığı, savaşları, aşkları veyahut ilişkileri nasıldı? İnsan tam da Sümer şehir rahiplerinin zigguratlarda, krallarına hesap verebilmek adına tarım ürünlerinin miktarını kayıt altına almaya başladıkları zaman mı tarihin bir parçası oldu, o döneme kadar geçen bin yıllar yok mu sayılıyordu? Vardı tabi ki birçok yardımcı ilmin de desteği ile bu döneme ait birçok bilgiye sahibiz ama o dönem bir başka yazının konusu olmalı.

Bu yazı kitabi bilginin kullanıldığı, tüm dünyanın gözleri önünde cereyan eden, binlerce şahidi olan lakin bize kalan bilgiler bağlamında tarihin en ihtilaflı konularından birine ait olacaktır. Yaşandığı dönemden günümüze kalan birçok birinci el kaynağa rağmen, bu eserler karşılaştırıldığında müellifleri tarafından öznel bakış açısının en kaliteli ürünleri olarak bize ulaşmış olan meselenin açıklanması sağlanmaya çalışılacaktır. Bu denli ihtilaflı kaynaklara sahip yazı konumuz batı ile doğunun, Müslüman ile Hıristiyan’ın, şövalye ile gazinin ve kont ile emirin en büyük mücadelesi olarak adlandırılan Haçlı Seferlerinin ne anlama geldiği ve ortaya çıkma nedenleri üzerine olacaktır.

1.  HAÇLI SEFERLERİ NEDİR ?

Bu kavram daha önce defaatle bahsedildiği üzere, dünya siyasi tarihi açısından birçok farklı ulusun geçmişinde önem arz eden fakat her bir ulus adına da farklı bir bakış açısı oluşturan karmaşık bir kimliğe sahiptir. Kesin bir tanım için belki de Umberto Eco’nun Orta Çağ adına kullandığı tabiri[1] Haçlı Seferlerine uyarlamak uygun olacaktır. Haçlı Seferleri nedir yerine ne değildir ? sorusunun cevapları bu kavramın önemini daha iyi algılamamızı sağlayacaktır. Bu soruya cevap arayan Orta Çağ toplumlarının hemen hemen hepsinin de  aynı donelere ulaşması kaçınılmaz son olmaktadır. Muhtemelen Haçlı Seferleri ne değildir sorusuna; toplumlarına ve siyasetlerine yönelik pek mantıklı ve dişe değer bir cevap veremeyeceklerdir. Bunun en değerli ve kati sebebi de seferlerin o dönem toplumlarının hepsine az ve ya çok etki etmesi ve bunlardan büyük bir kısmını da tarihsel süreçlerinde yoğun değişimlere yol açması olarak gösterilebilir. Bu bağlamda sorulacak soruların daha çok nasıl ve ne zaman olarak değiştirilmesi konunun daha anlaşılır bir hal almasını sağlayacaktır.

Peki Haçlı Seferleri nasıl ve ne zaman ortaya çıkmış, nasıl bir etkiye sahip olmuştur ? Seferlerin miladı olarak kabul edilen  18-28 Kasım 1095 Clermont Konsili kabul edilse de aslında Haçlı kavramı bu tarihten çok öncelere dayanmaktadır. Hıristiyan toplulukların ki bunların başında yer alan papalık kurumunun kendine düşman ilan ettiği birçok toplum bu kavram ile karşı karşıya kalmıştır. Bunlara bazı örnekler vermek gerekirse Müslüman Arapların Avrupa üzerinde ki etkinliklerine karşı izlenen Hıristiyan birlik politikası oldukça iyi bir örnek teşkil etmektedir. Emevilerin 8. yüzyıl içinde Afrika’dan Avrupa’ya geçişi ve sonrasında kurdukları İslam hakimiyeti, Katolik Avrupa adına büyük sıkıntının başlangıcı olmuştu. Gün geçtikçe ilerleyen ve hakimiyetini pekiştiren Müslümanlar kısa süre içinde hem kültürel hem de siyasi hegomonyalarını Avrupa’nın batı ucunda ziyadesiyle kurmuşlar ve topraklarını Avrupa’nın kalbine doğru da ilerletme düşüncelerini somut olarak dile getirmeye başlamışlardı. Bu durum göstermekteydi ki,  10. yüzyıl içinde İspanya’daki Müslümanlar, Hıristiyanlar için elle tutulacak büyük bir tehdit teşkil etmekteydiler.[2]   Hatta bu yüzyıl içerisinde Endülüs Emevi halifesi III. Abdurrahman’nın İber yarımadasının tek hakimi olduğu biliniyordu. Özellikle bu dönemde papalığın batıdan kendilerini saran bu Müslüman tehlikesine karşın daha önce barbar kabul ettiği Normanları kullanarak bertaraf etmeye çalıştığı görülmekteydi. Normanların ileride de papalık adına önemli rollere sahip olacakları ve hem Hıristiyan hem de İslam tarihinde isimlerini duyuracaklarının da göstergesiydi.

Haçlı anlayışının oluşumuna bir diğer örneklemenin de 9. Yüzyılda karşımıza çıktığı görülmektedir. Papa Leo IV kilisenin müdaafası için savaşta maktul düşen herkesin semavi bir mükafata nail olacağını ilan etmiştir.[3] Bu anlayışın 11. Yüzyılda Fransa içerisinde büyük savaşlara neden olduğu görülmektedir. Papalığın aslında kendi çıkarlarına aykırı tüm oluşumları İsa’nın düşmanı olarak addetmesi, Orta Çağ’ın dogmatik inanç ve yaşam serüveninin içerisinde yer alan tüm inananları etkilemekteydi.

2. CLERMONT KONSİLİ

Daha önce de birçok defa değinilen Clermont Konsili aslında Hıristiyanlık aleminin İsa sonrası dönemde farklı coğrafyalarda toplanan ve dönemin önemli din adamlarının katıldığı toplantılardan sadece biriydi. Hatta M.S 325 yılında toplanıp İmparator I. Konstantin tarafından imparatorluğun resmi dini olacak olan Hıristiyanlıkta ki ihtilafların giderilmesi meselesinin yanında çok da önem arz eden bir amaç uğruna toplanmamıştı. Lakin Odo de Lagery yani Papa II. Urbanus’un konsilde alınan günlük dini kararlar ve tartışmaların ardından- ki bu konular içerisinde kral Philippe’in zina suçu ve Cambria psikoposunun Simonie[4]  suçundan aforozları yer alır- yaptığı ve tüm katılımcıları derinden etkileyen o ünlü konuşması toplantının seyrini bambaşka ve kaçınılmaz bir sona doğru sevk etmişti. Urbanus sıraladığı bir dizi neden neticesinde kutsal kabul edilen topraklara bir sefer fikrini açıklamış ve sözlerinin her zerresinde ruhani ve tanrısal bir eda ile konuşmuştu. Kudüs’ün içinde bulunduğu durum ile ilgili çizdiği karanlık tablodan sonra batı aleminin bu tabloyu aydınlatmasını istiyordu. Zengin ve fakir aynı şekilde yola dökülmeliydi. Tanrı’nı istediği işi yapmış olacaklardı ve Tanrı onlara yardım edecekti.[5]  Papa’nın konuşması büyük bir heyecan uyandırmış, nutku dinleyen herkes sefere ruhen ve bedenen hazır hale gelmişti. Lakin konsilde hiçbir kral ve büyük lider yer almıyordu.

Konsilin ne kadar da dini duygulara hitap ettiği Urbanus’un şu sözlerinde açıkça beliriyordu. ’’Kardeşlerim, kim bunları kuru gözlerle duyabilir? Babasının evi caniler yatağı olmasın diye, alıcılar ve satıcıları coşkuyla dışarı attığı Mesih’in mabedi, şimdi şeytanın koltuğu haline geldi.’’[6]  Urbanus’un Eski ve Yeni Ahit bezemeli sözleri zaten oldukça zor şartlarda yaşayan ve kendilerini lanetlenmişler ordusu olarak gören Orta Çağ Avrupalıları için adeta cennetin anahtarı gibiydi. Tabi ki bu sözler ile halk çoşarken asıl çoşması gereken siyasi erk henüz sessiz kalmıştı. Onları da ayaklandıracak siyasi ve tabi ki ekonomik nedenler de gerekliydi.

3.  HAÇLI SEFERLERİNİN NEDENLERİ

Seferlerin genel nedenlerine baktığımızda Hıristiyanların Müslümanlara karşı olan dini ayrılıklarının bir neticesi olduğu görülse de az önce de bahsedildiği gibi mesele aslında sadece bir Hıristiyan Müslüman anlaşmazlığı değildir. Nedenler farklı başlıklar altında toplanarak aslında birçok etkenin birleşip sonunda bir bütün oluşturduğu görülmektedir. Ama burada sorulması gereken önemli bir soru vardır. Bu farklı başlıklar yaşanırken, ortaya çıkacak bütünün dünya siyasi tarihine bu kadar etki edeceğini bilen bir yapı var mıydı? Daha açık olmak gerekirse papalık yüzyıllar boyunca küçük etmenler ile bu büyük sonuca mı hazırlanıyordu yoksa bu sonuç onlarında kestiremediği bir nokta mıydı? Belki de tüm mesele şu sözde gizliydi: ‘’ Deus le volt! [7]Bu soruların cevaplarına kesin olarak ulaşmak belki pek mümkün değil lakin sefer nedenlerine bakıldığında bir fikir ortaya çıkacaktır. Bu yazıda seferlerin nedenleri bağlamında Avrupa’da ki hareketlenmeyi en ciddi anlamda ortaya çıkaran ilk üç önem arz eden meseleye değinilecektir.

3.1 Malazgirt Savaşı

1071 yılında gerçekleşen Malazgirt Savaşı, Selçuklu Türkleri ile Anadolu’nun o zaman ki hakimi olan Bizans İmparatorluğu arasında gerçekleşmiştir. Türklerin Orta Asya’dan batıya yaptıkları büyük boy göçleri sonucunda yerleştikleri Horasan ve Maveraünnehir bölgelerinde yeni devletler kurması ve bu devletlerin cihat anlayışı ile sınırlarını genişletmeye başlaması sonucunda dönemin güçlü devleti Bizans ile sınır olmalarına neden olmuştur. Bu durum 1041 Dandanakan Savaşı sonrası Türkler içindeki hakimiyet mücadelesini kazanan Selçukluların diğer bir Türk devleti olan Gaznelileri yenmesiyle, Bizans’a karşı akınların kesin olarak başlamasını sağlamıştır. Önce Selçuklu sultanı Tuğrul Bey daha sonra da hanedanlık anlayışında ki küçük taht kavgalarının sonucunda sultan olan yeğeni Alparslan döneminde de devam etmiştir. Alparslan ilk iş olarak İslam dünyası hakimiyetini kontrolü altına almak istese de sınırlarını verimli Anadolu topraklarına doğru genişleterekcihada yönelince Bizans topraklarına girmiş ve yine büyük entrikalar sonucunda tahta çıkmış olan Bizans İmparatoru Romanos Dioganes ile yaptığı büyük savaşı kazanmıştır. Bu galibiyet Türklerin Anadolu’ya girerek küçük feodal yapılar oluşturmasına ve Türk-İslam anlayışının Rumlara ait topraklarda yayılmaya başlamasına neden olmuştur. İşte bu durum batı dünyasında büyük bir infiale yol açmış ve Bizans’ın Türkler karşısında tutunamayacağı düşüncesi ortaya çıkmıştır. Bizans’ın artık doğu Hıristiyanlık alemini koruyamaması sebebiyle bu felaketin haçlı hareketine hak verdirdiği düşüncesindedir.[8]

3.2 Kilisenin Normanlara Karşı Önlem Alma İsteği

Bu konuya girmeden önce Normanların kimler olduğunu bilmekte fayda var. Normanlar Büyük İskandinavya göçünün parçası olan Vikinglerin, Kuzey Fransa kıyılarına yerleşerek burada yaşamaya başlayan topluluklardır. Normanlar İskandinav kökenli bir halktır ancak komşuları olan Cermen kökenli Frenk halkalarıyla karışarak yeni bir kültür oluşturmuşlardır. Zamanla coğrafyanın başat gerekliliği haline gelen Hristiyanlık dinine geçmişlerdir. Yerli Fransızlar bu işgalcileri geldikleri yönden dolayı Normanlar olarak adlandırdı. Bu topluluk o dönemlerde Batı Avrupa’da ve Akdeniz’de hakim askerî güç oldular. Normanların haçın gölgesinde ki ilk eylemleri de bu özelliklerine uygun bir mesele sonucunda ortaya çıkmıştı.10. Yüzyıl da İspanya’da yaşanan Hıristiyan-Müslüman savaşında papalık tarikatı olarak da bilinen Clunylerin büyük etkisi ve desteği vardı. Papalıkta resmi olarak Hıristiyanlık sınırlarının genişlemesinden oldukça memnundu, yani İspanyol soylularının yarımadalarını geri alma isteği papalığın dini gereksinimleri ile bağdaşınca Papa Alexandrus II. İspanya’da ki savaşı bir haç savaşı olarak duyurmuştu. Bu kutsal çağrıya büyük liderler biraz uzak kalmışlardı. Bunun en önemli nedeni kralların kiliseye tam olarak güvenememesi ve korkmalarıydı. Bunun sonuçları ileride I. Sefer sırasında da ortaya çıkacaktır. Papalığın bu kutsal savaşa katılımın hediyesi olarak da günahların affolunması kartını öne sürmesi birçok maceraperest batılı şövalyeye yeterli nedeni sunmuş oluyordu. Orta Çağ Avrupası’nda kilise tarafından hoş görülmek çok önemliydi, aforoz yetkisi kişinin tüm hayatını bitirebilecek bir güç halini almış adeta yaşamın can suyu konumuna yükselmişti.. Bunu bilen basit şövalyeler günah affolunması yanı sıra kilisenin gözüne girmeyi büyük bir lütuf ve hayat garantisi olarak görmekteydiler.[9] Fransa’da yer alan ilk çocuk hakkı[10] küçük kardeşlerin şanslarını bu tarz etkileşimlere girmelerine neden oluyordu. İşte bu bağlamda Fransa’dan gelen toprağa bağlı göçebe yağmacı Norman toplumları İspanya’da çok işe yaramış lakin tabiatları gereği güce karşı baş kaldırma potansiyeline sahip olmaları, onların aynı bölgede sürekli kullanımını tehlikeli kılarken, doğru zamanda doğru yere yönlendirilmeleri iplerini elinde tutabilen için oldukça avantajlı bir sonuçtu. Bu yüzden bu Normanların sürekli savaşla beslenmesi en çıkar yol olarak görünüyordu. İşte kontrolü eline alan papalık Normanları İspanya’da olduğu gibi Türklere karşı da kullanabilme fikrini ortaya atmış ve bu fikri kısa sürede işleme koymuştu.

3.3 Avrupa’nın İçinde Bulunduğu Durumun İyileştirilme İsteği

Orta Çağ’ın teknik ve kültürel yapısında ki gelişememişlik hali Katolik Kilisesi’nin dogmatik inancının kesin sonuçlarından biriydi. Coğrafya olarak da Avrupa’nın verimsiz ve sığ bir yapıya sahip olması, yaşayan insanları belirli zorunluluklara tabi olmak zorunda bırakmıştı. Bu durum feodal anlayışın her geçen gün daha da güçlü bir konuma gelmesini ve kilise ile derebeyler ve arasında resmi olmayan ama uygulanan bir anlaşmayı ortaya çıkarmıştı. Hali hazırda bu durum ortadayken bir de Haçlı Seferleri öncesi Avrupa’nın siyasi lideri konumunda olan Kutsal Roma İmparatoru IV. Henrich meselesi varlığını koruyordu. Henrich papalık ile zıt kutuplarda hareket ediyor ve otoritesinin sorgulanmasını istemiyordu. Bu durumdan da arada kalan Avrupalı toplumlar büyük problem yaşıyordu. Bu sıkıntıları yaşayan Avrupalı halk, daha önce de bahsedilen Normanlar gibi kuzey topluluklarının istilalarına, doğudan gelen Türk boylarının baskılarına ve Avrupalı yöneticilerin hakimiyet savaşlarına maruz kalmaktaydı. Bu durumu bazı tarihçiler, Haçlı Seferleri düşüncesinin arka planında zaten Avrupa’da egemen olan bu şiddeti, Hıristiyan olmayanların üzerine yönlendirme politikası olduğunu teşhis etmişlerdir.[11] Ayrıca Urbanus’un Clermont Konsilinde yaptığı konuşmanın bir bölümü de Avrupa’nın yaşadığı sıkıntıları gözler önüne sermektedir: ‘’ Bu memleket(Avrupa) artık sakinlerini doyurmaktan acizdir; onun için mülkü tahrip ediyor ve bitmez tükenmez şekilde birbirinizle savaşıyorsunuz’’ demişti.[12]

Bu durum gösteriyor ki Avrupa 11. Yüzyılda çok zor ve karışık bir durumdaydı papalık da zaten hakim olduğu gücü belki de sonsuzlaştırmak adına büyük bir hamle yaparak aynı zamanda kendine karşı olabilecek sıkıntıları adeta bir hedef değiştirme politikası ile başka yöne yönlendiriyordu. Franklar ile alakalı genel kanıda yer alan onların anlaşmalara riayet etmeyen, para düşkünü ve kendilerine itimat dahi etmeyen bir toplum olarak görülmesi de bu duruma önemli bir örnek teşkil etmektedir.

SONUÇ YERİNE HATIRLATMA

Haçlı Seferleri sürecinin ortaya çıkış fikrinin birçok nedene bağlanması en olası sonuçtur. Yukarıda bahsi geçen üç kriter kutsal sefer anlayışına karşı Avrupa’da ki sosyal ve siyasi yapının ilk tepkileri olarak görülmektedir. Bu nedenleri başat olarak kabul ederek yanı sıra Katolik Kilisesi’nin İsa’nın doğduğu toprakları hakimiyet altına alma gayesi ve Türklere yönelik beslenen düşmanca kanı, Avrupa içinde daha da körüklenmekteydi. Bir taraftan da birçok Avrupalı senyör veyahut kilise erkanını rahatsız eden ve gıpta ettiren bir diğer mesele ise Bizans’ın kendini Roma İmparatorluğu olarak görüp, buna mukabil bir hayat yaşamasıydı. Belki de seferlerin seyri bu yönde bir hakimiyet mücadelesine dahi dönüşebilirdi.

Görüş ve değerlendirmelerinize sunulan yazıda, kitabi bilgiler ışığında döneme damga vuran olay ve düşüncelerin bir bölümü anlatılmaya çalışılmıştır. Seferlerin nedenleri tamamıyla irdelenecek olduğunda, bunları birer başlık altında toplamak oldukça zor olacağı gibi döneme genel ve tarafsız bir bakış açısı sunabilmek en değerli bilgileri edinmemize yardımcı olacaktır.  Dönem ile alakalı az sayıda kronikten çıkarımlar yapılarak onlarca eser ortaya koyulsa da Haçlı Seferleri hala daha araştırılmaya muhtaç bir meseledir. Seferler ile ilgili okuma yapılırken sadece adı doğrultusunda düşünülmemelidir. Çünkü seferler yalnız Hıristiyan değil aynı zamanda Müslüman ve Musevi tarihinde de çok büyük bir dönemi kapsamaktadır. Bundan dolayı seferler tarihi okunurken bazı değer yargıları ön planda tutulmalı ve kesinlikle başat kaynaklar ışığında irdelenmelidir. Bu sayede hem yaşadığımız coğrafyanın hem de günümüz dünya siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yapısının hangi şartlarda ortaya çıkıp nasıl değişimlere gebe olduğunu daha objektif görebiliriz. Yazımızın sonunda dönemin önemli figürlerini başında gelen Müslüman lider Selahaddin Eyyubi’nin haçlılara karşı şu sözü ile son vermek yerinde olacaktır.

 ‘’ Frenklere bakın! Dinleri için nasıl gözleri dönmüşçesine savaşıyorlar; oysa ki biz Müslümanlar cihat yolunda hiç de ateşli değiliz.’’ 

KAYNAKÇA

ASBRIDGE, Thomas, Haçlı Seferleri, SAY Yayınları

ECO, Umberto,  Ortaçağ, Barbarlar, Hıristiyanlar, Müslümanlar, Alfa Tarih

DEMİRKENT, Işın, Haçlı Seferleri,

LAMB, Harold, Demir Adamlar ve Azizler, Haçlı Seferleri I, Parola Yyaınları

Peter Tudebodus Kroniği, Bir Tanığın Kaleminden Birinci Haçlı Seferi, Kudüs’e Yolculuk, Çev. Süleyman Genç, 2019

RUNCIMAN, Steven, Haçlı Seferleri Tarihi Cilt I, Türk Tarih Kurumu

Willermus Tyrensis  Haçlı Kroniği Kroniği Cilt I, Başlangıçtan Kudüs’ün Zaptına Kadar, Çev. Engin Ayan


[1] ECO, Umberto, Ortaçağ, Barbarlar, Hıristiyanlar, Müslümanlar, Alfa Tarih

[2] RUNCIMAN, Steven, Haçlı Seferleri Tarihi, Cilt I, Türk Tarih Kurumu

[3] Mansi, Concilia, XIV.   RUNCİMAN, Steven Haçlı Sfereleri Tarihi Cilt I.

[4] Simonie kilise ofisleri, roller veya kutsal şeyler satma eylemidir

[5] Bu nutuk haçlı kronikçilerinden beş kişi tarafından da verilmektedir. Fulcerıus, Monachus, Novigenti, Dolensis ve Willermus.

[6] Willermus Tyrensis Kroniği fasıl 15, AYAN, Engin

[7] ‘’Tanrı böyle istiyor’’ Papa II. Ur

banus’un Clermont kosilinde kullandığı motto.

[8] Willermus Tyrensis Kroniği Cilt I

[9] Haçın Gölgesinde, ÇELEBİ, Niyazi Okan, Luna Yayınları, 2020

[10] Bu anlayış feodal beyin topraklarının yönetim hakkının en büyük erkek çocuğua kalıyor olmasıydı. Haliyle diğer çocuklar ya abilerinin kontrolünde bir hayat yaşayacak ya da kendilerine yeni bir yol çizmek zorunda kalacaklardı.

[11] Peter Tudebodus Kroniği, Bir Tanığın Kaleminden Birinci Haçlı Seferi, Kudüs’e Yolculuk, Çev. Süleyman Genç, 2019

[12] Runciman, Steven Haçlı Seferleri Tarihi Cilt I, Türk Tarih Kurumu

Anadolu Tarih

Anadolu Tarih'in resmi hesabıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu