Dünya Tarihi

Kudüs Haçlı Krallığı (1099-1187)

Konuk Yazar: Nevzat Çin

NEVZAT ÇİN*

                             *Necmettin Erbakan Üniversitesi Ortaçağ Yüksek Lisans

Doğu Roma İmparatorluğu’nun 1071 yılında Malazgirt Savaşı’nı kaybetmesiyle Anadolu’ya çoğalarak devam eden Türk akınları, Doğu Roma İmparatorluğu’nu yardım istemeye mecbur kılmıştır. Bu mecburiyeti fırsat bilen Papa II. Urban 1095 yılında topladığı konsil ile bir ‘‘Haçlı Seferi’’ni başlatır.

Bu sefere ilk önce keşiş Pierre L’Eremite idaresindeki düzensiz bir nevi çapulcu Haçlı kitleleri harekete geçer. Fransız, Alman ve İtalyanlardan oluşan yaklaşık 20 bin kişilik bu kitle 1 Ağustos 1096 yılında Doğu Roma İmparatorluğu başkenti Konstantiniyye’ye varır fakat disiplinsiz olan bu Haçlı kitlesini Aleksios Komnenos Boğaz’dan geçirir. Boğaz’dan geçen bu Haçlı kitlesi[1] Türkiye Selçuklu Sultanı I. Kılıçarslan’ın önderliğindeki Selçuklu ordusuyla Drakos geçiti’nde karşılaşır ve Drakon Savaşı adı alan bu savaşta Haçlı kitlesinin çoğu öldürülürken bir kısmı da esir edilir. Bu Haçlı kitlesinin önderi olan keşiş L’Eremite ise kaçmayı başararak Dük Godefroi’nin ordusuna katılır.

Bu Haçlı kitlelerinin ağır bir yenilgi almasıyla Avrupa’da dükler, şövalyeler ve ağır zırhlı askerlerden bir araya getirilen öncekilerin aksine iyi bir disipline sahip, savaşmayı bilen bir ordu oluşturulur[2]. Bu sefere Dük Godefroi de Bouillon ile kardeşi Baudouin de Boulogne, Bohemond ile yeğeni Tankred, Raymond de St. Gilles gibi liderler katılır. Konstantiniyye’ye gelen liderler Doğu Roma İmparatoru Aleksios’a bağlılık yemini edip boğazı geçerler[3]. Böylelikle Haçlıların Müslümanlardan ele geçirdiği yerlerin Doğu Roma İmparatorluğu’na kalacağını düşünen Aleksios yanılır.

Haçlı liderleri Boğaz’ı geçtikten sonra ilk iş olarak Türkiye Selçuklu Devleti’nin başkenti olan İznik’i kuşatırlar. İlk gelen çapulcu, düzensiz Haçlı kitleleri sebebiyle Haçlı ordusunu küçümseyen ve Sultan I. Kılıçarslan Malatya seferine çıkan, gelen haber üzerine İznik’e doğru geri dönmeye çalışır. Lakin 1 ay kuşatmadan sonra şehrin düşeceğini anlayan Türkler İznik’i Haçlılara değil de gizlice haber göndererek 19 Haziran 1097’de Doğu Roma İmparatorluğu’na teslim ederler. Bunun üzerine Haçlılar mal, mükafat kazanamasa da İznik’in alınması morallerini yükseltir. İznik’i aldıktan sonra Haçlılar Konya, Ereğli, Maraş güzergahında ilerlemek üzere yola çıktıklarında Eskişehir yakınlarında Dorylaion Savaşı adını alacak savaşta I. Kılıçarslan ve ordusuyla karşılaşır. Savaşı kaybeden Kılıçarslan farklı bir taktiğe, Türkmenler vasıtasıyla vurkaç taktiği ile Haçlılar ile mücadele etmeye karar verir.

Dorylaion’da Selçukluları mağlup eden Haçlılar önce Konya’da Meram’a, daha sonra Ereğli’ye ulaşırlar. Burada birkaç gün dinlendikten sonra Bohemond’un yeğeni Tankred ve Godefroi’nin kardeşi Baudouin Toroslar üzerinden devlet kurmak düşüncesi ile Ermenilerin yoğun bulunduğu bölgelere giderken Haçlı ordusu ise Maraş üzerinden Antakya’ya giderler.

Bu sırada Urfa hâkimi Ermeni Thoros Dük Godefroi’nin kardeşi olan Baudouin’i Urfa’ya davet eder, kısa bir süre sonra düzenlenen komplo sonucu Thoros öldürülünce yerine Baudouin geçer ve 10 Mart 1098’de Urfa Haçlı Kontluğu’nu kurar[4].

Diğer bir yandan ise Antakya’yı kuşatan Haçlı ordusu Yağısıyan’ın çabaları ve savunması ile aç, susuz bir şekilde zor durumda kalır. Tam bu sırada Bohemond Antakya’da bir burcun savunmasını yapan Firuz isimli bir Ermeni ile anlaşır. Fakat Bohemond bunu diğer liderlere söylemez ve toplantıya tüm liderleri çağırarak ‘‘Antakya’ya ilk giren kim olursa Antakya onun olsun’’ der. Bunu tüm liderler de kabul eder. 2 Haziran gecesi Bohemond Firuz sayesinde içeri girmesiyle sabahında Antakya’ya hâkim olur[5]. Yağısıyan kaçmayı başarırken ailesi iç kaleye çekilse de sonradan gelen Kürboğa ve ordusunun bir başarı sağlayamaması sebebiyle iç kalede Haçlılar tarafından alınır ve Antakya Haçlı Prinkepsliği kurulur.

Bu sırada Haçlı tehlikesinden faydalanan Fatımiler Kudüs’ü Artukoğlu İlgazi ve kardeşi Sökmen’in çabalarına rağmen alır. Haçlı ordusu ise Kudüs’ü Godefroi’nin önderliğinde diğer Haçlı liderlerinin de katılımıyla 7 Haziran 1099’da kuşatır. Yaklaşık 1 ay kuşattıktan sonra 15 Temmuz 1099’da Kudüs’ü alır. Haçlılar Kudüs’e girer girmez Müslüman kıyımına başlar. İbnü’l Esir’in dediğine göre 70 binden fazla Müslüman Mescid-i Aksa’da öldürülür.

17 Temmuz 1099’da Fatımilerden gelebilecek saldırılara hazırlık yapmaları için Kudüs’e bir yönetici seçmek adına Haçlılar bir toplantı gerçekleştirir. İlk olarak hükümdarlık için Raymond’a teklif ederler fakat Raymond teklifi kabul etmeyince Godefroi ‘‘Kutsal Mezarın Savunucusu’’ unvanıyla tahta çıkar[6]. Kudüs’ün Patriği de Arnoul de Rohes olur. Arnoul 3-4 ay gibi kısa bir süre sonra azledilir ve yerine Daimbert geçer.

Haçlılar Kudüs’ü almalarına rağmen kısa bir süre sonra Fatımilerin Kudüs’ü almak için harekete geçtiğini ve Askalan’a yaklaştığını öğrenirler. Bunun üzerine hemen harekete geçen Haçlılar 12 Ağustos 1099’da Fatımiler ile Askalan’da karşılaşırlar. Haçlılar Fatımileri bozguna uğratmakla kalmayıp kaçışan askerleri de katlederler. Bu savaşı kazanan Haçlılar Kudüs’te tam bir hakimiyet sağlarlar[7]. Haçlı liderlerinin anlaşamaması sonucu alınan zafere rağmen Askalan Fatımilerin elinde kalır.

Kutsal Mezarın Savunucusu Godefroi ilk iş olarak Yafa ve Kayseriye şehirlerinin ortasında bulunan Arsuf’u kuşatır fakat başarısız olunca kuşatmayı kaldırarak farklı bir taktik uygular. Ordusunu ikiye ayırarak Arsuf’un iki yakasını da talan ettirir. Bunun üzerine ikmal yerleri de talan edilen Arsuf şehri 1100 yılında Kudüs Haçlı Krallığı’na boyun eğer ve yıllık haraç vermek üzere anlaşılır.

Godefroi’nin Arsuf’u itaat altına alışını öğrenen Askalan, Akka ve Kayseriye emirleri de Godefroi’ye itaatini bildirir. Böylelikle denize kıyısı olan dört şehir Kudüs Haçlı Krallığı’na haraca bağlanır. Buradaki itaatlik topraklarına katma olarak anlaşılmasın bu şehirleri sadece haraç karşılığında bir nevi saldırmazlık anlaşması oluyor.

Venediklilerin Yafa limanına gelmesiyle Godefroi Venedikliler ile bir ticaret anlaşması yapar. Bu anlaşmaya göre Venedikliler Kudüs Haçlı Krallığı topraklarında serbest ticaret yapabilirken Venedikliler ise Godefroi’ye belirli bir miktar vergi ödeyecektir[8]. Lakin bu anlaşmayı yaptıktan kısa bir süre sonra hastalanan Godefroi 18 Temmuz 1100’de ölür.

Godefroi’nin ölümüyle kardeşi Urfa Kontu olan Baudouin’e haber yollanır. Bohemond’un yeğeni Tankred ve Kudüs Patriği Daimbert Baudouin’in tahta geçmesini istemese de Kudüs’te bulunan yöneticiler Baudouin’in kral olmasını ister. Nitekim Urfa’dan yola çıkan Baudouin ve ordusu Kudüs’e doğru ilerlerken Beyrut yakınlarında bulunan Köpek Nehri’nin civarında Dımaşk Emiri Dukak ve ordusu ile savaşır. Savaşı zor da olsa Baudouin kazanır. Bu savaş sonrası Kasım ortalarında Kudüs’e ulaşan Baudouin birkaç gün durduktan sonra Askalan ve doğusuna keşif seferine çıkar. Buraları ele geçirmeyen Baudouin Fatımi valilerine gözdağı vererek bölge hakkında bilgi toplayıp Kudüs’e döner. 25 Aralık’ta da Kudüs Patriği Daimbert’in elinden tacı giyerek ilk Kudüs Kralı olur. Burada Godefroi Kudüs Haçlı Krallığı’nın ilk hâkimi olmasına rağmen kendisine kral değil de Kutsal Mezarın Savunucusu unvanını kullanır. Bu sebeple ilk kral unvanı alan Baudouin olur. Kudüs Kralı Baudouin Urfa Haçlı Kontluğu’na ise ailesinin soylu bir mensubu ve aynı zamanda bir sonraki Kudüs Kralı olacak olan Baudouin de Bourg’u geçirir.

Kudüs Kralı Baudouin’in ilk icraatı 1101 yılında bölgeye gelen Cenevizliler ile bir ticaret anlaşması yapmasıdır. Bu anlaşma ile Cenevizlilere birtakım imtiyazlar verirken kendisi de Akdeniz’de rahat hareket edebilecektir.

Cenevizlilerle yapmış olduğu anlaşmadan çok geçmeden ağabeyi Godefroi zamanında haraç vermek üzere itaat altında olan Arsuf’u kendisi karadan Cenevizliler ise denizden olmak üzere kuşatır. Pek fazla direnemeyen Arsuf şehri Kral’a teslim edilir. Kral Baudouin ise halkın canına kastetmeden ahalinin Askalan’a gitmesine izin verirken Arsuf şehrine garnizon yerleştirerek Kayseriye’ye gider[9]. Kayseriye’ye gelip kuşatan Kral Baudouin, şehrin surları çok sağlam olsa da yaptırdığı kuşatma aletleri sayesinde 17 Mayıs 1101’de Kayseriye’yi de topraklarına katar.

Kayseriye’nin alınmasından birkaç ay geçmişken, Fatımilerin Askalan’daki mağlubiyetinin rövanşını ve kaybetmiş oldukları toprakları geri almak amacıyla Filistin’in merkezinde bulunan Remle’ye doğru harekete geçtiğini öğrenen Kral Baudouin ordusunu toplayıp ileri gelenler ile yapmış olduğu toplantı sonucu ilk kendilerinin saldırması gerektiği kararı alır ve Remle’ye yaklaşan Fatımilere karşı bir saldırıda bulunur. 7 Eylül 1101’de yapılan bu savaşta bir kez daha yenilen Fatımi ordusu gelecek yıl bir kez daha saldırmak üzere geri çekilir.

Remle Savaşı’ndan yaklaşık sekiz ay gibi bir süre geçtikten sonra Fatımi ordusu yeniden Remle’ye saldırmak üzere yola koyulur. Kral Baudouin ise bu gelen ordunun sayısının az olduğunu düşünerekten yanına aldığı yaklaşık 400 kişilik bir ordu ile Remle’ye ulaşır. Remle’ye geldikten sonra Fatımi ordusunun sayısının fazla olduğunu görse de geri çekilmez ve saldırır. Bunun üzerine yanındaki birkaç önemli kişilerin bile öldürüldüğü bu ikinci Remle Savaşı’nda ağır bir yenilgi alır. Canını zor kurtaran Kral Baudouin Yafa’ya kaçmak zorunda kalır. Yafa’ya kaçan Kral Baudouin hemen Tankred ve Urfa Kontu Baudouin’e mektup yollayarak yardım ister. Gelen yardım ile Askalan civarında Fatımilerle savaşan Kral ve ordusu savaştan galip gelirler ve Fatımilerin geri çekilmesini sağlarlar.

1103 yılında limanı olması sebebiyle Fatımilerde bulunan Akka’yı kuşatan Kral Baudouin kale ve surların çok sağlam olması ve Fatımilerin yardıma gelmesi sebebiyle başarısız olur ve kuşatmayı kaldırır. Lakin bir yıl sonra burayı yeniden kuşatan Kral Baudouin Fatımiler daha yardıma gelemeden 20 gün gibi kısa sürede 26 Mayıs 1104’te Akka’yı ele geçirir.

Bu sırada Dımaşk’ta Dukak’ın oğulları Ertaş ve Tutuş’un ölümüyle Selçuklu hanedanı kimse kalmaması sonucu Atabey Tuğtekin iktidarı sağlar ve ismi ile anılan atabeyliğini kurar.

Fatımiler Haçlılara karşı almış olduğu Remle savaşlarındaki mağlubiyetler ile daha fazla ordu toplayıp Haçlılara tekrar saldırmak istemesiyle Tuğtekin tarafından bir destek birlik sağlar ve 27 Ağustos 1105’te Kudüs Haçlılarına Remle’de savaşa girişir. Bu savaşta Fatımiler yine büyük bir bozguna uğrar ve Askalan’a çekilir. Bu savaşın önemi ise Fatımilerin Filistin bölgesini Haçlılardan almak için giriştiği son büyük girişim olur[10]. Bundan sonra Fatımiler vurkaç taktiği uygularlar.

Aynı yıl içerisinde Kudüs Haçlı Krallığı’nın genişleme politikası sonucu Taberiye Gölü’nün civarında yapmış oldukları el-Al Kalesi Tuğtekin tarafından ele geçirilir, kalede bulunan Haçlıların çoğu öldürülür ve kale yıkılır.

1108 yılında Kudüs Kralı Baudouin ile Tuğtekin arasında on yıllık bir anlaşma yapılır. Anlaşmaya göre Taberiye Gölü’nün doğusunda bulunan Aclun ve Sevad bölgesinin gelirleri eşit şekilde paylaşılır fakat 1113 yılında Kudüs Kralı Baudouin’in Dımaşk bölgesine saldırmasıyla anlaşma bozulur.

1111 yılına gelindiğinde ise Kral Baudouin Beyrut’u kuşatır ve 3 aya yakın bir kuşatmadan sonra Beyrut’u alır. Aynı yıl bir diğer sahil şehri olan Sayda’yı da topraklarına katan Kral Baudouin Sur ve Askalan şehirleri dışında Filistin’deki tüm sahil şeridine sahip olurlar.

Aynı yıl cereyan eden bir diğer olay ise Sur şehrinin Kudüs Kralı Baudouin tarafından kuşatılmış olmasıdır. Uzun süren kuşatma gerek Tuğtekin’in yardıma gelmesi gerekse uzun süre boyunca kuşatmanın ilerlemesi üzerine Kral kuşatmayı kaldırır ve Akka’ya çekilir.

Dımaşk Atabeyi Tuğtekin’in 1113 yılında Haçlılara karşı bir mücadele için Emir Mevdud’a bir mektup yollar. Emir Mevdud ise bir yıl önceki başarısız Urfa kuşatmasından dolayı Büyük Selçuklu Sultanı Muhammed Tapar’ın gözündeki mahcupluğunu gidermek için daveti kabul eder ve büyük bir ordu ile Kudüs Haçlı Krallığı’nın topraklarından olan Taberiye Gölü’nün yakınına ordugâh kurar. Tuğtekin ve Mevdud önderliğindeki ordu Haçlıları bozguna uğratır. Kudüs Kralı Baudouin canını zor kurtararak kaçar. Bu savaştan kısa bir süre sonra Mevdud bir Batıni tarafından öldürülmesi ile Dımaşk Atabeyi Tuğtekin, Kudüs Haçlı Krallığı ile ikinci bir anlaşma yapar. İlk anlaşmanın aynı hükümleri içeren bu anlaşma yine Kudüs Kralı Baudouin tarafından bozulacağı 1118 yılına kadar sürer.

Kudüs Kralı Baudouin’in önceden almış olduğu yaraların ve aniden rahatsızlanması sebebiyle arkasında Askalan ve Sur şehirleri hariç bir Filistin toprakları bırakarak 2 Nisan 1118’de ölür.

Kral Baudouin’in ölümü üzerine seçkin kişilerin katıldığı bir danışma meclisinde Urfa Kontu Baudouin de Bourg kral seçilir ve Kudüs Haçlı Krallığı’nın ikinci kralı olur. II. Baudouin tahta oturur oturmaz ilk iş olarak Dımaşk Atabeyliği’ne ait Havran’a bağlı Der‘a’ya karşı bir yağma hareketi gerçekleştirir. Tuğtekin’in oğlu Börü Haçlılarla mücadele etse de mağlup olur ve Dımaşk’a çekilir.

1119 yılında Antakya Prinkepsi Roger Halep’in yakınında bulunan birkaç yeri almasıyla Halep Emiri olan Artukoğlu İlgazi Dımaşk Atabeyi Tuğtekin’in de katıldığı büyük bir ordu toplar. Antakya Prinkepsi Roger diğer Haçlı liderlerine yardım için haber gönderse de onları beklemeden Türkler ile savaşa girişir ve kendi dahil tüm Haçlı ordusu öldürülür. Kudüs Kralı II. Baudouin yarı yolda aldığı bu haber üzerine Türklerin üzerine ordusunu götürür. Tell-Danis’te yapılan savaşta İslam kaynakları Türklerin kazandığını söylerken Haçlı ve Ermeni kaynakları savaşın bir sonuca bağlanmadan iki tarafın geri çekildiğini söyler. Kudüs Kralı Baudouin bunun üzerine Antakya Prinkepsi vekaletini II. Bohemond’un hakimiyeti eline alasıya kadar üstlenir ve Kudüs’e döner. Döner Dönmez ise Kudüs şehrine yiyecek sağlayacak Hristiyan ve Müslümanları vergiden muaf tutar. Böylelikle şehrin bolluk yaşamasını sağlar.

Lakin 1123 yılında Kral Baudouin bir önceki yıl Urfa Kontu’nu esir etmiş, bu yıl ise Urfa’nın çevresinde bulunan Gerger ve Samsat şehirlerine akınlar düzenleyen Belek Gazi üzerine sefere çıkar. Sence Köprüsüne yaklaştığında karargâh kuran Kral Baudouin Belek Gazi’nin hücumuna uğrar. Yapılan savaşta Haçlılar öldürülürken Kral Baudouin ise Harput’a daha önce esir edilen Joscelin’in yanına hapsedilir[11]. Bunun üzerine başsız kalan Urfa’nın idaresine Geoffroy, Kudüs Haçlı Krallığı’na ise Eustache Garnier getirilir.

Kral Baudouin’in esir edildiğini duyan Fatımiler denizden ve karadan olmak üzere saldırsa da savaştan mağlup şekilde ayrılırlar. Bu savaştan iki hafta gibi bir süre sonra ise vekaleten yöneten Eustache Garnier ölür ve yerine Taberiye hâkimi Guillaume de Bures geçer.

1124 yılında ise Kudüs Haçlı Krallığı Venedikliler ile bir anlaşma yapar ve anlaşma gereği Venediklilerin de katılımıyla Sur şehrini kuşatır. Sur şehri o sıralarda Fatımilere ait olsa da hamiliğini Dımaşk Atabeyi Tuğtekin yapar. Kuşatma sırasında Fatımiler yardımı Tuğtekin yapsın tavrında olması ve halkın da dayanacak gücü kalmaması üzerine yaklaşık beş ay süren kuşatma halkın teslim olmasıyla 7 Temmuz 1124’te son bulur, şehir Haçlıların olur.

Aynı yıl bir oyunla kaleden kurtulan Joscelin Kral Baudouin’i kurtarmak için söz verse de sözünde durmaz ve topladığı ordu ile Halep civarında yağma da bulunur. Belek Gazi ise Joscelin’in kaçmasından sonra Kral Baudouin ve adamlarını önce Harran’a daha sonra kendisi de Halep’e gelerek Halep’e hapseder. Fakat çok durmadan Halep’te ölünce yerine geçen oğlu Timurtaş Kral Baudouin ile Antakya Prinkepsliği’ne ait birkaç yerin alınması ve kefareti için fidye karşılığında anlaşsalar da Kral Baudouin serbest kalıp Antakya’ya ulaşmasıyla anlaşmayı yerine getirmez. Bunun üzerine Timurtaş bir ordu toplamaya çalışsa da Kral Baudouin’in üzerine gitmez.

Bunun üzerine 1124’ün son aylarında Kral Baudouin bir ordu toplar ve Halep’i kuşatır. Yardıma da Joscelin’i çağırır. Lakin kuşatma uzun sürünce ve netice alınamayınca Halep’e yardıma Aksungur el-Porsuki’nin gelmesiyle Haçlılar geri çekilir ve dağılır.

1129 yılında ise Kral Baudouin veliaht bırakabileceği kimse olmayınca 4 kızından biri olan Melisende’ye Fransa’dan Anjou Kontu V. Foulques’i Kudüs’e getirtir ve evlendirerek tahta varisi belirler. Nitekim çok ciddi bir hastalığa yakalanan Kral Baudouin 21 Ağustos 1131’ de Kudüs’te ölür. Kral Baudouin’in ölümünden 3 hafta gibi bir süre geçtikten sonra kızı ile evlenen Foulques taç giyip Kudüs Haçlı Krallığı’nın yeni kralı olur.

Kral Foulques tahta çıkar çıkmaz Kral II. Baudouin’in kızı, eşi Melisende’nin ise kardeşi olan Alice’in tahtta hak iddia etmesiyle Trablus Kontu Pons da Alice’e destek olur. Kral Foulques bunların üzerine yürür ve yapılan mücadelede Kral Foulques Trablus Kontu’nu ve Alice’i itaat altına alır.

 1137 yılına kadar Kral Foulques diğer Haçlılara karşı hakimiyetini göstermeye çalışır. 1137 yılında Zengi Atabeyi İmadeddin Zengi Trablus Kontluğu’na ait Ba‘rin Kalesi’ni kuşatınca Trablus Kontu Pons’un ölümüyle yerine geçen oğlu II. Raymond Kral Foulques’ten yardım ister. Bunun üzerine yardıma giden Kral ile İmadeddin Zengi’nin ordusu Ba‘rin’de savaşırlar. Yapılan savaştan İmadeddin Zengi galip ayrılırken aynı zamanda Trablus Kontu II. Raymond’u da esir alır. Kral Foulques ise Ba‘rin Kalesi’ne zor sığınır. İmadeddin Zengi kaleyi kuşatsa da Haçlıların yardıma geldiğini ve Bizans İmparatoru İonnes Komnenos’un Antakya’yı kuşatmak üzere yaklaştığını duyunca Kral Foulques ile anlaşma yoluna gider. Ba‘rin Kalesi’nin alınması koşuluyla Trablus Kontu ve esirleri serbest bırakır[12].

1140’ın başında İmadeddin Zengi’nin artan nüfuz ve gücünden rahatsız olan Dımaşk Atabeyliği’nin veziri olan Muineddin Üner ve Kudüs Kralı Foulques aralarında bir ittifak oluşturarak anlaşma yaparlar. Anlaşmaya göre Üner Kudüs Kralı Foulques’e 20 bin Bizans altını ve Banyas’ı verecek buna mukabil Kudüs Haçlı Krallığı ise Dımaşk Atabeyliği’ni İmadeddin Zengi’nin saldırılarından koruyacaktır. Bu anlaşmadan sonra ise Üner ve elçisi Üsame b. Münkız ile Akka’ya giderek ilişkilerini artırmışlardır.

Bu anlaşmadan sonra savunmaya öncelik veren Kral Foulques bu nedenle çeşitli yerlere kaleler inşa ettirir. Nitekim sakin zamanlar geçirirken 1143 yılının Kasım ayında eşi ile kırda yemek yeme arzusuyla kırlara giderken önlerine bir tavşan çıkar, onun peşinden giderken ise atı tökezler ve attan düşen Kral Foulques ağır yaralanır. Akka’ya geri götürülse de birkaç gün sonra ölür.

Kral Foulques’in ölmesiyle eşi Melisende ve 13 yaşındaki oğlu III. Baudouin beraber tahta çıkar. Tahta çıkar çıkmaz ise Kral III. Baudouin ilk seferini Musa Vadisi üzerine giderek gerçekleştirirken burayı da topraklarına katar.

1147 yılında ise Dımaşk Veziri Üner, Havran Emiri Altuntaş’ın elinde bulunan Salhad ve Busra şehirlerini kuşatır. Bunun üzerine Altuntaş Kudüs Haçlı Krallığı’ndan yardım ister. Haçlılar yardıma olumlu karşılık vermesiyle Üner damadı olan Nureddin Zengi’den yardım ister. Busra yakınlarında meydana gelen savaşta Haçlılar bozguna uğratılır. Altuntaş’ın ise gözüne mil çektirilir.

24 Aralık 1144’te İmadeddin Zengi’nin Urfa’yı almasıyla Haçlılar endişeye kapılır ve Antakya Prinkepsi Raymond ve Kudüs Haçlı Kralı III. Baudouin ile annesi Melisende Papa’ya elçi göndererek yardım isterler. Bunun üzerine Papalık tarafından II. Haçlı Seferi başlatılır. Alman Kralı III. Konrad ile Fransa Kralı VII. Louis bu sefer ile 1148 yılında bölgeye gelirler. Akka’da bir toplantı yapan liderler Dımaşk’a saldırma kararı alırlar. Bunun üzerine kuşatmayı başlatan Haçlılar gerek iaşe desteğinden yoksun olmalarından gerekse Üner’in Nureddin Zengi ve kardeşi Seyfeddin Gazi’den istediği yardımın Dımaşk’a yaklaşması üzerine Haçlılar kuşatmayı kaldırır ve geri çekilirler. Haçlılar tarafından bu kuşatmanın başarısız olmasındaki bir diğer sebep ise Dımaşk’ın alındıktan sonra kime verileceği tartışmaları olmuştur.

1152 yılında Kral Baudouin annesinin hakimiyetinden çıkmak ister ve tek başına taç giyer. Bunun üzerine annesi Melisende Nablus’u bir dostuna bırakır ve kendisi de Kudüs’e gider. Lakin Kral Baudouin önce Nablus’u kuşatır ve alır. Aldıktan sonra ise Kudüs’e giderek sanki düşmana saldırır gibi annesinin bulunduğu Kudüs’e saldırır. Bunun üzerine araya girenler sebebiyle bir uzlaşma sağlanır ve annesine Nablus’u verir. Kral Baudouin ise tek başına hakimiyetini başlatır.

1153 yılının ilk aylarında ise Kral Baudouin birçok kez kuşatılmış fakat alınamamış olan Askalan’ı kuşatır. Kuşatma çok uzun sürer. Haçlılar tam vazgeçecekleri anda Fatımilerin yanlışlıkla surların bir burcunu delmesi üzerine tekrar umutlanırlar. Fatımiler ise o burcu tekrar onarmışlarsa da daha fazla dayanacak güçleri kalmayınca Askalan halkının mallarıyla gitmeleri koşulunda şehri teslim ederler. Bu Kudüs Haçlı Krallığı’nın son büyük zaferi olur[13]. Askalan şehri Kral Baudouin’in kardeşi Amaury’e verilir.

1157 yılında ise Nureddin Zengi Banyas üzerine yürür. Şehri ele geçirmesine rağmen Kudüs Kralı Baudouin’in güçlü bir ordu ile yaklaştığını haber almasıyla iç kaleye giremez ve şehre ağır zayiat verip geri çekilir. Fakat şehrin çevresine pusarak Haçlıları bekler. Kral Baudouin Banyas’a gelir gelmez oluşan tahribatı onartır ve kısa bir süre sonra ülkesine doğru yola koyulur. Lakin pusmakta olan Nureddin Zengi tekrar Banyas üzerine hareket etmeyi düşünse de Türkiye Selçuklu Sultanı II. Kılıçarslan’ın güneye yöneldiği haberi üzerine vazgeçer ve Halep’e döner[14].

Kral Baudouin 1162 yılına gelindiğinde ise zehirlenerek ölür. Böylelikle Kral Baudouin Kudüs’ün son güçlü kralı olur. Yerine ise kardeşi Amaury tahta geçer. Kral Amaury ilk olarak 1163 yılında Fatımiler üzerine Mısır’a sefer düzenler fakat Nil Nehri’nin taşma zamanı olduğundan Fatımiler Nil Nehri üzerinde bulunan bentleri açarak Haçlıları geri püskürtür.

Bundan kısa bir süre sonra ise Fatımi eski veziri Şaver’in tekrar vezir olabilmesi için Nureddin Zengi’den yardım ister. Nureddin Zengi bu yardıma olumlu karşılık vererek ünlü komutanı Şirkuh ve yeğeni Selahaddin Eyyubi’yi gönderir. Yardıma giden Şirkuh ve ordusu Fatımi Veziri Dırgam’ı yenerek yerine Şaver’i geçirtir. Lakin Şaver Nureddin Zengi ile yaptığı anlaşmaya uymayınca Şirkuh ve ordusu Fatımilere ait Bilbis şehrini ele geçirir. Bunun üzerine Şaver Kral Amaury’den yardım ister. Kral Amaury bu durumun aleyhinde olduğu düşüncesiyle yardıma olumlu karşılık verir ve Şaver ile birleşip Şirkuh’un bulunduğu Bilbis şehrini kuşatır fakat Nureddin Zengi bu kuşatmayı kaldırabilmek adına Antakya Prinkepsliği’ne ait Harim’i kuşatır. Bunun üzerine Kral Amaury Şirkuh’un Mısır’ı terk etmesi ve aldığı yerleri Şaver’e vermesi koşuluyla kuşatmayı kaldırır[15]. Nureddin Zengi Harim kuşatmasında bozguna uğratır ve aynı zamanda neredeyse tüm Haçlı ordusunu öldürürken başta Antakya Prinkepsi III. Bohemond olmak üzere Trablus Kontu Raymond ve Bizans’ın Kilikya Valisi Koloman’ı esir alır. Nureddin Zengi Antakya’nın Bizans’ın eline geçmemesi için Antakya Prinkepsi Bohemond’u fidye karşılığında bırakırken aynı şekilde Bizans’ın Kilikya Valisi Koloman’ı da 150 ipek elbise karşılığında serbest bırakır.

 1167 yılında Şaver’in Haçlılarla anlaşma yapması üzerine Nureddin Zengi Şirkuh komutasında tekrar bir ordu yollar. Şirkuh’un üzerine gelmekte olduğunu haber alan Şaver ise Kral Amaury’den yardım ister. Kral bu yardıma olumlu karşılık vererek Mısır’a yardıma gelir. Yapılan meydan savaşında Şirkuh ve ordusu Haçlı-Fatımi ittifakını bozguna uğratır. Kral Amaury ve Şaver Kahire’ye kaçarken Şirkuh ve ordusu Sünni Müslümanlarının yoğun bulunduğu İskenderiye’ye gider. İskenderiye’de yeğeni Selahaddin’i bırakarak yanına aldığı az bir ordu ile Kus şehrini ele geçirir. Tam bu esnada Selahaddin amcası Şirkuh yok iken Kral Amaury ve Şaver’in ordusu İskenderiye’yi kuşatır. Selahaddin tam zor durumda kaldığında ise Nureddin Zengi’nin Ureyma, Safita gibi Trablus Kontu’na ait yerleri kuşattığı haberi Kral Amaury’e gelmesi üzerine Kral Amaury Selahaddin ile anlaşma yoluna gider ve Şaver’in iki tarafa da tazminat ödemesi, Selahaddin’in aldığı yerleri geri vermesi ve aynı anda Kral Amaury ile Selahaddin’in Mısır’ı terk etmesi koşulunda anlaşarak kuşatma kaldırılır.

Ertesi yıl Kral Amaury Mısır’ı ele geçirebilmek için bir isyan çıkartır. İsyan başarısız olunca isyancılar Kudüs Haçlı Krallığı’na sığınır. Bunun üzerine Şaver Kudüs’e verilecek vergiyi vermez. Bunun üzerine Kral Amaury ise Mısır’a sefere hazırlık yapar ve 19 Ekim 1168’de harekete geçer. İlk iş olarak Bilbis şehrini büyük katliam, talan ve yağma yaparak işgal ederler. Buradaki kıyımı öğrenen Kahire halkı o kadar korkar ki Haçlıların Kahire’yi kuşattığında kendilerine de aynı yıkımları yapacakları korkusundan şehri başarılı bir şekilde savunurlar. Bu sırada Şaver’de Nureddin Zengi’den yardım ister. Lakin Nureddin Zengi Şaver’e güvenmediğinden Fatımi Halifesi olan El Adıd Lidinillah’tan birtakım anlaşmalar için yemin aldıktan sonra Şirkuh ve Selahaddin Eyyübi’nin de bulunduğu bir ordu yollar. Kudüs Kralı Amaury gelen ordu karşısında duramayacağını anlayınca Filistin’e geri döner. Böylelikle Kral Amaury başarısız şekilde dönerken aynı zamanda Fatımi Halifesinin isteği üzerine Şaver öldürülür ve vezirliğe Şirkuh getirilir.

Bu seferden bir yıl sonra 12 Aralık 1170’te Selahaddin Eyyübi Kudüs Haçlı Krallığı’nın Kızıldeniz’e açılan kapısı olan Eyle’yi kuşatır. Burayı 10 gün gibi kısa bir sürede burayı ele geçirir.

1174 yılında Nureddin Zengi’nin ölümünü fırsat bilen Kral Amaury Banyas’ı kuşatsa da Müslümanların Selahaddin Eyyübi’yi çağırmakla tehdit etmesi üzerine geri çekilir. Geri çekilirken de dizanteri nöbetine girmesi ve Kudüs’e döndüğünde ise çok kötü hasta olmasıyla burada çok fazla gün geçmeden ölür.

Kral Amaury’nin ölmesiyle yerine oğlu IV. Baudouin kral seçilir. Kral Baudouin küçük yaşlarda cüzzam hastalığına yakalanır ve büyüdükçe de bu hastalığı ilerler. Kral Baudouin daha küçük yaşlarda olduğu için Trablus Kontu Raymond Kudüs Haçlı Krallığı’na naip olur. İki yıl boyunca naiplik yapan Kont Raymond Selahaddin’in ilerlemesini engellemeye çalışsa da başarılı olamaz. 1176 yılında Kral Baudouin’in 16 yaşına basması üzerine Kont Raymond naiplik görevini bitirir. Kral Baudouin ilk ciddi sınavını 1177’de Selahaddin’in ordusu ile Tell Gezer veya diğer bir isimle Mont Gisard’ta yapmış olduğu savaşta verir. Bu savaşta Haçlılar Selahaddin ve ordusunu bozguna uğratır.

1179 yılında ise tekrardan Beyrut’un civarında Selahaddin ve ordusuyla karşılaşan Haçlılar bozguna uğrarken Trablus Kontu Raymond ve Kral Baudouin zar zor kurtulur. Bu savaşın ardından Kudüs Kralı Baudouin Selahaddin ile iki yıl sürecek bir ateşkes anlaşması yapar. Bu sırada Kral Baudouin’in hastalığı ilerler ve elleri ile ayakları tutmazken gözleri de görmemeye başlar. Bunun üzerine toplanan heyet Kral Baudouin’in kız kardeşinin eşi olan Guy de Lusignan’ın Krallığın Kudüs dışındaki topraklarında söz sahibi yapar.

1184 yılına gelindiğinde ise Selahaddin Eyyübi ordusunu toplar ve Mısır ile Filistin’in merkezinde olan Kerek’i kuşatır. Selahaddin Eyyübi kalenin çevresini ele geçirse de kalenin çevresine kazılan hendeklerin olması sebebiyle alamaz. Kral Baudouin’in yardıma geleceği haberleri üzerine Selahaddin Eyyübi kuşatmayı kaldırır.

Bunlar yaşanırken bir de Kudüs Haçlı Krallığı içindeki sıkıntılarla uğraşmak zorunda kalır. Guy de Lusignan ile Kral Baudouin’in arası açılır ve Guy’ı naiplikten alır. Bir de veliaht olarak kız kardeşinin oğlu V. Baudouin’i seçer. Ona naiplik edecek kişi ise yeniden Trablus Kontu Raymond olur. Kral IV. Baudouin’in yeğeni V. Baudouin’e soylular ve Krallığın ileri gelenleri sadakat yemini ederler ve taç giydirilir. Nitekim Kral IV. Baudouin’in hastalığı iyice artmasıyla 1185 yılında ölür ve yerine yeğeni V. Baudouin’in hakimiyeti başlar. Lakin daha küçük yaşta olan Kral Baudouin tahta çıkmasından bir yıl sonra bilinemeyen bir sebepten dolayı ölür. Naiplik yapan Trablus Kontu Raymond ise tam Krallıkta söz sahibi olacak iken Kral Baudouin’in ölmesi ile eli boş olarak topraklarına döner. Kudüs Krallığı’na ise küçük kralın annesi Sibylle ve Sibylle’in eşi Guy de Lusignan taç giydirilerek tahta oturtulur.

Bu hadise ile Krallık büyük çaplı bir iç karışıklığa ve içte parçalanmaya sebebiyet verir. Guy de Lusignan’ın birkaç adamı dışında seveni yoktur. Bu sebeple de isyanlar patlak verir. Trablus Kontu Raymond Kral Guy’a sadakat yeminini etmez. Bir de Raymond naip iken Selahaddin ile ateşkes anlaşması yapmıştı lakin Kerek Valisi Renaud de Chatillon’un Müslüman tüccarları esir alması ve kervanı yağmalaması üzerine Selahaddin tehlikesi kapıda iken Krallık zor durumda kalır.

Nitekim Selahaddin Eyyübi yanına Harran ve Urfa Emiri Muzafferüddin Gökbörü’yü de alarak sefere başlar. Bunun üzerine Kral Guy ise tüm Haçlıları toplar. Selahaddin Eyyübi ve ordusu ilk olarak Taberiye’yi kuşatır ve kısa sürede burayı alır. Bunu duyan Haçlılar Taberiye’yi almak için yola koyulur fakat Selahaddin Eyyübi Taberiye’ye gelen Haçlıların güzergahını casusları vasıtasıyla öğrenir. Bunun üzerine Hıttin’e ordusunu sürer. Haçlılar Hıttin’e gelirken sulak yerler bulamadığı için susuz kalırlar ve güçleri tükenir. Nitekim 4 Temmuz 1187’de iki ordu karşılaşır. Trablus Kontu Raymond savaşı kazanma ümitlerinin olmadığını anlayınca savaş meydanını terk eder. Neticede bu savaşta Haçlılar büyük bir bozguna uğrar. Kral Guy, Kerek Valisi Renaud gibi Haçlı liderler de esir edilir. Renaud ve Templier Şövalyelerini öldürülür.

Hıttin’den sonra Krallığın diğer şehirlerini almak için harekete geçen Selahaddin Eyyübi 9 Temmuz’da Akka’yı alır. Daha sonra Celile’yi kuşatır ve alır. Aynı zamanda Selahaddin Eyyübi’nin kardeşi el-Melikü’l-Adil ise Mısır’dan harekete geçerek Yafa’yı kuşatır ve alır. Selahaddin Eyyübi ise Kayseriye, Hayfa, Nablus, Sayda, Beyrut ve Cübeyl’i alır. 1187 yılı ağustos sonuna gelindiğinde ise Kudüs Haçlı Krallığı’nın elinde sadece Kudüs, Sur, Askalan, Gazze gibi şehirler kalır.

Selahaddin Eyyübi hız kesmeden bir sonraki durağı olan Askalan’ı kuşatır. Kısa bir kuşatmadan sonra Selahaddin yanında getirdiği esir Kudüs Kralı Guy’ın Askalan hakimine tembihi ile şehri alır. Ardından Gazze’ye yönelen Selahaddin Eyyübi burayı da kolayca alır. Daha sonra asıl kuşatma olan Kudüs kuşatmasına yönelen Selahaddin Eyyübi burayı 20 Eylül günü burayı kuşatmaya başlar. Bir hafta boyunca çatışan iki taraf Haçlılardan eman istemeye gelen elçi ile durur. Gelen elçinin eman istemesine Selahaddin razı olmayınca bu sefer Mescid-i Aksa başta olmak üzere tahrip edeceklerini söylemesiyle Selahaddin Eyyübi bu kararından vazgeçer ve esirlerin fidye karşılığında satılması şartıyla eman vermeyi kabul eder. Bunun üzerine Kudüs 2 Ekim 1187 gününde Müslümanların eline geçer[16]. Kudüs’ten sonra Haçlılarda kalan tek yer olan Sur’u defalarca kuşatan Selahaddin Eyyübi burayı alamaz. Buranın alınamaması sonucu III. Haçlı seferine sebebiyet verirken ve bu sefer Haçlıların bu bölgede tutunabilmesini sağlamaktadır.


[1] Ergin Ayan, Anonim Haçlı Tarihi, Selenge Yayınları, İstanbul 2013, s. 33.

[2] Muharrem Kesik, Selçukluların Haçlılarla İmtihanı, Timaş Yayınları, İstanbul 2018, s. 24.

[3] Aydın Usta, Çıkarların Gölgesinde Haçlı Seferleri, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2016, s. 60.

[4] İlhan Aslan, Anonim Süryani Kroniği, Post Yayınları, İstanbul 2019, s. 17-18.

[5] Kesik, a.g.e., s. 62.

[6] Sevtap Gölgesiz Karaca, Kudüs Haçlı Krallığı, TTK, Ankara 2020, s. 57.

[7] Gölgesiz Karaca, a.g.e., s. 61.

[8] Gölgesiz Karaca, a.g.e., s. 68.

[9] İlcan Bihter Barlas, Fulcherius Carnotensis. Kudüs Seferi, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2009, s. 134-135.

[10] Steven Runciman, Haçlı Seferleri Tarihi, TTK, Ankara 2019, s. 74.

[11] Urfalı Mateos, Urfalı Mateos Vekayi-Namesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162), Ankara 2000, s. 272-273.

[12] Birsel Küçüksipahioğlu, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, İstanbul 2007, s. 139-140.

[13] Runciman, a.g.e., II, s. 283-284.

[14] Mustafa Eğilmez, Musul ve Halep Atabeyi Nureddin Mahmud, Türkler Ansiklopedisi, IV. Cild, s. 1330.

[15] İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-tarih, XI, İstanbul 1987, s. 243-245.

[16] Ahmet Deniz Altunbaş, Ernoul Kroniği, Haçlı Seferleri Tarihi, İstanbul 2019, s. 212.

KAYNAKÇA

ALTUNBAŞ Ahmet Deniz, Ernoul Kroniği, Haçlı Seferleri Tarihi, İstanbul 2019

ASLAN İlhan, Anonim Süryani Kroniği, Post Yayınları, İstanbul 2019

AYAN Ergin, Anonim Haçlı Tarihi, Selenge Yayınları, İstanbul 2013

BARLAS İlcan Bihter, Fulcherius Carnotensis. Kudüs Seferi, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, İstanbul 2009

EĞİLMEZ Mustafa, Musul ve Halep Atabeyi Nureddin Mahmud, Türkler Ansiklopedisi, IV. Cild

GÖLGESİZ KARACA Sevtap, Kudüs Haçlı Krallığı, TTK, Ankara 2020

İbnü’l-Esir, el-Kâmil fi’t-tarih, XI, İstanbul 1987

KESİK Muharrem, Selçukluların Haçlılarla İmtihanı, Timaş Yayınları, İstanbul 2018

KÜÇÜKSİPAHİOĞLU Birsel, Trablus Haçlı Kontluğu Tarihi, İstanbul 2007

RUNCİMAN Steven, Haçlı Seferleri Tarihi, I-II, TTK, Ankara 2019

Urfalı Mateos, Urfalı Mateos Vekayi-Namesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162), Ankara 2000

USTA Aydın, Çıkarların Gölgesinde Haçlı Seferleri, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2016

Anadolu Tarih

Anadolu Tarih'in resmi hesabıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu