Türk Tarihi

Zafere Giden Yol: Malazgirt

Tarihte her savaş, öncesinde yaşanan sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal olayların sonucunda doğmuştur. Bu yıl 950. yıldönümünü kutlayacağımız ve bugünün temellerinin atıldığı Malazgirt Zaferi de bu savaşlardan biridir. Malazgirt Savaşı’nın taraflarından biri olan Bizans İmparatorluğu’nu mağlubiyete götüren sebepler kadar savaşın galibi Büyük Selçukluları da zafere götüren birçok sebep vardır. Bu yazımızda Malazgirt zaferine uzanan yol öyküsüne değineceğiz. Keyifli okumalar!

  II. Basileos’un ölümünün ardından Bizans tahtına onun diplomatik gücüne eş değer herhangi bir imparator adayının gelmemesi, bu boşlukla beraber devletin içten ve dıştan olmak üzere bir takım olumsuzluklarla karşılaşması Bizans İmparatorluğu’nun muhteşem devrinin sonunun habercisi olmuştur. Dukas hanedanlığı döneminde sivil partinin güç sahibi olmasıyla senatör sayısı gereğinden fazla artmıştır. Vergi sistemi bozulmuş ve maliye memuriyetini para ile satma yoluna gidilmiştir. Memurların bitmeyen talepleri devleti zor duruma düşürmeye başladığında, ordu ihmal edilmiş ve bununla sınırlı kalmayarak orduda tasarruf süreci başlatılmıştır. Kısacası üst tabakanın doyumsuz hedefleri, devletin asıl ihtiyacı olan orduyu bozma yoluna gitmiştir.

Denilebilir ki devlet fakirleşirken üst tabaka zenginleşmiştir. İmparatorluğun içinde bu şekilde yıkıma giden bir süreç yaşanırken, dışta da sınırlar tehlike altına girmiştir. Bir yanda Norman tehlikesi ile mücadele edilirken, diğer yandan Macarlar’ın Belgrad’ı işgal etmesi durumu karmaşık bir hale sokmuştur. Bu dönemde birleşen ve beraber hareket eden Oğuzlar ve Peçenekler ise Balkanlar’da tehlike oluşturmuş bir başka sorun olarak göze çarpmaktadır. Oğuzlar ve Peçeneklerin Yunanistan’a kadar ilerledikleri, bölge halkının neredeyse Avrupa’ya göç etmesine sebep oldukları bilinen bir gerçektir. Onları durdurmanın tek yolu ortaya çıkmış bir salgın hastalıkla mümkün olmuştur.[1] Tüm bu yaşananlar arasında Bizans İmparatorluğu için en büyük tehlike, doğu sınırlarında baş gösteren Selçuklu Türkleri’nin varlığı olmuştur. Selçukluların İslam dünyasının siyasi lideri konumuna gelmesi ve her an Bizans İmparatorluğu’nun müttefiki sayılabileceğimiz Fatımileri alt edebilecek olması onların tehlike olarak görülmesinin sebeplerinden biri olmuştur. Üstelik boş ve korumasız kalan bereketli Anadolu toprakları ve geri plana atılmış ordunun bıraktığı boşluk doğu sınırını korumasız hale getirmiş, bulundukları bölgeye sığmayan Türkler için hedef haline gelmiştir. Kendilerine karşı koyabilecek güçle karşılaşmayan Selçuklular zamanla Anadolu topraklarının hakimi olmuşlardır.

Türklere Açılan Anadolu Kapısı

   Bizans İmparatorluğu yukarıda sayılan sebeplerden ötürü yavaş yavaş çöküşe giderken Büyük Selçuklular ise her yönden güçlenmeye başlamıştır. 1040 yılında kazanılan Dandanakan zaferi Selçuklulara büyük bir zenginlik katarken siyasi anlamda güç sahibi olmalarını ve devletin resmileşmesini sağlamıştır. Aynı zamanda bu zaferin Türklere Anadolu topraklarına giden yolu açtığını söylemek de yanlış olmayacaktır. Böylece Selçukluların genişleme ve yayılma siyaseti batıya doğru yönelmiştir. Artık bulunduğu bölgeye sığmayan Türkmenler, melikler ve beyler öncülüğünde batıya doğru düzenlenen seferlerin içerisinde yer almışlardır.

Bu seferlerden biri Malazgirt’e giden yolda ehemmiyeti büyük olan ve psikolojik olarak Bizans İmparatorluğu’nun yenilebileceğini kanıtlayan, 1048 yılında gerçekleşen Pasinler Savaşı olmuştur. Bu savaşın ardından gelen Tuğrul Bey’in Bağdat’a girmesi ve İslam dünyasının siyasi lideri konumuna gelmesi, Bizans İmparatorluğu’nun doğuda bulunan en sağlam şehri olan Ani’nin zapt edilmesi Selçukluların gücüne güç katmıştır. Ani’nin zaptı Selçukluları sevindirirken, Hıristiyan dünyasını büyük bir hüzne boğmuştur.[2] Çünkü Selçuklular ve Bizans arasındaki tampon bölge kalkmış Anadolu ve Kafkasya’ya yapılan akınlar fethe dönüşmeye başlamıştır. İşte sayılan tüm bu sebepler her iki devleti Malazgirt’te karşı karşıya getirmiştir.

  Bizans İmparatorluğu için tehlikeler devam ederken İmparator Konstantinos Dukas ölmüş ve hükümdarlık hakkı oğulları küçük olduğu için eşi Eudokia’nın eline geçmiştir. İmparatoriçe Eudokia, eşinin ölümünün üzerinden çok geçmeden Aralık 1067 tarihinde Romanos Diogenes ile evlenerek onu İmparator ilan etmiştir.[3] Yeni İmparator Romanos Diogenes, ondan beklenilen şekilde vakit kaybetmeden, imparatorluk için büyük tehlike olan Selçuklulara karşı harekete geçmiştir. Ancak doğuya doğru seferlerini gerçekleştirmeden önce bozulmuş, perişan hale gelmiş orduyu toparlamıştır.

Selçuklulara karşı 1068 ve 1069 tarihlerinde iki sefer düzenlenmiş ama yine de istediği sonuca ulaşamamıştır. Çünkü onun asıl hedefi Selçuklu Türklerini Anadolu ve Azerbaycan topraklarından çıkarmak ve hatta İran coğrafyasına kadar ilerlemekti. Selçuklu tehlikesini yok etme konusunda kesin kararlı olan İmparator, bu sebeple kendisinin sonu ve Selçuklulara karşı son seferi olacak Malazgirt Savaşı için yola çıkmıştır. Bu savaş yolculuğu sırasında başına ilginç olaylar gelmiştir.

Dönemin tanığı olan Mihael Attaleiates bu olaylardan sırasıyla bahsetmiş ve imparatorun mağlup olacağı şeklinde yorumlamıştır. İlk olarak karısıyla arası bozulmuş olan İmparatorun eline Kadıköy boğazında iken kara bir güvercin konmuştur. Kara güvercin kimi kişiler tarafından olumsuz bir olayın habercisi sayılmıştır. Sonrasında Elenopolis şeklinde adlandırılan bölgede kurulan İmparatorun çadırının direği kırılmıştır. Bu olay hayırlı olarak görülmemiş ve hatta şehir acının şehri anlamına gelen ismini bu olaydan sonra almıştır.

İmparatorun başına gelen diğer bir kötü olay ise Sakarya Irmağı yakınlarında kurulan çadırının bütün eşyaları ile beraber yanması olmuştur.[4] Aslında Malazgirt’e giden yolculuğu anlatırken Attaleiates’in olumsuz olaylardan bahsetmesi dikkat çekicidir. Çünkü yaşanan bu ve buna benzer birçok olayı mağlubiyetin habercisi ve Tanrı’nın cezası olarak görmüştür. Ayrıca Attaleiates’in kayda aldığı “…Bu düşünceyi (barbarların biz Hristiyanları öldüreceği düşüncesi) daha önce de beyninde taşıyan tüm bizler, hemen tedirginlik duymaya başladık…” [5]  bu cümlesiyle imparator dışında birçok kişinin psikolojik olarak mağlubiyete hazır olduğunu anlamaktayız.

Ordunun psikolojik olarak mağlubiyete hazır olmasının yanı sıra İmparator Romanos’un kibri ve yanlış stratejileri kaybetmesinin asıl nedeni olmuştur. Çünkü o Kapadokya’da bulundukları sırada topladığı savaş meclisinde, tecrübeli komutanların yerine savaş görmemiş acemi komutanların planlarını uygulamayı doğru bularak İran’a kadar ilerleme kararı almıştır. Ayrıca mezhep farkı ve Bizans’a Türklerden daha fazla zarar verdikleri düşüncesinden dolayı Sivas’ta Ermenilere karşı hoş olmayan tavır sergilemiştir.

Dukas ailesinin ona karşı ağır muhalefetine rağmen o, cesaretinin ve kibrinin ona galibiyeti getireceğini düşünerek fark etmeden hayatının hatasını yapmıştır.

  Romanos Diogenes savaş yolculuğunda iken Sultan Alp Arslan ise Orta Doğu’nun büyük güçlerinden biri olan ve aynı zamanda İslam aleminde ikiliğe sebep olan Şii Fatımi Devleti üzerine sefere çıkmıştır. Sultan, Romanos’un ona doğru hareketini bu sefer sırasında Şam’a yöneldiği sırada öğrenmiştir. Bunun üzerine Sultan Alp Arslan yanına hassa askerlerini alarak süratli bir şekilde geri dönmeye karar vermiş, dönüş yolunda çok fazla kayıp vermiş ama asla durmayı düşünmemiştir.

Orduların Çarpışması

İki ordu 24 Ağustos 1071 günü Rahva ovasında bulununan Murat çayı kenarında karşı karşıya gelmişlerdir. Sultan Alp Arslan savaş hukuku gereği Romanos’a barış elçilerini göndermiş ancak Romanos bu elçileri hoş olmayan bir tavırla karşılamış ve ağır sözler kullanmıştır. İmparator savaşı kazanacağından emin bir şekilde barış teklifini reddetmiştir. 26 Ağustos Cuma günü davullar, kösler çalınmış, bağrışlar eşliğinde savaş başlamıştır. Selçuklular Türklere özgü savaş taktiği olan sahte ricat ile İmparator Romanos ve ordusunu mağlup etmiştir. Her şeye rağmen Sultan Alp Arslan savaş sonrasında esir düşen İmparator Romanos’a kötü davranmamış, ona mağlup bir komutan muamelesi yapmamıştır.

Bu savaşın sonucunda Bizans İmparatorluğu’nun zorla kurduğu ordusu dağılmış ve Türkler’in Anadolu içlerine ilerlemesi hızlanmıştır. Fethedilen yerlere yerleşmeye başlanmasıyla Anadolu yurt tutulmuş böylece bugünkü Türkiye’nin temelleri atılmıştır. Anadolu’nun yerli halkı ve Türkler arasında kültür aktarımı gerçekleşmiş, Türkler eski bozkır yaşantısı yerine toprağa bağlı toplum olma yolunda ilerlemişlerdir. Ancak savaşın Türkler açısından ağır olarak niteleyeceğimiz sonucu ise Haçlı Seferleri’nin fitilinin ateşlenmesi olmuştur.

  Yukarıda bahsedilenlerden de anlaşılacağı üzere Bizans İmparatorluğu’nda devletin menfaati yerine kişisel çıkarların ön planda tutulması, yönetim sisteminin bozulması, ordunun geri plana atılması, üst tabaka ile halk arasında oluşan ve gittikçe büyüyen fark, kibir ve yanlış stratejisi kısa seneler içerisinde topraklarını kaybetmelerine neden olmuştur. Büyük Selçukluların ise doğru diplomatik hamleleri, adaletli ve kibirden uzak tavrı, doğru savaş stratejileri bugün yaşadığımız toprakları bize kazandırmıştır. 26 Ağustos Malazgirt Zaferi’nin 950. yılı kutlu olsun!

KAYNAKÇA

Mıkhael Attaleiates, Tarih, çev. Bilge Umar, İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2008.

Nikephoros Bryennıos, Tarihin Özü, çev. Bilge Umar, İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2008.

Abdurrahman İbnü’l-Cevzi, El-Muntazam Fi Tarihi’l-Ümem’de Selçuklular, trc. Ali Sevim, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2014.

Muhammed İbn Havendşah bin Mahmud, Ravzatu’s-Safa fi Sireti’l-Enbiya ve’l-Müluk ve’l-Hulefa, trc. Erkan Göksu, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2018.

Kesik, Muharrem, 1071 Malazgirt Zafere Giden Yol, İstanbul: Timaş Yayınları, 2018.

Sevim, Ali, Malazgirt Meydan Savaşı, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2019.

Sevim, Ali, Anadolu’nun Fethi Selçuklular Dönemi (Başlangıçtan 1086’ya Kadar), Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1988.

Turan, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye, 15.Baskı, İstanbul: Ötüken Neşriyat, 2017.

Ostrogorky, Georg, Bizans Devleti Tarihi, çev. Fikret Işıltan, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2006.


[1] Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, Çev. Fikret Işıltan, (Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2006), 316-317.

[2] Muharrem Kesik, 1071 Malazgirt Zafere Giden Yol, (İstanbul: Timaş Yayınları, 2018), 44.

[3] Mikhael Attaleiates, Tarih, Çev. Bilge Umar, (İstanbul: Arkeoloji Ve Sanat Yayınları, 2008), 109.

[4] Mikhael Attaleiates, 148-150.

[5] Mikhael Attaleiates, 159.

Hilal Ulukaya

İstanbul Üniversitesi Tarih / Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi. Selçuklu Tarihi ile ilgilenmekteyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu