Dünya TarihiRÖPORTAJ

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Öğr. Üyesi Prof. Dr. Kezban Acar ile Röportaj

Anadolu Tarih Röportaj Serisi - 8. Bölüm

Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tarih bölümünden değerli hocamız Prof. Dr. Kezban Acar Kaplan’a Kırım, Rus ve Osmanlı tarihi ile ilgili yeni bir bakış açısı kazanabilmek, hocamızın kıymetli yaklaşımlarına tanık olabilmek adına sorular yönelttik. Çalışmalarında; yenilikçi bilimsel yaklaşımları barındıran, Rus ve Osmanlı tarihi ile ilgili dikkat çekici fakat Türkiye tarihçiliğinde gereken önemi görmediği söylenebilecek noktalara ışık tutan hocamız, pek çok genç tarihçi ve araştırmacıya ilham kaynağı olabilir. Değerli görüşleri, aktardığı bilgiler ve yorumları için teşekkür eder, keyifli okumalar dileriz.

✱1853-1856 yılları arasında yaşanan Kırım Savaşı’na çok değerli bulduğum ve oldukça yenilikçi bir bakış açısıyla yaklaşmaktasınız. Buna dayanarak, bu dönemde Rus popüler kültüründe Rusya, İngiltere, Fransa ve Osmanlı Devleti nasıl tasvir edilmiştir?

Teşekkür ederim. Malum olduğu üzere, 1853 Ekiminde başlayan Kırım Savaşı’nda Osmanlı Devleti, neredeyse ilk bir yıl Rusya ile tek başına savaşmıştır. Fransa ve İngiltere, savaşa, Rusya’nın Karadeniz’deki Osmanlı Donanmasını yakmasından sonra, Mart 1854’te dâhil olmuşlardır. Dolayısıyla, Rus popüler kültüründe ilk başlarda tasvir edilenler esas itibariyle Osmanlı Devleti ve Türkler olmuştur. 1854’ten sonra da ağırlıklı olarak Fransa ve İngiltere’den söz edilmiştir. Bunların tasvirlerine geçmeden önce, Rus popüler kültürü hakkında kısaca bilgi vermek isterim.

2004 yılında basılan, Resimlerle Rusya, Savaşlar ve Türkler başlıklı kitabımda ve daha sonra yazdığım bazı makalelerimde belirttiğim üzere esas aldığım kaynak, lubki adı verilen popüler resimlere ve propaganda amaçlı yazılan, aynı isimde küçük hikâye kitaplarıydı.

Resimlerde, Osmanlı Devleti genellikle mağlup taraf, Ruslar ise muzaffer bir ülke olarak tasvir edilmiştir. Fransa ve İngiltere savaşa girdikten sonra ise Osmanlı Devleti, onların elinde oyuncak olan yaşlı bir adam, orasından burasından çekiştirdiği bir ülke olarak tanımlanmıştır. Bu bağlamda Fransa ve İngiltere, başkalarının topraklarında gözü olan, Osmanlı Devleti’ni koruma meselesini yayılmacı politikaları için bir mazeret olarak kullanan, gerçekte ise Rusya’nın gücünü kırmaya çalışan emperyalist ülkeler olarak betimlenmiştir.

Bu savaş döneminde, Çarlık Rusya’sının propaganda faaliyetlerin hedefini ve ulaştıkları sonucun ne olduğunu açıklar mısınız?

Savaş sırasında ve genel olarak her zaman, basılan her şey, hükümet tarafından, sansür komitesi aracılığıyla denetlendiğinden, yukarıda bahsi geçen lubki de aslında bir nevi resmi propaganda aracı olarak işlev görmüştür. Bu nedenle, lubkide resmedilen veya yazılan her şey, Kırım Savaşı döneminde savaşı meşru kılma ve savaş için halkın desteğini sağlama amacına hizmet etmiştir. Bu nedenle lubkide Kırım Savaşı, kutsal bir savaş, Ruslar da baba-çar etrafından birleşip, kutsal değerler ve Balkanlardaki Ortodoks kardeşleri için mücadele eden; aynı zamanda Fransa ve İngiltere gibi emperyalist devletlere karşı duran bir halk olarak tasvir edilmişlerdir.

Bu propagandanın, Kırım Savaşı’na tepkileri inceleyen bazı çalışmalarda yapılan değerlendirmeleri esas alırsak, çok da tutmadığı görülür. Bazı araştırmalar, Rus köylülerinin savaşa, serfliğin kaldırılacağı ve kendilerine toprak verileceği söylentilerinden dolayı destek verdiğini belirtirler.

Nikolay Aleksandroviç Stepanov’un Kırım Savaşı ile ilgili çizmiş olduğu karikatürleri Karikaturnye Risunki (Sankt-Peterburg, 1860) eserinde bir araya getirdiği görülmektedir. Stepanov’un karikatürlerinde de Rus propagandasının örneklerini görmek mümkün müdür? Osmanlı Devleti ve Türkler bu karikatürlerde nasıl tasvir edilmişlerdir? Karikatürlerden birkaç örnek paylaşma şansınız bulunmakta mıdır?

Stepanov’un karikatürlerinin lubkiye esin kaynağı olduğu ya da onlardan etkilendiğini, bu yönüyle propaganda aracı olarak işlev gördüğünü söylemek mümkündür. Stepanov, karikatürlerinde Türklerden ziyade Osmanlı Devleti’nden söz etmiştir. Onu, Fransa ve İngiltere’nin maşa olarak kullandığı, yaşlı bir adam olarak tasvir etmiştir. Aslında Osmanlı Devleti, Stepanov’un karikatürlerinde, Fransa ve İngiltere’nin müttefikinden çok, onların paylaşamadıkları, ikisinin de kendi tarafına çekmeye çalıştığı, bunu yaparken de Avrupa Güç Dengesi, uygarlık vs. gibi kavramları kullandıkları, güçsüz bir devlettir.

✱1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi), köylü sınıfından entelektüel çevreye kadar Rus tarihinde ilgi görmüş olduğu üzerine bir değerlendirmeniz bulunmakta; bu savaş Rus tarihi için neden bu kadar önemliydi?

Bizdeki adıyla 93 Harbi, Rusya için birçok açıdan önemliydi. Ancak bu önemi, sebeplerinden ziyade sonuçlarında yatar çünkü bildiğiniz üzere, savaş sonunda imzalanan Berlin Antlaşmasıyla Osmanlı Devleti, Balkanlarda büyük bir toprak kaybına uğramıştır. Sırbistan, Romanya, Karadağ ve Bulgaristan’ın bir kısmı bağımsızlıklarına kavuşmuşlardır. Bu yüzdendir ki özellikle Bulgarlar, dönemin çarı II. Aleksandr’ı, “özgürlükçü çar” olarak tanımlamışlardır.

Rusya, bu savaş sonucunda Kırım Savaşı’nda kaybettiği saygınlığını ve gücünü yeniden kazanmıştır. Eğer İngilizler müdahale etmeseydi, İstanbul’u alabilirler miydi sorusu tartışmaya açıktır ama “İstanbul bizim olabilirdi” duygusunun özellikle askeri günlüklerde çokça dillendirildiği bir dönemidir

Sonuçlarının yanı sıra, halk desteği açısından da en az 1812 Savaşı kadar önemlidir. Özellikle panislavist entelektüeller ve dernekler, savaşın başlamasında ve halk desteğinin sağlanmasında çok büyük rol oynamışlardır. Savaşa destek verenlerin kendilerine göre bazı nedenleri olsa da, savaş propagandasının Kırım Savaşı ile karşılaştırıldığında çok daha başarılı olduğu muhakkaktır.

93 Harbi’ne, Balkan cephesinde katılmış olan Rus subay ve komutanların günlük ve hatıratlarında bulunan dikkat çekici noktaları bizim için açıklığa kavuşturur musunuz?

Yukarıda da bahsettiğim gibi, Rus subay ve komutanların günlüklerinde en dikkat çekici noktalardan biri, “İstanbul bizim olabilirdi” duygusudur. Çünkü Ruslar Yeşilköy’e kadar gelmişler, Osmanlı Devleti’ni, Plevne gibi bazı yerler hariç, çoğu yerde kesin bir şekilde mağlup etmişlerdir. İngilizlerin son dakikada gemilerini Çanakkale Boğazına göndermesi Rus diplomatların savaşı sonlandırmalarında etkili olmuştur. Rus Ordusunda iaşe sıkıntısı gibi bazı sorunlar da vardır. Ancak buna rağmen bazı Rus subay ve komutanlarının İstanbul’u en nihayet ele geçirebileceklerini düşünmesi ve bu gerçekleşmediği için de en çok kendi diplomatlarını suçlamaları dikkate değerdir. Bazılarının gözünde Rus diplomatlar, “askerlerin savaş meydanında kazandığını, masada kaybetmişlerdir.

Dikkat çeken diğer bir konu, Rus subay ve komutanlarının Osmanlı subay ve komutanlarına dair gözlemleridir. Gülüklerinde veya notlarında, Osmanlı komutanlarının, fiziki görüntülerinden, Fransızca dil bilgilerine, yemek yerken çatal ve bıçak kullanmalarına kadar birçok özelliklerine vurgu yaparak, onları “Avrupai” olarak tanımlamışlardır. Eğitimlerinin çoğunu Avrupa’da tamamlamış ve çok iyi derecede Fransızca bilen bu paşalar, Gerşelman’a göre sadece Fransızca konuştukları için değil, yemeği elleri yerine çatal ve bıçak kullanarak yedikleri için Asyalılardan ziyade, Avrupalılara benziyorlardı. Doğu Cephesinde bazı Osmanlı paşalarıyla görüşen Prens Vladimir Meşçerskii ise bu paşalardan Ömer Paşa’nın, özellikle sarı saçları, açık ten rengi ve uzun boyuyla “neredeyse bir Polonyalıya benzediğini,” ancak buna karşın gerçek milliyetini ele vermemek için kendisine Türk pozu verdiğini yazmıştır.

✱Çarlık Rusya’sında, Rejim değişikliğine yönelik ilk ciddi adımlardan biri olan 1905 Rus Devrimi’ne dair 1789 Fransız ihtilalinin etkisinde gelişen ve Avrupa’da 1848 ihtilalleri ile benzer özellikler taşıdığını gösteren yorumlar bulunmaktadır. Bu devrimin 1906 yılında İran, 1908 yılında ise Osmanlı coğrafyasında yaşanan “devrimlerin” esin kaynağı olarak değerlendirmek mümkün gözükmektedir. Çarlık Rusya’sında 1861 yılında “Serflik Sisteminin İlgası”, Şubat 1904’te başlayıp Eylül 1905’te biten “Rus- Japon Savaşı” ve 9 Ocak 1905’te yaşanan Kanlı Pazar Vakası” çerçevesinde genel olarak 1905 Rus Devrimi’nin sebeplerini, sonuçlarını ve önemini değerlendirir misiniz?

Her şeyden önce 1905 İhtilali, sosyalist bir halk ihtilal değildir. Çarlık rejimine son verip, Rusya’ya anayasal monarşiyi getirmeye çalışan bir ihtilaldir. Başlangıcı itibariyle böyle bir amacı da yoktur aslında ama daha sonra böyle bir ihtilale dönüşmüştür.

İhtilalin başlamasına neden olan Kanlı Pazar Vakası, halkı, 1904-1905 Rus-Japon Savaşı sonrasında daha da kötüleşen ekonomik koşullardan dolayı içinde bulundukları durumu çara aktarma isteğinin çar nezdinde kabul görmemesinden kaynaklanmıştır. Rus kültüründe çar, Tanrı tarafından seçilmiş, “kutsal bir baba”gibidir. Böylesi bir önem atfedilen çarın, derdini anlatmak için gelenleri dinlemek yerine onların üzerlerine askerlerini gönderip, bu askerlerin de halktan birçok kişiyi öldürmesi, ihtilalin başlangıcı olarak kabul edilir.

1905 İhtilalinin sonuçlarına bakacak olursak, halkın ekonomik durumunda bir iyileşme olmamıştır ama entelektüellerin istediği anayasal monarşi, sıkıntılı bir şekilde de olsa, Rusya’ya gelmiştir. Çar, ilk kez halk temsilcilerinden oluşan bir meclisin açılmasını kabul etmek zorunda kalmıştır. Her ne kadar bu meclisin aldığı kararların,  üyeleri hükümet tarafından atanan Devlet Konsülünün de kabulü ile geçerli sayılacağı ifade edilmişse de, meclisin açılması önemliydi. Siyasi alanda hareketliliğe neden olmuş, sansürün de kaldırılmasıyla siyasi fikirler daha rahat bir biçimde tartışılmaya başlanmıştır.

✱1905 Rus Devrimi’nin Çarlık Rusya coğrafyasında bulunan Rus olmayan halklar üzerindeki etkisinden ve bu etkinin Rus olmayan halklar özelinde yarattığı değişim ve dönüşümleri açıklar mısınız? Ek olarak, İsmail Gaspıralı’nın (1851-1914) Volga ve Kırım Tatarları arasında Pantürkizm akımını yaymaya başlamasında nasıl bir siyasi zemin sebep olmuştur?

Aslında Gaspıralı gibi önemli isimler, milli bilincin uyandırılmasına ve geliştirilmesine yönelik çalışmalarına çok daha önce başlamışlar, bu bağlamda özellikle eğitimi bir araç olarak kullanmışlardır. Ancak yukarıda da bahsettiğim gibi hem meclisin açılması, hem de sansürün kaldırılması, devrimden önce başlayan siyasi ve düşünsel tartışmaların ve fikirlerin çok daha rahat dillendirilmesine ve gelişmesine imkân vermiştir.

✱Son olarak, genç tarihçilere ve araştırmacılara söylemek istedikleriniz, tavsiyeleriniz bulunmakta mıdır, bunları bizimle paylaşır mısınız?

Bu konuda çok şey söylenebilir ama öncelikle tarihçiler olarak tarihe biraz mesafeli ve soğukkanlılıkla bakmamız gerektiğini düşünüyorum.  Tarihi olaylara ve konulara öznel değil, nesnel bakmalıyız.

Ayrıca tarihte toptancı bir yaklaşımdan da kaçınmak gerekir diye düşünüyorum. Genellemeler yapmak yerine, farklı olanı öne çıkarmalıyız. Bunun için de hem bakış açılarını hem de kaynakları zengin tutmakta yarar var.

            Ülkemizde yabancı dil bilen akademisyen, öğrenci sayısı giderek artıyor ama sadece Osmanlı mirasını, tarihini veya Osmanlı ile diğer ülkelerin ilişkilerini hakkıyla incelemek için bile çok daha fazla kaynak diline (mesela Balkan dillerine) ve bunu bilen insanlara ihtiyacımız var. Rusça belki bu anlamda son zamanlarda en çok ilgi gören dillerden biri ancak Rusya’daki arşivleri ve çalışma konularını düşünecek olursak bu alan için bile çok daha fazlasına ihtiyacımız var.

✱Değerli görüşleriniz, aktardığınız bilgiler ve katılımızın için Anadolu Tarih ailesi olarak teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim. İyi çalışmalar.

İlyas Er

Yakınçağ Tarihi Bilim Uzmanı

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu