RÖPORTAJTürk Tarihi

Hacettepe Üniversitesi Öğr. Üyesi ve Türk Ocakları Genel Başkanı Prof.Dr. Mehmet ÖZ ile Röportaj

Anadolu Tarih Röportaj Serisi - 1. Bölüm

Anadolu Tarih ailesi olarak röportaj serimizin ilk bölümünde, Hacettepe Üniversitesi Tarih Bölümü Öğr. Üyesi ve Türk Ocakları Genel Başkanı olan kıymetli Prof.Dr. Mehmet ÖZ hocamız ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

İyi okumalar dileriz!

Mehmet Hocam merhabalar, öncelikle röportaj talebimi kırmadan kabul ettiğiniz ve zaman ayırdığınız için teşekkürlerimi sunarım. Dilerseniz sorulara başlayalım.

  • Çalışmalarınız ile bizlere yol gösterip örnek olduğunuz Tarih biliminde iyi bir eğitimin olmazsa olmazı sizce nelerdir?

Öncelikle siz genç kardeşlerimi bu anlamlı girişiminiz için tebrik ediyorum. Gençlik, gelecek demektir. Gençlerimizin tarihlerine ilgi duyması sadece geçmişi öğrenip övünmek için değil, şimdiyi anlamak ve geleceği kurmak için çok önemli bir gerekliliktir. Tarih alanında iyi bir eğitim için değişik parametrelerden bahsetmemiz gerekir. Öncelikle bu alana talip olanın tarihi sevmesi, araştırmayı, sorgulamayı, çözümlemeyi sevmesi lazım. Bu bütün alanlar için geçerli, mesleğine, yaptığı işe saygısı ve sevgisi olmayandan bir hayır gelmez. Eskilerin deyişiyle aşk olmadan meşk olmaz. Yine bütün dallarda olduğu gibi sistemli ve düzenli çalışmak şarttır. Tabii bu eğitimi veren kurumların niteliği, program, donanım ve kadro yeterlilikleri en çok dikkat edilmesi gereken hususlardır. Maalesef ülkemizde yetersiz öğretim kadrolarıyla, entelektüel ortamı olmayan, kütüphane erişim imkanları kısıtlı yerlerde açılan üniversiteler var. Göç yolda düzelir mantığıyla nesillerimiz harcanıyor. Şimdi tabii dijital çağın imkanları arttığı için bilgiye ve kaynaklara ulaşımdaki dengesizliklerin nispeten azaldığı söylenebilir ama çevre faktörü her zaman mühimdir. Eğitim-öğretim programlarının araştırmayı, sorgulamayı teşvik edici olması, farklı disiplinlerden yararlanılması ve bilişim alanındaki yeniliklerin programlara entegre edilmesi bu bahiste vurgulamak istediğim hususlardandır. Sosyal ve beşeri bilimlerin anası tarihtir ancak sosyoloji, iktisat, siyaset bilimi, psikoloji vb. alanlarda temeli olmayan tarihçi eksiktir. Biz eskiden Bölümümüzde bu dersleri zorunlu okuduk, okuttuk, zamanla seçmeli hale geldiler. Şimdi ise yan dal ve çift ana dal imkanları var, gençlerin bunları iyi değerlendirmesi lazım. Tabii bir başka mühim unsur da dil meselesidir. Genç tarihçi adaylarına çalışılacak alana göre klasik kaynak dilleri ve literatür açısından da modern dillerden en az bir ikisini öğrenmelerini tavsiye ederim. Farabi, Mevlana, Erasmus gibi programlarla, yurt içinde veya dışında farklı üniversitelerde bir veya iki dönem öğrenim görmek de çok yararlı olacaktır. Tabii, bunlar işin temeli. Lisansüstü eğitimde yabancı dil ve kaynak dili bilgisi, yurt dışı deneyimi daha da önemli.

  • Pandemi dönemi şartları ile birlikte hem öğrenciler hem de eğitimciler oldukça zor durumlardan geçti. Sizin bu dönemde eğitim açısından karşılaştığınız zorluk ne idi? Online Eğitimi, Tarih öğrenimi için yeterli buluyor musunuz?

Bütün insanlığı etkileyen bir salgınla karşı karşıyayız. Doğal olarak eğitim hayatı da bundan nasibini aldı. Ben şahsen bu dönemde, gerek lisans gerekse lisansüstü derslerimde normal döneme göre çok daha fazla gayret göstermek durumunda kaldım. Bundan da şikayetçi değilim. Tam tersine uzaktan da olsa öğrencilerime bir şeyler verebilmemin zevkini tadıyorum. Ama maalesef çevrim içi öğretimin yüz yüze eğitim-öğretimi ikame edebildiği kanaatinde değilim. Elbette çevrim için öğretimin de bazı avantajları var ama mesela ders sırasında hoca olarak sürekli aktif olmak zorundasınız, öğrenci katılımını sağlamak için enerji sarf diyorsunuz ama -internet erişiminde sıkıntılar gibi- haklı gerekçelerle özellikle lisans düzeyinde öğrencilerin bir kısmı derslere katılmıyor, katılanların büyük kısmı ise videolarını kapalı tutuyor. Dolayısıyla etkileşimde problemler var. Ben zaman zaman rastgele bir öğrenci adı söyleyerek bir soru soruyum, çoğu öğrencim cevap veriyor ama az da olsa cevap vermeyenler oluyor. Demek ki o sırada öğrencim başka bir şeyle meşgul. Kişilerin mahremiyetine saygı gereği herkesin kameraları açmasını zorunlu tutmuyoruz. Lisansüstünde öğrenci sayısı az olduğu için oradaki derslerin daha verimli olduğunu söylemem lazım. Bence tarih alanında hibrit model olabilir. Özellikle lisansüstü programlarda çoğunlukla çevrim içi ama zaman zaman yüz yüze olmak j-kaydıyla bir model uygun olur. Lisans düzeyinde ise yüz yüze eğitimin daha ağırlıklı olması gerekir diye düşünüyorum.

  • Başkanlığını yürüttüğünüz Türk Ocaklarının temel esaslarında Türk tarihine ışık tutan isim ve onların benimsedikleri ortak kültürlerin yer aldığını biliyoruz. Peki ya siz bu bağlamda Türk Tarihi ve Türk Ocakları bütünlüğünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türk Ocakları, bizim tarihte kurduğumuz en uzun süreli hanedan devleti olarak en azından 4 asır dünya tarihinin merkezinde rol oynayan Osmanlı Devleti’nin parçalanması ve zayıflaması sürecinde, 1912 yılında, bu devletin kurucu aslî unsuru olan Türklerin ilim, kültür, iktisat ve sanat sahalarında yükselmesi amacıyla kurulmuştur. Özellikle gençlerimize hatırlatmak istediğim husus şudur: Türk Ocaklarının kuruluşunda, başta 190 Tıbbiye öğrencisi olmak üzere dönemin idealist gençlerinin Türk milliyetçisi büyüklerine yaptıkları çağrı ateşleyici rol oynamıştır. Bu bakımdan gençlerimiz her zaman enerjiyi ve idealizmi temsil ederler. Sorunuza gelince Türk Ocakları her şeyden önce Türklerin tarihine bütün olarak bakmayı, bütün olarak sahip çıkmayı esas alan bir görüşe sahiptir. Türk Ocaklarının kurucuları amacımızı Türk Milletine hizmet etmek olarak belirlerken millete hizmet etmeyi beşeriyete yani insanlığa hizmet etmenin de bir gereği olarak görmüşlerdir. Yani bizim milliyetçiliğimizin temelinde başka milletlere husumet değil kendi milletine duyulan sevgi ve bağlılık yatar. Kendi tarihimize de eksiğiyle gediğiyle, zaferiyle yenilgisiyle, sevinciyle hüznüyle sahip çıkarız. Tarihin bizler için bir ilham ve ibret kaynağı olduğundan hareketle, tarihte milletimizi unsurları oluşturan topluluk veya devletlerin arasındaki kavga ve ayrılıkları günümüze taşımanın yanlış olduğunu bilir ve tarihimizi ona göre yorumlarız. Maalesef günümüzde sadece gençler arasında değil yetişkinler arasında da, içinde yaşadığımız şartların da etkisiyle tarihimizin dönemleri ve şahsiyetleri kavga ettiriliyor. Tarihçiliğin temel şartı geçmişteki olayları dönemin şartlarına göre değerlendirmek ve anakronizmden kaçınmaktır. Bir başka husus da, bakışımıza veya meşrebimize göre tarihî şahsiyetlerin kutsallaştırılmaları veya şeytanlaştırılmalıdır. Tarihimiz bizim geçmişimiz, kimliğimiz ve hafızamızdır ama bizim bugün asıl dikkat etmemiz gereken şey içinde bulunduğumuz durum ve bundan hareketle geleceğimizdir. Dünün problemlerini bugüne taşımak, tarihimizle sürekli kavga etmek bizim sadece enerjimizi alır. Yapmamız gereken, tarihimize bir bütün olarak sahip çıkıp hatalarımızdan ders ve ibret, başarılarımızdan ilham alarak geleceğe yürümektir.

  • Bizler bu ülkede yaşayan öncelikle Türk vatandaşları ardından tarihçi adayları olarak istiyoruz ki bugün Doğu Türkistan’da yapılan insanlık dışı faaliyetler hakkında kimsenin kafasında soru işaretleri kalmasın. Bu konuda bizlere biraz bilgi verir misiniz? Doğu Türkistan topraklarında yaşananların tarihsel serüveni nedir? Bizler nasıl soydaşlarımızın yanında durabiliriz?

Doğu Türkistan Türk milletinin kanayan yaralarından biridir. Burada verilecek kısa bir cevapla konuyu anlamak mümkün değil. Ben henüz bir lise talebesiyken Doğu Türkistan’da Çin hegemonyasına karşı destani bir mücadele veren Osman Batur hakkında okuduğum bir romanla oradaki gerçeği öğrenmeye başlamıştım. Kaşgarlı Mahmud’ların vatanı olan bu topraklar 19. Yüzyıl sonlarından itibaren, bağımsızlığını elde ettiği fasılalar hariç Çin’in tahakkümü altında. 1949’dan bu yana ise Komünist Çin rejimi hakim. Sinkiang adını verdikleri Doğu Türkistan’da, sözde Uygur Özerk Bölgesi yönetimi ihdas eden Çin geçmişte meydana gelen hürriyet taleplerini kanlı şekilde bastırmıştır. Son yıllarda ise 21. Yüzyıl dünyasında utanç verici bir soykırım icra edilmektedir. Çin yönetimi önce inkar ettiği toplama kamplarının daha sonra meslek edindirme, aşırılıkla mücadele amacıyla kurulan “eğitim kampları” olduğunu iddia etmiştir. Burada aşırılıktan kasıt Doğu Türkistanlı kardeşlerimizin Türk ve Müslüman kimliklerini ortaya koyan söz, tutum ve davranışlarıdır. Oruç tutmak, namaz kılmak, evinde takke bulundurmak aşırılıktır. Türk’üm demek, evinde Türk bayrağı veya Türkiye’ye ait semboller bulundurmak aşırılıktır. Daha düne kadar Çin Devletinin itibar ettiği ilim adamları, rektörler, sanatçılar sudan bahanelerle hapislere atılmıştır. Sıradan halk ise beyin yıkama seanslarına, işkencelere maruz bırakıldığı gibi evlerine Çin Komünist Partisinin adamları yerleştirilerek aile mahremiyetleri ayaklar altına alınmıştır. Kamplardan kurtulanların şahitlikleri kadınların akıl almaz tecavüzlere uğradığını, kısırlaştırıldıklarını, çocukların ailelerinden koparıldığını ortaya koyuyor. Türkiye vatandaşı olan Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz oradaki aile fertlerinden haber alamadıkları için aylardır eylem yapıyor, ilgili mercilere başvuruyorlar.

Maalesef Çin’in ekonomik gücü ve nüfuzu dolayısıyla İslam Dünyasından pek bir tepki yükselmiyor. ABD ve bazı Batılı devletler ise Doğu Türkistan’daki zulüm ve baskıları kendi çıkarları doğrultusunda Çin’e karşı kullanıyor. Ancak şunu belirtmeliyim ki birilerinin bu meseleyi istismar etmesi bu post-modern soykırımın olmadığını göstermez. ABD emperyalizminin kötü olması Çin rejiminin zulüm ve baskılarını inkar etmenin gerekçesi olamaz. Türkiye’de Çin muhipleri olarak adlandırılan bir çevre ve onlardan etkilenen bazı kesimler Doğu Türkistan’daki insanlık dramına sağır ve dilsiz kalabiliyor. Türkiye ve Türk devletleri Çin’e, Doğu Türkistan’dan Türkiye’ye uzanan İpek Yolu’ndaki çıkarlarının Doğu Türkistan Türklerinin hürriyet ve refah içerisinde yaşamasına bağlı olduğunu göstermek durumundadır. Bizler de elimizle düzeltmediğimiz bu zulme karşı dilimizle, kalemimizle sesimizi yükseltmek durumundayız. En azından sosyal medyada bu meseleye dair duyarlılığımızı her zaman göstermeli, konu hakkındaki yayınların yayılmasına katkı vermeliyiz. Unutmayalım ki  bu sadece Türklerin, Müslümanların meselesi değildir, bütün insanlığın meselesidir. Çünkü Çin rejimi orada Müslüman Türk kimliğine saldırıyor ama aynı zamanda insanlık şerefini de ayaklar altına alıyor.

  • Sorularımı cevapladığınız için ekibimiz adına çok teşekkür ederim. Son olarak, Genç tarihçi arkadaşlarımıza tarih eğitimleri adına tavsiyeleriniz nelerdir? Onlara bir mesajınız var mı? .. diye sorarak bu güzel röportajı sonlandırmak istiyorum. Teşekkürler!

Aslında yukarıda bunları bir ölçüde ifade ettim. Şöyle söyleyelim: İşin temeli aşk ve çalışmaktır. Açık zihinli ve geniş ufuklu olmaktır. Elbette mensubu olduğumuz millet ve yaşadığımız vatan bizim için merkezî öneme sahiptir. Ama dünya tarihine bir bütün olarak bakabilmek, farklı kültürleri tanımak son derecede önemlidir. Millî olmadan evrenseli anlayamazsınız ama dünyayı bilmeden de kendinizi tanıyamazsınız. Dersler elbette önemlidir ama derslerle yetinerek varılacak nokta diplomadır. Sosyal hayatınız, hobileriniz ve geniş bir yelpazede yapacağınız okumalardır sizi bir tarihçi adayı yapacak olan. Hakikatin peşinde koşmayı ilke edinmelisiniz. Hoşunuza gitmeyen gerçekleri görmezden gelmek yerine anlamayı, anlamlandırmayı ve onlardan ders almayı esas tutmalısınız. Özellikle son yıllarda bilişim teknolojilerinin gelişimi ve dijital kaynakların çoğalması bilgiye erişimde büyük imkanlar sağladı ama aynı zamanda dezenformasyonun veya saptırılmış bilgilerin de belki de daha fazla yayılmasına sebebiyet verdi. O yüzden eriştiğimiz kaynaklara her zaman sorgulayıcı ve tahkik edici bir şekilde yaklaşmalıyız. Basmakalıp yorumlara, aşırı genellemelere itibar etmemeliyiz. Yeni teknolojilerin sağladığı verileri kullanırken kopyala-yapıştır usulünün bizim entelektüel ve ilmî gelişmemiz açısından yol açtığı sakınca ve yetersizlikleri iyi düşünmeli; okumaya, derinden anlamaya çok daha fazla gayret etmeliyiz. Kısacası, tarihçi adayları olarak çıktığınız hakikat yolculuğunda dürüst, çalışkan, geniş ufuklu bireyler olmayı hedeflemenizi tavsiye ve temenni ederim. Bu vesile ile sizlere teşekkür eder, çıktığınız bu yolda başarılar dilerim.

Begüm Şen

Anadolu Tarih Yazı İşleri Sorumlusu ve Yazarı. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tarih bölümü mezunuyum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu