Tarih BülteniTürk Tarihi

Milli Tarihin Ruhu: 3 Mayıs 1944

Türkçüler Günü

Birinci ve İkinci Dünya Savaşları arasındaki dönemde, yeni kurulmuş olan Türk devletinin dış politikasında Lozan barışı ile tahsis edilen düzenin devamını sağlamaya yönelik uygulamalar yapılmaya çalışılmıştır. Buna yönelik olarak 19 Ekim 1939’da Fransa ve İngiltere ile Üçlü İttifak Anlaşması, Sovyetler ile 24 Mart 1941 de Saldırmazlık Paktı, Almanya ile 18 Haziran 1941’de Dostluk ve Saldırmazlık Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmalar ile Türkiye, savaşta tarafsız kalma ve savaşa katılmama planını garanti altına almaya çalışmıştır.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı devam ederken savaşın seyrine göre politika üretmeye başlamıştır. Almanların Balkanlara girmesi, Türk dış politikasında değişime sebep olan olaylardan birisidir. Haziran 1941 de Almanya’nın Sovyetlere karşı taarruza geçmesi ile Türk basınında Pan-Türkist ve Turancı yayınlar yapılmaya başlandı. Türkiye’nin Nazi Almanya’sı ile yakın ilişkiler içinde olduğu gösterilmeye çalışılarak olası bir alman saldırısına önlem alınmaya çalışılmıştır. Dış politikaya yönelik yapılan bu hamle iç politikada da önemli değişime sebep olmuş Pan-Türkist ve Turancı yayınlar çoğalmaya başlamıştır.[1] Özellikle de Almanya’nın savaş üstünlüğü olduğu yıllarda bu tarz yayınların sayısı çok yüksek oranlara çıkmıştır.[2]

Almanya, savaşta arka arkaya aldığı yenilgiler sonucu üstünlüğünü kaybedene kadar devam eden bu süreç Müttefik devletlerin üstünlüğü eline almasından sonra o yöne doğru evirilen bir dış politika ile karşılaşıyoruz. Bu yönelim sonucun da Turancı-Pan-Türkist yayınlar hedef tahtasına geçmiş oldu. Hatta bu tarz düşünce ve yayınlar çok zaman geçmeden anayasal düzeni bozmak ve hükümeti devirmeye çalışmak ile suçlanır duruma geldi.

SABAHATTİN ALİ- HÜSEYİN NİHAL ATSIZ DAVASI

Irkçılık- Turancılık davasının ilk perdesi Sabahattin Ali’nin Nihal Atsıza açtığı hakaret davası olarak kabul edilir. Davaya giden süreç Nihal Atsız’ın sahibi ve müdürü olduğu Orhun Dergisinde yayımladığı iki önemli yazı ile başlamıştır. Nihal Atsız’ın dönemin başbakanı Şükrü Saraçoğlu’na yazdığı iki açık mektup olayların dönüm noktası olmuştur.

Nihal Atsız ilk yazısını ‘Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye Mektup’ başlığında yayımlamış ve bu mektupta sözlerine ‘hem Türkçü hem de Başvekil olduğunuz için size bu açık mektubu yazıyorum’ cümlesi ile başlamıştır. Nihal Atsız yazısının devamında 5 Ağustos 1941’ de mecliste yaptığı konuşmasında “Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve lâakal o kadar vicdan ve kültür meselesidir”[3] sözlerini hatırlatmış ve bu konuşmanın Türkçü çevrede sevinç ile karşılandığını ancak üzerinden bir yıldan fazla geçmesine rağmen Türkçülük söylemlerinin sözde kaldığını, uygulamaya yönelik hiçbir adım atılmadığını söylemektedir. Bunun yanında Türkçülük sözde kalmış olup, ülke düşmanı fikirlerin gençler arasında yayılmaya başladığını satırlarına eklemiştir.[4]

 Nihal Atsız, 1 Nisan 1944’de açık mektubuna bir yenisini ekleyerek yine ‘Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye İkinci Açık Mektup’ başlığında yeni bir yazı daha yayımlamıştır. Bu yazısında oklarını komünizme çeviren Atsız onların varlığından şikâyet eder. Maarif sahasında var olan komünistlerden bahsederken onları vatan düşmanlığı ile suçlamış ve maarif vekillerinin onları mühim yerlere aldırdığından bahsetmektedir. Bu alandaki komünistleri örneklendirirken Sabahattin Ali, Ahmet Cevat, Sadrettin Celal Antel ve Pertev Naili Boratav olarak açık olarak isimlerini ifade etmiştir. Bu kişilerinde maarif vekili Hasan Ali Yücel’in sempatisi ile önemli yerlere geldiklerin söylemiştir. Türkçü camianın bu durumdan rahatsızlığı ve bilhassa Türkçü gençlerinin vicdanını rahatsız ettiğini belirtmektedir. Yazının sonunda Hasan Ali Yücel’in istifasının vatansever bir davranış olacağından ve sözü geçen kişilerin görevlerine son verilmesi gerektiğinden bahseder.[5]

 Atsız’ın yayımladığı bu iki mektup sonucunda Maarif vekili tarafından Özel Boğaziçi Lisesindeki öğretmenlik görevine son verilir. Ek olarak çıkardığı Orhun dergisi kapatılır.[6] İkinci mektubunda Sabahattin Ali için kullandığı “vatan haini” sözünden kaynaklı kendisine hakaret davası açılmıştır. Bu hakaret davası daha ilk duruşmasında hakaret davası olmaktan çıkmış tarih literatüründe Irkçılık- Turancılık Davası’nın ilk perdesi olarak değerlendirilmiştir.

 DAVA SÜRECİ

Sabahattin Ali’nin Nihal Atsız’a açtığı davada ilk duruşma 26 Nisan 1944 yılında gerçekleşmiştir. Mahkemeye Nihal Atsız’ı desteklemeye gelen çok büyük bir kalabalık vardı. Mahkeme heyeti, bu kalabalık yüzünde mahkemenin yapılacağı salona camdan girmek mecburiyetinde kalmıştır. Kalabalığın oluşturduğu izdiham yüzünden mahkeme yapılamamış ve mahkeme öğleden sonraya ertelenmiştir.[7] Artık bu dava kişisel bir hakaret davası olmaktan çıkmış Irkçılık- Komünistlik davasına dönüşmüş olmuştur. Türk kamuoyu Nihal Atsız’ı Türkçü, Sabahattin Ali’yi Bolşevik sempatizanı komünist temsilcileri olarak görmeye başlamıştır.

İkinci duruşma 3 Mayıs 1944’de yapıldı. Bir önceki duruşmada olduğu gibi Nihal Atsız destekçileri büyük bir kalabalık oluşturdular. Bu kitle mahkeme salonunda Atsız’ı alkışlamaya ve “Kahrolsun Komünistler” diye slogan atmaya başladılar. Mahkeme salonundaki kalabalığın dışarıya taşması bugünü özel yapan en önemli unsur haline geldi. Sokaklara çıkan Türkçü kesim adliyeden Ulus’a doğru sloganlar atarak yürümeye başladılar. Ulus meydanında toplanan bu kalabalık komünizm aleyhinde konuşmalar yapmış ve ardından İstiklal Marşı okuyarak Başvekil Şükrü Saraçoğlu lehine sloganlar atarak başvekilliğe yürümüş oradan tekrar adliye binasına gelmişlerdir. Polis ile göstericiler arasında çıkan çatışma sonucu birçok kişiyi gözaltına almıştır. Bu tatsız hadise Ankara Nümayişi olarak da bilinmektedir. Gösterilerin yaşandığı 3 Mayıs günü bu yıldan sonra Türkçü ve milliyetçi gruplarca milli direnişi simgeleyen tarihi bir gün olarak kabul edilmiştir. ‘Türkçülük Günü’ olarak kutlanmaya başlaması bu olaylar akabinde başlamıştır.

3 Mayıs’ta yaşanan olaylar sonucunda Irkçılık-Turancılık davası açılmıştır. Sabahattin Ali- Nihal Atsız davası sebebi ile çıkan bu hadiseler neticesinde başta Nihal Atsız olmak üzere Türkçüler yargılanmıştır. 3 Mayıs olaylarının sorumlusu olarak görülen kişilerin evleri aranmış ve tutuklamalar yapılmıştır. Tutuklananların arasında Zeki Velidi Togan, Necdet Sancar, Reha Oğuz Türkkan, Nurullah Barıman, Hasan Ferit Cansever, Hamza Sadi Özbek ve Orhan Şaik Gökyay gibi önemli isimler yer almaktadır.[8]

Sabahattin Ali- Nihal Atsız Davası görülürken çıkan olaylarda gözaltına alınan kişilerden edilen bilgilere göre Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan, Hasan Ferit Cansever, Zeki Velidi Togan’ın evlerinde aramalar yapılmıştır. Bu aramalar sonucunda 18 Mayıs’ta resmi tebliğ yayımlanmıştır. Aramalar sonucu elde edilen bilgilere göre; ırkçılık ve Turancılık amacı güden ve son zamanlarda faaliyetlerini artırdıkları, bu yolda tertibat aldıkları görülen bu kimselerin, Anayasa’ya, rejime ve vatandaşların hakiki milliyetçilik hislerine aykırı amaçlara ulaşmak için gizli cemiyetleri, teşkilât ve propaganda organları, hatta muhaberelerini gizli tutmak için özel şifreleri ve parolaları olduğu; memleketin çeşitli bölgelerinde ve her türlü eğitim kurumunda masum gençlerin milliyetçilik ve vatanseverlik duygularını istismar ederek genç nesil arasında kendilerine taraftar toplamak ve bu sayede hedeflerine ulaşmak için devamlı ve sistemli bir faaliyette bulundukları; bu faaliyetler Anayasa ve Türk Ceza Kanunu’na göre suç sayıldığı için adlî merciler tarafından kanunî takibat yapılmak üzere işe el konulduğu açıklanmıştır[9]

19 Mayıs, yani tebliğin ertesi günü Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Gençlik ve Spor Bayramı Nedeni ile yaptığı açıklamada bu konuya yer vermiştir. Bu konuşmada;

  ‘Türk milliyetçisiyiz, fakat ülkemizde ırkçılık prensibinin düşmanıyız…

 Turancılar, Türk milletini bütün komşularıyla onulmaz bir surette derhal

düşman yapmak için birebir tılsım bulmuşlardır. Bu kadar bilinçsiz ve vicdansız

bozguncuların yalan dolanlarına Türk milletinin mukadderatını kaptırmamak

için elbette Cumhuriyetin bütün tedbirlerini kullanacağız. Bozguncular

genç çocukları ve saf vatandaşları aldatan düşüncelerini millet

karşısında açıktan açığa tartışmayacağımızı sanmışlardır. Aldanmışlardır ve

daha çok aldanacaklardır… Vatandaşlarım! Emin olabilirsiniz ki, vatanımızı

bu yeni fesatlara karşı da kudretle müdafaa edeceğiz’[10]  açıklamasında bulunmuştur.

Turancılara yapılan bu operasyonu kamuoyu üzerinde yönlendiren, henüz mahkeme önüne çıkmadan kesin suçlu olarak görülmesine vesile olan 18 Mayıs’ta tebliğ edilen genelgeden çok İsmet İnönü’nün bu konuşması olmuştur.[11]

7 Eylül tarihinde ilk dava görülmüştür. Yapılan soruşturma sonucunda şu 23 isim mahkemeye verilmiştir;

    Zeki Velidî Togan, Hasan Ferit Cansever, Hüseyin Nihal Atsız, Alparslan Türkeş, Nejdet Sançar, Fethi Tevetoğlu, Orhan Şaik Gökyay, Reha Oğuz Türkan (10), Hüseyin Namık Orkun, Sait Bilgiç, M. Zeki Özgür, İsmet Tümtürk, Hikmet Tanyu, Hamza Sâdi Özbek, Muzaffer Eriş, Cebbar Şenel, Nurullah Barıman, Cihat Savaşfer, Fazıl Hisarcıklı, O. Yusuf Kadıgil, Fehiman Altan, Cemal Oğuz Öcal, Saim Bayrak.[12]

Sanıklar Hükümeti devirmek için gizli örgüt kurmak yani bir diğer ifade ile darbe yapmayı hedeflemekle suçlanmıştır. 29 Mart 1945’de yapılan duruşma sonucu 23 sanıktan 13’ü beraat etmiş, 10’ u cezaya çarptırılmıştır. Ceza alan isimlerden Nihal Atsız 4 yıl 3 ay 15 gün hapis ve 3 yıl Adana’ya sürgün cezasına, müebbetten amme hizmetlerinden mahrumiyetine; Zeki Velidi Togan 10 yıl hapis ve 4 yıl Adapazarı’na sürgün cezası, müebbetten amme hizmetlerinden mahrumiyetine; Reha Oğuz Türkkan 5 yıl 5 ay hapis ve 2 yıl Diyarbakır’da sürgün cezasına, müebbetten amme hizmetlerinden mahrumiyetine; Cihad Savaşer 4 yıl hapis ve 1,5 yıl Uşak’ta sürgün cezasına, 4 yıl amme hizmetlerinden mahrumiyetine; Nurullah Barıman 4 yıl hapis ve 1,5 yıl Kırşehir’de sürgün cezasına, 4 yıl amme hizmetlerinden mahrumiyetine; Necdet Sancar 1 yıl iki ay hapis cezasına; Alpaslan Türkeş 9 ay 10 hapis cezasına; Fethi Tevetoğlu 11 ay gün hapis cezasına; Cebbar Şenal ve Cemal Oğuz Öcal 11’er ay[13] hapis cezası almışlardır.

 Irkçılık- Turancılık davasında son gelişme 23 Ekim 1945 de yaşanmıştır. Askeri Yargıtay I. Sıkı yönetim komutanlığının aldığı kararı bozmuş ve davayı II. Sıkı yönetim Komutanlığına yeniden görülmek üzere devretmiştir. 26 Ekim’ de bütün sanıklar mahkemece alınan kararla tahliye edilmiştir. 26 Ağustos 1946’da mahkeme tekrar başlamıştır. 31 Mart 1947’de dava sonuçlanmış ve sanıkların hepsi beraat etmiştir. Yeniden yargılanma süreci başlayınca yayın organları daha önce ırkçılık davası diye adlandırdıkları ve sert söylevlerinden çark etmiş davanın adını Turancılık davası olarak ve sert söylevlerini yumuşatarak yayımlarında değişiklik yapmışlardır.

    KAYNAKÇA

  • ATSIZ, Hüseyin Nihal, (1 Mart 1944) Başbakan Saraçoğlu Şükrü’ye Açık Mektup, Orhun, Sayı:15, 1944.
  • ATSIZ, Hüseyin Nihal, (1 Nisan 1944) Başbakan Saraçoğlu Şükrü’ye İkinci Açık Mektup, Orhun, sayı:16, 1944.
  • Ayın Tarihi, Sayı: 126, Mayıs 1944.
  • DARENLİOĞLU, İlhan Egemen, Türkiye’de Milliyetçilik Hareketleri, Toker Yayınları, İstanbul 1968.
  • MÜFTÜOĞLU, Mustafa, Milli Şef Döneminde Çankaya’daKâbus: (3 Mayıs1944), Yağmur Yayınları, İstanbul 1974.
  • ÖZDOĞAN, Günay Göksu, Turan’dan Bozkurt’a Tek Parti Döneminde Türkçülük (1931-1946), İletişim Yayınları, İstanbul 2002.
  • ÖZTEKİN, Hülya , “1944 Irkçılık Turancılık Davası ve Basındaki Tartışmalar’ Selçuk İletişim, 2018.

[1] Günay Göksu Özdoğan,  “Turan”dan “Bozkurt”a Tek Parti Döneminde Türkçülük

(1931-1946), İletişim Yayınları, İstanbul. 2006, s.28-29

[2] Bu dönemde Kopuz, Bozkurt, Hamle, Çınar, Çınaraltı, Tanrıdağ, Türk Amacı,

Gökbörü, Doğu, Türk Yurdu, Orhun gibi çok sayıda Turancı derginin yanı sıra bu

minvalde ‘Dalkavuklar Gecesi’, ‘Kızıl Tehlike’, ‘Kızıl Faaliyet’, ‘Gözümüzü Açalım’,

‘Gafletten Uyanalım’, ‘Hesap Veriyoruz’ gibi isimlerle pek çok broşür de

yayımlanmıştır.

[3] Hülya Öztekin, “1944 Irkçılık Turancılık Davası ve Basındaki Tartışmalar’ Selçuk İletişim, 2018, s.215.

[4] Nihal Atsız,(1 Mart 1944) Başbakan Saraçoğlu Şükrü’ye Açık Mektup, Orhun, Sayı: 15, s. 1-4.

[5] Nihal Atsız, (1 Nisan 1944) Başbakan Saraçoğlu Şükrü’ye İkinci Açık Mektup, Orhun, Sayı:16, s.1-6.

[6] Mustafa Müftüoğlu  Çankaya’da Kâbus (3 Mayıs 1944), Yağmur Yayınları, İstanbul, 1974, s. 42.

[7] İlhan Egemen Darendelioğlu  (1968) Türkiye’de Milliyetçilik Hareketleri, Toker Yayınları, İstanbul.s.16.

[8] Öztekin, a.g.e., s.221.

[9] Ayın Tarihi, Sayı: 126, Mayıs 1944.27-29; Öztekin, age., s223-224.

[10] Ayın Tarihi, Sayı: 126, Mayıs 1944.27-29; Öztekin, age., s.224.

[11] Özdoğan, a.g.e., s.109.

[12] Öztekin, a.g.e., s.228.

[13] Öztekin, a.g.e., s.229.

Anadolu Tarih 3 Mayıs Özel Çekiliş

Gökhan Doğan

Yakınçağ Tarihi Bilim Uzmanı

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu