Dünya Tarihi

MÖ II. Binyıl Süresince Hititlerin Etkilendiği Uygarlıklar

Giriş

Hititleri incelerken coğrafi konumu olan Anadolu’yu incelemek gerekir. Geçmişten günümüze kadar işlenen süreçte toplumlar birbirleri ile sürekli etkileşim içinde olduğu unutulmamalıdır. Anadolu’da yüzyıllardır çeşitli devletler kurulmuş ve hakim olmuştur. Günümüzde bile Anadolu hala kıymetli ve değerlidir. Hitit Devleti ise bu Anadolu’da kurulan büyük devletlerden bir tanesidir. Eski çağa ait yapılan çalışmalarda ise Hititlerin ihtişamı göze çarpmaktadır. M.Ö. iki bin yılda Hititleri incelemek için kronolojiyi iyi oluşturmak ve “Anadolu’nun Tarih Öncesi Devirlerini” ele alarak geçen süreyi doğru aktarmak oldukça önem arz etmektedir. İnsanların varolduğu her an, insanlığa yeni bir şey katmaya hazırdır.

Anadolu’nun Tarih Öncesi Devirleri

Hititler için etkileyen bir uygarlık olmasa dahi bu dönemden kısaca değinmek gerekir. İnsanlık ve tarihçiler için bu dönemler ilerleyen yılların habercisi ve insanlığın atası konumundadır.

A) Taş Devri

1) Paleolitik Dönem: Paleolitik dönem, tarihten önceki devirlerin en eski safhası olup, “Yontma Taş Devri” olarak da bilinir, bu devirde insanlar, kültür bakımından avcılık seviyesinde bulunuyorlardı. Başka bir deyişle, yiyeceklerini temin edebilmek için, bütün gün dolaşarak av aramakta, geceleri ise mağara ve ağaç kovuklarında barınmakta idiler. Bu devirdeki bütün araç, gereç ve silahlar, taştan ya da kemikten yapılmıştır.[1] Bu dönemin önemi ilk olmasıdır. Antalya’da bulunan Karain Mağarası, İstanbul- Küçükçekmece ilçesinde bulunan Yarımburgaz Mağarası ve Gaziantep’in Dülük ilçesi bu döneme ait bilinen yerleşim yerlerinden sadece birkaçıdır.

2) Mezolitik Dönem: Mezolitik dönem, geçiş dönemidir. Taştan aletler bu devirde daha çeşitli ve daha kullanışlı şekiller gösterir. Köpek ilk evcil hayvan olarak görülür. Devrin sonuna doğru gıda birikimine başlanmaktadır.[2]

3) Neolitik Dönem: Neolitik dönem, insanların artık bir arada yaşamaya başladığı yerleşik hayata geçtikleri dönem olarak açıklayabiliriz. Ateş kontrol altına alınmış, tarımla uğraşılmaya başlanmıştır. Çanak, kap kacak gibi eşyaların yapımı başlanmıştır. Neolitik devir Anadolu insanı, ekip diktiğini beklemek için, tarla ve bahçelerin kenarlarına küçük kulübeler kurmuştur. Böylece, Neolitik devirde ilk yerleşik hayat, başka bir tabirle köy kültürü başlamış oluyordu.[3]

B) Maden Devri

1) Kalkolitik Dönem: Kalkolitik dönem, taş aletlerden yine yaygın bir şekilde yararlanılmakla beraber, madenlerden de yararlanılmaya başlanmış olmasıdır. Bu devirde, yaygın olmamakla beraber, en çok kullanılan maden bakırdır.[4] Çanak çömlek de ilerleme kaydedilmiştir. Yerleşim yerlerinde büyümeler olmuştur. Dokumacılığın bu dönemde başladığı tahmin edilmektedir.

C) Tunç Devri

Bu dönem üç farklı grup şeklinde incelenmektedir.

1- Eski Tunç Devri (M.Ö. ca.3000-2000)

2- Orta Tunç Devri (M.Ö. ca. 2000-1500)

3- Yeni Tunç Devri (M.Ö. ca. 1500-1200)

Bu dönemlerde ise bakırın zayıflığı iyice göz önüne çıkmış olup bakıra kalayı da ekleyip tunç olduğu için çağ adını buradan almıştır. Kalkolitik dönem de ki gibi gelişmeler devam etmiş yerleşim yerleri büyümüş ve gelişim devam etmiştir.

Kısaca değindiğim bu dönemler sadece Hititler için değil tüm insanlığın geçmişine ışık tutmaktadır. Anadolu’da bulunan uygarlıklar sürekli birbirleri ile etkileşim halinde oldukları için sırasıyla M.Ö. III bin yıl önce Anadolu’da bulunan uygarlıkları sonrasında M.Ö. II bin yılda bulunan uygarlıklar olarak bir kronoloji izleyeceğim.

M.Ö. III Bin Yılda Anadolu’da Bulunan Topluluklar

HATTİ UYGARLIĞI: Anadolu Yarımadası’nın bugün için bilinen en eski adı “Hatti Ülkesi” idi.[5] Hatti Devleti uzun bir süre varlığını sürdürmüş hakkında fazla kaynak bulunamamasına rağmen “Hatti Dili’nin” Anadolu’da bir iz bıraktığı söylenir. Fazlaca bilinen bir yanlış ise Hititlerin, Hattilerin devamı olduğu yönünde iddia edenlerdir. Burada yanlışa sürükleyen sebeplerden birisi Hattilerin dilidir. Hattice, o dönemde bölge için alışılmışın dışında, oldukça uzun ön ek zincirleriyle daha kısa son ek zincirlerinden oluşur. Bugün konuşulan bazı Kafkas dilleriyle arasında bağlantı kurulmaya çalışılsa da, bu dillerle olan ilişkisi belirsizdir.[6] Hattice ve Hititçe arasında güçlü bir bağ vardır. Örneğin Hititçe’de “insan” anlamına gelen “Antuhsa”nın, Hattice “Antuhhil'”den alındığı, filologlar tarafından ispat edilmiştir. Bir tür içki olan “Walhi” sözcüğü ise Hattice “kral” demek olan “Tabarna” n Hititçe’de “Labarna” haline sokulduğu anlaşılmıştır.[7] Özellikle ise “Gökten Düşen Ay Tanrısı” mitosu hem Hattice hem Hititçe olarak yazılmıştır. Yine Hititlerde birer kral adı olan Tuthalya, Arnuvanda ve Ammuna özünde Hatti kökenli dağ adlarıdır.[8] Hatti dilinin gücü Hitit kültürüne de yansımış ve Hititçeye bir çok kelime Hatticeden geçmiştir. Hititler ise yıl geçtikçe Hatticeyi bastırmışlardır. Hatti sanatı ise oldukça gelişmiştir, Horoztepe’de Mahmatlar’da yapılan kazılarda ise Hatti sanatı gün yüzüne çıkmıştır. Hititlerde olduğu gibi Hattilerin dinide çok tanrılı idi. Örneğin bir metinde şöyle denilmektedir: “O, onun zevcesini aynı şekilde çağırırsa, rahip (LÛ İMME) selam sana Tahattenait” ve hep bu şekilde olmak üzere birçok Hattice tanrı adları bu metinde sayılır.[9] 

LUWİLER: M.Ö. 3. binyılın sonundan itibaren Anadolu’da yaşadıkları düşünülen; ancak ilk elde edilen yazılı kaynakların neticesinde 2. binyıldan itibaren izleri takip edilebilen Luwiler, beraber yaşadıkları Hattiler ve Hititler ile birlikte Anadolu’nun en eski halklarından biridir.[10] Hattuşaş’da bulunmuş Akadça çivi yazısı ile yazılmış belgelerde Luwi dilini konuşan halkların yaşadığı bölge Luwiya olarak isimlendirilmekteydi.[11] Siyasi olarak uzun yıllar boyunca hep küçük beylikler halinde yaşamışlardır. Luwi dili ise Anadolu’da uzun süre konuşulan dil olmuştur. Hattuşa belgelerinden de önce Luwi dili hakkında ilk bilgi edindiğimiz kaynaklar Asur Ticaret Kolonileri döneminde Kültepe’de (Kaniş, Kaneş, Neşa) yazılmış olan metinlerdir.[12] Elbette ki Luwi dilinin çözümlemesi uzun sürmüş ama sonunda farklı bir dil olduğu ortaya çıkarılmıştır. Luwi hiyeroglifinin kısaca özeti ise hiyeroglif yazısının ilk örneklerine Mısır ve Mezopotamya’da görülmesinden sonra diğer etkileşimde bulundukları uygarlıkların kendilerine göre yazıyı biçimlendirmesidir. Bu bakımdan Anadolu’da yaşamış olan uygarlıklar arasında yer alan Hititler ve Luwiler, her iki yazı stilini de dönemlere göre değişerek kullandığı görülen nadir toplumlardandır.[13]

HURRİLER: Hurrilerin keşfedilmesinde bazı zorluklar yaşanmış olsa da varlığı net olarak ortaya konulmuştur. Ana maddeleri şöyledir:

1. Dilin iyice çözülememiş olması

2. Hurri kültür ve siyasi merkezi VVa^sukanni ve Taide henüz bulunamamıştır. VVassukanni’nin yukarı Habur vadisindeki Teli Fakhariya olduğu çok kuşkuludur, çünkü VVas’s’ukanni’de yazılmış olmaları gereken ve Amarna’da bulunmuş olan pları ve Teli Fakhariya’da bulunan tabletlerin “neutron activation” analizi, bu tabletlerin ayrı ayrı yerlerde yazılmış olduklarını göstermiştir. Biliyorsunuz tarihçile r uzun yıllar Hurr i – Mitann i kralı s’aus’tatarin Asur’dan ganime t olara k Wassukanni’ye götürmüş olduğu altın kapıyı bulma hayaliyle yaşadılar. Her halikarda Was*s*ukanni için en uygun yer, Mardi n civarındaki höyüklerden bir tanesidir. Hurrilerle ilgili arkeolojik malzeme ve metinlerin Boğazköy, Nuzi, Amama , Ugarit, Mari, Meskene, Ortaköy vs. gibi hep yabancı ve taşra kökenli olması, gerçek Hurri kültürünün keşfini ve tanımlanmasını aşırı şekilde zorlaştırmaktadır.

3. Kronoloji ve tarihmelede de büyük güçlükler vardır.

4. Hurri malzemesinin arkeolojik ve sanat tarihi açısından belirlenmesi de güçtür ve hala tartışma konusudur. Hurriler Eski doğu araştırmalarında hala bir “çöplük” görevi yapmaktadırlar; yani araştırıcıların belirli bir üsluba sokamadıkları sanat ve medeniyet unsurları, döküntü malzeme olarak Hurrilere atfedilmek istenmektedir. Bunların başında mühür sanatı gelmektedir (Porada örneği). Ama bunlar ne derece doğrudur? Eski Asur, Anadolu veya Hitit üslubu olarak bilinen malzeme ve diğer bir çok veriler arasında daha kim bilir ne kadar bilinmeyen Hurri unsurları saklıdır?

5. Hurri – Subartu meselesinin çözülememesi

6 . Mitanni – Hurri devletinde Arileri n oynadığı rolde henüz açıklık kazanmamıştır.[14]

Bu maddeler ışığından ilerledikten sonra ise Hurriler için yapılacak en doğru tanım ise dilleri ve varlıkları çözüldükten sonra Mezopotamya’da bulunmuş Akadlar’ın vesikalarına göre “Hurri” isimli bir kavmin yaşadığı anlaşılmıştır. Tabi ki Hurriler hakkında pek bir üstüne durulmadığı gerçeği göz ardı edilemez. Sümer, Akad, Mısır, Ugarit ve Hitit metinlerinde ve muhtemelen Tevrat’ ta kavim adı olarak geçmelerine rağmen, tüm yönleriyle henüz keşfedilmemişlerdir.[15] Hurri dili üzerinde yapılan filolojik tetkikler, bu kavmin dilinin Asya kökenli dillerden olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca bu dilin, M.Ö. 9-6. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu’da güçlü bir devlet kuran Urartu kavminin diline benzediği, bir başka deyişle M.Ö. 1. Binyılda karşımıza çıkan Urartularla M.Ö. 3. Binyıl Akkad metinlerinden tanıdığımız Hurriler’in akraba oldukları tespit edilmiştir.[16] Hurrice ise Kafkas dili ile oldukça yakın bir ilişki durumu söz konusudur.

Hurrice güçlü bir dildi. O dönemde bulunan diğer uygarlıklara sayısız kelimeleri eklemiştir. Özellikle Hititçe dini metinler, kurban metinleri ve fal metinleri, çoğu hala anlaşılamayan Hurrice teknik terimler ve mukaddes nesne adlarıyla doludur.[17] Hurrilerin belki Hititler kadar ön planda bulunmasa dahi güçlü bir kültürünün olduğu bilinir. Hurriler üzerine yapılan araştırmalara bakarak görmek mümkündür. Hala da çalışmaların hız kesmeden devam edildiği bu dönemlerde ise eksik bilgilerin doldurulduğu ve yeni bilgiler kattığımızı da unutmamak gerekir. Hurriler kendilerine özgü yetenekleriyle belirli konularda üstünlük sağlamışlardır, bunların en başında sanat, el işçiliği ve teknik gelir.[18] Hurrilere ait sığınma,ev veya barınak olarak adlandırabileceğimiz yerler de bulunmuştur. Yuvarlak çadır tiplerinin bir benzeri olan bu evler, yan-göçebe Hurri kavimleri tarafından, çok pratik avantajları olduğu için kullanılıyordu.[19] Kerpiçten inşa edilmiştir. Hurri kültürü Anadolu’da ve Mezopotamya’da geniş kitlelere ulaşmış ve dağılmıştı. Hurri memleketi olarak adlandırabileceğimiz birçok yerde ortaya çıkmıştır. Hurrilerin güçlü kültürü Hititleri ise oldukça tesiri altında bırakmıştır. erdir. Aslında bu etkiler saymakla bitmez. En başta dil, din, edebiyat, mitoloji, büyü, tıp, giysiler (Eski Önasya moda dünyasında bir Hurri gömleği vardır), teknik aletler ve silahlar ve kadın hakları gelir ki, bunların her birisi ayrı ayrı araştırma konusu oluşturur. [20]Başta belirttiğim gibi dini metinlerde ve ritüellerde Hurrice isim kullanılması bunlardan sadece biridir. Hititler pek çok Hurri tanrısını benimseyip kabul ettikleri gibi, bazı Hitit kralları a Hititçe adlarının yanı sıra Hurrice isimler de almışlardır.[21] Daha sonra Mitanni Devleti olarak tarih sahnesinde iz bırakmışlar Ege Göçleri ile de tarih sahnesinden çekilmişlerdir.

M.Ö. II Bin Yılda Anadolu’da Bulunan Topluluklar

KAŞKALAR: Coğrafi olarak Karadeniz Bölgesi’nde bulundukları bilinir. Kaşkalar kendileri hakkında fazla eser bırakmamış yalnızca Hitit metinlerinde isimleri geçmiş ve günümüze kadar Kaşkalar’ın varlığından Hitit metinleri sayesinde haberimiz olmuş ve öğrenmişizdir. II. Tuthalya’nın yıllıkları, I. Şuppiluliuma’nın Kahramanlıkları Metni, H. Murşili’nin yıllıkları21 ve III. Hattuşili’nin otobiyografisi22, Gaşkalar hakkında son derece önemli bilgiler verirler.[22] Hititler için sürekli sorun çıkaran topluluk olarak gözükmüştür ancak lll. Hattusili’nin sınır kenti Tiliura halkı ile yapmış olduğu antlaşma, Hititler’in Kaskalıları nasıl yanlış değerlendirdiklerinin ve nasıl onlara karşı güvensiz davrandıklarının tipik bir örneğini verir.[23] Ama genel anlamda Kaşkalar ile Hititler arasında çıkan sorunlar neredeyse hiçbir zaman çözülememiştir. Yaşam tarzları ise ; Hitit metinlerinin yarattığı izlenim, Kaskalılar’ın yağmacılık ve hayvancılıkla geçindikleri, yerleşik hayat sürdürmedikleri ve göçebe olarak yaşadıkları yönündedir.[24] Zaman zaman Hititlere büyük tehlikeler oluşturmuşlar ama Arnuvanda-Aşmunikal çifti ile tedbirler iyice artırılmış ve sonrasında ise taht mücadeleleri dışında tedbirin elden bırakılmadığı görülmüştür. Kuzey’de her zaman Hititler için tehlikle olmuşlar Hititlerin en ufak sıkıntısında ise işgal etmişlerdir. Hitit-Kaşka mücadelesini Prof. Dr. Ekrem Memiş Hoca’nın ana hatlarıyla çıkardığı maddelere göz atalım:

1. Yeni Hitit Devleti krallarının ifadelerine göre, Eski Devlet krallarından I. Hantili zamanında (M.Ö. 1550­ 1525) Karadeniz Bölgesinde ortaya çıkan Kaşkalar, son derece kalabalık olup, kabileler halinde yaşıyorlardı.

2. Her kabile, bir kabile reisi veya şefi tarafından idare edilmekte olup, Kaşka memleketinde merkezi bir otorite yoktu.

3. Sahil şeridi onlara yetmediği için, devam ı olarak güneye hücum ederek, topraklarım genişletmeye çalışıyorlardı.

4. III.Tuthalya’nın (Tuhkanti-Tuthalya) Kaşkalar’a karşı başarısız olması, belki de Şuppiluliuma’nın iktidara gelmesine zemin hazırlamıştı,

5. Kaşkalar, Hitit ülkesine en kritik zam anlarda saldırmışlardır. Gerçekten, memlekette ya bir iç harp varken, ya da Hitit kralı bir başka kavmin üzerine sefere çıktığı zaman, Kaşkalar’ın hücuma geçtikleri görülüyor.

6. Bulundukları coğrafi bölgenin sarp ve geçit vermez dağlarla kaplı oluşu sebebiyle, Hitit kültüründen gerektiği şekilde etkilenmemişler, bu yüzden konargöçerliklerini devam ettirmişlerdir.

7. Kaşkalar, Karadeniz Bölgesi’nin belli bir kesimine değil, hemen hemen tamamına yayılmış idiler. Gerçekten, onların bozan Doğu, bazen Orta, bazen da Batı Karadeniz Bölgesi’nde görünmeleri, bunun en açık delilidir.

8. Bazı bilim adamlarına göre, Hititler’in yıkılmasında sadece Egeli kavimler değil, Kaşkalar da muhakkak surette rol oynamışlardır. Böylelikle, en az iki cephede savaşmak zorunda kalan Hitit ordularının mağlup edilmesi çok daha kolay olmuştu.

PALALAR: Palalar hakkında çok fazla bir bilgiye ulaşılamadığı gibi nereden geldikleri yoksa Anadolu’nun yerlisi mi oldukları da bir muallaktır. Hititçe metinlerde Pala ismi hem bir ülke adı hem de bir şehir ismi olarak kullanılmıştır. Bu da araştırmacıların Pala’yı bazen bir ülke bazen de bir şehir olarak algılamalarına neden olmuştur.[25] Pala dilini ise yine Hitit ritüel metinlerinde görmekte olup böylece Palaca’nın varlığını öğrenmiş oluyoruz.

LUKKALAR: Yazılı belgelere göre , Lukka’nın , kuzey ve kuzey doğusunda Walma ve Pedassa, doğusunda Tarhuntassa ve Kuzeybatısında Arzawa Ülkesi’nin yer aldığı, güneyde ise Akdeniz’in doğal bir sınır teşkil ettiği bir coğrayfayı karşıladığı anlaşılmaktadır.[26]  Yazılı olarak ilk kaynak Hititler döneminde Telepinu döneminde yazılmış lakin tabletler kırık olduğu için fazla bir bilgiye ulaşılamamıştır. Daha sonrasında ki krallar ise Lukkalar hakkında bilgi vermiştir.

Lukka dili şöyle açıklanmıştır: Lukkalar’ın kullanmış olduğu dil, yani Likçe, MÖ. 3. Binyılda Güney Anadolu ve Batı Anadolu sahillerinde yaşayan Luwi kabilelerinin konuştuğu Luwice’ye daha fazla benzemekte idi.[27] Sonuç olarak ise Lukkalar hakkında şöyle bir kanıya varılmıştır:

1. Arkeolojik ve filolojik delillerden anlaşıldığına göre Lukkalar, Luwi kavminin bir kolu olup, muhtemelen M.Ö. 3. Binyılın ortalarında kendi adlarıyla anılan bölgeye gelip yerleşmişlerdir.

2. M.Ö. 3. Binyılda Anadolu henüz yazıya kavuşm adığı için, Lukkalar’m bu dönem deki faaliyetleri hakkında yeterince bilgim iz yoktur. Ancak, M.Ö. 15. yüzyıldan itibaren onların siyasal ve ekonom ik yaşantılarını bütün ayrıntıları ile takip etm ek mümkündür.

3.Yazılı belgelerden anlaşıldığı kadarıyla Lukkalar, M.Ö. 1. Binyıl Anadolu ve Önasya tarihinde son derece değişken bir politika izlemişlerdir. Örneğin, M.Ö. 15. yüzyılın sonlarında Batı Anadolu kavimlerinin oluşturduğu Aşşuva konfederasyonu içerisinde Hititler’e karşı mücadele veren Lukkalar, M.Ö. 13. yüzyılın başlarında cereyan eden Kadeş Muharebesi’nde Mısırlılar’a karşı Hititler’in yanında yer almışlardır. Yine aynı şekilde Troyalılar’la Akalar arasında cereyan eden Troya savaşlarında, bir Anadolu kavmi olarak Troya’nın yanında yer alan Lukkalar, Ege Göçleri’nde Akalar’ın (Mısır kaynaklarında Ekweşler olarak geçmektedir) müttefiki olarak, Mısır’a karşı savaşmışlardır.

4. Bütün bunlar gösteriyor ki, karada kuvvetli bir ordu ve denizde güçlü bir filoya sahip olan Lukkalar, askeri güçlerini, yerine ve zamanına göre, siyasal ve ekonomik menfaatlerinin gerektirdiği biçimde kullanmışlardır.

5. Yazılı belgelerden öğrenildiğine göre onlar, M.Ö. 2. Binyıl tarihi boyunca hiçbir zaman, herhangi bir büyük devlete tâbi olmamışlar, aksine büyük devletler, en kritik durumlarda, onların yardımım aramışlardır. Vermiş olduğumuz örnekler, bunu açıkça gözler Önüne sermektedir.

ASUR TİCARET KOLONİLERİ ÇAĞI: M.Ö. II. Bin yılın başlarında, Assur Devleti ile Anadolu arasında yoğun bir ticari faaliyet gerçekleşmiştir.[28] Bu ticari faaliyet Güneydoğu Anadolu ve Orta Anadolu bölgesinde, başta  Kültepe’deki Kaneşkenti olmak üzere, birçok şehirde Karum ve Vabartum adı verilen merkezlerden yürütülmüştür.[29] Anadolu’ya yazıyı getirmişler ve Anadolu’da yazılı tarih başlamıştır. Adı üstünde ticaret olduğu  için en fazla kullanılan ürünler kalay, bakır, altın, gümüş gibi maddeler oluşturuyordu. Bu ticaret mallarından %100’e yakın bir kar sağlandığı bilinmektedir.[30] Anadolu’ya gelen tüccarlar ”Naruqqum” adı verilen bir kontrat imzalamak zorundaydılar.[31] Şalattum adı verilen sistem ile üçte birini Assur’lu tüccarlara finanse edilmiştir. Sonralarında ise Anadolu’da siyasi birlik için çalışmalar başlamıştır. Kral Anitta’nın ”Anitta Metni” olarak kayda geçen yazısında babası Pitana ve kendisinin Anadolu’da siyasi birlik oluşturmak için seferler yaptığından bahsedilir. Bunu başaran Anitta ”Büyük Kral” ünvanını almıştır.[32] Daha sonralarında ise Anaolu’da merkezi büyük bir devlet olacak olan Hititlerin temelini oluşturmuş olurlar.

SONUÇ

Hititler ile sınırlandırılan bu konu üzerinde insanlık tarihinin ilk çağından günümüze kadar geçen süreç kısaca aktarılmıştır. Hititler Anadolu’nun en köklü devleti olması sebepleri de sürekli yeni kültürleri yakından takip etmesi ve kendisine uygun olanı benimsemesidir. Hattileri zamanla sindirseler dahi ritüel metinlerinde Hattice’ye rastlamamız buna sadece küçük bir örnektir. Hititlerin etkilenmesi ve uzun süren imparatorluk dönemi Hitit dili ve kültürünün gücünü de açıkca göstermektedir. İnsan var olduğu sürece etkileşim her zaman olacaktır.

KAYNAKÇA

AKURGAL, Ekrem, Anadolu Kültür Tarihi, Phoenix Yayınevi, Ankara, 2015

BAHAR, Hasan, ”M.Ö.II. Binyıl Başlarında Anadolu-Mezopotamya Arasındaki Ticaret Hayatı”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı.3

BELDAN, Şafak, Luwiler, (Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, 2019)

DEMİREL, Serkan, Hitit Devleti’nin Kuzey Komşusu Pala Halkı ve Bu Halkın Hititler ile Olan İlişkisi, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 33, Ağustos 2012

FİDAN SEÇER, Sezer, Yazılı Belgeler Işığında Lukka Ülkesi’nin Hitit Tarihi’ndeki Yeri, Eskiçağ Yazıları 6, İstanbul,2014

IŞIK, Adem , “Anadolu’da Asur Ticaret Kolonileri Çağı”, Mavi Atlas, 8(1): s.16

MEMİŞ, Ekrem, Eskiçağ Türkiye Tarihi, Ekin Kitabevi Yayınları, Bursa, 2015

REYHAN, Esma – CENGİZ, Tülin, Eski Çağ Tarihi ve Uygarlığı El Kitabı, Ankara,Grafiker Yayıncılık,2015

ÜNAL, Ahmet, Hititler Devrinde Anadolu I, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2002

ÜNAL, Ahmet, Hititler Devrinde Anadolu II, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul,2002

VİGO, Matteo, “Hattice Kayıp Bir Dil”, Aktüel Arkeoloji Dergisi, sayı.38, s.75-83

ZANGGER, Eberhard (2016). Luviler: Bir Anadolu Uygarlığı ile ilgili Çalışmalar. İdil Sanat ve Dil Dergisi, 5/24


[1] Memiş, Ekrem, Eskiçağ Türkiye Tarihi, Ekin Kitabevi Yayınları, Bursa, 2015, s.10

[2] Akurgal, Ekrem, Anadolu Kültür Tarihi, Phoenix Yayınevi, Ankara, 2015, s.12

[3] Memiş, Ekrem, Eskiçağ Türkiye Tarihi, s.13

[4] Memiş, Ekrem, Eskiçağ Türkiye Tarihi, s.14

[5] Akurgal, Ekrem, Anadolu Kültür Tarihi, s.13

[6] Vigo, Matteo, “Hattice Kayıp Bir Dil”, Aktüel Arkeoloji Dergisi, sayı.38, s.78

[7] Memiş, Ekrem, Eskiçağ Türkiye Tarihi, s.28

[8] Akurgal, Ekrem, Anadolu Kültür Tarihi, s.15

[9] Memiş, Ekrem, Eskiçağ Türkiye Tarihi, s.30

[10] Beldan, Şafak, Luwiler, (Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi, 2019) s.1

[11] Zangger, E. (2016). Luviler: Bir Anadolu Uygarlığı ile ilgili Çalışmalar. İdil Sanat ve Dil Dergisi, 5/24

[12] Beldan, Şafak, Luviler, s.8

[13] Beldan, Şafak, Luviler, s.8

[14] Ünal, Ahmet, Hititler Devrinde Anadolu I, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2002, İstanbul, s.96

[15] Ünal, Ahmet, Hititler Devrinde Anadolu I, s.100

[16] Memiş, Ekrem, Eskiçağ Türkiye Tarihi, s.38

[17] Ünal, Ahmet,Hititler Devrinde Anadolu I, s. 98

[18] Ünal, Ahmet,Hititler Devrinde Anadolu I, s.101

[19] Memiş,Ekrem, Eskiçağ Türkiye Tarihi, s. 40

[20] Ünal, Ahmet,Hititler Devrinde Anadolu I, s. 105

[21] Memiş,Ekrem, Eskiçağ Türkiye Tarihi, s. 41

[22] Memiş,Ekrem, Eskiçağ Türkiye Tarihi, s.50

[23] Ünal, Ahmet, Hititler Devrinde Anadolu II, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul,2002 s.48

[24] Ünal, Ahmet,Hititler Devrinde Anadolu II, s. 51

[25] Demirel, Serkan, Hitit Devleti’nin Kuzey Komşusu Pala Halkı ve Bu Halkın Hititler ile Olan İlişkisi, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 33, Ağustos 2012

[26] Fidan Seçer, Sezer, Yazılı Belgeler Işığında Lukka Ülkesi’nin Hitit Tarihi’ndeki Yeri, Eskiçağ Yazıları 6, İstanbul,2014

[27] Memiş,Ekrem, Eskiçağ Türkiye Tarihi,s.64

[28] Reyhan, Esma – Cengiz, Tülin, Eski Çağ Tarihi ve Uygarlığı El Kitabı, Ankara,Grafiker Yayıncılık,2015,s.61

[29]  Reyhan, Esma – Cengiz, Tülin, Eski Çağ Tarihi ve Uygarlığı El Kitabı, s.61

[30] Işık, Adem , “Anadolu’da Asur Ticaret Kolonileri Çağı”, Mavi Atlas, 8(1): s.16

[31] Bahar, Hasan, ”M.Ö.II. Binyıl Başlarında Anadolu-Mezopotamya Arasındaki Ticaret Hayatı”, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı.3,s. 308

[32] Reyhan,Esma, 3 Reyhan, Esma – Cengiz, Tülin, Eski Çağ Tarihi ve Uygarlığı El Kitabı, s.64

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu