Alternatif TarihMakale

Modernitenin Harp Sahasına Yansımaları: Geçmişten Günümüze Mekteb-i Harbiye

XVII. ve XVIII. yüzyıldan itibaren Avrupa’da yaşanan dönüşüm süreci Osmanlı İmparatorluğu’nun siyasi hayatına çarpıcı bir biçimde yansımıştır. Avrupa’da yaşanan bu dönüşüm sürecinin sonucunda, devletler arası siyasi hakimiyet mücadelesi ve yeni sömürge arayışları hız kazanmıştır. Bu siyasi çerçeve içerisinde Avrupa devletleri bilimsel ve teknik gelişmeler ışığında amaçlarına ulaşmak için askeri alanda yenilik yapma girişimlerine hazırlanmışlardır. Bu yeni süreç içerisinde, devletlerin ordularında iyi eğitim almış, idari yönden yetenekli ve bilgili subaylara ihtiyaç duyulmaya başlanmıştır. Böylece XVIII. yüzyılın ortalarından itibaren sırasıyla Rusya, Fransa ve Almanya’da Harp Akademileri kurulmaya başlanmıştır.[1]

Fetih çağının bitmesinin hemen ardından doğal sınırlarına ulaşan Osmanlı İmparatorluğu, artık daha güçlü düşmanlarla karşı karşıya gelmeye başlamıştı. Avrupa’da Viyana kapılarına dayanan Osmanlı İmparatorluğu iki uzun ve çetin kuşatmadan sonra netice alamayarak ricat etmek mecburiyetinde kalmıştı. Avrupa’da yaşanan köklü değişimler silsilesi içine dahil olamayan Osmanlı İmparatorluğu Orta Çağ’da yakaladığı ateşli silahlara dayanan “Barut İmparatorluğunu” Yakın Çağ’a taşımakta zorlanmaya başlamıştı. Bunun sonucunda XVIII. yüzyıldan itibaren, Türk ordusunun modernleşmesi adına yapılan ıslahatlar Avrupa askeri sistemlerini temel alarak gerçekleşmiştir. Özellikle, Yeniçeri Ocağı’nın ilgasından sonra, askeri alanda yenileşme faaliyetleri hız kazanmıştır. [2]

Mekteb-i Harbiye’nin kuruluşuna giden süreçte, dönemin üst düzey devlet adamlarından Mirliva Namık Paşa’nın rolü oldukça fazla olmuştur. Sultan II. Mahmud tarafından seçilen Namık Paşa öncelikle Paris’e gönderilmiş, Paris’te askeri akademide eğitim almış ve burada bulunduğu süreç içerisinde Fransızca ve İngilizce öğrenmiştir. Namık Paşa iyi derecede Fransızca bilmesi sebebiyle, Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra kurulan Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye teşkilâtı için seraskerliğin talebi üzerine Fransızca’dan çeşitli eserlerin çevirisini üstlenerek literatüre katkı sağlamıştır.[3] 1827 yılına gelindiğinde, Fransızca’dan çevirdiği eserler vasıtasıyla teknik tabirlerin oluşturulmasındaki başarısından ötürü II. Mahmud tarafından alay eminliğine tayin edilerek askerî sınıfa dahil olmuştur.[4]

Eğitimin modernleşmesi ile birlikte devletin içinde bulunduğu durumdan kurtarılacağı inancı devlet adamlarının bünyesinde şekillenmeye başladığı dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nda, askeri alanda modernleşme ve buna bağlı olarak nitelikli subay ihtiyacının karşılanması amacıyla yapılan çalışmalar doğrultusunda Mekteb-i Harbiye, II. Mahmud tarafından 1834 yılında kurulmuştur.  Harbiye, 1834 yılında açılarak öğrenciler eğitim-öğretime başlamış, eğitimin üzerinden yaklaşık sekiz ay sonra Sultan II. Mahmud tarafından ziyaret edilmiştir. Sultanın bu ziyareti okulun resmi açılış tarihi olan 1 Temmuz 1835 olarak belirlenerek; okulun ismi Mekteb-i Harbiye olarak tescillenmiştir.[5] Mekteb-i Harbiye’nin resmi açılış törenine, başta Sultan II. Mahmud  olmak üzere Sadrazam Mehmed Emin Rauf Paşa, Serasker Hüsrev Mehmed Paşa, okulun kumandanı Mustafa Mazhar Bey katılmıştır.[6] Sultan II. Mahmud’un ziyareti ve resmi açılış töreni gerçekleştirildikten sonra Maçka Kışlası’nda açılanmektebin adı “Mekteb-i Harbiye” diye tescil edilmiş ve öğrencilere “Harbiyeli” denilmeye başlanmıştır.[7]

Mekteb-i Harbiye’nin kuruluşu hem eğitim, hem askeri hem de modernleşme adına atılmış en önemli adımlardan birisi olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nda XIX. yüzyılın ikinci yarısından sonraki dönemin önemli olayları, bu kurumun eğitiminin sağladığı askeri ve düşünsel etkileri göz önüne alınmadan değerlendirilemez. [8] Mekteb-i Harbiye, ilköğretimden meslek öğretimine kadar, tamamen modern bir eğitim – öğretim sisteminin Batı dışındaki ilk örneğidir. Ayrıca bu okul, Türkiye’de gücünü halktan alan bir reform gelişiminin ilk çağdaş örneği olma özelliğini bünyesinde taşımaktadır.

Mekteb-i Harbiye’nin kuruluşundan itibaren müfredatı özenle hazırlanmış, Avrupa’dan uzman öğretim hocalar getirilmiş ve bunlar gerek eğitim gerekse telif ve tercüme faaliyetleri ile Avrupa’daki bilgilerin Osmanlı İmparatorluğu’na aktarılmasında önemli bir köprü görevi üstlenmişlerdir. Aynı zamanda Mekteb-i Harbiye’de öğrenim gören öğrenciler, Avrupa’nın önemli şehirlerine gönderilerek daha iyi bir eğitim almalarının yanı sıra bakış açılarının gelişmesi sağlanmıştır. Günümüzde hâlâ Kara Harp Okulu olarak eğitim – öğretim faaliyetlerine devam eden kurum; XIX. yüzyıldan bu yana hem ülkenin savunmasının güçlenmesine, hem de Türkiye’de bilim ve eğitimin gelişimine büyük katkı sağlamıştır.


[1] Genel Kurmay Harp Tarihi Başkanlığı, Harp Akademileri Tarihçesi (1848 – 1991), Harp Akademisi Basımevi, İstanbul 1991, s. 7.

[2] Ahmet Yaramış, “Atatürk’ün Yetiştiği Mekteb-i Harbiye’nin Kuruluşu”, Afyon Kocatepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2006, C. 8, S. 3, s. 182.

[3] Abdullah Saydam, “Namık Paşa”, İslam Ansiklopedisi, C. 32, İstanbul 2006, s. 379.

[4] Saydam, a.g.m., s. 380.

[5] Abdülkadir Özcan, “Harbiye”, İslam Ansiklopedisi, C. 16, TDV Yayınları, İstanbul 1997, s. 116.

[6] Yaramış, a.g.m., s. 189.

[7] Gülşah Eser,  Mekteb-i Harbiye’nin Türkiye’de Modern Bilimlerin Gelişmesindeki Yeri (1834-1876), Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe Anabilim Dalı, İstanbul 2005, s. 17.

[8] Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, haz. Ahmet Kuyaş, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2017, s. 194.

Tuğçem Tirfil

Hacettepe Üniversitesi - Yakınçağ Tarihi alanında Yüksek Lisans öğrencisiyim. Modernleşme Dönemi ve Türk Eğitim Sistemi alanında çalışıyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu