MakaleTürk Tarihi

Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’daki Siyasi Faaliyetleri

Konuk Yazar: Fatih Selçuk

Fatih SELÇUK[1]

Atatürk’ün (o tarihte Mustafa Kemal Paşa’nın) Samsun’a çıkışı hakkında bu güne kadar pek çok şey yazıldı, çizildi. Genellikle bu tarih (19 Mayıs 1919), Türk Milli Mücadelesi’nin başlangıç tarihi olarak kabul gördü. Atatürk’ün Milli Mücadele ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecini anlattığı Nutuk’u 19 Mayıs 1919’dan başlatması da bunda etkili olmuştur denebilir. Fakat bu durum, Atatürk’ün Samsun’a çıkmadan önce İstanbul’da geçirdiği altı-yedi ay boyunca yapmış olduğu faaliyetleri göz ardı etmemizi gerektirmez. Nitekim kendisi, İstanbul’daki faaliyetlerini (ve öncesini) 1926’da gazeteci Falih Rıfkı Atay’a anlatmıştır. Bu hatırat, Atatürk’ün Samsun’a çıkması ile son bulur. 1927’de okunan Nutuk, bu hatıratın bir nevi devamı olarak görülmelidir. Fakat her hatıratta olduğu gibi Atatürk’ün anlattıklarında da kişisel çıkarımlar, yorumlar ve eksiklikler mevcut olabilir. Buna rağmen Atatürk’ün İstanbul’da geçirdiği süre zarfındaki faaliyetlerini, o dönem temasta olduğu kişilerin hatıralarının yanında dönemi konu alan ve birinci el kaynakları kullanan çalışmaları inceleyerek aydınlatabiliyoruz. Atatürk’ün İstanbul’da temas halinde olduğu yakın arkadaşları Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Fethi Okyar, Kazım Karabekir, İsmet İnönü ve Cevat Abbas’ın (Samsun’a çıkış sürecinde Fevzi Çakmak’ın) ve ikincil rol oynayan bazı kimselerin hatıralarına ulaşılabilmektedir. Bunların yanında, bu dönem bazı siyasi faaliyetlere bizzat katılan İsmail Canbolat ve Kara Kemal’in hatıralarının (1926’da İzmir’de Atatürk’e yönelik suikastı teşebbüsü sonrasına öldükleri için) mevcut olmadığını da eklemeliyiz.

            Bu yazıda, Atatürk’ün Samsun’a çıkış sürecindeki (Nisan-Mayıs 1919’da) 9. Ordu müfettişliği atamasının hikâyesinden bahsetmeyeceğiz. 1918 Kasım’ından 1919 Nisan’ına kadar geçen süre zarfında, Anadolu’ya atanmak için bir görev almasının öncesinde giriştiği siyasi faaliyetleri ele alacağız. Zira Samsun’a çıkış sürecindeki son üç-dört hafta, kısa görünse de, yoğunluğu itibariyle oldukça kapsamlı bir şekilde ele almayı gerektirir ve bugüne kadar pek çok çalışmaya da konu olmuştur.

Kısa tutmaya çalıştığımız bu yazımızda vereceğimiz bilgilerin tamamına yakını Atatürk’ün hatıralarında geçmekte olup, zikretmediği kısımlar da o aylarda yanında bulunan arkadaşlarının hatıraları ve daha sonradan hazırlanan tetkik eserler ile tamamlanmaya çalışılmıştır.

Harbiye Nazırı Olma Çabaları

5 Ekim 1918 tarihinde Halep’te kurulan 7. Ordu’nun kumandanlığına getirilen Mustafa Kemal Paşa, savaşın sona erdiğini görüyor, elde kalan mevcut sınırlar dâhilinde bir an önce ateşkes yapılması gerektiğini düşünüyordu[2]. Tam da bu günlerde Talât Paşa kabinesinin iktidarı bırakacağı söylentileri yayılıyor, bir diğer deyişle bu yönde bir beklenti oluşuyordu. Yeni kurulacak olan kabinede Harbiye Nazırlığı görevini üstlenmek ve bu suretle “bir şeyler yapmak” isteyen Mustafa Kemal Paşa, kabineyi Ahmet İzzet Paşa’nın kurmasını ve kendisinin de bu kabinede harbiye nazırlığı görevini deruhte etmesi gerektiğini yakın çevresine söylüyordu[3]. Ona göre mevcut kabine derhal düşürülmeli, “iş görebilir” bir kabinede bütün ordunun kumandası kendisine verilmeliydi[4].

Savaşın sonunun geldiğini gören Talât Paşa hükümeti, kamuoyundaki beklentileri doğru çıkarırcasına istifa ediyor(8 Ekim), fakat bu sefer padişahın Tevfik Paşa’yı sadrazam yapacağına dair söylentiler duyuluyordu. Derhal harekete geçen Mustafa Kemal Paşa, uzun yıllardır tanıdığı seryaver Naci (İldeniz) Bey aracılığıyla padişaha telgraf çekerek Ahmet İzzet Paşa’nın hükümeti kurmasını; bu hükümette Fethi (Okyar), Tahsin (Uzer), Rauf (Orbay), Azmi, İsmail Canbolat ve Hayri Beylerin nazır olmalarını, kendisinin de harbiye nazırlığına getirilmesini öneriyor, aynı teklifi bir başka telgrafla Ahmet İzzet Paşa’ya da yöneltiyordu[5]. Bu telgrafa verdiği cevapta Ahmet İzzet Paşa, kendisinin (Mustafa Kemal Paşa’nın) şimdilik orada kalmasının daha iyi olacağını, bu süre zarfında harbiye nazırlığını kimseye vermeyeceğini belirtiyordu. Gerçekten de Ahmet İzzet Paşa, 14 Ekim 1918’de kurduğu kabinesinde harbiye nazırlığını kendi üzerine almış, Mustafa Kemal Paşa’nın önerdiği bazı kimselere de kabinede yer vermişti[6]. Bazı kaynaklarda, Ahmet İzzet Paşa’nın Mustafa Kemal Paşa’yı ihtiras sahibi bir kişilik olarak gördüğü için onu harbiye nazırlığına almadığı belirtilir[7].

30 Ekim 1918 günü Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmış, fakat henüz ordulara tebliğ edilmemişti. (2 Kasım’da tebliğ edilecektir[8]) Bir gün sonra, 31 Ekim günü, Liman von Sanders tarafından Adana’ya çağırılan Mustafa Kemal Paşa, 7. Ordu kumandanlığını Ali Fuat Paşa’ya teslim ederek Adana’ya geçmiş, burada Yıldırım Orduları Kumandanlığının kendisine bırakıldığını öğrenmişti. İlk düşündüğü, kâğıt üzerinde oldukça geniş yetkilere sahip bu orduya yeniden bir şekil vermek ve düzene sokmaktı. Tam da bu sıralarda Sadrazam ve Harbiye Nazırı Ahmet İzzet Paşa’dan gelen “mütareke şartlarının tebliği” şeklindeki telgrafı almıştı. Ona göre oldukça ağır olan bu mütarekenin şartları, kayıtsız şartsız bir teslimiyet anlamına geliyordu. Bu noktada gerekli makamları “uyaran” Mustafa Kemal Paşa, 7. Ordu komutanlığında bıraktığı yakın arkadaşı Ali Fuat Paşa’yı Adana’ya çağırarak direnişin örgütlenmesi üzerine fikir alışverişinde bulunmuş, bu yönde bazı kararlar almışlardı[9]. Fakat uzun vadede Adana’da yapabileceği pek fazla şey yoktu. 5 Kasım’da İngilizler İskenderun’a asker çıkaracaklarını bildirmişler, buna karşı çıkan Mustafa Kemal Paşa da 6 Kasım’da sadrazama gönderdiği telgrafta, askerlerine İngilizlere silahla karşılık vermelerini emrettiğini belirtmişti. Ertesi gün, 7 Kasım tarihli karşı telgrafında sadrazam Ahmet İzzet Paşa, İngilizlere karşılık vermenin devleti riske atmak olacağını söylüyor, emri geri almasını istiyor, aynı gün Yıldırım Orduları Kumandanlığı lağvediliyordu. Bu görüşmeden kısa bir süre sonra Sadrazam istifa ediyor ve Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği son telgrafta kendisinin İstanbul’a gelmesinin iyi olacağını belirtiyordu[10].

Tevfik Paşa Hükümetini Düşürme Çabaları

İtilaf donanmalarının Boğaz’a girdiği gün (13 Kasım 1918) yaveri ile birlikte Haydarpaşa Garı’na varan Mustafa Kemal Paşa, ayağının tozuyla Pera Palas adlı ünlü otele yerleşti[11]. Kimi kaynaklarda, Paşa’nın İtilaf devleti temsilcilerini, bilhassa İngilizleri etkilemek için bu otelde kalmayı tercih ettiği belirtilir[12]. Nitekim bu otele yerleşmesinden kısa bir sonra, otel müdürünü aracı kullanarak, ünlü bir İngiliz gazeteci ile görüşecek, kamuoyu oluşturmaya çalışacaktır[13].

Mustafa Kemal Paşa’nın ilk işi, kendisinin yer alabileceği bir kabine kurulabilmesi için siyasi kulis faaliyetlerine başlamak oldu. Zira kurduğu kabinede ittihatçılara da yer veren Ahmet İzzet Paşa, üzerindeki baskılara daha fazla dayanamamış, istifa etmiş(8 Kasım), böylelikle yeni bir kabinenin kurulması gereği hâsıl olmuştu. Padişah, yeni kabineyi kurması için sadrazamlığa Tevfik Paşa’yı atamıştı(11 Kasım). Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’daki ilk siyasi kulis faaliyeti, Tevfik Paşa’nın kabineyi kurmasını önlemeye ve harbiye nazırı olabileceği bir Ahmet İzzet Paşa kabinesini iktidara getirmeye yönelik çabalardı. Paşa’nın harbiye nazırlığında bu denli ısrar etmesinin sebeplerini anlamak bakımından, Enver Paşa’nın da harbiye nazırı olduğunu unutmamak gerekir. Harbiye nazırlığı oldukça kudretli bir makamdı.

Paşa, zaman kaybetmeksizin yakın arkadaşı Rauf Bey’i de yanına alarak[14], istifa eden sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın henüz ayrılmamış olduğu sadaret konağına gitti ve kendisiyle görüşerek istifadan vazgeçirmeye çalıştı. Ona göre Tevfik Paşa’nın kabineyi kurması bir şekilde engellenmeli ve Ahmet İzzet Paşa başkanlığında yeni, güçlü ve milliyetçi[15] bir kabine kurulmalı, kendisi de harbiye nazırı olmalıydı. Paşa, harbiye nazırlığı düşüncesinden hala vazgeçmiş değildi. Buradaki görüşme olumlu geçti, hatta ayaküstü yeni bir kabine listesi dahi oluşturuldu. Fakat bunun için yeni kurulan Tevfik Paşa hükümetinin düşürülmesi şarttı. Tevfik Paşa’nın kuracağı yeni kabinenin göreve başlayabilmesi için Meclis-i Mebusan’dan güvenoyu alması gerekiyordu. Bunu engellemeye karar verdiler. Anılarında, “Sadaret konağında verilen karardan sonra her birimiz bir türlü çalışmaya başladık. İlk hedef kabineyi düşürmek olduğuna göre hemen Mebusan Meclisi ile temas aradım” diyen Mustafa Kemal Paşa, sivil kıyafetlerini giyerek Meclis-i Mebusan’a gitmeye ve kulis faaliyetlerine başlamaya karar verdi. Bu arada Paşa, kendisi anılarında bahsetmese de, Fethi, Rauf ve diğer bazı arkadaşlarıyla birlikte İsmail Canbolat Bey’in evinde toplanarak fikir alışverişinde bulunuyorlardı. Okyar’ın anılarında anlattığına göre bu toplantıda padişah ile görüşme ayarlanması kararlaştırılmış, gerekli randevu alınmış ve Mustafa Kemal Paşa 15 Kasım 1918 günü padişahın huzuruna kabul edilmişti[16]. Paşa, padişahı henüz veliaht iken gittiği 1917’deki Almanya gezisinden tanıyordu. Ona eşlik etmiş, aralarında belirli bir muhabbet oluşmuştu. Şimdi amacı, padişah ile görüşüp aklındakileri ona açmak, uyarılarda bulunmaktı. Fakat huzura çıkan Mustafa Kemal Paşa, kuşkucu padişahtan beklediği ilgiyi göremedi[17].

Üç gün sonra, 18 Kasım günü meclis, Tevfik Paşa hükümetinin programını görüşmeye başladı. İlk gün yapılan toplantıda oylama sonuçsuz kaldı[18]. Görüşmeler 19 Kasım günü devam etti. Sivil kıyafetiyle meclise gelen Mustafa Kemal Paşa, vekillerle görüşerek, Tevfik Paşa’nın kuracağı kabineye “güvensizlik” oyu verilmesini rica etti. Çoğu vekil bu teklifi kabul etti ve “güvensizlik” oyu vereceğini söyledi. Salondan çıkan Mustafa Kemal Paşa locaya geçti ve vekillerin oylamasını bekledi. Fakat sonuç istediği gibi olmadı. “Güvensizlik” oyu vereceğini söyleyen vekiller bile Tevfik Paşa’nın kabinesine güvenoyu vermişlerdi[19]. Anılarında, “Ne yalan söyleyeyim, biraz şaşırmıştım” diyen Paşa, siyasete uzak kalan bir asker olarak bazı şeyleri o gün anladığını kendi kendine itiraf eder[20].

Pera Palas Otel’de birkaç gün kaldıktan sonra Paşa, Halep’ten tanıdığı bir Hıristiyan Arap’ın Beyoğlu’ndaki bir apartmanına, oradan da Şişli’de bugün müze olarak ziyaret edilebilen eve taşındı. Yeni evinde daha etkin bir kulis faaliyeti yürütmeye başlayan Paşa, burada yakın arkadaşları ile sürekli temas halinde olmuş[21], özellikle siyasi bir kişilik olan Fethi Bey ile giriştiği basın-yayın faaliyetleriyle kamuoyu oluşturma çabalarında bulunmuştu. Fethi Bey, İttihat ve Terakki Fırkası’nın feshinden sonra Ahmet İzzet Paşa kabinesinde Dâhiliye Nazırı (İçişleri Bakanı) iken etrafına topladığı arkadaşlarıyla Kasım 1918’de “Hürriyetperver Avam Fırkası” adı bir siyasi parti kurmuş, bir de Minber adlı bir gazete çıkarmaya başlamıştı. Fethi Okyar, anılarında, gazete fikrinin Mustafa Kemal Paşa’dan geldiğini, ismini onun belirlediğini, hatta sermayenin önemli bir kısmını verdiğini belirtmektedir[22]. Mustafa Kemal Paşa ise anılarında, özetle, “Fethi Bey’in çıkardığı Minber adlı gazeteye ben de ortak oldum” demekte ve gazete fikrinin kendinden geldiğine dair bir bilgi vermemektedir[23]. Okyar’ın verdiği bilgiye temkinli yaklaşmakta fayda vardır. Zira Minber’in ilk nüsha tarihinin 1 Kasım 1918 olduğu[24] ve Mustafa Kemal Paşa’nın da İstanbul’a 13 Kasım 1918’de gelip temaslara başladığı göz önünde bulundurulduğunda, “Bir gazete çıkaralım, ismi de Minber olsun” şeklindeki bir teklifi yapmış olması düşük, fakat hâlihazırda çıkarılan bir gazeteye sonradan ortak olması kuvvetli bir ihtimaldir. Kısa ömürlü bu gazetede Mustafa Kemal Paşa siyasi sahada ön plana çıkarılmaya çalışılmış ve başarıları övülmüştü[25]. Bu çabalara rağmen Mustafa Kemal Paşa’nın bu ilk siyasi faaliyetleri başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Kabinede harbiye nazırı olamamış, Tevfik Paşa hükümetinin güvenoyu almasını engelleyememiş, Fethi Bey’in partisi de geniş bir kitle partisi olmayı başaramamıştı[26].

Çabalarından vazgeçmeyen Mustafa Kemal Paşa, Tevfik Paşa hükümetinin güvenoyu alması karşısında şaşırmış bir şekilde meclisi terk etmiş ve hiç vakit kaybetmeden saraya telefon etmişti. Amacı padişah ile ikinci defa görüşebilmek ve onu uyarmak için randevu almaktı. Bir sonraki Cuma gününe randevu verildi. Paşa, 29 Kasım 1918 günü Cuma namazından sonra padişahın huzuruna çıktı[27].

Ilımlı İttihatçılarla Hükümet Kurma ve Padişah Üçüncü Görüşme

Tevfik Paşa hükümeti kısa süre sonra sallanmaya başlamıştı. Çeşitli çevrelerin baskısı altında kalan hükümet 2 Aralık 1918’de basına sansür getirmiş, 11Aralık 1918’de de Harbiye Nazırı Abdullah Paşa istifa etmişti. Tevfik Paşa’nın mecliste güçlü bir muhalefetle karşı karşıya kaldığı sıralarda çalışmalarına devam eden Mustafa Kemal Paşa, eski Maliye Nazırı Cavit Bey ile Ayan Meclisi Başkanı Ahmet Rıza gibi “ılımlı” ittihatçılar ile temas kuruyor, Ahmet Rıza Bey’in başkanlığında milliyetçi bir hükümet kurmanın yollarını aramaya başlıyordu. İttihat ve Terakki’nin ardılı olan fakat onunla olan bağını reddeden Teceddüt Fırkası’nın ileri gelenleri Mustafa Kemal Paşa’dan çekindikleri için harbiye nazırlığını ona vermemekte kararlı olduklarından dolayı görüşmeler kesildi. Bu görüşmelerden olsa gerek, 29 Aralık’ta Paşa’nın Teceddüt Fırkası’na (kuruluş tarihi 3 Kasım 1918) katıldığı açıklanacak, kendisi bu haberi yalanlayacak ve ordudaki vazifesinin devam ettiğini duyuracaktı[28].

Tevfik Paşa kabinesinin sallantıya girdiği hafta Mustafa Kemal Paşa, 20 Aralık 1918 günü üçüncü kez padişahın huzuruna çıkmıştı[29]. Anılarından anladığımız kadarıyla bu görüşmede Mustafa Kemal Paşa her zamanki gibi padişahı uyarmak istiyor, fakat padişah pek oralı gözükmüyordu. Tek niyeti, güvenemediği ordunun kendisine nasıl baktığını öğrenmekti. Paşa’ya bazı sorular yöneltti, “Siz akıllı bir kumandansınız. Arkadaşlarınızı tenvir ve teskin edeceğinizden eminim” demekle yetindi. Paşa, istediğini alamayarak saraydan ayrıldı. Anılarında anlattığına göre, padişah bu süre zarfında Meclis-i Mebusan’ı dağıtmayı düşünüyordu. Bu sebeple ordunun görüşünden emin olmak istemiş ve Mustafa Kemal Paşa’nın ağzını aramıştı[30]. Gerçekten de öyle olmuştu. Meclisin yoğun muhalefeti karşısında zor durumda kalan Tevfik Paşa bu görüşmeden bir gün sonra padişahın huzuruna çıkmış, 21 Aralık 1918’te yaptıkları görüşme sonucunda meclis feshedilmişti[31]. Tevfik Paşa, 12 Ocak 1919’da hükümeti yeniden kurmakla görevlendirilecekti.

Sadrazamın Kaçırılması Planı

Yeni kabine Mustafa Kemal Paşa ve onun gibi düşünenlerde memnuniyetsizlik yaratmıştı. Siyasetin dışında olduğundan, Ali Fuat Paşa’nın padişah ile görüşmesinin etkili olabileceği görüşü hâkim oldu ve seryaver Naci Bey vasıtasıyla kendisine Cuma selamlığı sonrasına (muhtemelen 17 Ocak 1919 Cuma)  bir randevu alındı. Fakat Ali Fuat Paşa bu görüşmede padişah ile yalnız kalamadığı için konuyu açamadı. Böylelikle bu teşebbüs de boşa çıktı[32].

Mustafa Kemal Paşa’nın meşru siyasi arayışları, meclisin feshedilmesi ile birlikte son bulmuş gibi görünüyordu. Ortağı olduğu ve kendisini ön plana çıkardığı Minber gazetesi de o günlerde yayın hayatını durdurdu[33]. 1919’un Ocak ayına gelindiğinde ise “eski”[34] ittihatçılar üzerindeki baskı arttı, toplu tutuklamalar başladı. 29/30 Ocak gecesinde[35] otuz civarı tutuklama oldu. Hüseyin Cahit, Rahmi, Mithat Şükrü, Hüseyin Kadri, Tevfik Rüştü ve İsmail Canbolat gibi önde gelen ittihatçılar isimler tutuklanmıştı[36]. Çemberin daraldığı hissediliyordu.

            Siyasi faaliyetlerin bir çözüm vermeyeceğinin anlaşıldığı ve tutuklama olabileceği söylentilerinin arttığı Ocak ayının son haftasında “sadrazamı kaçırmak” suretiyle darbe yapmak fikrinin Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları arasında görüşüldüğü anlaşılmaktadır.

Bu konunun konuşulduğu günlerde Rauf Bey, İsmail Canbolat ile birlikte Mustafa Kemal Paşa’nın Şişli’deki evine gitmişlerdi. Eve girdiklerinde Paşa’yı Karakol Cemiyeti’nin kurucusu Kara Kemal ile baş başa konuşurken görmüşlerdi, ki onların sık sık geldikleri bu evde Kara Kemal’i ilk görüşleriydi. Rauf ve İsmail Beyler ikiliye biraz daha yaklaşınca konuşulan konunun “Sadrazam Tevfik Paşa’yı, otomobilinin şoförünü gizlice değiştirmek suretiyle kaçırmak ve bir yerde saklamak” olduğunu öğrenmişlerdi. Bunu duyan ve Kara Kemal’in işin içinde olduğunu gören İsmail Canbolat sinirlenmiş, odadan çıkmış, onu sakinleştirmek isteyen Rauf Bey’e ise “Yok birader, ben öyle komitacı işlerine girmem” demiş ve evden ayrılmıştı. Kara Kemal de onu takiben çıkmıştı. Rauf Bey’in “Neden böyle oldu? Kara Kemal de nereden çıktı?” sorusuna Mustafa Kemal Paşa, “Yok canım, ben hiç komitacılık yapar mıyım? Kara Kemal’in ağzını arıyordum” demiş ve bunun üzerine Rauf Bey, İsmail Canbolat’ın evine giderek durumu ona izah edip bunun bir komitacılık olmadığını söylemek gerektiğini ifade etmişti. İkisi birlikte İsmail Canbolat’a gittiler. Paşa, Kara Kemal’in ağzını aramak maksadıyla öyle bir sohbete dâhil olduğunu, işin içinde komitacılık olmadığını söyledi[37].

            Rauf Bey’in bahsettiği bu görüşmeden henüz Fethi (Okyar)  Bey’in haberi olmadığı anlaşılmaktadır. Bu sıralarda Fethi Bey, anılarında anlattığı üzere, sadrazam Tevfik Paşa ile görüşmüştü. Bu görüşmeyi Mustafa Kemal Paşa ile paylaşmak için onun Şişli’de kaldığı evine gitti. Burada Mustafa Kemal Paşa ile buluşan Fethi Bey, kendisine Tevfik Paşa ile yaptığı görüşmeden bahsetti. Mustafa Kemal Paşa ise, kendisine çok daha önemli bir konuyu açmak istediğini ve (Karakol Cemiyeti’nin lideri olan) Kara Kemal’den bir teklif aldığını söyledi. Bu teklife göre (o sırada henüz 30 Ocak gecesi tutuklanmış olan) İsmail Canbolat’ın boş evinde toplanacaklar ve gizli bir toplantı yapacaklardı. Ev boş olduğu için dikkat çekmeyecekti. Paşa, Kara Kemal ile görüştüğünü, ona kendisinden (Fethi Bey’den) bahsettiğini, bu akşam o evde olmaları gerektiğini söyledi. Birlikte eve gidildi. Her tarafı perdelerle sımsıkı kapalı, içeri tek bir ışıl bile sızdırmayan karanlık bir odada buluşuldu. Burada Kara Kemal ve arkadaşları Sadrazam Tevfik Paşa’yı kaçırma konusunu açtılar. Buna göre sadrazam kaçırıldıktan sonra o bulunana kadar yerine yenisi getirilemeyecek, işgal makamlarına ve padişaha gözdağı verilmiş olacak, bu hengâmede pek çok kişi Anadolu’ya geçme fırsatı bulabilecekti. Kara Kemal ve arkadaşları bu işin kolay olabileceğine emindiler. Bu plandan İsmail Canbolat’ın da haberi olduğunu, fakat karşı çıktığını da eklediler. Planı o an odada öğrenen Fethi Bey de bu tür eylemlere prensip olarak karşı çıktığını söyledi. Mustafa Kemal Paşa ise susmayı tercih etti[38]. Bu görüşmenin, İsmail Canbolat 30 Ocak günü tutuklandığından ve bu toplantıda olmadığından, 1919 Şubat’ının ilk haftasında yapıldığı düşünülebilir. Hem Rauf hem de Fethi Bey’in anılarında bahsedilen bu plan Mustafa Kemal Paşa’nın anılarında da geçmektedir. Paşa, bu planı ayrıntıya girmeksizin şu şekilde anlatmaktadır:

            “Eski arkadaşım Fethi Bey’le günler ve gecelerde dertleştim. Benim evimde veya onun apartmanında konuşuyor ve birbirimize aynı şeyi soruyorduk: Ne yapılabilir? Temas ettiklerim arasında eski ittihatçılardan (Kara Kemal?) yahut İtilafçılardan, işgal kuvvetleri ile beraber çalışanlardan birçok kimseler vardı. Her biri ile büsbütün başka türlü görüşüyordum. (…) Bir gün Fethi Bey ve dört müşterek arkadaşlarımızla birlikte, bir hayli münakaşadan sonra, ihtilalci bir komite kurmaya karar verdik ve ihtilalci tedbirler düşünmeye başladık: Padişahı değiştirmek, kabineyi düşürmek, yeni bir kabine kurarak daha azimli hareketlere başvurmak gibi.. Başka bir gün bizim Şişli’deki evde toplantımız nihayet bulduktan sonra dört kişiden gibi, İsmail Canbolat Bey, dedi ki: ‘Arkadaşlar, ben çok düşündüm. Namusumla söz veririm ki sırrınız gizli kalacaktır, fakat komitede çalışmaya devam edemeyeceğim’. Hepimiz hayret içinde birbirimize baktık, içimizden biri: ‘Bu ne demek, muvaffakiyetten emin değil misiniz?’ diye sordu. ‘Hayır, bunu düşünmedim. Muvaffak olacaksınız. Fakat ihtilalciler muvaffak olsalar bile birçok tehlike karşısındadırlar. Bunu da kabul etmelidirler. İşte o zaman ben ve benim gibiler, sizin kararlarınızı tatbik etmek üzere iken iktidara gelecek ihtiyat namzetler oluruz’. Fethi Bey’le ben gözlerimizle konuşmuştuk. Derhâl dedim ki: ‘Beyefendinin iştirak etmeyeceği bir teşebbüs makul de olmayabilir. Onun için cemiyeti hemen feshetmeliyiz’. Böyle yaptık. Kendisi müsaade alıp gitti. Kalanlar cemiyeti tekrar kurmuş oldular[39].

            Mustafa Kemal Paşa’nın anlattığı bu pasajda Rauf ve Fethi Beyler’in anlattığı bilgiler ile paralellikler vardır. Fakat hatırat kaynaklar, tabii olarak her detayı barındırmayabilir. Mustafa Kemal Paşa bu olayda Karakol Cemiyeti’nin kurucusu “Kara Kemal” isminden hiç bahsetmez, “eski ittihatçılar” demekle yetinir. Hatta Nutuk’taki anlatımında, Karakol Cemiyeti diye bir yapılanmayı ilk defa Sivas Kongresi sırasında duymuş gibi davranır[40]. Fakat Şişli’deki evinde, 1919’un Ocak ayının sonları ve Şubat ayının başlarında darbeye kadar varan planlar yapıldığı kendi hatıralarından da anlaşılmaktadır. Orada bulunanların hatıralarına bakarsak Karakol Cemiyeti’nin başı olan Kara Kemal de bu işin içindedir, hatta başındadır. İsmail Canbolat’ın bu plana karşı çıktığı kesindir[41]. Buna rağmen Paşa, ilerleyen günlerde tutuklanan Canbolat’ın boş evinde görüşüldüğünden bahsetmemekte, yalnızca Canbolat’ın bu plana karşı çıktığını belirtmekte, neticede teşebbüsün plan aşamasında kaldığını doğrulamaktadır.

Yabancı Temsilcilerle İrtibatlar

İstanbul’da bulunduğu süre zarfında siyasi faaliyetler içerisinde bulunan Mustafa Kemal Paşa, gerek İtilaf Devletleri gerekse Mondros Mütarekesi hakkında olumsuz bir yorumda bulunmamış, güçlü bir konum elde edebilmek amacıyla çalışmış ve askeri unvanını korumaya da gayret etmişti[42]. Bu süreçte yabancı temsilciler ile de görüşmelerde bulunmuş, özellikle basına İngilizlerin kendisinden şüphelenmemesini sağlayacak şekilde demeçler vermişti. Örneğin Fethi Bey ile ortağı olduğu Minber’de Mondros Mütarekesi üzerine kendisi ile yapılan bir röportajda şu ifadeleri kullanmaktaydı: “(…) bütün Osmanlı milletinin İngilizler’den daha hayırhah bir dost olamıyacağı kanaatile mütehassıs olmaları pek tabiidir[43]. Yine Mondros Mütarekesi üzerine Vakit gazetesine verdiği 18 Kasım 1918 tarihli röportajda da “(…) Britanya hükümetinin Osmanlılara karşı olan hüsnüniyetlerinden şüphe etmek istemem” diyor ve ortada bir anlaşmazlık var ise hükümetin İngilizlerle oturup görüşmesi gerektiğini belirtiyordu[44]. Taha Akyol’a göre Paşa, hükümette yer edinebilmek (Harbiye Nazırlığı) ve tasfiye edilmemek için İngilizlerin ve sarayın dikkatini çekmeye çalışıyordu[45].

İstanbul’a ilk geldiği günlerde yerleştiği Pera Palas otelde, otelin müdürüyle bir haber göndererek, tanınmış bir gazeteci olan ve o günlerde İstanbul’da bulunan İngiliz Daily Mail muhabiri George Ward Price ile görüştü. Görüşmeden önce İngiliz istihbaratına danışan Ward Price bu teklifi kabul etti. Paşa, onu sivil bir şekilde karşıladı. Yanında Refet (Bele) Bey de vardı. Konuşmada Paşa, kısaca, İngilizler ile girilen savaşın bir hata olduğundan bahsetti[46] ve şu ifadeleri kullandı: “Eğer İngilizler Anadolu’da sorumluluğu üzerine almak niyetindeyseler tecrübeli valilere ihtiyaçları olacaktır. Bu sıfatla yardım arz edebileceğim bir makamla temasa geçmek isterim”. Gazeteci Price bu sözleri İngiliz istihbaratına iletti, fakat istihbarat yetkilisi Albay, “Yakında iş isteyen daha bir sürü Türk generali çıkacak” diyerek olumsuz görüş bildirdi[47].

Mustafa Kemal Paşa’nın İngilizler dışında İtalyanlar ile de dirsek teması olmuştu. Anılarından, Akaretler’de annesinin evinde kaldığı sırada İtalyan askerlerinin eve baskın yaptığından bahseder. Paşa, evini aramak isteyen İtalyan askerlerine direnmiş, askerler de “(Evden ayrılmamız için) Kumandanımızdan haber getirmelisiniz!” demişlerdi. İtalyan temsilciliğini arayan Paşa, durumu izah etmiş, İtalyan temsilciliği de “Afedersiniz, bir yanlışlık olmalı. Askerlerin başındaki subayı telefona çağırırsanız emir verilecektir” demiş ve yetkili subaya evi terk etmelerini söylemişti. Ertesi gün, Şişli bölgesinden sorumlu İtalyan bir komutan Mustafa Kemal Paşa’ya “Bu eve kimse tecavüz edemez” yazılı bir kart getirmişti[48].

Bunun dışında Paşa, hatıralarında “Bir İtalyan şahsiyet” olarak bahsettiği İtalyan Yüksek Komiseri Comte Sforza ile de iki defa görüşmüştü. Fakat teklif Sforza’dan gelmişti. İtalyanlar, İngilizlerin politikalarından rahatsızlık duyuyorlardı. Mustafa Kemal Paşa, hatıralarında anlattığına göre o günlerde Fethi Bey ile otururken İtalyan Yüksek Komiseri Comte Sforza kendisi ile görüşmek istemiş, Paşa’nın o an için tanımadığı Sforza, görüşmede şunları söylemişti: “Ben Türkiye’nin hakiki dostuyum. Hükümetin acizliği yüzünden bu memleketin nasıl fena akıbetlere sürüklendiğini de görüyorum. Sizin bunları düşünecek ve yeni bir hükümet kurabilecek teşkilat ve adamlarınız var mıdır?”. Paşa’yı İttihat ve Terakki’nin önde gelen isimlerinden biri sanan Sforza İngilizlere karşı onun ağzını arıyor, “Kendinizi göstermelisiniz!” diyordu. Paşa’nın tahminine göre, İtalyanlar bazı kimselerle temas kurarak Batı Anadolu’da olası bir Yunan işgaline karşı direniş oluşturulmasını tavsiye etmişti. Bu kimseler, direnişin başında Mustafa Kemal Paşa’yı uygun görmüşler ve tavsiye etmişlerdi. Fakat Paşa, İtalyanların esasen kendi çıkarlarını düşündüğünün de farkındaydı. Sforza bu görüşmeyi 17 Aralık 1918’de dışişleri bakanlığına rapor etmiş, “İttihat ve Terakki’nin ileri gelenlerinden bir heyet” ile görüştüğünü anlatmıştı[49]. Buradan, görüşmenin Aralık 1918’de yapıldığı çıkarımını yapabiliriz. Paşa’nın hatıralarından anladığımız kadarıyla kendisi ile Sforza arasında İtalyan konsolosluk binasında davetin İtalyan tarafından geldiği bir görüşme daha gerçekleşmiş, fakat kısa sürmüştü. Paşa, burada istediği mahiyette bir izlenim alamamış ve orayı terk etmişti[50]. Bu anısını anlattıktan sonra, “O sırada İstanbul’da bulunan birçok kimseleri hapsettiler. Fethi Bey’de bunların arasında idi”[51] demesinden, Sforza ile yapılan ikinci görüşmenin 1919’un Mart ayı ortalarında olduğunu anlıyoruz (Fethi Bey 10 Mart günü tutuklanmıştı)[52].

Bazı kaynaklar, Mustafa Kemal Paşa’nın Robert Frew adında İskoç bir papaz ile de temas halinde olduğunu ve onu tıpkı bir diplomat gibi başarılı bir şekilde kullandığını belirtmektedir[53]. Paşa’nın bu kişiyi tanıdığını, Atay’a anlattıklarından[54] ve Nutuk’taki “Mister Frews ile İstanbul’da bir iki defa görüşmüş ve tartışmıştım” ifadesinden de anlamaktayız[55]. Burada Paşa, Frew’e gönderdiği bir mektuba yer vermekte ve mektupta, kendisiyle İstanbul’da Mösyö Marten adlı biri vesilesiyle tanıştığını belirtmektedir[56].

Son Bir Değerlendirme

Mustafa Kemal Paşa, 1919’un Şubat sonu ve Mart başı ile birlikte Kazım Karabekir, Ali Fuat, İsmet ve Rauf Beylerle Şişli’deki evinde görüşmeye devam edecek ve tutuklamaların arttığı bir dönemde İstanbul’da yapılabilecek fazla bir şeyin kalmadığını görmek onlar için zor olmayacaktı. Bu düşünceyle paşalar birbiri ardına (çoğu resmi görevle) Anadolu’ya geçecekti[57]. Mustafa Kemal Paşa ise, o dönem kimseye nasip olmayacak derecede geniş yetkilerle 9. Ordu müfettişliğine atanacak ve Anadolu’ya geçecektir. Şüphesiz ki bu atama, Ali Fuat Paşa’nın abisinin kayınpederi, Dâhiliye Nazırı Mehmet Ali Bey başta olmak üzere genelkurmaydaki diğer bazı tanıdıkların yoğun kulis ve ikna faaliyetleri sonucunda alınan ve bu güvenle yetkilerin sınırları bizzat Mustafa Kemal Paşa tarafından çizilen resmi bir atamaydı[58]. Paşa’nın tercih edilmesinde, şahsi prestijinin yanında, gerek ittihatçı liderlere olan görünür mesafesi gerekse hükümetin elinde bu göreve atanabilecek genç ve liyakatli paşaların bulunmaması da etkili olmuştu. Görev, Doğu Karadeniz’de Rumlarla Türkler arasındaki kargaşa ve olası çatışmalara son verip kontrolü sağlamak, böylelikle İtilaf Devletleri’nin Mondros’un ünlü 7. ve 24. maddelerine dayanarak oraları işgal etmesini önlemekti. Biz, Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkış sürecindeki 9. Ordu müfettişliği görevine atanmasını, yazıyı uzun tutmamak adına detaylıca ele almıyoruz.

İncelediğimiz altı aylık dönemde İstanbul’da kalan Mustafa Kemal Paşa’nın siyasetle yakından ilgilendiği açıktır. Öncelikle yeni kabinede harbiye nazırı olmak istemişti. Enver Paşa’nın da harbiye nazırı olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu makamın o dönemki gücü anlaşılabilir. Paşa, büyük ihtimalle gücü eline almak ve direnişi ordu vasıtasıyla yapmak istemişti. Fakat harbiye nazırı olamadı. Buna rağmen pes etmedi ve siyasi faaliyetlere devam etti. Bir yandan da yakın arkadaşlarıyla görüştü.  Bu süreçte üç defa padişah Vahdettin’in huzuruna çıksa da umduğunu pek bulamadı. (Dördüncü ve son görüşmesi Samsun yolculuğundan hemen önce olacaktır).

11 Kasım 1918 günü sadrazamlığa atanan Tevfik Paşa’nın kurduğu kabineye güvensizlik oyu verilmesini sağlamak ve bu suretle Ahmet İzzet Paşa’yı yeniden sadrazam yaparak harbiye nazırlığını almak, padişahı ikna etmek, ılımlı ittihatçılarla kurulabilecek yeni bir hükümet ihtimalini görüşmek, Minber adlı bir gazeteye ortak olarak kendini ön plana çıkarmak gibi meşru hareketlerin yanında; arkadaşlarıyla birlikte sadrazamın kaçırılıp hükümetin düşürülmesi gibi ihtilalci planların da içinde bulundu. Bunların yanında, İngilizleri karşısına almamaya özen gösterdi, olumlu demeçler verdi. İtalyanların kendisiyle temas kurmasını başarılı bir şekilde kullanmaya çalıştı. Tüm bu kulis faaliyetlerinin amacı, kudretli bir makam elde ederek direnişi örgütlemekti.


[1] Ege Üniversitesi Tarih Bölümü Doktora Öğrencisi. (fatihselcuk35@gmail.com)

[2] Mustafa Kemal Paşa’nın 7. Ordu komutanı iken 20 Eylül 1917 tarihinde Sadrazam ve Dâhiliye Nazırı Talat Paşa ile Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’ya gönderdiği şifreli bir telgrafta mevcut durumu izah ediyor ve tavsiyelerde bulunuyordu. Bu girişimi de siyasi bir girişim olarak görmek mümkündür. Tam metin için bkz. Turgut Gürer (der.), Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2020, s. 52-59.

[3] Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, Temel Yayınları, İstanbul, 2017, s. 64.

[4] Falih Rıfkı Atay, Atatürk’ün Hatıraları 1914-1919, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2019, s. 64.

[5] Telgraf metni için bkz. Ahmet İzzet Paşa, Feryadım, (haz. Süheyl İzzet Furgaç ve Yüksel Kanar), Cilt 2, Timaş Yayınları, İstanbul, 2017, s. 281.

[6] Atay, s. 64; Cebesoy, s. 64-65. Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, bahsi geçen telgrafı kabineyi kurduktan sonra gördüğünü belirtmektedir. Bkz. Ahmet İzzet Paşa, s. 20.

[7] Şevket Süreyya Aydemir, Tek Adam, Cilt 1, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1987, s. 303.

[8] Cebesoy, s. 77.

[9] Cebesoy, s. 80.

[10] Atay, s. 67-70; Andrew Mango, Atatürk, çev. Füsun Doruker, Sabah Kitapları, İstanbul, 1999, s. 190.

[11] İsmet İnönü, Hatıralar, (Haz. Sabahattin Selek), Bilgi Yayınları, İstanbul, 2014, s. 162.

[12] Erik Jan Zürcher, Milli Mücadelede İttihatçılık, çev. Nüzhet Salihoğlu, İletişim Yayınları, İstanbul, 2003, s. 163.

[13] “Yabancı Temsilcilerle İrtibatlar” başlıklı kısma bakınız.

[14] Rauf Orbay, Cehennem Değirmeni: Siyasi Hatıralarım, Cilt 1, Emre Yayınları, İstanbul, 1993, s. 222.

[15] Lord Kinross, Atatürk, çev. Necdet Sander, Altın Kitaplar, İstanbul, 2019, s. 173.

[16] Okyar, s. 257.

[17] Orbay, s. 225.

[18] Mango, s. 197.

[19] Atay, s. 70-71. Orbay, s. 223-225.

[20] Atay, s. 71.

[21] Orbay, s. 226-227.

[22] Okyar, s. 267-268.

[23] Atay, s. 76.

[24] Fethi Tevetoğlu, “Atatürk’le Okyar’ın Çıkardığı Gazete: Minber”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt:5, Sayı:134, (Kasım 1988), s. 185.

[25] Okyar, s. 69; Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, Cilt 1, Cem Yayınevi, İstanbul, 1992, s. 88.

[26] Zürcher, s. 165.

[27] Mango, s. 197.

[28] Mango, s. 198.

[29] Akşin, s. 113.

[30] Atay, s. 72-73.

[31] Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1949, s. 182-185.

[32] Cebesoy, s. 90.

[33] Akşin, s. 191 (dipnot 111).

[34] Burada eski ittihatçılardan kastedilen, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yönetiminde söz sahibi olan kişiler kastedilmektedir. Yoksa Mustafa Kemal Paşa başta olmak üzere hemen hemen tüm arkadaşları ittihatçıdır.

[35] Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, (haz. Cemal Kutay), Tercüman Yayınları, İstanbul, 1980, s. 270.

[36] Akşin, s. 153.

[37] Orbay, s. 232.

[38] Okyar, s. 274-275.

[39] Atay, s. 75.

[40] Kemal Atatürk, Nutuk, (haz. Zeynep Korkmaz), Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2017, s. 57-58.

[41] Bu bilgilerin yanı sıra İsmail Canbolat, 1926’da İzmir’de Mustafa Kemal Paşa’yı hedef alan suikast teşebbüsünün ardından kurulan mahkemede yargılanmış, burada verdiği ifadede, “zamanında Sultan Vahdettin’in öldürülmesi teklifini bile reddettiğini, Gazi Paşa’nın da buna tanık olduğunu” söylemiştir. Bkz. Uğur Mumcu, Gazi Paşa’ya Suikast, Umag, Ankara, 2017, s. 60.

[42] Harbiye Nezareti’ne gönderdiği 3 Mart 1919 tarihli mektupta, üzerinde bulunan askeri ünvanın öneminden bahseder. Bkz. Atatürk’ün Bütün Eserleri (ABE), Kaynak Yayınları, Cilt 2, İstanbul, 2004. s. 295-296.

[43] Gotthard Jaeschke, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1989, s. 4; Akşin, s. 88;

[44] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt 3, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1997, s. 1-2; ABE, s. 292-294.

[45] Taha Akyol, Ama Hangi Atatürk, Doğan Kitap, İstanbul, 2008, s. 21.

[46] Mustafa Kemal Paşa’nın 4 Eylül 1914’te Salih (Bozok) Bey’e gönderdiği ve Alman zaferinden şüpheli olduğuna dair düşüncelerinin bulunduğu bir mektubunun Ahmet Hulki imzasıyla Minber’de yayınlanmış olması (Akşin, s. 81) da bu manevraların bir diğer örneği olabilir.

[47] George Ward Price, Extra-Special Correspondent, 1957, s. 104’ten aktaran; Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri, çev. Cemal Köprülü, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2011, s. 98; aynı eserden aktaran Mango, s. 199; aynı eserden aktaran; Akşin, s. 132-133. Ayrıca bkz. Kinross, s. 180.

[48] Atay, s. 74.

[49] Mevlüt Çelebi, Milli Mücadele Döneminde Türk-İtalyan İlişkileri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2002, s. 37.

[50] Atay, s. 81-82.

[51] Atay, s. 82.

[52] Okyar, s. 278.

[53] Akşin, s. 130-131.

[54] Atay, s. 79.

[55] Atatürk, s. 238-240.

[56] Atatürk, s. 239.

[57] Kazım Karabekir Paşa İstanbul’a biraz geç gelmiş, kısa süre içerisinde (Mart 1919’da) Doğu Anadolu’daki 15. Kolordu komutanlığına atanmıştı. Kendi anılarında anlattığında göre Mustafa Kemal Paşa ile de birkaç kere görüşmüş, onu Anadolu’ya davet etmişti. (Bkz. Kazım Karabekir, İstiklâl Harbimizin Esasları, (haz. Faruk Özerengin), Emre Yayınları, İstanbul, 1995, s. 37-42). Ali Fuat Paşa da Şubat 1919’da Ankara’daki 20. Kolordu komutanlığına atanmıştı.  Gitmeden bir gün önce Mustafa Kemal Paşa’ya uğradığını ve Rauf Bey’in de bulunduğu bu toplantıda kendilerini Anadolu’ya davet ettiğini, bunun için dört koldan çalışacaklarını anılarında anlatmaktadır. (Bkz. Cebesoy, s. 91-92). Toplantıda bulunan Rauf Bey de anılarında Ali Fuat Paşa’nın bu ifadelerini doğrulamakta, bir gün sonra da nezarete giderek emeklilik dilekçesini verdiğini söylemektedir. (Bkz. Orbay, s. 233-234). Mustafa Kemal Paşa da anılarında, İstanbul’da bulunduğu süre zarfında ilk fırsatta Anadolu’ya geçmek için fırsat kollandığından bahsetmekte, bu “sırrı” görüştüğü kimseye söylemediğini, sanki böyle bir düşüncesi hiç yokmuş gibi kimseye sezdirmeden hareket ettiğini söylemektedir. (Bkz. Atay, s. 76) Giriş kısmında da bahsettiğimiz üzere, Atatürk’ün Samsun’a çıkışından önceki bir aylık dönemde yaptığı görüşmeler, ayrı bir yazı konusu olabilecek kapsamdadır.

[58] Atay, s. 86-10; Cebesoy, s. 111-115.

Kaynakça

AHMET İzzet Paşa, Feryadım, (haz. Süheyl İzzet Furgaç ve Yüksel Kanar), Cilt 2, Timaş Yayınları, İstanbul, 2017.

AKŞİN, Sina, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele, Cilt 1, Cem Yayınevi, İstanbul, 1992.

AKYOL, Taha, Ama Hangi Atatürk, Doğan Kitap, İstanbul, 2008.

ATATÜRK, Kemal, Nutuk, (haz. Zeynep Korkmaz), Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2017.

Atatürk’ün Bütün Eserleri (ABE), Kaynak Yayınları, Cilt 2, İstanbul, 2004.

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt 3, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1997.

ATAY, Falih Rıfkı, Atatürk’ün Hatıraları 1914-1919, Pozitif Yayınları, İstanbul, 2019.

AYDEMİR, Şevket Süreyya, Tek Adam, Cilt 1, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1987.

CEBESOY, Ali Fuat, Milli Mücadele Hatıraları, Temel Yayınları, İstanbul, 2017.

ÇELEBİ, Mevlüt, Milli Mücadele Döneminde Türk-İtalyan İlişkileri, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2002.

GÜRER, Turgut (der.), Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2020.

İNÖNÜ, İsmet, Hatıralar, (Haz. Sabahattin Selek), Bilgi Yayınları, İstanbul, 2014.

JAESCHKE, Gotthard, Kurtuluş Savaşı İle İlgili İngiliz Belgeleri, çev. Cemal Köprülü, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2011.

JAESCHKE, Gotthard, Türk Kurtuluş Savaşı Kronolojisi, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1989.

KARABEKİR, Kazım, İstiklâl Harbimizin Esasları, (haz. Faruk Özerengin), Emre Yayınları, İstanbul, 1995.

KİNROSS, Lord, Atatürk, çev. Necdet Sander, Altın Kitaplar, İstanbul, 2019.

MANGO, Andrew, Atatürk, çev. Füsun Doruker, Sabah Kitapları, İstanbul, 1999.

MUMCU, Uğur, Gazi Paşa’ya Suikast, Umag, Ankara, 2017.

OKYAR, Fethi, Üç Devirde Bir Adam, (haz. Cemal Kutay), Tercüman Yayınları, İstanbul, 1980.

ORBAY, Rauf, Cehennem Değirmeni: Siyasi Hatıralarım, Cilt 1, Emre Yayınları, İstanbul, 1993.

TEVETOĞLU, Fethi, “Atatürk’le Okyar’ın Çıkardığı Gazete: Minber”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt:5, Sayı:134, (Kasım 1988), ss. 183-194.

TÜRKGELDİ, Ali Fuat, Görüp İşittiklerim, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1949.

ZÜRCHER, Erik Jan, Milli Mücadelede İttihatçılık, çev. Nüzhet Salihoğlu, İletişim Yayınları, İstanbul, 2003.

Anadolu Tarih

Anadolu Tarih'in resmi hesabıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu