ArkeolojiTürk Tarihi
Trend

Uluslararası Müzeler Haftası

Bir vatanın sahibi olmanın yolu,
O topraklarda yaşanmış
Tarihi olayları bilmek,
Doğmuş uygarlıkları tanımak
Ve sahip olmaktan geçer.


Mustafa Kemal Atatürk

Zihnimizde Türkiye’yi tanımlarken her zaman aklımıza ilk gelen “Medeniyetlerin Beşiği” Anadolu’nun kadim tarihidir. Binlerce yıllık tarihi ile muazzam bir kültürel mirasa sahip olan bu topraklar, adeta bir açık hava müzesi gibidir. Müzeler ise, bu dünya mirasını aydınlatan, koruyup geleceğe aktaran kurumlarımızın başında gelir. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın ifadesi ile “Müzeler, bulunduğu kentin prestij yapıtlarındandır.”

Müze sözcüğü Yunanca “mouseion” kelimesinden türemiştir. Bu ifade “ilham perilerinin yaşadığı yer” veyahut “bilimler tapınağı” anlamına gelmektedir. Bilinen ilk müzenin M.Ö. 300’lü yıllarda, İskenderiye’de I. Ptolemaios (M.Ö. 323-289) tarafından kurulduğu kabul edilir. Lakin günümüzdeki müzecilik anlayışı Avrupa’da XVII. yüzyılda ortaya çıkmış ve halka açılmıştır.  Türk Müzeciliğinin temeli ise İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin temelini de oluşturan Mecma-ı Asar-ı Atika’ya (Eski Eserler Koleksiyonu) dayanmaktadır.

Padişah Abdülmecit’in 1845 yılında Yalova’ya gerçekleştirdiği gezi sırasında gördüğü Doğu Roma yazıtlarını İstanbul’a naklettirmesi üzerine eserler 1846 yılında Osmanlı Devlet adamı Ahmet Fethi Paşa tarafından o güne kadar silah deposu (Harbiye Ambarı) olarak kullanılan Aya İrini’de toplatılmaya başlandı. Müze, Mecma-i Eslihai Atika ve Mecma-i Asar-ı Atika olmak üzere iki bölüm halinde düzenlenmiş, kuruluşu daha eski dönemlere dayanan Mecma-i Eslihai Atika bölümü Harbiye Askeri Müzesi’nin temelini oluşturmuştur.[1] Müze-i Hümayun sonraki süreçte eser sayısının artması üzerine Çinili Köşk’e taşınmıştır. Burada Türk müzeciliğine damga vuran bir isim müzenin başına getirilmiştir. Bu isim hepimizin tahmin ettiği üzere ressam ve Türk müzeciliğinin kurucusu Osman Hamdi Bey (1842-1910) olmuştur.

XIX. ve XX.  Yüzyıl boyunca gerek Türk arkeolojisi gerekse onun bir yansıması olan Türk müzeciliği oryantalistlerin yağmasına uğramıştır. Bu yağma Osmanlı-Türkiye topraklarında uzun yıllar devam etmiş ve günümüzde bizden çalınan bu kıymetli eserler tekrardan ait oldukları vatanlarına geri dönmeye başlamışlardır.


Yorgun Herakles Yurda Döndü (Antalya Arkeoloji Müzesi)

Müzeler Haftası ise her yıl Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) tarafından “Uluslararası Müzeler Günü” olarak kabul edilen mayıs ayının 18’inci gününden başlayarak bir hafta süresince kutlanmaktadır. Tabi yukarıda da bahsettiğimiz üzere Türkiye, Osmanlı’dan bu yana tarihi eserleri yağmalanmış bir ülkedir. Bu durum muhtemelen yalnızca başkalarının suçu olamaz, elbette bu durumda bizlerin de vurdum duymazlığı ve ilgisizliği bu yağmaları teşvik etmiştir. Türk toplumunda gerçek manada bir müze kültürü bugün dahi yoktur. Hatta Türkiye’de müzelerin mevcut durumları dahi pek parlaktır diyemeyiz. Turizm açısından bile belli başlı saraylar dışında müzelerimizi yeteri kadar iyi tanıtmıyor ve değerlendiremiyoruz. Yazımızın başında Anadolu’nun bir Medeniyetler Beşiği olduğundan bahsettik ve herhâlde dünyada tarihi eser bolluğu açısından sayılı coğrafyalardan birisiyizdir. Lakin bugün Louvre (Paris), Ermitaj (Petersburg), British (Londra), Vatikan, Pergamon (Berlin) veya Amerika’daki Metropolitan müzesi gibi bir markaya sahip değiliz. Turizm açısından her ne kadar ilerleme kaydetmiş olsak da bu hususta hâlâ arzu edilen noktaya gelmiş değiliz.

İstanbul Arkeoloji Müzesi:

Siz değerli okuyucularımıza her ne kadar eksikliklerden bahsetmiş olsak da görülmeye değer harikulade müzelere ve tarihi mekanlara sahip olduğumuzu söylemek isteriz. Baktığımız zaman bu müzelerin başında hiç şüphesiz İstanbul Arkeoloji Müzesi gelmektedir. 

Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi

Türkiye’nin ilk müzesi olan İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin koleksiyonlarında imparatorluk topraklarından getirilen, çeşitli kültürlere ait bir milyona yakın eser bulunmaktadır.

Topkapı Sarayı:

Saray İstanbul’un fethine müteakip Fatih Sultan Mehmet’in isteği üzerine 1460 yıllarında yapımına başlanan Topkapı Sarayı’nın inşası 1478 yılında tamamlanmıştır. Yaklaşık 700 bin metrekarelik bir alan üzerine kurulmuş olan Topkapı Sarayı, XIX. Yüzyılın ortalarına kadar İmparatorluğun idare merkezi ve padişahlarında ikamet yeri olmuştur. Söz konusu saray 3 Nisan 1924’te müze haline getirilmiştir. Topkapı Sarayı Müzesi ana hatlarıyla Birun ve Enderun kısımlarından oluşmaktadır. Enderun bölümünde yer alan harem dairesi ise günümüzde ek ücret ile gezilmektedir. Topkapı müzesi ziyaretçileri için kıymetli mücevherlerden kutsal emanetlere kadar pek çok ilgi çekici koleksiyona ev sahipliği yapmaktadır.[2]

Topkapı Sarayı Müzesi

Anadolu Medeniyetleri Müzesi:

Ankara’nın ilk müzesinin öyküsü ise 1921 yılına uzanmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün merkezde bir Eti Müzesi kurulması fikriyle, ülkenin dört bir yanından Eski Anadolu Uygarlıklarının eserleri toplanmaya başlanmıştır. Bunu müteakip dönemin Kültür Müdürü Galip Bey, Ankara Kalesi’nin Akkale Burcu, Augustus Mabedi ile Roma Hamamı’nı müzeye dönüştürerek ilk adımı atmıştır. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndeki eserler kronolojik olarak bölümlere ayrılmıştır; üst salonda Paleolitik Çağ, Kalkolitik Çağ, Eski Tunç Çağı, Asur Ticaret Kolonileri Çağı, Eski Hitit ve Hitit İmparatorluk Çağı, Frig Krallığı, Geç Hitit Krallığı, Urartu Krallığı ve alt salonda ise Çağlar Boyu Ankara ve Klasik Devirler bölümleri yer almaktadır.[3]


Oturan Kadın-Pişmiş Toprak (Anadolu Medeniyetleri Müzesi)

Antalya Arkeoloji Müzesi:

Bir diğer önemli müzemiz ise Türkiye’nin turizm başkenti olan Antalya Arkeoloji Müzesi’dir. Alt Paleolitik Çağ’dan Roma Dönemine kadar uzanan bir sürece tanıklık eden müze, Antalya sınırlarında yaşamış üç önemli Akdeniz antik uygarlığı “Likya”, “Pamfilya” ve “Pisidya”ya ait eşsiz eserlere sahiptir.


İmparator Hadrian Heykeli (Antalya Arkeoloji Müzesi)

İzmir Müzeleri:

Akdeniz’in incisi İzmir ise pek tabi oldukça önemli arkeolojik eserlere sahiptir. İzmir Arkeoloji ve İzmir Tarih ve Sanat Müzesi olmak üzere iki ayrı arkeoloji müzesine ev sahipliği yapan İzmir ilinde Antik Yunan dünyasından Bizans dönemine kadar oldukça kıymetli eserleri görebilirsiniz.


Herakles Düğümlü Kolye. İ.Ö. 3. yy. Aliağa (İzmir Arkeoloji Müzesi)

Diyarbakır Müzeleri:

Türkiye’nin doğusu tıpkı batı bölgeleri, bilhassa Akdeniz sahası gibi zengin bir envantere sahiptir. Bu illerimizin başında Diyarbakır, Urfa, Mardin ve Gaziantep gibi önemli şehirler gelmektedir. Diyarbakır’a baktığımız zaman eşsiz siyah surları ile bizleri bir ortaçağ şehrine götürmektedir. Bu kadim şehirdeki önemli müzelerin başında antik dönemlerden Osmanlı’ya kadar gelen eserlerin bulunduğu Diyarbakır Arkeoloji Müzesi gelmektedir. Bunun yanında şehrin önemli aydınlarına ait olan Ziya Gökalp Müzesi ve Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi bulunmaktadır.


Yeni Assur-Kil Tablet (Diyarbakır Arkeoloji Müzesi)

Osmanlı Dönemi-Zincir Zırh (Diyarbakır Arkeoloji Müzesi)

Türkiye’de görülmeye değer en iyi 10 müze:

  1. İstanbul Arkeoloji Müzeleri
  2. Anadolu Medeniyetleri Müzesi
  3. Topkapı Sarayı Müzesi
  4. Zeugma Mozaik Müzesi
  5. Harbiye Askeri Müzesi
  6. Antalya Arkeoloji Müzesi
  7. Türk ve İslam Eserleri Müzesi
  8. İzmir Arkeoloji Müzesi
  9. Troya Müzesi
  10. Diyarbakır Arkeoloji Müzesi

[1] Kültür ve Turizm Bakanlığı (KTB), “Türkiye’de Müzecilik”, (Erişim 17 Mayıs 2022)

[2] Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı, “Topkapı Sarayı”, (Erişim 17 Mayıs 2022)

[3] Kültür ve Turizm Bakanlığı (KTB), “Anadolu Medeniyetleri Müzesi”, (Erişim 17 Mayıs 2022)

Koray Özkan

Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih Yüksek Lisans öğrencisiyim. Doğu Avrupa-İdil Boyu-Kafkasya ve Türkistan sahaları üzerine çalışmaktayım. Ekonomi tarihine ilgi duymaktayım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu