ArkeolojiDünya Tarihi

Myra Antik Kenti ve Noel Baba İnancı

"Myra Antik Kenti" ve Aziz Nikola

Antalya’nın Demre ilçesinde yer alan Myra Antik Kenti özellikle Lykia dönemi kaya mezarları, Roma dönemi Tiyatrosu ve Bizans dönemi Aziz Nikola Kilisesi(Noel Baba) ile tanınmaktadır. 1803 yılında Mayer ile başlayan araştırmalar, bir çok maceraperest araştırmacıyı ve seyyahı buraya çekmiş ve Mayer (1800), Bedford ve Gandy (1812), Texier (1836), Fellows (1840), Ross (1844), Spratt-Forbes (1842), Colnaghi (1865), Lethaby (1915)26 gibi erken gezginlerin notları ve çizimlerinde bugün gözle görmenin mümkün olmadığı bazı bilgiler ve görünmeyen kenti canlandırabilmemize yardımcı olmaktadır. [1] Bölgede ilk arkeolojik saha çalışmaları 1965-1968 yıllarında başlamış olmakla birlikte 2009 yılından beri ise Prof. Dr. Nevzat Çevik kazı başkanı önderliğinde çalışmalar devam etmektedir.

Myra Antik Kenti, Antalya’da yer alan bir Likya (Lykia) kentidir. Antik dönemin önemli halklarından olan Lykialılar (Likya) bölgede önemli derecede ciddi yerleşim yerleri yapmışlardır.  Hititliler onları “Lukka Kavmi”, dillerini  ise “Luvian” diye tanımlamıştır. Hitit Kralı Tudalya, IV MÖ 1250 yılında taşlara, “Patara” adını kazıyarak ölümsüzleştirmiştir. Bu belgeler de bizlere tarihte ilk federe devlet kuran kavim olan Likya tarihinin ne kadar eskilere dayandığının bir kanıtıdır.

Kaya mezarları, Likçe yazıtları ve sikkeler, Myra’nın en azından M.Ö. 5’inci yüzyıldan itibaren varlığını sürdürdüğünü gösterirler.  Strabon, Myra Antik Kenti’nin Likya Birliği federal anayasasıyla yönetilen demokratik birlik[2] içindeki önemini “3 oy hakkına sahip en büyük 6 kentten biri”[3] ittifakın merkezi olarak tanımlamaktadır. Strabon’un verdiği bilgiye göre Likya Birliği’nin altı büyük kentinden biri olan Myra, Likçe yazıtlarda Myrrh adıyla anılır. 2009 yılında Nevzat Çevik tarafından başlatılan kazı çalışmalarının ardından, Çevik’e göre Myra’nın erken adı ise “Mur”dır.

Sağdaki sikke üzerinde bulunan motif Likyalılarca triskele olarak anılırdı; bir başka deyişle Likya Güneşi

MÖ IV. Yüzyılda basılan kente ait ilk sikkenin üstünde ana tanrıça kabartması vardır. Antik kaynaklar, Myra’dan MÖ I. yüzyıldan itibaren bahsetmesine rağmen, kaya mezarlarından ve basılan sikkelerden şehrin MÖ V. yüzyılda var olduğu  anlaşılmaktadır. Sikkelere bakıldığında Myra Antik Kenti’nin MÖ 5. yüzyıla kadar uzandığı bilinmektedir. Likya dilinde “Myrrh” olarak geçen Myra, “Yüce Ana Tanrıça’nın Yeri” anlamına gelmektedir. Tanrıça figürü, Myra sikkesinde belirtilen kırların, doğanın, bitkilerin tanrıçası Artemis/Myrhh ile aynıdır. Kabartmada ve sikkede görülen figürün adı “Tanrıça Myra/Myra Artemisi”dir. Myra sikkesinde Myra tanrıçası çok açık şekilde, bir mersin ağacının tam da özü olduğunu belgelemektedir. Böylece “Myrrh” yer adının ve ünlü Myra yağının yaratıldığı, mersin bitkisinden geldiğini söylemek mümkün görünmektedir. Ayrıca mitolojik anlatımlara göre Adonis’in annesinin adı güzel Mür ya da Symirna’dir.

Konuyla ilgili mitolojilere başvurduğumuzda, efsaneye göre:

Mersin veya murt ağacı (Myrtus), mersingiller (Myrtaceae) familyasından, maki grubundan çalı formunda bir bitkidir.

Mersin, kabuğundan Adonis’in doğduğu bitkidir. Tanrıça Aphrodite’yi kıskandıracak kadar güzel olan Kıbrıs Kralı Kinyras’ın kızı Myrrha, tanrıça tarafından babasına âşık olmakla cezalandırılır. Gizlice koynuna girdiği için babası tarafından öldürülmek üzereyken Myrhha’nın yardımına tanrılar yetişir ve onu mersin ağacına dönüştürerek kurtarırlar. Ancak, babası Kinyras’tan hamiledir. Myrrha, mersin ağacına dönüştükten sonra kabukları arasından, gelmiş geçmiş en güzel insan olan Adonis’i doğurur. Bu dünya güzeli kızın adı olan Myrhha ile mersin ağacı ve Myra’nın ve de Demre’nin ismi benzer olmalıdır. Daha da önemlisi vejetasyon tanrıçası Artemis ile özdeştir. Kazılardan çıkan mür yağı şişeleri, kilise çevresindeki yağ işlikleri ve hala bulunan mersin ağaçları, her dönemde kentin adına yansıyan en kesintisiz özelliğini sunar: Myrhh -Myra- da Myra (Demre). Bu hususla birlikte isim kaynağı, Adonis’in annesi güzeller güzeli Myrhha’ya da adını veren şey mersin bitkisidir.

Myra, II. Theodosion (408–450) tahtı zamanında Lykia bölgesinin başkenti olmuş idi. Şehir 7. yüzyıldan 9. yüzyıla kadar devamlı Arap akınlarına uğradı ve Myra, Abbasi halifesi Harun Reşid’in emri altındaki birlikler tarafından 809’da zapt edildi. Bu akımları takip eden yıllarda kent gerileme dönemine girmiş ve 1034’de Araplar tarafından denizden yapılan saldırılar sonucunda St. Nikolas Kilisesi 1034’te yıkılmıştır. I. Aleksios Komnenos döneminin (1081 – 1118) başlarında, Myra bu kez Selçuklular tarafından ele geçirildi. Kargaşadan faydalanan Barili denizciler kilisedeki rahiplerin itirazlarına rağmen Aziz Nicholaos’nın kemiklerini 20 Nisan 1087 tarihinde alıp, 9 Mayıs 1087 tarihinde Bari’ye getirdiler.

Deniz hizasında olması nedeniyle Myra halkının korsanların baskısına maruz kalarak sürekli saldırıya uğradı. Şehrin içinden geçen Myros Çayı, deniz ticaretini genişletmiş, ancak, korsanların kolayca baskın yapmalarına neden olmuştu. O nedenle Myralılar için Andreak limanı çok önemliydi. Çünkü Myros Nehri Andreake’den denizle buluşuyordu. Myra halkı önlem olarak Andreake’de nehrin uç kısmına bir zincir gererek bu baskınları durdurmaya çalıştı. MÖ 42’de Sezar’ı öldüren Brutus asker toplamak için Lykia’ya gelmiş, Xanthos’u aldıktan sonra komutan Lentulus Spinther’in para toplaması için Myra’ya göndermişti. Myralılar buna karşı çıkarak kendilerini müdafaa etmeye çalışsalar da yeterli olmamış idi.

MS 18’e geldiğimiz zaman ise Tiberius’un evlatlığı olan Germanicus ve karısı Agrippina Myra’yı ziyaret etmiş, Myra’nın limanı olan Andriake’de onların heykellerini dikip, kendilerine olan saygınlığı göstermişti. MS 60’da Roma’ya yargılanmak üzere giden St. Paul, Myra’da gemi değiştirmişti. Eski kaynaklar Myra ile Limyra arasında gemi seferberliğinin yapıldığını kaydetmektedir.

Lykia Birliği’nin metropolisi olan Myra, MS II. yüzyılda büyük bir gelişme göstermiş, zengin kişilerin yardımları ile birçok yapı yapılmıştır. Örneğin, Oinoandalı Licinius Langus 10 000 dinar vererek tiyatro ve portikoyu yapmıştır. Rhodiapolisli ve Kyeanaili Lason, Myra’nın imarı için yardım ettiği, kitabelerde yazılmaktadır.

Bizans Döneminde ise Myra, dini yönden olduğu kadar idari yönden de önde gelen şehirlerden biri olmuştur. Günümüze dek ulaşan ününü, Aziz Nikolas’un (Noel Baba) MS. 4. Yüzyılda şehrin piskoposu olmasına ve ölümünden sonra aziz mertebesine ulaşıp adına kilise yapılmasına borçludur. Ancak Myra, 7. yüzyıldan itibaren gerek deprem, su baskını ve Demre Çayı’nın getirdiği alüvyonlar, gerekse Arap akınlarının da etkisiyle 809da Araplar tarafından ele geçirilmiş ve neticesinde St.Nikolas Kilisesi 1034 yılında yıkılmıştır. Kilise, Rus Çarı 1.Nikolai’nin himayelerinde 1862-1863 yıllarında kilisedeki kazı ve onarım çalışmalarından sonra yeni bir çan kulesi yapılarak günümüze kadar ulaşmıştır.[4]

 

Myra Antik Tiyatrosu

Myra Antik Tiyatrosu, her bir oturma sırasına 35 kişinin sığabileceği ve toplamda 10 bin seyirci kapasiteli oldukça büyük bir amfi tiyatro alanıdır. 141’de gerçekleşen büyük bir deprem sonucunda hasar görmüş olan bu yapı, yukarıda da bahsettiğimiz üzere Kentin en ünlü siması Opramoas[5] yardımlarıyla inşa edilmiş ve yine  141 depreminden sonra yıkılan pek çok yapı Opramoas tarafından onarılmıştır. 2009 yılında yapılan kazı çalışmaları sayesinde tiyatronun sahne binasında yıkılmış binlerce blok parçalarının tanımlaması, birleştirilmesi yapılmış, sahne binasının birinci katına ait 6 metre boyunda, 14 ton ağırlığında ki granit sütunlar birleştirilerek 22 sütun restore edilmiş ve sütun başlıkları yerleştirilerek, tiyatro eski görkemli haline dönüştürülmüştür.

Aziz Nikolas

 (Çocukların, Mahkûmların, Denizcilerin ve Gezginlerin Koruyucusu)

MS 250 yılında Myra’da dünyaya gelen Aziz Nikolas’un hakkında yeterli kaynak bulunamamakta ve bu yüzden bazı eksiklikler rivayetler ile tamamlanmaktadır.  İnanılır ki, Bütün dünyada Noel Baba olarak tanınan Aziz Nicholaos, Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında önemli bir Likya kentinde dünyaya gelmiştir. Aziz Nikolas hakkında, bazı kaynaklara göre varlıklı bir ailenin tek çocuğu olarak dünyaya geldiği, Başrahip olan amcasının onu Tanrı’nın hizmetine davet etmesi ve onun da buna hevesli olması üzerine papaz olduğu,  sonrasında ise elde ettiği tüm paralarını zayıf, fakir ve ihtiyaç sahibi insanlar için harcadı rivayetleri olduğu gibi, daha farklı görüşlere yer verilen rivayetlerle de karşılaşmak mümkündür.

Sionlu Nikholaus’un Başpiskoposluğa kadar yükselmesi, martyrionu ziyareti ve Rosallia Günü’nde din adamlarını bir araya getiren Synodos’un Myra’da toplanmasıyla ünlenen Myra, o gün bu gündür turistlerin ilgi odağı olmuş, kutsal sayılan bir toprak olarak değer görmeye başlamıştır. Mucizeleriyle ünlenen St. Nikolaos, geçmişte çocuklar, denizciler, tacirler ve bilim adamlarının koruyucusuyken, bugün tüm dara düşenlerin sığınağı olmaya devam etmektedir. Onun zora düşen mağdurlara gizlice verdiği yardımların, anlatıldıkça çoğalan öyküleri nedeniyle, bugün dünyanın hemen her yerinde yılbaşında armağan veren “Noel Baba” tiplemesi ile bütünleştirilerek, Noel Baba “olarak ünlenmiştir.[6]

Aziz Nikolas’un adının “Noel Baba” adıyla değiştirilmesi, onun yaşadığı döneme göre değerlendirecek olursak 1823’den bu yana henüz yeni sayılabilecek bir mazidir. Sonrasında ise bütün avrupalı karikatüristlerin onu  “Noel Baba” adıyla resmettikleri ve çocuklara hediye dağıtan, kırmızı kıyafetli, tonton bir ihtiyar olarak resmettikleri bir dönem başladı. Bu yaratıları, daha sonrasında resim, şiir, çocuk şarkı ve kitapları, radyon programları ve filmlerle tüm dünyaya yayılmıştır. Ancak ilginç olan şudur ki; Aziz esasında Anadolu’da yaşamış bir din adamı ve gerçek anlamda herkesin yardımcısı olan ve yüreği tanrı inancıyla dolu bir din adamı olsa da, kendisine yakıştırılan tasvirin dışında kalmaktadır. Aziz Nicholaus’un yaşadığı yerde hiç kar yağmamış ve kendisi de ren geyiklerinin çektiği bir kızağa binmemiştir. Zaten, Aziz Nikolaus, 19. yüzyılda ticari kaygılarla tasvir edilen Noel Baba’ya hiç benzemiyordu. Bulgulara göre, öldüğünde yaklaşık 162.5 cm olan zamanına göre ortalama bir boya ve zayıf ile ortalama arası bir bedene sahipti. Aziz Nikolas’ın geniş ve kısa yüzü, geniş elmacık kemiklerine ve alına, çıkık bir çeneye sahipti. Orta genişlikteki burnu, iyileşmiş bir kırığın kanıtını göstermekteydi. İleri yaştaki insanlar arasında yaygın olduğundan, Aziz Nikolas’ın da birçok çürük dişi ve bunun yanı sıra kronik omurga ve pelvis kireçlenmesi vardı.

Aziz Nikolas Kilisesi

6 Aralık 343 tarihinde, 65 yaşında öldüğü sanılan Aziz Nikolaos’ın ölümünün üstüne 6. yy’da kendisi adına Aziz Nikolas Kilisesi inşa edilmiştir. Ünü tüm Avrupa’ya yayılmış olan Aziz Nikolas kilisesinin yanına, 11. yüzyılın ikinci yarısında bir manastır ilave edildi. 1863 yılında Rus Çarı II. Alensandr, binayı ve çevresindeki bölgeyi Osmanlı Devleti’nden satın alarak restorasyon çalışmalarına başladı.  Kilisenin güneyindeki mezar nişlerinde İsa’nı Doğuşu, Çarmıhta İsa, Anastasis, Göğe Çıkış ve Koimesis–Meryem’in Ölümü- sahnelerinden oluşan Beş Bayram sahnesi işlenmiştir.

Kilisenin orijinal parçalarından olan mermer blok. Haçın kollarından birine yapılan denizci çapası Aziz Nikolaos’un denizcilerin koruyucusu olduğuna gönderme yapmaktadır. Vakti zamanında Doğu Akdenizli gemiciler Aziz Nikolaos’un ikonalarını gemilerine asar ve onun koruyuculuğuna sığınır idi.

Kemer yüzlerinde ise St. Nikolaos’un yaşamını anlatan siklustan 15 sahne işlenmiştir: “Deniz mucizeleri”, “Üç komutan hapiste”, “Aziz’in İmparator Konstantinos ve Vali Ablabius’un rüyalarına girmesi”, “Üç komutan İmparator Konstantinos’un Önünde”, “Üç komutanın Nikolaos’a teşekkürü”, “Nikolaos’un Basileus’u Araplardan kurtarışı”, “Nikolaos’un Demetrios’u boğulmaktan kurtarışı”, “Aziz’in çocuğu olmayan bir aileye yardımı”, “Aziz’in büyülü bir kişiyi iyileştirmesi”, “Üç bekâr kızın öyküsü” bulunmaktadır.[7] Azizin ölümünden sonra Avrupa’nın farklı lokasyonlarına onun adına kiliseler inşa edilmiş ve ayrıca günümüzde de noel baba olarak anılmaya devam etmektedir.

 

 

 

[1] Nevzat Çevik, Myra ve Limanı Andreake, Kazılar Başlarken Ön Düşünceler

[2] S. Jameson, “The Lycian League: Some Problems of its Administration”, ANRW 7.2, 1980, 666 vdd.; R. BEHRWALD, Der lykische Bund (2000).

[3] Strabon, Geographika XIV,III,3.

[4]  “Myra” Dünden Bugüne Antalya (II. Cilt), Antalya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü (2012)

[5] Opramoas: Kentin en ünlü siması Opramoas’tır. Antonius Pius döneminde (İS. 138-161) yaşamış olan bu kişi Likya’nın en zengin adamı ve en ünlü hayırseveri (Euergetes) dir.

[6]  Çevik, Nevzat, Myra ve Limanı Andreake, kazılar Başlarken Ön Düşünceler

[7] ÇORAĞAN – KARAKAYA 2006, 334; Ayrıca bak, N. KARAKAYA, “The Burial Chamber Wall Painting of St. Nicolas Church at Demre (Myra) Following Their Restoration”, Adalya VIII, 2005, 288-309.

Begüm Şen

Anadolu Tarih Editörü. Tarih ve Sosyoloji.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu