Alternatif Tarih

Orta Çağ Avrupasında Kadının Yeri

İlk Çağ’dan Ortaçağ’a kadar olan dönemde kadının konumu, toplumun ihtiyaçları ileri düzeydeyken Ortaçağ da bu durumun tam tersini görebilmekteyiz. Özellikle kadınların ve çocukların köle olarak kullanıldığı, pazarlarda alıp satılarak, işkence edilerek zarar görmesi ne yazık ki Ortaçağ Avrupası’nın karanlık yüzü olarak sayılmıştır. İlk Çağlardan Ortaçağa gelindiğinde dünya kadınlar ve çocuklar için daha yaşanılamaz bir hale gelmiştir. Güçsüz bedenleriyle ezilmeye mahkum bırakılmışlardır. Ekonomik durumu iyi olmayan aileler özellikle kız çocuklarını Manastırlara göndermişlerdir. (Burada kız çocuklarının özellikle gönderilmesi olayı onların yaşları büyüdükçe aileye bir yük haline gelme durumu olarak görülür.)

Manastıra gönderilen kız çocukları eğitim hayatı için gönderilmemiş, barınabilecekleri yani temel ihtiyaçlarının kaşılanabileceği bir Manastır hayatı için gönderilmişlerdir.[1] Ortaçağ Avrupasında her türlü felaketin kadınlar yüzünden yaşandığına dair bir algı yayılmıştır. Veba, kıtlık gibi doğal afetlerin sonucunun ruhunu şeytana satmış kadınların çıkardığı fikri vardır. Aşağıda ki başlığımız altında bu olayları inceleyelim..

Kadınların Cadılık İle Suçlanması

Orta çağın son dönemlerine gelindiğinde kadınlar cadı olarak kabul edilmiştir. Bunun sebebi ise; kadın bedeninin dirençsizliği şeytana karşı koyamayacağı ve bunun üzerine de şeytanla her türlü iş birliğine geçerek topluma zarar verebileceği varsayılmıştır. Cadı kimliği sadece Orta çağ’da değil, 15. yüzyıldan 18. yüzyılın sonuna kadar yaklaşık 400 yıl boyunca Avrupa insanının gündeminde olmuştur.

Cadılıkla suçlanan kadınlar arasında ilk başta gizemli bitkiler ile uğraşan kadınlar gelmiştir. Bu suçlamalara zamanla rahipler, soylular ve şehirde yaşayan kadınlar da eklenmiştir. Böylelikle toplumda kadınlara karşı baskı ve şiddet artmıştır.[2]

Kadına değer verilmeyen Ortaçağ toplumunda kadın katillerinin desteklenmesi çok normal olarak karşılanmış hatta cadıları ihbar etmek isteyen insanlara da ödül verilerek olay ticari faaliyete dönüştürülmüştür.[3] Cadı kimliği geceleri ortalıkta dolaşan, dul, servet düşkünü kadınlara vurulan bir damgaydı.

Kadınların cadı olduğunu tespit edebilmek için belli işaretlerde vardı. Eğer vücudunda doğum lekesi ya da ben olan kadınlar var ise bu onun şeytanla iş birliği yaptığı anlamına geliyordu. Sadece bu da değil eğer bir kadın ormanda tek başına yürüyüp şifalı bitkiler topluyorsa bu onun içinde ki cini beslediği düşüncesini çıkarıyordu. Kısacası bir kadın için bunların hiçbirine sahip olmamak gerekiyordu. Aksi takdirde bunun sonucu kötü bir şekilde cezalandırılmaktı. Kadınların kilisede konuşması da yasaktı eğer kadın eşiyle kiliseye gelmişse eşinin yanında asla söz söyleme hakkına sahip değildi. Çünkü kadınlar eşlerinin kölesi konumundaydılar.

Cadılık suçlamalarının derinine inecek olursak; şifacı kadınların kiliseden bağımsız hareket etmesi yatmaktadır. Erkan Uçkun bu konuyla ilgili şöyle yazmaktadır:

Kilise, nüfus politikasını kendisi düzenlemiş ve azalan nüfusun artması için insanları teşvik etmiştir. Ortaçağ şartlarında kadın için doğum yapmak oldukça riskli ve hayati tehlikesi bulunan zor bir görevdir. Hamile kalmak istemeyen kadınlara şifalı bitkilerle çeşitli karışımlar hazırlayan kadınların kilise tarafından tehlikeli bulunması ise olağan bir durumdur. Kilise, şifacı kadınların yeteneğinin bitkilerin kullanmaktan ibaret olduğunu kabul etmemiş, bu yeteneği kadına şeytanın kazandırdığını iddia etmiştir. Üstelik insanlara zarar vermeyen cadıların da kilisenin ve Tanrı’nın buyruklarına uymadıkları gerekçesiyle yaşamaları doğru bulunmamıştır.[4]

Ayrıca Ortaçağda kadının çocuk doğurması istenmeyen bir kirlilik durumuydu. Doğumdan sonra ‘arınma ritüeli’ ismini verdikleri olay gerçekleşiyordu. Bu ritüele kadar kimse anne ve bebeğe dokunamazdı.

Ortaçağ’da  kadın değersiz bir varlık olarak görülmekteydi. Kadınlara her zaman ucuz, aşağılık bir varlık gibi davranılırdı. Sözleri dinlenmez eğer eşlerine itaatsizlik yaparlarsa sonucunu ceza ile öderlerdi. Tertullianus’un bu durum ile ilgili şöyle bir sözü vardır: “Siz kadınlar aşağılayıcı varlıklarsınız ve bu dünyada  Havva olduğunu bilmiyor muydunuz?” Yani Havva’nın işlemiş olduğu günahtan kadınlar sorumlu tutulmuştur. Ne yazık ki kadınlara çeşitli kimlikler verilerek vahşice yakılmış katledilmişlerdir.

Son olarak şunları ekleyebiliriz; cadı kimliğinin sadece Ortaçağ’a özgü bir kavram olarak karşımıza çıkmadığı aynı zamanda sonra ki dönemlere de özgü olmadığını görebilmekteyiz. Avrupa’nın Aydınlanma Çağında da cadı avlarına rastlanılmaktadır. Doğu ve batı dünyasında ki kadına bakış açısını da karşılaştıracak olursak, kadına doğu dünyasında değer verildiğini el üstünde tutulduğunu, batı dünyasında ki gibi bir işkencenin, yargının ve kötü damgaların olmadığını söyleyebiliriz.

KAYNAKÇA

UÇKUN, Erkan, “Ortaçağ Avrupasında Kadın Olmak”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Samsun 2017.

KARAKÜÇÜK, Suna Aslan, “Korkunun Kadınları: Cadılar ve Cadıcılık”, Sosyoloji Araştırmaları Dergisi, C:13, S: 2, 2010.


[1] Erkan Uçkun, “Ortaçağ Avrupasında Kadın Olmak”, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, s.3.

[2] Uçkun, a.g.t., s.4.

[3] Uçkun, a.g.t., s.37.

[4] Uçkun, a.g.t., s.38-39.

Aleyna Elibol

Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Tarih bölümü öğrencisiyim. Ortaçağ Tarihi ile ilgileniyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu