Dünya TarihiOrta Çağ Tarihi

Ortaçağ Kaynaklarının İlginç Habercisi: Kuyruklu Yıldızlar

Biz insanlar yeterince bilgisine sahip olmadığımız, gizemli olan birçok şeye derin anlamlar yüklemeyi seven varlıklarız. İşte bu derin anlam yüklediğimiz şeylerden biri de “yıldızlardır”.  Gece gökyüzünün parıldayan kalabalık halkı yıldızlar tarih boyunca yön belirleme, geleceği tahmin etme, müjde ve felaket habercisi olma gibi birçok farklı minvalde rol almışlardır. Bu çalışmada ise üç farklı Ortaçağ kaynağında geçen göksel olaylar ve yıldız bahisleri incelenecektir.

1-Urfalı Mateos Vekayinamesi Ve Papaz Grigor’un Zeyli

  Urfalı Mateos eserinde genel olarak kuyruklu yıldızlar üzerinde durmuştur. Ona göre bazı göksel olaylar ve uzun süre görünen kuyruklu yıldızlar felaketin ve kan döküleceğinin habercisidir. Aslında bu durumun sonrasında gelişen olaylar müellifi bu şekilde düşüncelere itmiştir denebilir. Aşağıda bahsi geçecek örneklerde bu düşünceyi savunur nitelikte olacaktır.

  Bizans İmparatoru II. Basileios’un hakimiyet yıllarında gökyüzünde bir kuyruklu yıldız görülmüştür. Urfalı Mateos bu yıldızdan “felaketleri ve dünyanın sonunu işaret eden aleve benzer bir yıldız” şeklinde bahsetmiştir.[1] Yıldızın görülmesinden sonra şiddetli bir deprem meydana gelmiş, büyük oranda can kaybı yaşanmıştır.[2] Mateos yine 1066-1067 tarihlerinde bir ay göründükten sonra tekrar ortaya çıkan kuyruklu yıldızdan “Bunu gören birçok insanlar (Müslümanlar’ın gelip Ermenistan’ı yağma ve tahrip ettikleri, hıristiyanları öldürdükleri ve boyundurukları altına aldıkları) zamanda şark tarafında belirmiş olan yıldızın aynı olduğunu söylediler” şeklinde bahsederek kan döküleceğinin işareti saymıştır.[3] Devamında kayda aldığı olaylarda gerçekten Emir Afşin ve Emir Gümüştegin’in Anadolu topraklarına seferleri görülmüştür.

    Mateos’un Vekayinamesi’nde bu konu gereği en dikkat çeken nokta ise yakın tarihlerde birbiri ardına gerçekleşen göksel olaylardır. 1097-1098 tarihinde batı tarafında 15 gün süreli bir kuyruklu yıldız görünmüş ardından yine aynı yılda fecr-i şimali[4] gerçekleşmiştir.[5] 1098-1099 tarihinde kuzeyde gökyüzü kızıllaşmış ve gece geç saatlere kadar bu kızıllık yok olmamıştır.[6] Müellif her iki göksel olayın daha önce hiç görülmediğini kayda almıştır. 1099-1100 tarihinde ay tutulması gerçekleşmiştir. “Ay koyu kan rengini aldı. Sonra karardı ise de tekrar kan renginde imiş gibi göründü.”[7] sözleriyle bahsedilmiş bu tutulma tarif edildiği üzere kanlı ay tutulmasıdır. Mateos artarda gerçekleşen bu olayların alimler tarafından felaket habercisi ve kan döküleceğinin işareti olduğunu aktarmıştır ki hemen ardından Kudüs’ün Haçlılar tarafından ele geçirilmesini; Haçlıların, Hıristiyanların değil ama Müslümanların kanını döktüğünü anlatmıştır. Yine aynı yılda fecr-i şimali tekrar görülmüş ardından kıtlık baş göstermiştir. Mateos bu kıtlıktan ve getirdiği felaketlerden “Bütün Mezopotamya memleketinde ve Urfa şehrinde şiddetli bir kıtlık oldu. Bütün sene tarlalara hiç yağmur düşmedi. Susuz kalan toprak taş kesildi, ağaçlarda bağlar kurudu, çeşmeler tıkandı ve bunun neticesinde Urfa’da birçok insan öldü.” şeklinde bahsetmiştir.[8] 1100-1101 tarihinde yine bir fecr-i şimali olayı gerçekleşmiş ve ay tutulması olmuştur. Daha öncekilerde olduğu gibi bu olaylarda ilahi hiddetin bir nişanesi sayılmıştır.[9] Müellif eserinde son olarak 1143-1144 tarihinde gökyüzünün kuzey kısmında sütun şeklinde sekiz gün bir alametin belirdiğini ve bu alametten sonra üç kralın öldüğünü kayda almıştır.[10] Bu üç kral Bizans İmparatoru Ioannes Komnenos, Kudüs Haçlı Kralı Foulques ve Emir Gazi’nin oğlu Melik Muhammed’dir.

2-Anna Komnena-Alexiad

    Anna Komnena’nın eserinde yıldız bahsi ile karşımıza çıkan ilk şey “yıldız falı” mevzusudur. Anna Komnena Alexiad’da her ne kadar yıldız falının hurafe olduğunu belirtse de yıldız falına içten içe inanmaktan kendini geri alamayan bir tutum sergilemiştir. Anna’nın yıldız falı bahsi Norman Robert’in ölümünü Seth adlı bir falcının bilmesiyle başlar. Sonrasında ise kendilerinin de bir süre yıldız falı ile ilgilendiklerini itiraf eder ancak bunun gerekçesini “uygulamak için değil, onun işe yaramazlığını daha iyi anlamak ve kendini ona verenleri doğru yargılamak için” şeklinde açıklar.[11] Ona göre yıldız falı Tanrı’dan umut kesmektir ve bu Hıristiyan inancı ile bağdaşmayan bir şeydir, İmparator da bu sebeple yıldız falına karşıdır.

  Alexiad’a göre Seth isimli Mısır’dan gelen bu falcı yaptığı işte gerçekten iyiydi, geleceği aynen bildiriyordu. Anna Komnena “…belli bir biçimde zar atarak gelecek bildirimlerini yapmakta idi. Dolayısıyla bu yaptığının kesinlikle sihirbazlık yanı yoktu, yapılan ustaca bir hesaplamadan başka bir şey değildir.” cümleleri ile az önce hurafe saydığı yıldız falına neredeyse bilim demiştir. Bu cümlelerin devamında falcının, İmparator’un sorularını doğru cevaplamasına rağmen peygamber sayılabileceği ve halkın falcılığa bağlanabileceği gerekçesiyle Seth’i sürgüne gönderdiği kaydedilmiştir. Her şeye rağmen bu falcının geçimi için gerekli para hazineden sağlanmıştır.[12] İmparator dini ile örtüşmediği için yıldız falına karşı bir tutum sergilemeye çalışsa da aslında fala inanan bir izlenim de bırakmıştır.

  Eserde bahsi geçen bir diğer kişi ise Katanankes isimli yıldız falcısıdır. Bu falcı İmparator’un ölüm tarihi hakkında bir kehanette bulunmuş fakat bu kehanetin gününde sarayda beslenen aslan ölmüştür. Katanankes, İmparatorun ölümüyle ilgili yine bir kehanette bulunmuş fakat bu seferde kehanet günü İmparator’un annesi İmparatoriçe ölmüştür. Anna, Katanankes’in bütün yanılgılarına rağmen İmparator’un falcının yanıldığını göstermek amaçlı sürgüne göndermediğini belirtmiştir.[13] Ne İmparator Alexios Komnenos ne de Anna Komnena yıldız falına inanmasalar da etkilenmekten kendilerini geri alamamışlardır.

  Alexiad’da karşımıza çıkan bir diğer yıldız bahsi ise “kuyruklu yıldız” üzerinedir. Anna, İmparator Aleksios’un Normanlar ile olan seferi öncesinde 40 gün 40 gece kuyruklu yıldız görüldüğünü kaydetmiştir. Tıpkı Urfalı Mateos Vekayinamesi’nde olduğu gibi Alexiad’da da kuyruklu yıldızın her ne kadar doğal bir şey olduğu yazılmış olsa da bir haberci olduğu kanaatine varıldığı anlaşılıyor. Çünkü İmparator bu konuyu danışmak üzere Byzantion Eparkhos’u görevinde bulunan bir kişiyi huzuruna davet etmiş, o kişi ise İmparator’a cevabını ertesi gün vereceğini söyleyerek Aziz İoannes’in onuruna yapılmış olan yaşadığı manastıra dönmüştür. Devamında Anna’nın aktarımına göre Eparkhos yıldızı gözlemlerken uykuya dalmış ve rüyasında Aziz İoannes’i görmüştür. Aziz İoannes görünen bu kuyruklu yıldızın Normanların[14] İmparatorluk topraklarından ayrılışının habercisi olduğunu söylemiştir.[15] Her iki yıldız bahsinde de anlaşıldığı üzere Anna, hurafe saydıklarına içten içe inanmış ve bu inancını üzeri kapalı bir şekilde anlatmak için gayret göstermiştir.

3-Bar Hebraeus – Ebu’l-Ferec Tarihi

  Ebu’l-Ferec tarihinde ise yıldız bahsi ile karşımıza çıkan tek şey diğer iki kaynakta da olduğu gibi kuyruklu yıldızlar ve habercisi olduğu felaketlerdir. Müellif kuyruklu yıldız bahsine ilk olarak Bizans İmparatoru II. Theodosius’un ölümünün işaret ettiğini anlatarak başlamıştır. İmparator II. Theodosius döneminde gökyüzünde bir kuyruklu yıldız belirmiş ve bu yıldızın İmparator’un ölümünü haber verdiği düşünülmüştür. Nitekim İmparator kısa süre sonra attan düşmüş ve boynu kırılarak ölmüştür.[16] Bunun ardından İmparator I. Anastasius devrinde tekrar bir kuyruklu yıldız ve fecr-i şimali görülmüştür. Bu kuyruklu yıldızla beraber gelen çekirge sürüsü Mezopotamya’da müthiş bir kıtlığa sebep olmuştur. [17] Eserde kıuyruklu yıldızların görünmesinin ardından gelen çekirge sürüleri ve baş gösteren kıtlık olayları gerçekten ilginçtir. Ebu’l-Ferec Halife Muaviye dönemine denk gelen yıllarda yine böyle bir olayın yaşandığından bahsetmiştir. Bu olayı “678 yılında gökyüzünde tam bir ok şekli göründü. Bu sırada güneş arzın alt ufkunda bulunduğu için hadise tabiat üstü idi.” sözleriyle anlatırken devamında Suriye ve Fenike’de farelerin çoğaldığını ve ertesi sene çekirge sürülerinin geldiğini kaydetmiştir.[18]

  Müelllif diğer kaynaklardan farklı kuyruklu yıldızın ölüm ve kıtlık dışında salgın hastalık getirdiğini de kaydetmiştir. İmparator I. Justinianus devrinde 537 senesinde günlerce “büyük ve korkunç bir kuyruklu yıldız” görünmüştür. Yine aynı sene 18 ay süreyle güneş kararmıştır, soluk bir ışık şeklinde görünmüştür. Halk umutsuzlukla bir daha güneşi göremeyecekleri düşüncesine kapılmıştır.[19] Bu olayların üzerinde çok geçmeden 544 senesinde büyük bir veba salgını baş göstermiştir. Müellifin yıldız bahsi ile kayda aldığı bir başka olay ise Halife Kaim Biemrillah’ın ölümü ile ilgilidir. Ebu’l-Ferec’in aktardığına göre “Aris yıldızının akrep burcunda idi ve gece ölüm evi olan Cevzaya Kavs burcunda olan Kronos’un kutruna inmişti”. Bu Halife’nin öleceğine işaret sayılmıştır.[20] 1074 senesinde de Halife hayata gözlerini kapatmıştır.

Sonuç

  Üç eserde de müellifler gerçekleşen kötü hadiseleri bir neden bağlamaya çalışmış ve bunun için kuyruklu yıldızları araç olarak kullanmışlardır. Aslında Anna Komnena’da dahil (her ne kadar inanmadığını belirtmiş olsa da sergilediği tutum bunun tam tersi olduğunu göstermiştir) kaydettikleri bu hadiselere inanmışlardır. Anlaşılıyor ki insanlık yeterince bilgisine sahip olmadığı şeyleri birer işaret, felaket habercisi sayabiliyor. Belki de bu bir ihtiyaçtır. Bugün bizler de bilimin geliştiği 21. yüzyılda yaşasak da ilginç gelen hadiseleri tıpkı Ortaçağ kaynaklarında görüldüğü gibi yorumlayabiliyoruz. Amaç doğruluğu ölçmek değil yorumlamaktır. Yorum sizlerin.

KAYNAKÇA

Gregory Abû’l-Farac (Bar Hebraeus), Abû’l-Farac Tarihi I-II, çev. Ömer Rıza Doğrul, TTK, 3.bsk., Ankara, 1999.

Urfalı Mateos, Urfalı Mateos Vekayinamesi (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162), çev. Hrant D. Andreasyan, TTK, 4.bsk., Ankara 2019.

Anna Komnena, Alexiad, çev. Bilge Umar, İnkılap Kitapevi, İstanbul 1996.

OSTROGORSKY, Georg, Bizans Devleti Tarihi, çev. Fikret Işıltan, TTK, 6.bsk., Ankara 2006.


[1] Urfalı Mateos Vekayi-namesi (952-1136) Ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162), çev. Hrant D. Andreasyan, TTK, 4.bsk., Ankara 2019, s.47.

[2] Vekayiname’ depremin tarihi “21 Mart 1003- 19 Mart 1004” şeklinde belirtilmiştir.

[3] Urfalı Mateos, s.133.

[4] Urfalı Mateos fecr-i şimaliyi “gökyüzü bir alev gibi tutuştu ve hava açık olduğu halde kızardı…Renkli yığınlar  şarka doğru kaymaya başladı sıklaşıp dağılıp gökyüzünün büyük bir kısmını kapladı. Sonra koyu kırmızılık gök kemerinin ortasına kadar uzandı.” şeklinde tarif etmiştir.

[5] Urfalı Mateos, s.193.

[6] Urfali Mateos, s.198.

[7] Urfalı Mateos, s.199.

[8] Urfalı Mateos, s.202.

[9] Urfalı Mateos, s.207.

[10] Urfalı Mateos, s.296.

[11] Anna Komnena, Alexiad, çev. Bilge Umar, İnkılap Kitapevi, İstanbul 1996, s.189.

[12] Alexiad, s.190.

[13] Alexiad, s.190.

[14] Normanlar Alexiad’da “Keltler” şeklinde geçiyor fakat isimler ve tarihler hasebiyle Keltlerin, Normanlar olduğu kanısına varmış bulunmaktayım.

[15] Alexiad, s.371.

[16] Gregory Abu’l-Farac (Bar Hebraeus), Abu’l-Farac Tarihi, I-II, çev. Ömer Rıza Doğrul, 3.bsk., Ankara 1999, s.144.

[17] Abu’l-Farac Tarihi, s.147.

[18] Abu’l-Farac Tarihi, s.186.

[19] Abu’l-Farac Tarihi, s.153.

[20] Abu’l-Farac Tarihi, s.327.

Hilal Ulukaya

İstanbul Üniversitesi Tarih / Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi. Selçuklu Tarihi ile ilgilenmekteyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu