MakaleTürk Tarihi

Osmanlı Devleti’nin Fransa’daki İlk Dâimî Sefiri: Moralı Esseyid Ali Efendi’nin Fransa Sefareti (1797-1802)

Osmanlı Devleti’nde dâimî sefirlik müessesesinin Sultan III. Selim devrinde (1789-1807) yavaş yavaş ve tedricen kurulması kararlaştırılmıştı. 1793 yılında İngiltere’ye, ilk dâimî sefir olan Yusuf Agâh Efendi’nin gönderilmesinden sonra Avrupa’ya bir dâimî sefirin daha gönderilmesi uygun görülmüş ve bunun için 1795 yılında Bab-ı Âlî, Prusya ve Avusturya devletlerine birer dâimî sefir tayininde bulunmuştur. Berlin’e Defterhane Kesedarı görevinde bulunan Moralı Esseyid Ali Efendi’nin, Viyana’ya ise eski Kethüda Katibi İbrahim Afif Efendi’nin gönderilmesi kararlaştırılmış ancak Fransa hükümeti, Osmanlı Devleti’nin Paris’ten önce diğer devletlerin merkezlerine sefir yollamasına razı olmamış, hatta 1793 yılında Londra’ya bir sefirin gideceği haberlerinin yayılması üzerine Fransa hükümetinin sefiri Descorches, bu teşebbüsün derhal önlenmesi için Paris’ten talimat almıştır.[1] Ancak talimatın İstanbul’da bulunan Descorches’un eline geç gelmesi ve Yusuf Agâh Efendi’nin Londra’ya gitmek için yola çıkmasından dolayı Descorches’un bu teşebbüsü başarısız olmuştur. Descorches’un yerine sefir olarak İstanbul’a tayin edilen Verninac, Fransa ile Osmanlı arasındaki “kadim” dostluğun devam etmesi açısından Paris’e bir dâimî sefir gönderilmesi gerektiğini hükümetine sık sık söylüyordu.[2] Bab-ı Âlî, bu devirde Fransa ve İngiltere gibi devletleri asla gücendirmemek için bir denge politikası izlemekteydi. Kimi Osmanlı devlet adamına göre Osmanlı Devleti, İngiltere’ye bir sefir gönderip de Fransa gibi “kadim” bir dost olarak gördükleri bir devlete sefir göndermemezlik yapmamalıydı. Devlet adamlarının aralarında konuştukları bu mesele Sultan III. Selim’in de kulağına gelmişti. Padişah bu konuşulanları haklı görmüş olmalı ki, talimat ile Paris’e gönderilecek bir dâimî sefir bulunmasını emretmiştir.

Bab-ı Âlî, Fransa’ya gidecek sefirin diğer Avrupa devletlerine gönderilecek sefirlerden daha zeki ve bilgili olmasını gerekli görüyor ancak bu görevi hakkıyla yerine getirebilecek bir isim bulma konusunda sıkıntı yaşanıyordu.[3] Nihayetinde bu göreve, Berlin’e tayin edilen Moralı Esseyid Ali Efendi’nin getirilmesi kararlaştırılmış ve Moralı Esseyid Ali Efendi, “baş muhasebeci” payesiyle 2 Eylül 1796’da Paris’e sefir olarak tayin edilmiştir.[4] Moralı Esseyid Ali Efeni’nin yerine ise Berlin’e Arabacılar Katibi Naili Efendi’nin gitmesi kararlaştırılmıştır.

MORALI ESSEYİD ALİ EFENDİ VE FRANSA’DAKİ FAALİYETLERİ

Moralı Esseyid Ali Efendi aslen Moralı olup muhtemelen 1757’de doğmuştur. On üç-on dört yaşlarında İstanbul’a gelen[5] Ali Efendi, İstanbul’daki yabancı elçilikler ile temasının oldukça yoğun olmasından dolayı Fransız diline ve diplomasi adabına yabancı değildi ve iyi derecede Rumca bilmekteydi.

Moralı Esseyid Ali Efendi, 2 Eylül 1796 tarihinde Osmanlı Devleti’nin Paris sefiri olarak tayin edildikten hemen sonra hükümet nezdinde hil’at giymiş ve seyahat hazırlıklarını tamamlamıştır. Moralı Esseyid Ali Efendi ve on sekiz kişilik maiyeti, 24 Mart 1797 tarihinde Kaptan Spiro’nun komutasındaki Fiore del Levante adlı İtalyan gemisine binerek seyahatine başlamıştır.[6]

Moralı Esseyid Ali Efendi ve maiyeti, elli iki günlük deniz yolculuğunun ardından tarihler 15 Mayıs 1797’yi gösterdiğinde Marsilya’ya varmıştır. Ali Efendi, Paris’e seyahatinin sorunsuz bir şekilde tamamlanmasından dolayı oldukça mutlu olmuş ve kendisi ile maiyetini Fransa topraklarına ulaştıran Kaptan Spiro’yu bir teşekkür maiyetinde gördüğü altın bir saat ile ödüllendirmiştir. Marsilya şehrinde iki ay kaldıktan sonra Ali Efendi ve maiyeti, kara yolu ile 13 Temmuz 1797 tarihinde Paris’e varmıştır. Ali Efendi Fransa’da coşkulu bir şekilde karşılanmış, Marsilya’dan Paris’e kadar halkın adeta ilgi odağı olmuş, yarım asrı aşkın bir zamandan beri Türk yüzü görmemiş olan Fransız halkı için bu Türk heyeti, gerçekten büyük bir hadise teşkil etmiştir.[7]

Moralı Esseyid Ali Efendi, 14 Temmuz günü baştercümanı görevindeki Codrika isimli Rum zatı, Fransa Dışişleri Vekili Delacroix’ya kendilerinin geldiğini resmen bildirmek üzere göndermiştir. Codrika ile Delacroix’nın mülakatından sonra Ali Efendi de Delacroix ile görüşme imkanına erişmiş ancak bu sırada Delacroix görevinden alınmış ve yerine belki de Moralı Esseyid Ali Efendi’nin kariyerini oldukça olumsuz yönde etkileyecek bir isim olan Charles-Maurice de Talleyrand tayin edilmiştir. Ali Efendi, 28 Temmuz günü itimatnamesini ve yanında getirdiği name-i hümayunu Başdirektör’e sunmuştur. İtimatnamesini ve padişahın kaleme aldığı name-i hümayunu takdim eden Ali Efendi, bu tarihten itibaren resmen görevine başlamıştır.

Ali Efendi’nin uğraştığı ilk mesele ise Fransız tacirlerinin Osmanlı topraklarında faydalandıkları imtiyazlara karşılık aynı hakların Fransa’da Osmanlı tacirlerine de tanınması meselesi olmuş[8] ancak Dışişleri Vekili Talleyrand’ın kaçamak cevaplar vermesi ve Direktör hükümetinin bu konudaki isteksizliğinden ötürü Ali Efendi, bu mesele ile ilgili bir daha herhangi bir müracaatta bulunmamıştır.

Bu olaydan yaklaşık iki ay kadar sonra Ali Efendi, Talleyrand tarafından görüşmeye çağrılmış ve kendisinden Fransa ile Osmanlı arasında bir dostluk anlaşması yapılması teklifini almıştır. Ali Efendi derhal bu teklifi Bab-ı Âlî’ye ulaştırmış ancak beklenmedik bir teklif ile karşı karşıya kalan Bab-ı Âlî tam olarak ne yapacağını bilememiştir. Dostluk anlaşması yapılsa bu durum İngiltere’yi kızdıracak, yapılmasa bu durum Fransa’yı kızdıracaktı. Bu vaziyetten oldukça rahatsız olan Bab-ı Âlî, kendilerine sunulacak anlaşma şartlarını ya Paris’te müzakere etmeyi ya da müzakereyi İstanbul’a yeni gönderilecek bir Fransız sefiri ile yapmayı teklif etmiş ve bu teklifi Talleyrand’a iletmesi için Ali Efendi’ye bir mektupla yollamıştır. Ali Efendi, Talleyrand’a bu şartları sunmuş ancak Talleyrand bu duruma çok sinirlenerek gerekli cevabın hükümetinde saklı olduğunu ve onlara danışıp bir geri dönüşte bulunabileceğini Ali Efendi’ye iletmiştir.[9] Nihayetinde Direktör hükümeti ikinci şıkkı uygun görmüş ve kararı Ali Efendi’ye bildirerek Ruffin adlı bir zatı maslahatgüzar[10] olarak İstanbul’a tayin etmiştir. Ali Efendi ise Bab-ı Âlî’den münasebet düşmedikçe anlaşma bahsini açmamak talimatını almıştır.

MORALI ESSEYİD ALİ EFENDİ VE NAPOLÉON BONAPARTE

İtalya’daki başarılarının saygınlığı ile taçlanmış olarak Paris’e dönmüş olan General Bonaparte, Ali Efendi’nin kendisi adına vermek için yanıp tutuştuğu baloya katılacağı vaadinde bulunmuştur. Balo, 11 Aralık 1797 tarihinde yapılmış ve eğlencelerin düzenlendiği sırada General Bonaparte’ın Osmanlı sefirinin koluna girdiği; onun da sanki Bab-ı Âlî ile Fransa arasındaki ittifakı ilan ettirmek ister gibi Bonaparte’a “teklifsizce sarıldığı” görülmüştür.[11] Ali Efendi, General Bonaparte hakkında İstanbul’a döndüğünde kaleme aldığı sefaretnamesinde şunları söylemekteydi: “Ceneral Bonaparte’ın izhar eylediği tevazu ve harekat-ı muhabbet-amiz fitne-engizi ve taraf-ı bendeganeme fart-ı teveccüh ve teveddüd-i garibesi.”[12] Yani Ali Efendi, Bonaparte’ı “fesat çıkarcılığını gizleyen sevgi gösterileri ile kendisine yakınlık kuran birisi” olarak görmekteydi. Halbuki tüm bu iyi niyet gösterileri bir yana dursun, her şeyin “sahte” olduğunu Ali Efendi çok geçmeden anlamış olacaktı.

1798 yılının ortalarına gelindiğinde Osmanlı Devleti’nin Fransa’daki ilk dâimî sefiri Ali Efendi’nin kulağına, kendisini fazlasıyla uğraştıracak bir meselenin duyumları gelmekteydi. Fransa hükümetinin Mısır’ı Osmanlı’dan ayırıp bir Fransız sömürgesi yapmak istemesine dair birçok söylenti Fransa’da yayılmaya başlamıştı. Toulon Limanı’nda bir donanma hazırlandığı ve askeri birliklerin güneye yollandığı şayiaları ortaya çıkmış ancak seferin tam olarak nereye yapılacağına dair net bir bilgi bulunamamıştı. Matematik, tıp ve coğrafya alimlerinden başka Doğu dilleri mütehassıslarının da sefere katılmak üzere emir almaları, Suriye yolu ile Hindistan’ın zapt edileceği rivayetlerinin doğmasına sebep olmuştu.[13] Seferin tam olarak nereye yapılacağı halen daha bilinmiyordu ancak bilinen tek bir şey vardı ki o da, İtalya’dan yeni dönen General Bonaparte’ın Doğu’ya bir sefer yapacağıydı. Bu sırada 1798 yılının Nisan ortalarına doğru Beşyüzler Meclisi’nde Mısır’ın bir Fransız sömürgesi yapılmasına dair konuşmalar başlamıştı. Osmanlı Devleti’nin sefiri Ali Efendi, baştercümanı Codrika’yı Fransa Dışişleri Vekili Talleyrand ile bir görüşme yapmak üzere göndermiş ve kendisine Fransa’nın hangi devlet üzerine sefer yapacağını araştırmasını söylemiştir. Talleyrand, baştercüman Codrika’ya Osmanlı Devleti’ne karşı savaşmak niyetinde olmadıklarını kati bir dille beyan etmiş;[14] halbuki Talleyrand, başdirektörün onayına 13 Şubat 1798 tarihinde seferin bütün ayrıntılarını düzenleyen 18 maddelik bir kararnameyi sunmuştu. Bu kararnamenin ilk maddesi şöyle diyordu: “Gelecek Messidor’da (Fransız takviminin onuncu ayı) Mısır’da oturan Fransızları, altında inledikleri despotça boyunduruktan kurtarmak için bu ülkeye bir çıkarma yapılacaktır.”[15] İşte bu madde aslında dönen oyunları tüm açıklığı ile gözler önüne sermekteydi.

General Bonaparte’ın Akdeniz’de büyük ve gizemli teşebbüsleri hakkındaki ilk söylentiler de Bab-ı Âlî tarafından ilgisizce takip edilmekteydi. Oysa seferin hedefinin Mısır olduğu kesin olarak anlaşıldığında Bab-ı Âlî, yalnızca Fransa’nın İstanbul maslahatgüzarı Ruffin’den bu hususta kesin bir açıklama talep etmekle kalmayıp Ali Efendi’yi de Talleyrand’dan bu hususta hesap sormakla görevlendirmişti.[16] Talleyrand her defasında Ali Efendi’yi geçiştirmekten geri kalmamış ancak Talleyrand-Codrika buluşmasındaki detayların Ali Efendi’nin kulağına gelmesi kendisini tatmin etmeye yetmişti. Mayıs ayının başlarında Bonaparte’ın Toulon’a hareket etmesi Ali Efendi’yi yeniden endişeye sürüklemiş ve Ali Efendi, bu gelişmeyi Bab-ı Âlî’ye bildirmesi gerektiğini düşünmüştür. Neticede Bonaparte’ın Malta Adası’nı zapt ettiği öğrenilince Ali Efendi, bunu Bab-ı Âlî’ye gönül rahatlığı ile bildirmiş ve bundan “herkese memnuniyet hasıl olduğu”nu ilave etmiştir.[17]

Tarihler 21 Temmuz 1798’i gösterirken Ali Efendi’ye Bab-ı Âlî’den bir talimat gelmişti. Talimatta, her ne kadar Bonaparte’ın sefer planının Mısır olmadığı konusunda memnuniyet duyulsa da meselenin Talleyrand’dan tekrar tahkik edilmesi emrolunmaktaydı. Zira 1 Temmuz’da Bonaparte, ordusunu İskenderiye’ye çıkarmıştı. Ali Efendi, Bab-ı Âlî’den talimat aldığı günün içerisinde Talleyrand ile bir mülakat yapmış ve bu mülakat yaklaşık iki saat sürmüştür.[18] Talleyrand Ali Efendi’ye, seferin katiyen Mısır’ı planlamadığını, aksine korsan yatağı halindeki Malta adasının zapt edilmek istendiğini söylemiştir. Talleyrand, Ali Efendi’nin isteği üzerine Mısır’ın işgali rivayetlerinin aslı olmadığını Fransa’daki en muteber gazetede ilan edeceğine dair kendisine söz vermiştir. Talleyrand’ın Ali Efendi’yi korkunç surette uyuttuğu apaçık ortadaydı.[19] Ali Efendi’nin Talleyrand’ın sözlerine inanması üzerine Bab-ı Âlî’ye sakinlik tavsiye eden bir yazı göndermesi, gerek padişahın gerekse de devlet görevlilerinin içini her ne kadar rahatlatmışsa da Ali Efendi ile Talleyrand’ın 21 Temmuz’daki görüşmesinin ardından daha bir gün geçmeden Fransız ordusu Kahire’ye girmiştir. Sultan III. Selim, Ali Efendi’ye oldukça sinirlenmiş olacak ki, bir hatt-ı hümayunu’nda onun hakkında “Ne eşek herif imiş !” sözünü sarf etmiştir. Artık diğer devletlerin, bilhassa İngilizlerin kışkırtmalarına gerek bile kalmamış, 30 yıl boyunca savaş yapmak zorunda kalınsa bile Fransa’ya savaş ilan edilmesi planlanmıştır. Yine de halkı galeyana getirmemek için başlangıçta Fransızların gerçekten de Mısır’a çıktıkları haberi mümkün olduğunca gizli tutulmaya çalışılmıştır.[20]

Fransız donanmasının İngilizler tarafından Ebukır’da yakılmasından sonra Bonaparte’ın Fransa ile irtibatı kesilmiş ve bunun üzerine İngilizlerden ziyadesiyle destek ve cesaret alan Osmanlı Devleti, 2 Eylül 1798 tarihinde Fransa’ya savaş ilan etmiştir. Sultan III. Selim, bir hatt-ı hümayununda Sadrazam İzzed Mehmed Paşa’ya şunları söylemiştir: “Benim Vezirim, Françalunun memalik-i İslamiyye’nin übbeheti olan Mısır’a suikastiyle İskenderiye’ye eylediği ihanet ve gadri sebebiyle cümle ehl-i İslam’a bunlar ile mukatele vacip oldu. Her taraftan memalik-i İslamiyye’yi şerlerinden muhafaza ve külliyetli tedarikata şuru lazımdır. Haktaala Devlet-i Aliyyemizi ikdar eylesin. Düşmanlarına galib eylesin.”[21] Savaş ilanının hemen ardından İstanbul’da bulunan Fransız maslahatgüzar Ruffin’in Yedikule’de hapsolunduğu haberi Paris’e gelmiştir. Yedikule’deki Reis Efendi, Ruffin’e “Şanlı padişahın divanı; bu durumda geleneklere göre kendisini Yedikule’ye sevk etmeye karar vermiştir ve elçiliğin bütün memurları ile birlikte İskenderiye’de tutuklanan ve silahlarına el konulan Riyale, yani Türk tuğamirali silahları ve toplarıyla birlikte serbest bırakılıncaya; Mısır, padişahın egemenliğine tekrar dönünceye ve nihayet Esseyid Ali Efendi bütün maiyeti ile geri gelinceye kadar orada hapis kalacaklardır.”[22] şeklinde bir nutukta bulunmuştur. Ruffin’in alıkoyulması ve Osmanlı Devleti’nin Fransa’ya resmen savaş ilan etmesi haberi, 4 Ekim günü Paris’e ulaşmıştır.

13 Ekim 1798 tarihinde Ali Efendi, Talleyrand’ın talebi ile görüşmeye çağrılmıştır. Talleyrand kendisine, ortaya çıkan haberlerden derin üzüntü duyduğunu ve Ruffin’in hapsolunması üzerine kendilerinin de böyle bir hakkı olduğunu Ali Efendi’ye söylemiş ancak böyle bir kararın asla alınmayacağını da ısrarla belirtmiştir.[23] 1 Kasım 1798 tarihinde Ali Efendi’ye Bab-ı Âlî’den bir talimat daha gelmiştir. Bu talimatta, Ali Efendi’ye İstanbul’a derhal geri dönmesi emredilmiş, Ali Efendi ise derhal bu talebe uyarak Talleyrand ile bir görüşme talep etmiştir ancak bu görüşme talebi Talleyrand’ın ortaya sürdüğü çeşitli bahaneler yüzünden gerçekleşmemiştir. 27 Kasım’da Ali Efendi’ye mektup gönderen Talleyrand, Ali Efendi’nin gitmekte özgür olduğunu ancak bu dönüşe izin verilmesi için Osmanlı Devleti’nde hapsolunmuş olan elçilik erkanı ve bütün Fransa konsolos ve memurlarının da iadesini şart koşmuştur.[24] Bu şart Bab-ı Âlî tarafından kabul edilmemiş ve Ali Efendi, iki devlet arasındaki savaş bitene değin Paris’te kalmaya mecbur kalmıştır. Kuşkusuz karşılıklı rehine tutulmasının kurbanı olan Ali Efendi için Paris’teki ikametinin zoraki uzatılması onun için mutluluk veren bir olay değildi. Fransa ile Osmanlı Devleti arasındaki barış ve dostluk ilişkilerinin kesilmesi, onun görevini sona erdirmişti.[25] 14 Temmuz 1802 tarihinde Ali Efendi, beş yılını geçirdiği Paris’ten ayrılmış ve 6 Eylül günü İstanbul’a varmıştır. Yolculuğu esnasında 28 Ekim günü Silistre kentinden Osmanlı ülkesine ayak basan Ali Efendi, duygularını şöyle ifade etmektedir: “Nihayet Silistre kentine geldik ve çok zamandan beri görmeyi arzu ettiğimiz ve özlediğimiz camii ve minarelerin yüzünü görmekle gözümüz nurlandı.”[26]

Fransa devleti ile 1802 yılında imzalanan Paris Antlaşması ile birlikte Paris’e yeni bir dâimî sefir gönderilmesi planlanmış ve bu göreve Mehmed Said Halet Efendi tayin edilmiştir.


[1] İsmail Soysal, Fransız İhtilali ve Türk-Fransız Diplomasi Münasebetleri (1789-1802), TTK Yayınları, Ankara 1999.

[2] Detaylı bilgi için bkz. Kuran, Avrupa’da Osmanlı İkamet Elçiliklerinin Kuruluşu ve İlk Elçilerin Siyasi Faaliyetleri, s. 23., Faik Reşit Unat, Osmanlı Sefirleri ve Sefaretnameleri, TTK Basımevi, Ankara 1992. Faik Reşit Unat eserinde, bu konuyla ilgili şunu söylemiştir: “Esasen Rusya’ya karşı kuvvetli bir destek arayan Sultan III. Selim, kendi siyasetine de uygun bulduğu bu müracaatı iyi karşılamıştır.”

[3] Ercümend Kuran, Avrupa’da Osmanlı İkamet Elçiliklerinin Kuruluşu ve İlk Elçilerin Siyasi Faaliyetleri, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1968.

[4] Belkıs Altuniş Gürsoy, Seyyid Ali Efendi’nin Sefaretnamesi, ERDEM İnsan ve Toplum Bilimleri Dergisi, 12 (36), Ankara 2000, s. 712.

[5] Kemal Beydilli, “Seyyid Ali Efendi”, TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul 2009, c. 37., s. 45.

[6] Maurice Herbette, Fransa’da İlk Daimi Türk Elçisi: Moralı Esseyit Ali Efendi (1797-1802), çev. Erol Üyepazarcı, Ötüken Neşriyat, İstanbul 2019, s. 52.

[7] Unat, a.g.e., s. 180.

[8] Detaylı bilgi için bkz.  Kuran, a.g.e., s. 26.

[9] Kuran, a.g.e., s. 27.

[10] Genellikle çeşitli sebeplerden ötürü büyükelçi atanmayan veya atanamayan bir ülke ile diplomatik ilişkileri yürütmek üzere görevlendirilen diplomat.

[11] Detaylı bilgi için bkz. Herbette, a.g.e., s. 164. Bu balonun tarihini ise Ercümend Kuran, bahsi geçen eserinde 3 Ocak 1798 olarak vermektedir. Ayrıca Kuran’a göre baloyu Esseyid Ali Efendi değil, Dışişleri Vekili Talleyrand düzenlemekteydi. Kuran, a.g.e., s. 28.

[12] Gürsoy, a.g.m., s. 801.

[14] Kuran, a.g.e., s. 29.

[15] Herbette, a.g.e.,  s. 174.

[16] Johann Wilhelm Zinkeisen, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, çev. Nilüfer Epçeli, Yeditepe Yayınları, İstanbul 2011, c. 6., s. 608.

[17] Kuran, a.g.e., s. 29.

[18] Detaylı bilgi için bkz. Kuran, a.g.e., s. 30.

[19] Herbette, a.g.e., s. 183.

[20] Zinkeisen, a.g.e., c. 6., s. 609.

[21] Enver Ziya Karal, Selim III’ün Hatt-ı Humayunları, TTK Yayınları, Ankara 1999, s. 54.

[22] Herbette, a.g.e., s. 184.

[23] Detaylı bilgi için bkz. Kuran, a.g.e., s. 32.

[24] Kuran, a.g.e., s. 33.

[25] Herbette, a.g.e., s. 188.

[26] Herbette, a.g.e., s. 26.

Umut Yeğen

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünden mezun oldum. Yakın Çağ Siyasi Tarihi ile ilgilenmekteyim. Sultan III. Selim ve Sultan II. Mahmud dönemleri ilgili olduğum dönemleri oluşturmaktadır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu