MakaleTürk Tarihi

Osmanlı Devleti’nin İlk Dâimî Sefiri: Yusuf Agâh Efendi’nin İngiltere Sefareti (1793-1797)

Osmanlı Devleti’nde “diyar-ı küfr” olarak tabir edilen Avrupa’dan bir şey öğrenilemeyeceği inancı, asırlardır süre gelen inançlar silsilesinin bir ürünü idi. Güçsüz Avrupa krallarının Osmanlı sultanından ricalarda bulunmak amacıyla Osmanlı Devleti nezdinde temsilcilikler açtığına inanıldığından dolayı Osmanlı’nın asırlar süren yükseliş ve gerilemesi boyunca Avrupa’da dâimî elçilikler açılmamıştı.[1] Bilindiği gibi  Sultan III. Selim’in en büyük amacı, Nizâm-ı Cedîd ile Osmanlı Devleti’nin köhnemiş olan her türlü siyasi, askeri, mali, sosyoekonomik ve kültürel kurum ve sistemlerini gelişmiş olan Avrupa ülkelerini dikkate alarak yeniden düzenlemekti. Bu hususta gerekli bilgi ve tecrübenin tedariki, ancak Batı ile kurulacak olan çok yönlü diplomatik ilişkilerle mümkündü.[2] Sultan III. Selim, imparatorluğun yaşaması için içeride başlattığı “Nizâm-ı Cedîd” hareketinin siyasi alandaki yeniliklerinden birisi olarak, Avrupa’daki dost devletler nezdine birer dâimî sefir göndermeyi uygun görüyordu. Osmanlı Devleti’nin en kudretli olduğu dönemlerde lüzum görüldükçe gönderilen elçilerin artık dâimî olarak gönderilmesi Sultan için elzemdi.

Diplomasi alanındaki ıslahatı başlatan III. Selim, Batılı devletlerde meydana gelen olaylara ve gelişmelere ilişkin daha güvenilir bilgi sahibi olmak ve aynı zamanda Osmanlı Devleti’ni bu devletler topluluğu dışında bırakmamak amacıyla Avrupa’nın önemli başkentlerinde dâimî elçilikler kurma kararı aldı.[3] Hükümet artık gerek devrin şartları, gerekse de Osmanlı’nın içerisinde bulunduğu dağılma vaziyetinden dolayı Avrupa’da olup bitenler hakkında tafsilatlı bilgiler almaya ihtiyaç duyuyordu. Artık Osmanlı diplomasisinin yenilenmesi elzemdi. Bu süreçte Batı’da meydana gelen yenilik ve gelişmelerden habersiz kalan Osmanlı Devleti, uluslararası diplomaside savaş ve yayılma politikasını bir tarafa bırakarak kendi varlığını muvazene politikası[4] üzerinden sürdürmeyi tercih etmiş ve bu noktada karşılıklı diplomasiyi sürdürebilmek için bazı Batılı ülkelerde birer dâimî sefaret açılması meselesini gündeme getirmiştir.[5]

III. Selim, Avrupa’ya göndereceği elçilere başlıca iki vazifeyi zorunlu kılmıştır. Bu vazifeler, mutad haldeki elçilik işlerini görmek ve elçilerin yer aldığı devletlerin ahvalinden haberler vermek idi. Devrin kaynaklarında bu elçiliklerin kurulmasının amacı, “Devlet-i Aliyye’nin dahi düvel-i fehîme-i Avrupa nezdinde birer ikamet ilçisi bulundurması derece-i vücûbede görülmekle düvel-i merkume nezdinde birer ilçi gönderilüb ve üç sene müddet tekmilinde anlar celb ve iade ve yerlerine başkaları irsal ile minvâl-i meşrûh üzere hem umûr-ı sefâret idare itdirilmek ve hem de bu tarikle ahvâl-i düvele vâkı bazı zatlar yetiştirilmek üzere nizâmât-ı sâire sırasında sefâret usulüne dahi hüsn-i râbıta ve nizam virilmek” şeklinde ifade edilmiştir.[6] Yani gönderilecek olan bu sefirler, gönderildikleri ülkede üç yıl görev yapacaklar ve görev sürelerinin sona ermesinin ardından yurda döndüklerinde yerlerine başka birer sefir göreve gelecekti. Bu sefirler beraberlerinde sır katibi, hazinedar, ateşe, iki Rum tercüman ve hizmetli personel götürecekler idi.

1.        İNGİLTERE’YE DÂİMÎ SEFİR GÖNDERİLMESİ VE İLK DÂİMÎ SEFİR YUSUF AGÂH EFENDİ

Sultan III. Selim, Avrupa’daki terakkiyattan bihaber olmanın rahatsızlığını oldukça derinden hissetmekteydi. Geçmişte yaşanan kudretli zamanların aksine devlet artık dağılmanın eşiğine gelmiş ve halihazırda 1787’de Rusya ile harbe girmişti. Nizâm-ı Cedîd adı altında birçok alanda gerçekleştirilen ıslahatlar, bir nebze de olsa devletin içini rahatlatmak ve ömrünü uzatmak amacıyla tasarlanmıştı. Bu ıslahat çalışmalarında siyasi alanda yapılması planlanan en önemli yeniliklerden birisi de hiç şüphesiz ki Avrupa’da dâimî sefaretlerin açılması idi. Bab-ı Âlî, Avrupa devletleri nezdine dâimî sefir göndermek hususunda ihtiyatlı davranmayı ve ikamet elçiliklerini tedricen kurmayı kararlaştırmıştı.[7]

Aslında gerek Sultan III. Selim’de, gerekse de devrin önemli devlet adamlarında Avrupa’da bir dâimî sefaret açılması fikri ilk olarak Fransa devleti özelinde düşünülüyordu. Sultan III. Selim’in şehzadelik yıllarından beri Fransa devletine duyduğu sempati ve güvenin bu tercihin yapılmasında önemli bir etkisi vardır.[8] Fakat o sırada 1789 yılında patlak veren Fransız İhtilali sebebi ile bu fikirden ve tercihten vazgeçilmiş, bunun yerine İngiltere devleti nezdine bir dâimî sefaret kurma fikri bütün devlet adamlarının fikriyatıyla uyuşmuştu. Devlet adamlarının bu tercihinde yalnızca Fransız İhtilali’nin etkisi yoktu. Fransız İhtilali’nin doğurmuş olduğu ve 1792 yılından beri Avrupa devletlerini uğraştıran Fransız Devrim Savaşları’nın etkisi de göz ardı edilmemelidir. Fransa’nın Avrupa devletleri ile olan harp vaziyeti Bab-ı Âlî’yi oldukça endişelendirmekteydi. Zira Avrupa’nın büyük devletleri halindeki İngiltere, Avusturya, Prusya ve Rusya’nın tepkisinden çekinilmişti.[9] Neticede Bab-ı Âlî, Avrupa’da kuracağı ilk dâimî sefaret için eskiden beri çok iyi ilişkiler kurduğu İngiltere’yi seçti.

Sultan III. Selim’in bizzat vazifelendirdiği, Avrupa’daki gelişmeleri yakinen takip eden Reisülküttab Mehmed Raşid Efendi, sultanın İngiltere’ye bir dâimî sefir göndermek istediğini dönemin İngiliz Büyükelçisi Sir Robert Ainslie’ye elçilik tercümanı Pisani vasıtası ile 30 Haziran 1793 tarihinde haber vermiştir. Ainslie’nin birçok kez Mehmed Raşid Efendi’yi bu mevzudan endişe duyması üzerine oyalaması Bab-ı Âlî nezdinde hiç hoş karşılanmamıştı. Netice itibariyle 13 Temmuz 1793 tarihinde Reisülküttab’ın ikamet ettiği Bebek’teki köşkte Türk ve İngiliz heyetleri bir araya gelmiştir.[10] Gerçekleştirilen bu görüşmede, gönderilecek elçinin hangi unvan ile İngiltere’ye gönderileceği tartışılmıştır. Ainslie’ye göre Londra’da bulunan Rus ve Avusturyalı elçilerin unvanı olan “büyükelçi” unvanı, gönderilecek elçi tarafından kullanılmalıydı ancak Ainlie, büyükelçiliğin masraflı olacağını hatırlatarak “fevkalade orta elçilik” ile “büyükelçilik” arasında ihdas olunacak bir rütbe sayesinde maksadın daha ehven sağlanabileceğini ilave etmiştir.[11]

Yapılan görüşmelerin detayları Sultan III. Selim’e sunulmuş ve bunun neticesinde Sultan, Kalyonlar katibi Yusuf Agâh Efendi’yi 23 Temmuz 1793 tarihinde Londra’ya dâimî sefir olarak tayin etmiştir. Yusuf  Agâh Efendi, Osmanlı Devleti’nin şanına mütenasip olarak “büyükelçi” rütbesiyle payelendirilmiştir.[12]

1.1.    YUSUF AGÂH EFENDİ VE İNGİLTERE’DEKİ FAALİYETLERİ

Yusuf Agâh Efendi, kaynaklarda Moralı veya Moraviyülasl lakabıyla zikredilen bir aileye mensuptu. 1744 yılında doğan Yusuf Agâh Efendi,[13] 1756 yılında babası ve ağabeyi ile birlikte İstanbul’a gitmiştir. Burada 1774’te Mektub-i Sadrıâlî kalemine girmiş ve 1781’de Mevkufati, 1785’te Kağıd-ı Enderun Emini ve 1792’de Kalyonlar Katibi olmuştur.[14]

Yusuf Agâh Efendi, 23 Temmuz 1793 tarihinde Londra sefiri olarak tayin edildikten hemen sonra hükümet nezdinde hil’at giydirilmiş ve seyahat hazırlıklarını tamamlamıştır. Yolculuğun daha güvenli ve daha az sürmesinden dolayı kara yolu ile yapması gerektiğini vurgulayan Bab-ı Âlî ve Ainslie, Yusuf Agâh Efendi’ye bu şekilde tavsiyelerde bulunmuştur. Sultan III. Selim tarafından dönemin İngiltere kralı III. George’a ve kraliyet ailesine, bu dâimî elçilik vasıtası ile kurulan dostluk muhabbetlerinden dolayı bazı hediyeler gönderilmek istenmiştir. Bahsi geçen bu hediyelerin takdimi görevi Yusuf Agâh Efendi’ye ve onun maiyetine verilmiştir. Yalnız hediyelerin ve elçilik eşyalarının çok olmasından dolayı bunların deniz yoluyla gönderilmesi kararlaştırılmış ve bahsi geçen eşyalar, Yusuf Agâh Efendi’nin nezaretinde Colombo Fortuna isimli Raguza (Dubrovnik) gemisine 11 Ekim 1793’te yüklenerek ve ertesi gün İstanbul’dan ayrılmıştır.[15]

Yusuf Agâh Efendi’nin maiyetine; sırkatibi olarak Mahmud Raif Efendi, tercüman olarak Emanuel Persiani ve Greogorio Valeria, hazinedar olarak Mehmed Derviş Efendi, ehl-i İslam kişizadesi olarak Mehmed Tahir Efendi ve zımmi kişizadesi olarak Yanko Savrud’un da aralarında bulunduğu 15 kişilik bir heyet tahsis edilmiştir.[16]

Yusuf Agâh Efendi ve maiyeti, tarihler 14 Ekim 1793’ü gösterdiğinde kara yoluyla İstanbul’dan ayrılmıştır. Heyet, sırasıyla Bükreş ve Viyana’dan geçerek 19 Aralık 1793 tarihinde Manş’taki Ostend limanına varmıştır. Yusuf Agâh Efendi ve maiyetindekiler, 21 Aralık 1793 Cumartesi günü öğleden sonra Londra’ya varmıştır. Yusuf Agâh Efendi, kendisinin ve maiyyetinin konuk edilebileceği uygun bir ev hazırlanmadan önce Pall Mall’daki Royal Oteli’nde konaklamıştır.[17] Elçilik heyeti Pall Mall’daki Royal Hotel’de bir süre kaldıktan sonra Adelphi mahallesinde elçilik işlerinin yürütüldüğü binaya taşınmıştır. Yusuf Agâh Efendi, İngiliz hariciyesi ve devlet erkanı tarafından resmi olarak çok iyi bir şekilde karşılanmıştır. 8 Ocak 1794 tarihinde Yusuf Agâh Efendi, Kral III. George tarafından huzura kabul edilmiştir.[18] Ancak bu resmi bir görüşme değildi. Yusuf Agâh Efendi, bir hafta sonra yani 15 Ocak günü Başbakan William Pitt ile görüşmüştür. Ancak, Londra’ya gelişinden bir hafta geçmesine rağmen Yusuf Agâh Efendi hala sultanın göndermiş olduğu name-i hümayunu Kral’a sunamamıştır. Çünkü mutad gereği Sultan’ın gönderdiği hediyelerin de name-i hümayun ile birlikte Kral’a verilmesi gerekmekteydi. Yusuf Agâh Efendi bunun için tamı tamına bir yıl daha beklemek zorunda kalmıştır.

Sultan III. Selim tarafından Kral III. George ve kraliyet ailesine gönderilen hediyelerin 29 Ocak 1795 tarihinde Londra’ya ulaşması üzerine Yusuf Agâh Efendi, St. James Sarayı’nda Kral III. George tarafından resmen kabul olunmuştur. Gün içerisinde yapılan merasimle birlikte Yusuf Agâh Efendi, beraberinde getirdiği name-i hümayunu Kral’a takdim etmiş ve aynı zamanda Sultan III. Selim’in gönderdiği hediyeleri de teslim etmiştir. Hediyeler neredeyse bütün gazetelerde en ince detaylarına kadar betimleniyordu: “Kral’a sapı ve namlusu som altından yapılma bir çift altın tabanca, altından yular takımı ve altın işlemeli semerleriyle dört Arap atı ve kabzası incilerle ve elmaslarla süslü altın bir hançer. Kraliçe’ye ve prenseslere üzerinde altın sırmalı nakışların bulunduğu bir sandık dolusu ipek, şapkaya iliştirilmek üzere som altından bir şeritle tutturulmuş ve tepesinde elmaslarla bezeli tüylerin bulunduğu kuştüyü, Galler Prensi’ne, Portland Dükü’ne ve Grenville Lordu’na sandıklar dolusu ipek.”[19] Yusuf Agâh Efendi; name-i hümayunu, hediyeleri ve itimadnamesini Kral’a sunduktan sonra elçilik vazifesine resmen başlamıştır.[20] Yusuf Agâh Efendi ve Mahmud Raif Efendi iyi bir diplomat olarak İngiliz erkanı ve diğer heyetler ile görüştükleri zaman Türkçe’nin dışında hiçbir dil kullanmamışlar ve bundan dolayı da küçüklük kompleksine asla düşmemişlerdir.[21]

Yusuf Agâh Efendi, İngiltere’de Osmanlı Devleti nezdinde birçok siyasi faaliyette bulunmuş ve devleti için birçok mesele ile uğraşmıştır. Bu meselelerden birisi hiç şüphesiz ki bir Fransız filosunun 1794 Haziranı’nda İzmir limanına sığınmasının doğurduğu sonuçlar idi. Bahsi geçen Fransız filosu, zaman zaman ülkelerinin ticaret filolarını korumak maksadıyla İzmir limanından ayrılıyordu. Bu ayrılmalardan birinde filoda yer alan bir Fransız fırkateynini Miknos Adası önünde bir İngiliz filosu tarafından kıstırılmış ve esir alınmıştır. Halbuki bu Fransız gemileri Osmanlı sularında bulunmaktaydı. Bu İngiliz filosunun başında bulunan Amiral, deniz hukuku kurallarına riayet etmemiş ve Fransız gemilerini alıp gitmişti. Fransız hükümetinden gelen talep üzerine Bab-ı Âlî, deniz hukuku kurallarına riayet etmeyen bu İngiliz Amirali, dönemin İngiliz büyükelçisi Sir Robert Liston’a şikayet etmiştir. Bab-ı Âlî aynı zamanda Yusuf Agâh Efendi’ye de Londra’da gerekli teşebbüslerde bulunması talimatını göndermiştir. Yusuf Agâh Efendi, Bab-ı Âlî’nin talimatı gereğince devletlerarası deniz nizamlarına aykırı olarak zapt edilen gemilerin geri verilmesini İngiltere hükümetinden istemiş fakat Yusuf Agâh Efendi bütün çalışmalarına rağmen bir cevap alamamıştır.[22]

Yusuf Agâh Efendi’nin devleti için yapmış olduğu önemli çalışmalardan birisi de 1795 yılı başlarında İngiltere ile Rusya arasında yapılan savunma antlaşmasını Bab-ı Âlî’ye haber vermesi idi. Gelişmelerden rahatsız olan Bab-ı Âlî Yusuf Agâh Efendi’yi, antlaşma hakkında İngiltere Hariciye nazırından izahat istemekle görevlendirmiştir. 3 Mart 1796 tarihinde Yusuf Agâh Efendi, İngiltere Hariciye Nazırı Lord Grenvill ile mülakatta bulunmuş ve bu antlaşmaya dair izahat istemiştir. Lord Grenvill, bu antlaşmanın yalnızca Fransa’ya karşı olan savaşı iyi bir sonuca ulaştırmak amacıyla yapıldığını söylemiştir. Ayrıca Grenvill, Bab-ı Âlî’nin endişelenmemesi gerektiğini ve İngiltere’nin Osmanlı’nın devamını istediğini bildirmiştir.[23]

Yusuf Agâh Efendi’nin faaliyetlerinden birisi de Londra’da işittiği havadislerin tercümelerini zaman zaman Bab-ı Âlî’ye göndermesi olmuştur. Bundan başka Yusuf Agâh Efendi’nin bir diğer faaliyeti ve devleti tarafından verilen vazifesi de Osmanlı ordusunun Batı usulünde yetişmesini sağlayacak İngiliz subaylarının Osmanlı’dan gelen görev tekliflerini kabul etmelerini sağlamak olmuştur. Ayrıca bir diğer vazifesi de maiyetinde bulunan Türklerin yabancı dil öğrenmelerini sağlayarak Batı standartlarında birer devlet adamı olarak yetişmesini sağlamak olmuştur.

Yusuf Agâh Efendi, üç yılını elçilikte tamamladıktan sonra yerine yeni bir elçi atanmasını Bab-ı Âlî’den ısrarla istemiştir. Yusuf Agâh Efendi ve maiyetinin hepsi de çeşitli nedenlerden dolayı en kısa zamanda yurtlarına dönmeyi düşünmüştür. Bunlardan birinci ve en önemli sebep, Bab-ı Âlî’nin elçiliğin maaşlarını ve masraflarını zamanında ve yeterli miktarda gönderememesi olmuştur. Bundan dolayı onlar, büyük ölçüde mali sıkıntıya düşmüşlerdi. İkincisi, vatanlarını özlemeleri ve İngiltere’nin yağışlı ve bulutlu havasına alışamamış olmalarıydı.[24] Yusuf Agâh Efendi, Osmanlı Devleti hizmetine giren İngiliz subayların yol harçlığı tutarı olan 10.000 kuruşu da kendi tahsisatından ödemişti. Bu da onun maliyesinin sıkıntıya düşmesindeki etkenlerden biriydi.  Londra’da para sıkıntısı çekmeye başlayan Yusuf Agâh Efendi, maiyeti ile birlikte yurda dönüş izninin bir an önce verilmesini istemiş ve düştüğü sıkıntılı vaziyetten kurtarılması amacıyla Bab-ı Âlî’ye bir ricaname göndermiştir. Yusuf Agâh Efendi ricanamede, “Bu abd-i aciz bazı kere yüz kuruşu komedye ve opera seyirlerinde sarf eder. Abd-i aciz bazirgan olmayıp aslından dahi sahib-i servet ü saman olmadığı malum-ı alemiyandır ve bu akçanın her bir kuruşu indimde bir kese gibidir. Diyar-ı küffarda kime muhtaç olayım ?” diye şikayet etmekte idi.[25] Nihayet Bab-ı Âlî, Yusuf Agâh Efendi’nin isteğini göz önüne alarak Kasım 1796’da İsmail Ferruh Efendi’yi Londra’ya sefir olarak atamıştır.

Yusuf Agâh Efendi, İsmail Ferruh Efendi’nin 9 Nisan 1797 tarihinde İstanbul’dan ayrılarak 23 Temmuz 1797’de Londra’ya varmasından birkaç gün önce İngiltere Kralı III. George’a St. James Sarayı’nda veda ziyaretini yapmıştır. Kral III. George, Yusuf Agâh Efendi’nin büyükelçiliğinden hayli memnun kalmış olmalı ki, bir mektupla Sadrazam İzzet Mehmed Paşa’ya sefirden ve yaptıklarından memnuniyetini anlatmıştır. Kral mektupta, “(…) İhtimamla şahitlik ederiz ki, İmparator hükümdarınızın büyükelçisi saygıdeğer ve alâ Lord Yusuf Agâh Efendi: Nihayet ve mutlulukla bizim sarayımız ve sizin imparatorluğunuz arasında tesis edilen mükemmel dostluğun ve karşılıklı anlayışın zeminini hazırlanması ve sağlamlaştırılması için sarayımızda çaba gösterdi.”[26]

Yusuf Agâh Efendi ve maiyeti, Londra’dan 1 Ağustos 1797 tarihinde ayrılmıştır. 14 veya 15 Eylül 1797 tarihinde İstanbul’a ulaşan Yusuf Agâh Efendi, döndükten sonra sadrazam ve Reisülküttab’ın da bulunduğu bir kabulde Sultan III. Selim’e Kral III. George’un göndermiş olduğu mektubu sunmuş ve elçiliği hakkında da şifahen bilgi vererek görevini tamamlamıştır. Böylece ilk dâimî Osmanlı sefiri olan Yusuf Agâh Efendi ile birlikte artık Londra’da dâimî bir Türk misyonu oluşturulmuştur.


[1] Stanford J. Shaw, Eski Ve Yeni Arasında: Sultan III. Selim, çev. Hür Güldü, Kapı Yayınları, İstanbul 2008, s. 95., s. 249.

[2] Mehmet Alaaddin Yalçınkaya, “III. Selim Döneminde Dış Temsilciliklerin Kurulması”, Nizâm-ı Kadîm’den Nizâm-ı Cedîd’e III. Selim ve Dönemi, ed. Seyfi Kenan, İSAM Yayınları, İstanbul 2010, s. 593.

[3] Yalçınkaya, a.g.e., s. 596.

[4] Denge Politikası

[5] Şuheda Günce, “Osmanlı Devleti’nde İlk Daimi Elçilikler ve Diplomasiye Olan Etkileri”, Osmanlı Medeniyeti Araştırmaları Dergisi, c. 6, S. 10, s. 103.

[6] Yalçınkaya, a.g.e., s. 596-597.

[7] Ercümend Kuran, Avrupa’da Osmanlı İkamet Elçiliklerinin Kuruluşu Ve İlk Elçilerin Siyasi Faaliyetleri, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1968, s. 13.

[8] Sultan III. Selim’in Fransa’ya duyduğu sempati ve güven için bkz.: İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “Selim III.’ün Veliaht İken Fransa Kralı Lüi XVI İle Muhabereleri”, Belleten, Türk Tarih Kurumu Basımevi, C. II., S. 5/6., Ankara 1994.

[9] Yalçınkaya, a.g.e., s. 597.

[10] Mehmet Aladdin Yalçınkaya, “Türk Diplomasisinin Modernleşmesinde Reisülküttab Mehmed Raşid Efendi’nin Rolü”, Osmanlı Araştırmaları Dergisi, S. XXI., İstanbul 2001, s. 120.

[11] Kuran, a.g.e., s. 14.

[12] Kuran, a.g.e., s. 15.

[13] Mehmed Süreyya, Sicill-i Osmani, haz. Nuri Akbayar, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul 1996, c. 5., s. 1685.

[14] Mehmet Aladdin Yalçınkaya, “Yusuf Agâh Efendi”, Yaşamları ve Yapıtlarıyla Osmanlılar Ansiklopedisi, ed. Ekrem Çakıroğlu, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 1999, c. 2., s. 680.

[15] Yalçınkaya, a.g.e., s. 599.

[16] Detaylı bilgi için bkz. Yalçınkaya, “Yusuf Agâh Efendi”, s. 680. Burada zikredilmesi gereken bir belirsizlik vardır. Bu ise Yusuf Agâh Efendi’nin maiyetine verilen heyetin sayısıdır. Faik Reşit Unat’ın Osmanlı Sefirleri ve Sefaretnameleri adlı eserinde bu sayı net olarak belirtilmemiş olup yalnızca Mahmud Raif Efendi ve Derviş Ağa’nın isimleri zikredilmiştir. Aynı şekilde Şuheda Günce’nin makalesinde de yalnızca bu iki isim zikredilmiştir. Ülkemizi İngiltere’de gururla temsil eden müzik tarihçimiz Emre Aracı ise bu sayıyı 20 olarak vermekte ve yalnızca Mahmud Raif Efendi’nin ismini zikretmektedir. Çalışmamızda Yalçınkaya’nın eserindeki sayıyı vermemizin nedeni, birçok kişinin isimlerinin detaylıca verilmesidir. Detaylı bilgi için bkz. Emre Aracı, 18. Yüzyıl Londra’sında İlk Türk Büyükelçi: Yusuf Agâh Efendi, çev. Çiğdem Öztürk, Pera Müzesi Yayınları, İstanbul 2015, s. 14.

[17] Aracı, a.g.e., s. 19.

[18] Yusuf Agâh Efendi, 8 Ocak 1794’te güven mektubunu Fransızca çevirisiyle Kral III. George’a sunmuştur. Detaylı bilgi için bkz. Yalçınkaya, a.g.e., s. 602.,  Kral III. George’a sunulan mektubun dilinin neden İngilizce değil de Fransızca olduğu burada ayrıca sorgulanması gereken bir mevzudur. Burada akıllara, “Acaba devrin devletlerarası dilinin Fransızca olmasından dolayı mı bu tercihte bulunuldu ?” Veya “Acaba Yusuf Agâh Efendi’nin yanındaki tercümanlar mı İngilizce bilmiyordu ?” gibi sorular gelebilir.

[19] The European Magazine and London Review, Ocak-Haziran 1795. Detaylı bilgi için bkz. Aracı, a.g.e., s. 49.

[20] Kuran, a.g.e., s. 16.

[21] Yalçınkaya, a.g.e., s. 603.

[22] Kuran, a.g.e., s. 17.

[23] Detaylı bilgi için bkz. Kuran, a.g.e., s. 19-20.

[24] Yalçınkaya, a.g.e., s. 606.

[25] Unat, a.g.e., s. 176.

[26] Aracı, a.g.e., s. 59.

Umut Yeğen

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünden mezun oldum. Yakın Çağ Siyasi Tarihi ile ilgilenmekteyim. Sultan III. Selim ve Sultan II. Mahmud dönemleri ilgili olduğum dönemleri oluşturmaktadır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu