Dünya TarihiMakale

Roma Mirası ve Avrupa’yı Birleştirme Çabaları


Akdeniz Havzası’na ve Avrupa’nın büyük bir kısmına hâkim olarak bölgede Roma Barışı (Pax Romana) adı verilen barış ortamını sağlayan Roma İmparatorluğu, iç savaşlar ve “barbar” kavimlerin istilaları sonucunda batı yarısını kaybettiğinde geride parçalanmış bir Avrupa bıraktı. Roma Barışı’nın sona ermesi Roma’nın yerini alan devletlerin ve onların ardıllarının savaşlarıyla dolu uzun bir dönemi başlattı. Yirminci yüzyılın ikinci yarısına kadar devam eden bu dönemde pek çok hükümdar farklı amaçlarla, yöntemlerle ve isimlerle Roma’nın sağlamış olduğu birliği yeniden sağlamaya çalıştı lakin bu çabalar barıştan ziyade yeni savaşlar ve yıkım getirdi. Böylece kendisi de savaşlardan gelen ganimetin yardımıyla kurulmuş Roma’nın yaratmış olduğu ideal Avrupa kimliğinin oluşmasında önemli bir yere sahip olsa da siyasi alanda yeni güçlerin meşruiyet ve sömürü aracı olmanın ötesine nadiren geçebildi.

Avrupa’yı yeniden birleştirmeye yönelik ilk çaba, Batı Roma İmparatorluğu’nun meşru varisi olan Doğu Roma İmparatorluğu’ndan geldi. Doğu Roma, Batı Roma’nın çöküşüyle sonuçlanan çalkantılı süreç boyunca balkanlardaki barbar kavimlerin ve İran’daki Sasani İmparatorluğu’nun yarattığı tehditler karşısında kendini güçlükle savunabilmişti. Beşinci yüzyılın son on yılı ile altıncı yüzyılın ilk çeyreğindeki nispi barış ortamı sayesinde sağlanan istikrar bu durumu değiştirdi. Bu dönemde hüküm süren imparatorlar harcamalarını kısıtlı tutarak hazineyi doldurma imkânı buldu. 527’de tahta geçen İmparator Justinianus (yn: Ἰουστινιανός) selefleri tarafından sağlanan imkânlardan faydalanarak muhtemelen Nika Ayaklanması’nın neden olduğu itibar düşüşünü telafi etme isteğinin etkisiyle imparatorluğun batıdaki topraklarını geri almaya karar verdi. Bu yolda attığı ilk adım 533’te General Belisarius’un (yn: Βελισάριος) komutası altındaki bir seferi orduyu Afrika’ya göndermek oldu. Mevcudu Cécile Morrisson’a ve Basil Liddell Hart’a göre 15.000, Timothy E. Gregory’e göre ise 10.000 olan bu ordu buradaki Vandalları kısa sürede yenerek Afrika’yı yeniden imparatorluğa bağladı.[1]

Afrika’yı geri alan Justinianus yeni hedefi olarak imparatorluğun beşiğini, Gotların işgali altındaki İtalya’yı seçti. İtalya seferi için ayrılan ve Liddell Hart’a göre 12.000, Gregory’e göre ise 5000 askerden müteşekkil ordunun başına geçen Belisarius 535’te Sicilya’da karaya çıktı ve burayı kısa sürede ele geçirdi.[2] Ardından İtalya’ya çıkarak 536’da Roma’yı ele geçirdi. Roma’da bir yıl kadar kuşatıldıktan sonra savaşmaya devam eden Belisarius 540’ta Ravenna’yı ele geçirdikten sonra İtalya’dan geri çağrıldı. Bu dönemde Sasanilerin doğu sınırında saldırıya geçmesi İtalya’daki harekâtı sekteye uğrattı ve Gotların bazı bölgeleri geri almasını sağladı. Bu saldırı durdurulduktan sonra İtalya’ya geri gönderilen Belisarius, Justinianus’un güvensizliği nedeniyle yerini hadım komutan Narses’e (yn: Ναρσής) bırakmak zorunda kaldı. 550’li yıllara kadar savaşmaya devam eden Narses nihayet Gotları İtalya’dan atmayı başardı. Bunu Güney İspanya’daki bazı bölgelerin ele geçirilmesi izledi. Bu fetihlerin ardından seferlere devam edilemedi ve doğudaki imparatorların imparatorluğun batı yarısını ihya etmesi mümkün olmadı.

Justinianus’un yeniden fethinin sonlanmasının ve ardılları tarafından devam ettirilememesinin nedenleri araştırıldığında başlıca neden olarak Doğu Roma’nın sahip olduğu zenginliğin azalması öne çıkmaktadır. Bunun Justnianus’un savurganlığından ve aşırı vergilendirmeden kaynaklanıp kaynaklanmadığı tarihçiler arasında tartışma konusu olmakla beraber Justinianus’un yönetiminden bağımsız bazı nedenlerin etkisi kesin gibidir. İtalya’daki yaklaşık yirmi yıllık savaşın pek çok yerleşimin birkaç kere el değiştirmesine ve muhtemelen birkaç kere yağmalanmasına neden olması bölgeyi verimsiz kılmış ve bölgeden gelen gelirin savaşın masrafını kısa vadede karşılayamamasıyla sonuçlanmıştır. 541-542 yıllarında patlak veren ve sonraki yüzyılda da aralıklarla devam eden vebanın nüfusu ve gelirleri düşüren etkisi Bizans tarihçileri tarafından önemli bir etken olarak belirtilmektedir. 559’da kuzey sınırından girip Yunanistan’a kadar ilerleyen Kutrigur Hunlarının, 568’den itibaren İtalya’yı ele geçirmeye çalışan Lombardların, yedinci yüzyılda Araplar tarafından yıkılana kadar büyük bir tehdit olmayı sürdüren Sasanilerin ve onlara ölümcül darbeyi vuran Arapların varlığı da önemli bir etkendir. Bu topluluklar tarafından düzenlenen saldırılar imparatorluğun kaynaklarının yeni fetihler yerine savunmaya ayrılmasına neden olmuştur.

Justinianus’un yeniden fetih girişimi nispeten kısa sürede elden çıkan İspanya’da kalıcı etki yapmasa da, Doğu Roma varlığının zayıflayarak da olsa ikinci binyılın başlarına kadar sürdürüldüğü İtalya’daki etkisinin kalıcı olduğunu söylemek mümkündür. İtalya’daki Doğu Roma egemenliği, Avrupalılık bilincinin özellikle erken modern dönemde baskın hale gelen parçalarından biri olan Roma kültürünün ve mirasının korunmasına katkıda bulunan önemli bir etkendir. Doğu Roma’nın Justinianus döneminden itibaren Yunan kültürünün egemenliği altına girmesi insanı bu yargıya Antik Yunan kültürünü de dâhil etmeye yönlendirse de Doğu Roma’nın Antik Yunan mirasının büyük kısmını dinî nedenlerle uzun süre reddetmiş olması bu konuda temkinli olmayı gerektirmektedir. Antik Yunan’ın pagan mirasının Avrupa’ya aktarılmasında bu mirası uzun süre hakir gören Ortodokslardan ziyade Antik Yunan düşünürlerine ait eserleri kendi dillerine çevirdikten sonra Avrupa’ya aktaran Arapların rolü –en azından on beşinci yüzyıla kadar- daha büyük gözükmektedir.  

Justinianus Döneminde Doğu Roma İmparatorluğu’nun Sınırları [en.wikipedia.org-Ichthyovenator]

Justinianus’un başarısız girişimini Şarlman’ın (fr: Charlemagne, Lat: Carolus Magnus) sekizinci yüzyılda kurduğu Karolenj İmparatorluğu takip etti. 768’de Frank Krallığı’nın başına geçen Şarlman, hükümdarlığı boyunca çok sayıda sefer düzenleyerek güneybatıdaki Pirene Dağları’ndan kuzeydoğuda Elbe Nehri’ne, güneydoğuda İllirya’ya ve İtalya’ya kadar uzanan geniş topraklara sahip oldu. Öncülleriyle, ardıllarıyla ve Emevi Hilafeti’yle kıyaslandığında küçük görülebilecek ama sekizinci yüzyıl Avrupası için ziyadesiyle büyük olan bu devlete hükmeden Şarlman 800’de Papa tarafından imparator olarak taçlandırıldı. Bu durumun 812’de Doğu Roma tarafından tanınması Karolenj İmparatorluğu’nu Batı Roma İmparatorluğu’nun dengi haline getirdi.

Şarlman’ın önce Papa, ardından Doğu Roma tarafından imparator olarak tanınması Karolenj İmparatorluğu’nun Roma kökenli tebaasının sadakatini pekiştirecek ve yeni fetihleri meşru kılacak bir durum olmasına rağmen Şarlman’ın Roma unsurlarını belirli bir sistem dâhilinde kullanmadığı görülmektedir. Jennifer R. Davis bu konuya dair makalesinde Roma İmparatorluğu’nu çağrıştıran unvanların Şarlman’ın daha eski unvanlarının yerini almak yerine bunlarla bir arada kullanıldığını ve bu kullanımın düzenli olmadığını iddia etmektedir.[3] Davis bu iddiasını Roma kıyafetleri içindeki bir Şarlman büstüne yer verilen sikkelerin oldukça geç bir dönemde darp edildiğini ve istisnai durumda olduğunu belirterek desteklemektedir.[4] Laury Sarti de Frenk Romalılığına dair makalesinde Einhard’ın dokuzuncu yüzyılda yazdığı Vita Karoli Magni isimli eserinde Şarlman’ın İmparator ve Augustus unvanlarını sevmediğini iddia ettiğini belirtmekte ve aksi yönde bir kanıt sunmamaktadır.[5]

Şarlman’ın unvanlarını kullanış şekli, Doğu Roma ile arasını bozmaktan kaçınması ve Orta Avrupa’daki geniş bir kordonu ilhak etmek yerine haraca bağlamayı tercih etmesi amacının yeni bir Roma İmparatorluğu kurmaktan ziyade genişleyen topraklarındaki otoritesini ve meşruiyetini arttırmak olduğunu düşündürmektedir. Davis, Şarlman’ın acil sorunlara çözüm getirmeye yönelik “reaktif ve doğaçlama” bir yönetim tarzına sahip olduğunu dile getirerek bu düşünceyi desteklemektedir.[6] Şarlman’ın bu durumu geçici bir durum olarak görüp görmediği kesin olarak bilinemese de haleflerinin Romalı iktidar sembollerini daha düzenli bir şekilde kullanması Karolenj İmparatorluğu’nun pek çok kişi tarafından Şarlman’la özdeşleşen bir Roma’yı ihya etme girişimi olarak hatırlanmasına neden olmuştur.

Şarlman’ın imparatorluğunun Avrupalılık bilincinin gelişimine önemli bir katkısı Latin kültürünün yayılarak barbar kavimlerin kültürleriyle birleşmesindeki rolü oldu. İtalya’daki Doğu Roma idaresi ve barbar krallıkların Romalı nüfusu Avrupa’da Latin kültürünü koruyan adacıklar sağlasa da barbar âlimlerin Latin kültürüne yönelik ilgisi bunların yazdıkları eserlerin destekçisi olan Şarlman’ın ve haleflerinin döneminde canlanmışa benzemektedir. Bu canlanmanın ne düzeyde olduğu ve bu dönemin “Karolenj Rönesansı” olarak değerlendirilemeyeceği tarihçiler arasında tartışma konusu olsa da canlanmanın varlığı taraflarca kabul edilmektedir. Latin kültürünün bu canlanışı, Şarlman’ın unvanlarının gösterdiği üzere barbar kavimlerin kültürleriyle Latin kültürünün birleşmesini ve bu birleşimden Avrupa kültürünün doğmasını sağlayan etkenlerden biri oldu.

Karolenj İmparatorluğu’nun 843’te Parçalanmış Hâli [www.medievalists.net]

Karolenj İmparatorluğu Şarlman’ın ölümünden 29 yıl sonra, 843’te Verdun Antlaşması’yla halefinin varisleri arasında üçe bölündü. En doğudaki parça II. Konrad (989/990-1039) devrinde Roma İmparatorluğu, ardından Kutsal Roma İmparatorluğu olarak adlandırılmaya başlayarak Roma idealini devam ettirdi. Orta Avrupa’nın büyük kısmını birleştiren imparatorluk, Karolenj İmparatorluğu’nun aksine yüzlerce prenslikten müteşekkil federal bir yapıya sahipti. İmparatorları, elektörlük (ing. Electorate) olarak adlandırılan bazı büyük prensliklerin hükümdarları tarafından oylamayla seçiliyordu ve önemli kararlar verirken tüm prensliklerin ve “özgür şehirler” olarak adlandırılan şehirlerin temsilcilerinden müteşekkil bir meclise danışmaları gerekiyordu. Voltaire’in deyişiyle “ne kutsal, ne Romalı, ne de bir imparatorluk” olan devlet, görünüşte birleştirici olsa da gerçekte birlik sağlamaktan uzaktı. Devleti teşkil eden prensliklerin arasında Otuz Yıl Savaşı’na neden olan dinî çatışma gibi çok sayıda çatışma vardı. Neredeyse her zaman Habsburg hanedanından seçilen imparatorlar, tüm prenslikler tarafından desteklenmeyebiliyordu. İmparatoru desteklemeyen prenslikler Habsburg Avusturya’sı ile rekabete girip bu rekabette üstün gelebiliyordu.

Kutsal Roma İmparatorluğu özellikle Şarlken’in hükümdarlığında ve on yedinci yüzyılda Avrupa medeniyetinin doğudaki savunma duvarı olarak önemli bir işleve sahip olsa da toprak genişliği, kültür ve siyasi sistem açısından Roma idealinin gelişiminde önemli bir yere sahip olduğunu söylemek pek mümkün gözükmemektedir. Lakin varlığını 1806’ya kadar sürdürmesi ve Roma’nın mirasına aday olan diğer Avrupa imparatorluklarından çok daha uzun ömürlü olması onu, sürdürülebilir bir yapı oluşturmak için Roma idealinden sapmanın gerekli olduğuna dair önemli bir kanıt yapmaktadır.

Kutsal Roma İmparatorluğu’nun 1789 Sınırları [tr.m.wikipedia.org-kgberger]

Kutsal Roma İmparatorluğundan sonraki büyük imparatorluk girişimi, Kutsal Roma İmparatorluğu’na son veren Napolyon tarafından gerçekleştirildi. 1804’te Fransız İmparatoru olarak taç giyen Napolyon, kendi imparatorluğunu Roma İmparatorluğu’nun ve Karolenj İmparatorluğu’nun devamı olarak gösterecek çok sayıda sembolü kullandı. Taç giyme töreninde kullanılan bazı eşyalar Şarlman’a ait veya ait olduğu iddia edilen eşyalardı. Napolyon’un sırasıyla konsül ve imparator unvanlarını alması ve Fransız Cumhuriyeti’nin imparatorluğa dönüşmesi Roma İmparatorluğu’nun evriminin bir tekrarıydı. Fransız İmparatorluğu’nun Senato ve Tribünal gibi organlarının isimleri Roma’dan alınmaydı. Bu dönemde Napolyon tarafından desteklenen önemli tiyatro oyunları Roma döneminde geçiyordu ve Napolyon ile Roma imparatorları arasında benzerlikler bulunduğu düşüncesini aşılayacak ögelere sahipti.

Roma lejyonlarının taşıdıkları kartalın bir benzerini taşıyan Fransız alayları Napolyon’un komutası altında çok sayıda sefere çıkarak Fransız İmparatorluğu’nu Kuzey İspanya’dan Niemen Nehri’ne kadar Avrupa’nın neredeyse tamamını kapsayan bir imparatorluk haline getirdi. Napolyon -muhtemelen Büyük İskender ve Şarlman tarafından ilhak yoluyla kurulan imparatorlukların hızla parçalanmış olmasını dikkate alarak- işgal ettiği toprakları ilhak etmek yerine onları Fransa’ya bağlı devletler olarak yeniden düzenledi. Bunlardan bazılarının başına kendi akrabalarını getirirken Avusturya ve Prusya gibi büyük devletlerin hükümdarlarını kendine itaat etmek zorunda bıraktı. Bu yapı Kutsal Roma İmparatorluğu’nu andırıyordu lakin Fransa’nın konumu Avusturya’nın Kutsal Roma İmparatorluğu’ndaki konumundan çok daha üstündü. Napolyon diğer hükümdarlara bağlı değildi ve imparatorluğuna tabi devletlerin iç işlerine karışıp keyfî değişiklikler yapmaktan kaçınmadı.

Napolyon’un egemenliği altındaki devletlerin bir arada hareket ettikleri en önemli mesele Britanya’ya karşı başlatılan ambargo oldu. Napolyon Britanya’ya karşı başlattığı ticari savaşa önce müttefiklerini, ardından diz çöktürerek imparatorluğuna tabi kıldığı diğer devletleri dâhil etti. Bu ambargo işbirliğinin başarılı bir örneği olabilirdi ama Napolyon gümrük vergilerini Fransa’nın lehine olacak şekilde ayarlayarak ve bazı Fransız tüccarların İngilizlerle ticaret yapmasına izin vererek onu bir sömürü sistemine çevirdi. Böylece Fransa ambargonun sonuçlarından nispeten az etkilenirken diğer ülkelerin ekonomileri Fransa lehine geriledi. Bu durum 1812’de Rusya’nın ambargoyu uygulamayı reddetmesiyle sonlandı. Napolyon bu itaatsizliği cezalandırmak için devasa bir orduyla Moskova’ya yürüdü ama zorlu iklim koşulları nedeniyle ordusunun neredeyse tamamını kaybederek geri çekilmek zorunda kaldı. Napolyon’un başarısızlığı Prusya’yı ve Avusturya’yı Rusya’dan yana hareket etmeye itti. Bu devletlerin düzenledikleri başarılı seferler sonucunda koalisyon ordusunun Paris’e girmesi imparatorluğun sonunu getirdi. Napolyon ertesi sene sürgününden dönüp imparatorluğu yeniden kurmak istese de Waterloo Muharebesi’nde aldığı yenilginin ardından iktidardan tekrar vazgeçmesi gerekti.

Napolyon’un İmparatorluğu’nun 1810 Sınırları (Koyu yeşil bölgeler Fransız İmparatorluğu’nu, açık yeşil bölgeler tabi devletleri, mor bölgeler zoraki müttefik devletleri göstermektedir. İmparatorluğa karşı savaşan İngiltere turuncu ile gösterilirken tarafsız devletler renksizdir. 1810’de Napolyon’a karşı savaşa devam etmekte olan Portekiz’in tarafsız gösterilmesi ve Fransız kontrolü altına alınamayan Güney İspanya’nın açık yeşile boyanması hatalıdır.) [www.pinterest.com]

Napolyon’un imparatorluğu öncüllerinden daha kısa ömürlüydü ve kurulması için öncülleri için akıtılandan çok daha fazla kan akıtılması gerekti. Avrupa’daki devletler Fransız boyunduruğu altına girmeyi kolay kabul etmedi ve neredeyse her fırsatta silaha sarıldı. Doğu Avrupa’daki ve Orta Avrupa’daki büyük devletler birçok yenilginin ardından 1810-1812 arasında itaatkâr bir siyaset izlese de İspanya’da ayaklanan halk ve Britanya seferi kuvveti 1808’den 1814’e kadar ara vermeden savaştı.

Fransız Devrimi’nin ve Napolyon’un imparatorluğunun mirası Avrupa’da milliyetçiliğin doğuşu ve yükselişe geçmesi oldu. Milliyetçilik Fransa’da toplumun farklı zümrelerini üçüncü zümre lehine tek bir grupta birleştiren ortak bir kavram olarak ve diğer Avrupa devletlerine karşı verilen savaşla bağlantılı olarak gelişirken diğer Avrupa ülkelerinde Napolyon’un işgaline karşı tepki olarak gelişti. On sekizinci yüzyılda Napolyon’un imparatorluğunun, yirminci yüzyılda daha küçük Avrupa imparatorluklarının dağılmasına neden olan bu durum Avrupa’da işgale ve eşitsizliğe dayalı büyük bir imparatorluğu uzun süre yaşatmayı imkânsız kıldı.

Avrupa’da büyük bir imparatorluk kurmaya yönelik son girişim, Napolyon’un yöntemlerini kullandı ama Roma İmparatorluğu yerine Kutsal Roma İmparatorluğu’ndan ilham aldı. 1933’te iktidara gelen Adolf Hitler tarafından kurulan ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’nın büyük bir kısmına egemen olan Üçüncü İmparatorluk (Alm. Drittes Reich) Kutsal Roma İmparatorluğu’yla Fransız İmparatorluğu’nun bir karışımıydı. Hitler işgal ettiği toprakların bir kısmını ilhak ederken geri kalanını Almanya’ya bağlı faşist rejimlerin yönetimi altında yeniden düzenledi. İşgal yoluyla kurulan müttefik devletler ile Almanya arasındaki ekonomik ilişkilerde Napolyon’un politikasına benzer sömürgeci bir politika izledi. Bu sömürü Napolyon’unkinden çok daha acımasızdı. Napolyon’un sömürüsü tabi devletlerin iktisadi gelişmesini yavaşlatırken Hitler’in kıtlık zamanında Almanların beslenmesini ön plana koyan sömürüsü tabi devletlerin halklarını açlıkla karşı karşıya getirdi. İngiltere, Amerika ve Rusya’ya ek olarak sömürdüğü ülkelerdeki halkların direnişiyle karşılaşan Üçüncü İmparatorluk, Sovyetlerin Berlin’e girmesi sonucunda yıkıldı. Yarattığı yıkım konusunda öncüllerinin tamamını gölgede bırakan bu girişim yeni bir imparatorluğun silah zoruyla kurulamayacağını yeniden kanıtladı.

Üçüncü İmparatorluk’un 8 Kasım 1942 Sınırları [www.britannica.com]

Üçüncü İmparatorluk’un yıkılmasının ardından Avrupalı devlet insanları, ekonomistler ve aydınlar birliğin savaşla gelen tahakküm yerine eşitlik ilkesine dayanan bir iş birliğiyle sağlanmasına yönelik düşünceleri savundular. Bu kişilerin ortak çabaları sonucunda kurulan Avrupa Birliği, Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılışından beri Avrupa’da kurulan en geniş siyasi yapı oldu. Birliğin güncel işleyişinin tüm üyeler için eşit derecede faydalı olup olmadığı, hatta bazı ülkelere zarar verip vermediği tartışmalı olsa da kuruluş şekli ve nispeten istikrarlı olması onu Roma’dan beri sağlanmış en kapsamlı ve makul birlik olarak önceki imparatorluklardan ayrı bir yere koymaktadır.


[1] Timothy E. Gregory, Bizans Tarihi, (çev. Esra Ermert), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2019, s.153-154; Basil Liddell Hart, Strateji: Dolaylı Tutum, (çev. Selma Koçak), İstanbul: Doruk Yayımcılık, 2015, s.82; Cécile Morrisson, “Olaylar/Kronolojik Perspektif,” Cécile Morrisson, ed., Bizans Dünyası Cilt 1: Doğu Roma İmparatorluğu 330-641, İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2019, s.47

[2] Gregory, a.g.e, s.154; Liddell Hart, a.g.e, s.83-84.

[3] Jennifer R. Davis, “Charlemagne’s Portrait Coinage and Ideas of Rulership at the Carolingian Court,” Notes in the History of Art, Cilt 33, No. 3/4, SPECIAL ISSUE ON SECULAR ART IN THE MIDDLE AGES (İlkbahar 2014 Yaz 2014), s.21.

[4] Davis, a.g.m.

[5] Laury Sarti, “Frankish Romanness and Charlemagne’s Empire,” Speculum, Cilt 91, No. 4 (Ekim 2016), s.1041.

[6] Davis, “Charlemagne’s Portrait Coinage and Ideas of Rulership at the Carolingian Court,” s.23.


Bibliyografya

Daly, Gavin “Napoleon and the ‘City of Smugglers’ 1810-1814,” The Historical Journal, 50. Cilt, No.2 (Haziran 2007), s.333-352.

Davis, Jennifer R. “Charlemagne’s Portrait Coinage and Ideas of Rulership at the Carolingian    Court,” Notes in the History of Art, Cilt 33, No. 3/4, SPECIAL ISSUE ON SECULAR ART IN THE MIDDLE AGES (İlkbahar 2014 Yaz 2014), s.19-27.

Esdaile, Charles, The Peninsular War: A New History, New York: Palgrave Macmillan, 2009.

Fraser, Ronald, Napoleon’s Cursed War: Popular Resistance in the Spanish Peninsular War,     Londra ve New York: Verso, 2008.

Grab, Alexander, Napoleon and Transformation of Europe, Chippenham/Eastbourne: Palgrave  Macmillan, 2003.

Gregory, Timothy E., Bizans Tarihi, (çev. Esra Ermert), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2019.

Haldon, John, Bizans Tarih Atlası, (çev. Ali Özdamar), İstanbul: ALFA Basım Yayın Dağıtım   San. ve Tic. Ltd. Şti, 2017.

Innes, Matthew, “The Classical Tradition in the Carolingian Renaissance: Ninth-Century Encounters with Suetonius,” International Journal of Classical Tradition, Cilt 3, no. 3 (Kış 1997), s.265-282.

Lidell-Hart, Basil, Strateji: Dolaylı Tutum, (çev. Selma Koçak), İstanbul: Doruk Yayımcılık, 2015.

Mazower, Mark, Hitler İmparatorluğu: İşgal Avrupa’sında Nazi Yönetimi, (çev. Yavuz Alogan), İstanbul: ALFA Basım Yayın Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti, 2016.

Morrisson, Cécile, “Olaylar/Kronolojik Perspektif,” Morrisson, Cécile, ed., Bizans Dünyası Cilt 1: Doğu Roma İmparatorluğu 330-641, (çev. Aslı Bilge)İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2019, s.21-67.

Morrisson, Cécile, ed., Bizans Dünyası Cilt 1: Doğu Roma İmparatorluğu 330-641, (çev. Aslı   Bilge) İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2019.

Sarti, Laury, “Frankish Romanness and Charlemagne’s Empire,” Speculum, Cilt 91, No. 4 (Ekim 2016), s.1040-1058

Sloane, William Milligan, The Life of Napoleon Bonaparte, 4 cilt, Londra: The Times Book Club, 1911.

Stathakopoulos, Dionysios, Bizans İmparatorluğu’nun Kısa Tarihi, (çev. Cumhur Atay), İstanbul: İletişim Yayınları, 2018.

Trompf, G.W. “The Concept of the Carolingian Renaissance,” Journal of the History of Ideas, Cilt 34, No. 1 (Ocak – Mart 1973), s.3-26.

Mehmet Şengöçmen

Boğaziçi Üniversitesi - Tarih

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu