Dünya TarihiMakale

Roma Nasıl Kuruldu?

“Kraliçe aşk derdine düşmüş, çoktan sevdalı, damarlarında besliyor sızlayan yarasını… Gizli bir kor yüreğinde, eriyor için için. Hiç aklından çıkmıyor sayısız kahramanlığı ve asil yüzü Aeneas’ın. Sözleri yüreğine saplanmış kalmış sanki; aşk derdiyle huzuru kalmış ne de sükûnu!”

Vergilius’un ‘Aeneid’ adlı eseri, Dido’nun güçlü aşkı ile sadece bir kahramanlık destanı olmaktan çıkarak hüzünlü bir hikayeye dönüşmüştü. Vergilius, bu eseri İmparator Augustus’un emriyle yazdığında, niyeti yalnızca epik bir anlatı sunmak değildi elbette. Mitolojik hikayelerle, tanrıların kavgaları ve iht,raslarıyla, genç bir kraliçenin umutsuz aşkıyla süslenen Aeneid, aslında dönemin politik, ekonomik ve kültürel yaşantısından izler taşıyordu. Troyalı prens Aeneas, Kartaca’nın kurucusu Kraliçe Dido, tanrı ve tanrıçalar bize Roma tarihi ve siyaseti hakkında ne anlatıyor olabilirdi?

AENEAS

Mitolojiye göre güzellik tanrıası Venüs (Afrodit),  Kaz Dağları’nda Troyalı Anchises’i görür ve ona aşık olur. Frigyalı bir prenses kılığına girerek karşısına çıkar ve birlikteliklerinden bir erkek çocuğu doğar. İleride Romalıların atası olarak bilinecek bu çocuğun adı Aeneas’tır. Ancak Zeus, Afrodit’in bir ölümlüyle olan ilişkisini onaylamayacaktır. Bu yüzden Afrodit ilişkilerini ve Aeneas’ın kendi çocukları olduğunu saklar. Fakat bir gün Ankhises bir hata yapar ve çok sarhoş olduğu anlardan birinde böbürlenmek için Afrodit’in sevgilisi, Aeneas’ın da babası olduğunu herkese söyler. Zeus bunu cezasız bırakmaz ve Ankhises’i bir yıldırımla çarpar. Ankhises hayatta kalır kalmasına ancak geri kalan yaşamını kör ve topal geçirmek zorundadır. Yıllar geçer, Troya Savaşı meydana gelir. Savaşı tam Troyalılar kazanacakken gönderilen tahta atın içindeki askerler bir anda ortaya çıkarak her yeri yakıp yok ederler.

Yıllar boyunca Hektor ile birlikte büyük kahramanlıklar göstererek Troya’yı savunan Aeneas, bu yıkımdan sağ çıkar. Annesinin yardımıyla alevlerin arasından kaçmayı başarır. Ancak yalnız değildir, sırtında yaşlı babası, yanında da oğlu ve eşi vardır. Yolda hayatını kaybeden eşi Kreusa, Aenas’ın rüyasına girerek ona batıya gitmesini ve Troya’yı yeniden diriltmesini söyler. Bu rüyada meşhur kahraman Hektor da vardır ve o da Aenas’a batıyı işaret eder. Efsaneye göre ona bu rüyayı gördüren ve İtalya’ya gidip kent kurmasını buyuran Zeus ve habercisi tanrı Hermes’tir. Bu rüyadan sonra Aeneas, babası, oğlu ve Troya’dan sağ kurtulanlarla beraber gemiye binip batıya doğru yol almaya başlar. Fırtınaya tutulan gemi, onları beklenmedik şekilde Afrika sahillerine savurur ve günümüzde Tunus’un yer aldığı Kartaca’ya getirir. Kartaca’da onları güzeller güzeli, güçlü ve akıllı bir kraliçe karşılar: Dido.

DİDO (ELİSSA)

Asıl adı Elissa olan Dido, tıpkı Aeneas gibi kendi topraklarından ayrılmak zorunda kalmış ve Afrika sahillerinde kendisine yeni bir ülke inşa etmiştir. Tire Kralı Belus’un kızı olan Elissa, kardeşi Pygmalion ile birlikte mirasta hak sahibidir. Tire, bugün Lübnan’da bulunan bir Fenike şehridir ve Fenikeliler, Kartaca’nın daha sonra bulacağına benzer şekilde, bu noktada zaten büyük bir ticaret imparatorluğuna sahiplerdi. Elissa ve Pygmalion, babaları Belus öldükten sonra yönetimi birlikte devralacaklardır ancak Pygmalion tahtın tek varisi olmak ister. Ayrıca kız kardeşi ve eşinin muazzam zenginliklerini de kıskanır. Bu yüzden Elissa’nın kocası Sychaeus’u öldürtür. Bunun üzerine Elissa, kendisine sadık olanlarla birlikte bir yığın hazineyi yanına alarak şehirden kaçar. Önce Kıbrıs’a gider. Burada yanına bir rahip ve 80 kadın aldıktan sonra yeniden yola koyulur ve Libya’ya ulaşır. Burada Kral Hiarbas, onlara yeni şehirlerini kurmaları için bir öküzün pöstekisi kadar yer vereceğini söyler. Verilen öküzün derisini  Elissa,o kadar ince şeritler halinde keser ki; oldukça geniş bir toprak kazanırlar ve bu topraklar üzerinde geleceğin güçlü Afrika kenti Kartaca’yı kurarlar. Libyalılar, bundan böyle yeni kraliçeye Elissa değil, göçebe/gezgin anlamına gelen Dido adını verirler.

DİDO & AENEAS

Bir avuç Troyalı ve önderleri Aeneas, gemileri fırtınada savrulunca Kartaca yakınlarında bir yere sığınırlar. Aeneas’ın ekibinin en yaşlısı Koca Reis İlioneus, kraliçeye kendilerini tanıtır:

“Yüce kraliçem, bir görev aldık Jüpiter’den (Zeus) yeni bir kent kurup küstah soyları vuracağız adalet bağına. Bizler, şu kadersiz, şu denizlerden denizlere savrulmuş Troyalılar, diz çöküp yalvarıyoruz sana, kurtar hepimizi, uğursuz yangınlardan kurtar gemilerimizi, koru dindar bir soyu.”

Kraliçe Dido ise onlara şöyle söyler:

“Atın korkuyu içinizden, atın endişeyi Troyalılar! Kim tanımaz Aeneas’ın soyunu, kim tanımaz kahraman Troya kentini, yiğitlerini bütün? Kim duymadı yangınını, onca ünlü savaşın? Öylesi katı değildir biz Pönlerin yüreği.”

Böylece Dido, Troyalıları ve önderlerini sarayında ağırlamaya başlar. Ancak işin içine tanrıların hesapları girecektir. Aeneas’ın annesi Venüs (Afrodit) plan yapmaya koyulur ve diğer oğlu Amor’u (Eros) yanına çağırır:

“Sevgili oğlum, ağabeyin öfkeli tanrıça Juno’nun (Hera) kentinde tatlı sözlere kanıp görevine geç kalıyor. Juno’nun diyarındaki bu konukluğun sonu bilmem nereye varır, korkuyorum. Hiç cayar mı Juno işler bunca sağlam temellere dayanmışken? İşte bu yüzden davranayım dedim ondan önce, elde etmeyi tasarladım Dido’yu düzenle. Bir ateşe atayım da artık değişemesin, uymasın hiçbir Tanrı sözüne.”

Böylece Eros, aşk okunu Dido’ya atmak üzere kılık değiştirerek Kartaca’ya gelir. Kraliçe tıpkı tüm ölümlüler gibi Eros’un okuna kayıtsız kalamaz ve Aeneas’a sırılsıklam aşık olur. Gözü hiçbir şey görmez, kulağı kimsenin sözünü işitmez. Tüm bunları fark eden Tanrıça Juno, Venüs’ün oyununa karşılık kendi planını devreye sokar.

Ona şöyle söyler:

“Neden barış yapmıyoruz, bir düğünle de pekiştirmiyoruz? Böylesi daha iyi değil mi? Niyetlendiğin her şeyi elde ettin: yanıp tutuşuyor Dido, kara sevdası işlemiş iliklerine değin. Gel birleştirelim halkımızı, eşit haklarla yönetelim onları.”

Aslında Juno’nun niyeti, Aeneas’ın kuracağı Roma’yı Kartaca’ya katmaktır. Venüs de bunu anlar ancak belli etmez.

“Kim reddeder bu teklifi, ya da seninle çatışmayı yeğ tutar? Ama kaderden endişe ederim. Ne ister acaba Jüpiter? Uygun bulur mu bunu? Jüpiter’in eşisin sen, ricalarla gönlünü etmek senin hakkındır, et hadi, ardındayım ben.”

Juno’nun aklındaki, Dido ve Aeneas’ı evlendirmektir. Bunun için ikisini de ava çıktıkları bir gün, mağaranın içinde mahsur bırakır. Böylece aşk ve tutku, ikisini de esir alacaktır. Onlar mağaradayken Juno toprağa emir verir, havaya ateşler çaktırır, su perilerini uğuldatır. Böylece ikisi birlikte olurlar.

Ancak tanrıların mücadeleleri ve ihtirasları arasında kullanıldıklarının farkında değildir. Birlikteliklerinin söylentisi hızla yayılır. Hem ölümlüler hem de tanrılar katında herkes, bu aşkı kınamaya başlar. Dido’nun da Aeneas’ın da görevleri vardır ve yaşadıkları aşk onlara sorumluluklarını unutturmaktadır. Zira aşk ve bilgelik bir arada olmaz.

Bunun üzerine Jüpiter (Zeus) haberci oğlu Hermes’i Aeneas’a gönderir. Bu sırada Aeneas, gözü Dido’nun aşkıyla kör olmuş halde Kartaca’da yeni evlerini kurmaktadır. Tire’nin erguvanıyla boyanmış yün üstlüğüyle pırıl pırıl parlamaktadır. Hermes, yanına gelip ona şöyle söyler:

“Demek şimdi temellerini atıyorsun yüksek Kartaca’nın, güzel bir kent kuruyorsun sevgili eşin için. Unuttun mu, yazık, krallığını, görevlerini? Tanrılara buyuran ulu tanrı beni sana yolladı parlak Olimpos’tan!”

Hermes uçup gider, Aeneas’ın dili tutulur, donup kalır. Tanrı’nın buyruğuna karşı gelemeyeceğini bilir. Troyalıları yanına çağırıp ı kıyıda toplamalarını, gemileri gizlice donatmalarını fakat bunu gizlice yapmalarını emreder. Hala kimse bilmez, Dido’ya kararını en uygun anda açıklamaya mı düşünmüştür yoksa hiç haber vermeden gitmeyi mi? Hangi ihtimal doğru olursa olsun, Dido sevgilisinin gideceğini hisseder. Karşısına çıkıp ona öfkesini şöyle dile getirir:

“Tutkun, sevgilisine acıdı mı yürekten? Güvenim kalmadı hiçbir şeye! kıyılarımıza vurduğunda, yoksulken, ben seni yurduma aldım, krallığımın bir kısmına yerleştirdim, ah, ne çılgınmışım!”

Aeneas ise başı yerde ona şöyle cevap verdi:

“Say dök, kraliçem, doya doya sen, borçlu olduğum her şeyi sana, inkâr edecek değilim! Kendimi bildikçe de, organlarıma can verdikçe de soluğum, seni seve seve anacağım hep. Hem evlilik çırağılarını hiçbir zaman vaat etmemiştim sana, evleneceğiz demedim! Benim aşkım da, yurdum da orası, İtalya’dır.”

Dido bu konuşmanın ardından baygınlık geçirir ve hizmetçileri tarafından odasına taşınır. Aeneas ise içi her ne kadar buruk olsa da tanrıların buyruğuna karşı gelmez ve donanmasına dönerek yola çıkmak için son hazırlıklarını tamamlar. Bütün gece Dido’nun gözüne uyku girmez. Bu acıyla yaşamayacağına ve ölümden başka çaresi olmadığına kendini inandırır kraliçe.  Saraydakilere bir odun yığını getirmelerini emreder. Niyeti kendini öldürmektir ancak yanındakilerin anlamaması için Aeneas’a büyü yapacağını söyler. Hatta yığının tepesine Aeneas’ın giysilerini ve silahlarını koydurur. Ama aslında kendi sonunu hazırlıyordur.

Sabah olduğunda Dido, gözetleme kulesinden denize doğru bakar ve gördüğü manzara onu kahreder. Aeneas, Troyalılarla birlikte gemisine binmiş, uzaklaşmaktadır. Bunun üzerine Dido ağıtlar yakar, beddualar eder.

“Tireliler! Hırpalayın nefretinizle soyunu Troya’nın doğacak kuşaklarını! Küllerime yollayın, bu armağanları da benim. Ne bir yakın dostluk, ne de bir anlaşma olsun arasında iki ulusun! Ey benim kemiklerimden doğacak olan öç alıcım! Düş peşlerine Troyalı göçmenlerin! Kovala silahla, ateşle, bugün, yarın, fırsat geçtikçe, her gün, gücün yettikçe! dövüşsün iki ulus, torunları da çatışsın dursun, kıyı kıyıya, deniz denize, silah silaha! budur bedduam!”

Bu sözleri söyledikten sonra hazırladığı odun yığınının tepesine çıkar. “Ne mutlu, ne kadar mutluydum, bu kıyılara gelmeseydi Troya gemileri!” diyerek pişmanlığını ortaya koyan Dido artık ölüme kendini bırakır ve kılıcını kendi kalbine saplar. Sevdikleri onun için feryat ederken Dido’nun son emri ‘tutuşturun’ olur. Ve etrafındaki odun yığını yanmaya başlar.

Bu sırada gemisine binmiş, uzaklaşmakta olan Aeneas da Kartaca’dan yükselen dumanları görür ama sevgilisinin canına kıydığı ihtimali aklına gelmez. O, tüm yaşananları kalbine gömerek Roma’yı kurmaya kararlıdır.

AENEAS’IN DİDO’NUN RUHU İLE KARŞILAŞMASI

Kitabın altıncı bölümünde, birçok engeli ve zorluğu atlatarak İtalya’ya gitmeye çalışan Aeneas, Ölüler Ülkesi’ne ulaşır. Istırap meydanında aşk

acısına dayanamayarak yitip gitmiş, kederli ruhlar dolaşmaktadır. İşte tam da burada Aeneas, kupkuru bir ağacın dibinde Dido’nun ruhunu görür ve beyninden vurulmuşa döner. Dido’nun önünde diz çöküp ağıtlar yakar:

Sana yemin ederim ki istemeyerek ayrıldım senden kraliçem! Asıl şimdi şu gölgeler içinden, küf kokulu yerlerden, kapkaranlık gecenin içinden, beni geçmeye zorluyorsa, karşı konmaz buyrukları! Böylesi acı vereceğini düşünemedim bu ayrılığın. Dur, kaçırma hayalini gözlerimin önünden! Sen benden mi kaçıyorsun? Kaderler nasip etti bana son konuşmamızı!”

Ama Dido, onunla hiç konuşmaz. Zira ölüler ülkesinde eski eşi Sychaeus onun acısını yatıştırmıştır. Aeneas’ın yüzüne bile bakmadan dönüp gider ve Troyalı prens, şairin deyimiyle ‘marpesus mermeri gibi sert çakılır.’ Dido’nun yanından yüreği ezilerek, gözyaşları içinde ayrılır.

SONUÇ

Dido’nun Aeneas gemisine binip uzaklaşırken ettiği beddua, Roma’nın ezeli düşmanı Kartaca ile yapılan savaşların aslında destansı bir temele dayandırılığını gösteriyor. “Ey benim kemiklerimden doğacak olan öç alıcım!” çağrısı, Roma’yı titreten Kartacalı lider Hannibal’e bir gönderme olarak karşımızda duruyor. Zira onun kahramanlığının kökeninde Romalılara karşı öfkesi, kini ve dirayetli savaş yeteneği bulunuyor. Vergilius, bu epik eserinde Roma-Kartaca düşmanlığına dair edebi bir zemin hazırlamış oluyor. Peki İmparator Augustus, Vergilius’a bu eseri yazma emrini neden vermişti? Elbette tarih ve mitoloji anlatıları politik açıdan incelendiğinde, içlerinde pek çok gönderme barındırdıklarını görüyoruz.

Shakespeare ‘e göre Aeneas, Marcus Antonius gibi Roması’nı unutarak aşkının (Kleopatra’nın) peşinden koşmak yerine Dido’yu terk eder. Bu onu görev bilinci açısından Caeasar’a benzetmektedir. Terk eden Aeneas’ın aşkı değil görevini tercih etmesi ve tanrının buyruğunu dinlemesi aslında bir mutlu son olarak tasvir edilir.

Vergilius bu eseri yazdığında dağılmak üzere olan Roma’nın geçmişteki büyüklüğüne duyulan özlem fazlasıyla büyüktü. Bu nedenle Roma’nın şanlı kuruluşu, Troya ve Etrüsklere dayanan kökleri insnalara hatırlatılmaya çalışılıyordu. Bu destan, şair Vegilius’a Augustus dönemi Roma’yı övme fırsatI da veriyordu. Buna örnek olarak kitabın bir bölümünde Aeneas’ın sanki Augustus’a seslenircesine:

“Ama sen Romalı! Sen hükmedeceksin tüm uluslara, unutma! Şunlar olacak sanatlarında senin: Bir düzen getirmek barışa, boyun eğmişleri esirgemek, haddini bildirmek başkaldıranın!”

diyordu.

Bu dizelerden yola çıkarak Augustus’un, iç savaş sonrası boyun eğen rakiplerini affetmesini, barışı sağlamasını hatırlayabiliriz.

Sonuç olarak Aeneid, Roma’da yükselen Yunan kültürü hayranlığına ve iç karışıklıklara cevaben, kendi köklerini hatırlatmak ve imparatorluğa yücelik atfetmek üzere kaleme alınmış bir eserdi. Eserin içinde Troyalı Rahip Laokoon’un:

“Yunanlardan korkarım, armağan getirdiklerinde bile.” sözleri de bunu kanıtlar nitelikteydi.

Böylece Yunanlılar için İlyada ve Odysseia ne ise, Romalılar için de Aeneid o olmuştu.

KAYNAKLAR

Müzehher Erim, Latin Edebiyatı, (Remzi Kitabevi)

Vergilius, Aeneis (çev: Türkan Uzel, Öteki Yayınevi)

Tyranni Triginta, Historia Augusta

John Conington, Commentary on Vergil’s Aeneid, Volume 1

Michael Clarke, Story of Aeneas

Beyza Kirişçi

Boğaziçi Üniversitesi - Eski Çağ Tarihi, Mitoloji, Arkeoloji, Tarih Yazımı

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu