Dünya Tarihi

Şarlman’dan Urbanus’a Haçlı Anlayışının Gelişimi Ve Haçlı Seferleri Fikrinin Doğuşu

Konuk Yazar: Niyazi Okan Çelebi

GİRİŞ

Haçlı Seferleri kavramı dünya siyasi tarihi açısından birçok farklı ulusun geçmişinde önem arz ederken aynı zamanda her bir ulus adına da farklı bir bakış açısı oluşturarak bu toplumlar adına  yepyeni bir kimlik olma özelliğine sahiptir. Seferlerin ne anlama geldiğini açıklamak birçok literatürde farklı anlamlar ortaya çıkarmaktadır. Bu durumun en önemli nedeni de seferlerin oluş tarihi bakımından etki ettiği her toplumda farklı sonuçlar ortaya çıkarmış olmasıdır. Seferler ile alakalı genel bir tanım için belki de Umberto Eco’nun Orta Çağ adına kullandığı tabiri[1] Haçlı Seferleri’ne uyarlamak konunun evrenselliği ve anlaşılır olması amacına daha fazla hizmet edecektir.

Haçlı Seferleri nedir yerine Haçlı Seferleri ne değildir? sorusunun cevapları bu kavramın önemini daha iyi algılamamızı sağlayacaktır. Bu soruya cevap arayan  toplumlarının hemen hemen hepsinin cevaplarının belirgin başat donelere dayanması da olasıdır. Muhtemelen Haçlı Seferleri ne değildir sorusuna toplum yapıları ve siyasi anlayışlarına yönelik pek tatmin edici bir cevap veremeyeceklerdir. Bunun en değerli ve kati sebebi de seferlerin o dönemden günümüze değin uzanan tüm toplumlara az ve ya çok etki etmesi ve bunlardan büyük bir kısmının da tarihsel süreçlerinde yoğun değişimlere yol açmasıdır. Bu bağlamda sorulacak soruların daha çok nasıl ve ne zaman olarak değiştirilmesi alınabilecek cevapları daha objektif ve sonuca ulaşılabilir olmasını sağlayacaktır.

Peki Haçlı Seferleri nasıl ve ne zaman ortaya çıkmış, nasıl bir etkiye sahip olmuştur?

Seferlerin başlangıç fikrinin ortaya çıkışı ile ilgili malum tarih olan 18-28 Kasım 1095 tarihleri arasında Fransa’nın ortası tabir edilen Auvergne bölgesinde ki küçük bir kasaba olan Clermont’da gerçekleştirilen ve dönemin Katolik cemaatinin önde gelen birçok din adamı -ki başta Papa II. Urbanus- ayrıca yine hem bölgede hem de Avrupa siyasetinde önem sahibi olan bir çok siyasinin de katıldığı Clermont Konsili ve bu konsilde direkt Papa Urbanus tarafından Haçlı seferi çağrısı yapılırken özellikle ’’öç alma’’ [2]fikrinin ortaya çıkması, başlangıç kabul edilse de aslında Haçlı kavramı bu tarihten çok öncelere dayanmaktadır.

Hıristiyan toplulukların ki bunların başında yer alan papalık kurumunun kendine düşman ilan ettiği birçok toplum bu kavram ile karşı karşıya kalmıştır. Bunlara bazı örnekler vermek gerekirse, Müslüman Arapların Avrupa üzerinde ki etkinlikleri kavramın ortaya çıkışında önemli bir yer tutmaktadır. 10.yüzyıl içinde İspanya’daki Müslümanlar, Hıristiyanlar için elle tutulacak büyük bir tehdit teşkil etmekteydiler. Hatta bu yüzyıl içerisinde Endülüs Emevi halifesi III. Abdurrahman’ın İber yarımadasının tek hakimi olduğu biliniyordu. Özellikle bu dönemde papalığın batıdan kendilerini saran bu Müslüman tehlikesine karşın daha önce barbar kabul ettiği Normanları kullanarak bertaraf etmeye çalıştığı görülmektedir. Normanların ileride de papalık adına önemli rollere sahip oldukları görülecektir.

Haçlı anlayışının oluşumuna bir diğer örneklemenin de 11. Yüzyılda Papa ve Avrupa hükümdarları Müslüman siyasal ve askeri gücünün zayıflayıp merkezi yapıdan uzaklaştığını öğrendi. Gelgelelim, Avrupa’ya belirli bir İslam hükümdarının, altıncı Fatimi halifesi Hakim’in kötü şöhretine yönelik söylentiler de ulaştı. Suriye ve Filistin’e kadar uzanan hükümranlık alanındaki Hıristiyanlara eziyeti 1009-10’da Kudüs’te ki Kutsal Kabir Kilisesi’ni yakmasıyla uç noktaya vardı.[3] Görüldüğü üzere Hıristiyan aleminde Müslümanlara karşı yoğun bir düşmanlık anlayışının oluştuğu ve bu anlayışın dini motifler ile süslenerek siyasi bir olguya dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır. Yine bu furyaya dahil olan Papa Leo IV kilisenin müdafası için savaşta maktul düşen herkesin semavi bir mükafata nail olacağını ilan etmesi[4] ve bu anlayışın 11. yüzyılda Fransa içerisinde büyük savaşlara neden olduğu görülmektedir.

Papalığın aslında kendi çıkarlarına aykırı tüm oluşumları İsa’nın düşmanı olarak addetmesi, Orta Çağ’ın dogmatik inanç ve yaşam serüveninin içerisinde yer alan tüm inananları etkilemekteydi. Lakin bunların yanında Haçlı Seferleri fikrinin oluşumunda en büyük payeye sahip olan ve seferlerin gerçekleşmesini olur kılan Katolik kilisesinin Avrupa’da ki tüm gücü ele alarak, kıta Avrupa’sının tek otoriter gücü haline gelmesidir. Bu durumun da kilisenin halk üzerindeki dini etkisi yanı sıra 8. yüzyıl itibarı ile aldığı siyasi destek ve de bu siyasi desteğin başat aktörü Büyük Şarlman nam-ı diğer Avrupa kavramının babası olarak görülen Frank kralının etkinliği olarak görülmektedir.

  Şarlman’ın Tahta Gelişi ve Katolik Kilisesi’nin Yükselişi

Karolenj ailesinin tarihsel sürece dahil ettiği en önemli kral olan Şarlman diğer bir adıyla Büyük Charles, babası III. Pepin nam-ı diğer Kısa Pepin’in ölümü ile krallık topraklarının aralarında paylaştırıldığı kardeşi Carloman ile birlikte hüküm sürmeye başlamıştır. Carloman’ın ani ölümü sonrasında da tek kral olarak 768-814 yılları arası Karolenj İmparatorluğu’nun hakimi oldu. Şarlman dönemi siyasi birçok gelişmenin yanı sıra önemli bir reform dönemi olarak da bilinmektedir. İlk başlarda Avrupa içerisinde ki etkisini siyasi olarak oldukça yitirmeye başlayan Katolik Kilisesi’ne yönelik laik bir eğitim ve yaşam anlayışı benimsemiştir. Öğrenmenin dini eğitim dışında olması gerektiği düşünüyordu. Hatta klasiklere dair bilgilerin büyük bir çoğunluğu bu dönem alimleri tarafından hazırlandığını belirmek gerekir. Bu nedenle Şarlman ile bütünleşen Karolenj Rönesansı diğerlerinden farklı özelliklere sahip idi.[5]

Bu çalışmaların yapılmasında kral Şarlman’ın en büyük amacının Avrupa birliğini yani Büyük Roma’yı tekrar kurma isteği olarak görülmektedir. Bu bağlamda yapılacakların kesinlikle siyasi yaptırımlar olması gerekliliği ve Papalığın siyasete karışmamasını istemekteydi. Hatta ilk başlarda kendini bir nevi rahip-kral olarak görüyordu. Bu şekilde Papalığın gereksizliği ve Hıristiyanlığın toplum içerisinde korunup güçlendirilebileceğini öngörüyordu. Zaten Şarlman’a göre onun krallığı da bir çeşit kilise idi.[6] Ama kısa bir süre içinde kral yaşadığı dönem ve coğrafyanın siyasi, kültürel ve toplumsal yapısını iyi çözümleyerek, hayalini kurduğu şeyleri gerçekleştirebilmek adına ruhani bir desteğin gerekliliğini kısa sürede anladı. Bu sırada Latin Hıristiyanlar yani Papalığın durumu bu destekten biraz uzak görünse de Şarlman’ın siyasi mahareti ve atik davranışı iki gücü de hızlıca ayağa kaldırdı.

Papalık, Roma İmparatorluğu’nun ayrılmasından sonra imparatorluğun son dönemlerinde zaten Konstantin tarafından başkent ilan edilen ve imparatorluğun merkezi olan Konstantinapolis’te ki Ortodoks Hıristiyanlığın karşısında güçsüz kalmıştı. Her ne kadar tarihi konjonktörde Papalık güçlü bir yapı olarak görülse de 8. yüzyıla kadar Ortodoks Roma’nın bir kolu gibi kalmıştı. Bu süreci bitirerek hakimiyeti tamamıyla eline almak istiyordu. İşte bu amaç ile atak yapan Katolik kilisesi, aynı yüzyılın ikinci yarısında İtalya’daki Bizans hakimiyetinin çöküntüye uğraması ise, Roma’nın bağlılığından kopması ve kendisine, o sırada Batı’da kurulmakta olan Karolenjiyen devletini yeni koruyucusu olarak seçmesiyle yeni bir sürece girmişti.[7] Dönemin Katolik lideri Papa III. Leo Frankların(Karolenj) siyasi gücünü kullanmayı ve kral Şarlman’ı kutsayıp taç giydirerek, gücü onun vesilesiyle ele almayı amaçladı. Şarlman’da bu durumu siyasi çıkarları adına oldukça maharetli kullandı. 42 yıllık hükümdarlığının her anında krallığını bütün Latin Hıristiyanlığını kapsayacak şekilde genişleten ve Lombardlara, Saksonlara, Sırplara, Avarlara, Güney İtalya’nın Bizans bölgelerine, Bretonlara, Danlara ve Benevento Düklüğü’ne karşı savaşan bir kral olarak ortaya çıkmıştı.[8]

Şarlman Sonrası Katolik Kilisesi Faaliyetleri ve Haçlı Seferleri Fikrinin Ortaya Çıkması

Şarlman döneminde Katolik kilise arasında yapılan bu ittifak, kilisenin etkinliğini arttırmıştı. İki tarafta bu durumdan memnun kendi amaçları doğrultusunda ilerlemekteydi. Şarlman Frankların eski topraklarında ‘’Yeni Roma ‘’ adıyla bir başkent kurarak Konstantinapolis’e bir meydan okuma gerçekleştirmiştir.[9] Aynı zamanda bu hareket ile Roma’nın merkezinin Batı yani Katolik kilisesinin dini hakimiyetinde olan yerin olduğunu da ilan ediyordu. Aslında bu durum Şarlman adına çok da dini bir vecibe önemi taşımamaktaydı. Burada olan asıl mesele karşılıklı bir çıkar çatışması olarak öngörülüyor ve iki tarafta bu durumdan istifade ederek kendi yolunda ilerliyordu.

Bu desteği alan Katolik kilisesi, dini ve siyasi etkinliğini daha da hakim kılmak adına çalışmalarını hızlandırdı. Batı İmparatorluğuna dayanarak Roma, yani Papalık, bütün Hıristiyan dünyası üzerinde üstünlük iddiası ileri sürüyorsa, Güney İslavlarının ve Rusların Doğu kilisesine bağlanmasıyla, 10. yüzyılda etki alanı muazzam ölçüde genişlemiş bulunan İstanbul patrikliği de artık aynı üstünlük iddiasını savunmaktaydı.[10] Bu olaylar iki kiliseyi artık tamamıyla ayrı birer inanç haline getirmiş ve 1054 yılında ortaya çıkan ve ‘’Schisma’’ olarak adlandırılan kesin ayrılık oluşmuştur. 1073 yılında Papa olan VII. Gregorıus, Doğu ve Batı kiliselerinin hepsinin özüne yani Batı kilisesine dönmesini sağlamak idi.[11]

Aynı Papa 1075,1078 ve 1080 yıllarında aldığı kararlarla imparator, kral gibi yetkililerin kilise içindeki işlere karışmasını yasaklamıştır. ‘’Dictatus Papae ( Papa Kararnameleri)’’ da yer alan Roma kilisesine karşı çıkan hiç kimse Katolik kabul edilemez ve Roma papasının tek başına evrensel olarak adlandırılabileceğini belirtmiştir.[12] Bu durum 8. Yüzyılda var olan hakimiyet dengesini tam tersi manada değiştirmiş hatta Şarlman döneminde oluşturulmaya çalışılan kilisenin de bir yeri olmalı inancını misliyle arttırmış oluyordu. Katolik kilisesinin dini güç yanında siyasi otoriteye de bu denli hakim olmasına karşın yine de bir eksik hissine sahip olduğu da yadsınamaz bir gerçektir. Bu eksikliği tamamlamanın yolunun da gelinen duruma kadar geçen üç yüzyıla yakın zamandır, yayınlanan bildiriler yapılan anlaşmalar ve alınan kararlar gücün başta siyasi erke ve halka hissettirilmesi adına yeterli gelmemekteydi. Tek çare kilisenin gücünü fiziki olarak göstermesi ve daha önce yapılamayanı yapmasından geçmekteydi. Madem ki kilise bu denli hakim, Papa ise evrenseldi o zaman o güne değin görülmemiş olan büyük bir askeri gücü de toplayabilirdi. Tabi ki bu durum için makul sebepler ortaya konulmalıydı.

 Bu makul sebepler oluşturulurken olmazsa olmaz bir nokta üzerinde hem fikir olunmalıydı. Sunulan sebepler öncelikle halk tarafından kabul görmeli ve bu ordu öncelikle halkın arzusu ve inancı ile kurulmalıydı. Kilise bu işin görünüşte ruhani ama neticeye erdirilmesinde de tek karar merci olmalıydı. Bu vazifeyi nihayete erdirme görevi II. Urbanus’a kalmıştı. Fakat Urbanus’un bu göreve gelişi çok da kolay olmayıp, bir süre daha beklemesi icap etmişti. Gregorıus’un 1085 yılında ki ölümü üzerine yerine Monte Cassino başrahibi papa olmuş ve III. Victor unvanını almıştı. [13]Lakin onun hükümdarlığı oldukça kısa sürmüş, 1087 eylülünde ki ölümü sonrasında Odo de Lagery nihayet kardinallerin de onayı ile papalık görevini almıştı. Bu durumun oluşmasında kısa süreli papa III. Victor’un da katkısı yadsınmamalıdır.

III. Victor 1087 yılında ölüm yatağında kısa papalık sürecinin bitmesine çok az bir zaman kaldığı sırada Odo de Lagery’i Urbanus adıyla halefi seçmiştir. Bu durum kendi selefi Gregorıus tarafından da böyle istenmiş lakin Ostia kardinali dışında ki kardinallerin seçimi sonucu Victor papa olmuştu, Odo ise hakkı olanı biraz daha geç ama daha güçlü bir şekilde alarak Hıristiyan dünyasının yeni papası olarak tahta geçti. Yeni Papa II. Urbanus’da önceki halefi Gregorıus’un nihayete erdirmeye çalıştığı Hıristiyanları siyasi anlamda birleştirme anlayışını bir adım daha ileri götürmekle göreve başladı. Nihayetinde Papalığın gücü Hıristiyanlığın gücü anlamına gelmekteydi. Yani kilise artık siyasi bir otorite olarak kabul görülüyordu. 1095 yılı başlarken o artık bütün batı Hıristiyanlığının ruhani efendisi ve hakimi olmuş bulunuyordu.[14] Bu durum Odo de Lagery [15]yani II. Urbanus’un, tüm batı dünyasının farklı amaçlar ile kurduğu kutsal topraklara yapılacak sefer mottosunu gerçekleştirmesi için tüm yolları açtığını göstermektedir. Artık yapılacak tek şey Hıristiyanlara bu sefer için gerekli olan ilham verici konuşmanın yapılması idi.


[1] Umberto, ECO, Ortaçağ, Barbarlar Hıristiyanlar Müslümanlar, Alfa Tarih, 2012

[2] Işın Demirkent, ‘’Haçlı Seferleri Düşüncesinin Doğuşu ve Hedefleri’’, Tarih Dergisi, Prof. Dr. Hakkı Dursun Yıldız Hatıra Sayısı, s. 35, 1994

[3]Carole, HILLENBRAND, Müslümanların Gözünden Haçlı Seferleri, Alfa Tarih, 2015, Sy.45

[4]   Steve RUNCIMAN, Haçlı Seferleri Tarihi , I. Cilt, Ankara 2019,

[5] DAVİS, R.H.C, Orta Çağ Avrupa Tarihi, Dergah Yayınları, 2020, sy.146-147

[6] DAVİS, R.H.C, Orta Çağ Avrupa Tarihi, Dergah Yayınları, 2020, sy.149-151

[7] Işın, DEMİRKENT, Haçlı Seferleri Tarihi, Makaleler-Bildiriler-İncelemeler, Haçlı Seferleri Düşüncesinin Doğuşu ve Hedefleri, Dünya Yayıncılık, 2012, sy.4

[8] Pınar, ÜLGEN, Orta Çağ Avrupa Tarihi, Yeditepe Yayıncılık, Aralık 2021, sy.36

[9] Jacgues, Le GOFF, Avrupa’nın Doğuşu, Literatür Yayıncılık, 2017, sy.39

[10] Işın, DEMİRKENT, Haçlı Seferleri Tarihi, Makaleler-Bildiriler-İncelemeler, Haçlı Seferleri Düşüncesinin Doğuşu ve Hedefleri, Dünya Yayıncılık, 2012, sy.4

[11] Alexander A. VASİLİEV, Bizans İmparatorluğu Tarihi, Alfa Yayınları, 2016

[12] Pınar, ÜLGEN, Orta Çağ Avrupa Tarihi, Yeditepe Yayıncılık, Aralık 2021, sy.86

[13] Gregorıus’ün sürgünde gerçekleşen ölümü üzerine Guibert mukabil papa olarak Roma’da hüküm sürmüş, bu sırada kardinaller de III. Victor’u papa seçmişlerdir. Daha fazla bilgi için Steve RUNCİMAN, Haçlı Seferleri Tarihi I. Cilt sy 79

[14] Steve RUNCIMAN, Haçlı Seferleri Tarihi , I. Cilt, Ankara 2019, sy. 80

[15] Urbanus’un papa seçilmeden önceki adı.

KAYNAKÇA

-Steve RUNCİMAN, Haçlı Seferleri Tarihi, Cilt I, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2019

-Thomas, ASBRIDGE, Haçlı Seferleri, Say Yayınları, 2014

-Profesör Işın DEMİRKENT, Haçlı Seferleri Tarihi, Makaleler Bildiriler İncelemeler, Haçlı Seferleri Düşüncesinin Doğuşu Hedefleri, Dünya Yayıncılık, Eylül 2012

-Profesör Ergin AYAN,Wıllermus Tyrensis Haçlı Kroniği, Başlangıçtan Kudüs’ün Zaptına Kadar, Ötüken Yayınları, Nisan 2016

-Harold LAMB, Demir Adamlar ve Azizler, Haçlı Seferleri I, Parola Yayınları, Ocak 2017

-Profesör Işın DEMİRKENT, Niketas Khoniates’in Hıstorıa’sı (1180-1195), Komnenos Hanedan’ınn Sonu ve II. Isaakıos Angelos Devri, Dünya Yayıncılık, Ekim 2006

-Carole HİLLENBRAND, Müslümanların Gözünden Haçlı Seferleri, Alfa Tarih, Mart 2015

-Umberto, ECO, Orta Çağ, Barbarlar Hıristiyanlar Müslümanlar, Alfa Tarih, Aralık 2015

-Peter TUDEBODUS, Bir Tanığın Kaleminden Birinci Haçlı Seferi, Kudüs’e Yolculuk, Çev. Süleyman Genç, Kronik Kitap, Eylül 2019

– Jacgues, Le GOFF, Avrupa’nın Doğuşu, Literatür Yayıncılık, 2017

– Alexander A. VASİLİEV, Bizans İmparatorluğu Tarihi, Alfa Yayınları, 2016

– DAVİS, R.H.C, Orta Çağ Avrupa Tarihi, Dergah Yayınları, 2020,

Anadolu Tarih

Anadolu Tarih'in resmi hesabıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu