Dünya TarihiDüşünce

Savaşta Liderlik Kitabının Napolyon Bölümü İncelemesi

Kitap Değerlendirmeleri

Liderlik doğuştan gelen bir yetenek midir yoksa öğrenilebilir bir sanat mıdır? Bu soruya Andrew Roberts tarafından verilen cevap iki ucun arasında bir yerde olmakla beraber ikincisine daha yakındır. Roberts, Barbaros Uzunköprü’nün tercümesiyle Kronik Kitap tarafından Türkçeye kazandırılan Savaşta Liderlik kitabının konusunu teşkil eden liderlerin hayatlarını incelerken bilinçdışı etkilerin varlığını kabul etmekte, hatta Napolyon söz konusu olduğunda doğuştan gelen bir yeteneği ima etmektedir. Lakin sadece böyle bir kitabı yazmaya ihtiyaç duymuş olması bile liderliğin geçmişten alınan dersler yoluyla öğrenilebilecek bir sanat olduğuna inandığını göstermektedir. Bu inancını liderliği bir sanat olarak niteleyerek, söz konusu liderlerin geçmişteki liderlerin hayatları ile kendi devirlerinin olaylarından dersler aldığını ifade ederek ve bu alınan dersleri tespit edip inceleyerek eserine yansıtmıştır. Nitekim kitabın bazı bölümlerinin biyografik tarzda yazılması Roberts’ın tecrübeli bir biyografi yazarı olması kadar liderlerin öğrenme süreçlerini vurgulamak istemesiyle de alakalıdır. Bu incelemenin konusunu teşkil eden Napolyon bölümü, Napolyon’un Avrupa tarihindeki rolünden ziyade liderlik yöntemlerine odaklanan anlatısıyla diğer bölümlerden ayrı bir yere sahiptir. Bu bölüm etkili anlatımı ve zengin içeriğiyle kitabın amacı bakımından oldukça kuvvetli lakin eksik kalmış bir bölümdür. Ayrıca, Türkçedeki kaynak eksikliği nedeniyle Türk okuru tarafından Napolyon araştırmalarına giriş okumalarından biri olarak tercih edilmesi muhtemel olan bu bölümde, Napolyon’un içinde yaşadığı döneme ve karakterine dair bir kaynak olarak kullanılırken dikkat edilmesi gereken birtakım noktalar göze çarpmaktadır.

Savaşta Liderlik’in bölümleri incelendiğinde göze çarpan bir özellik bu bölümlerden bazılarının liderlerin hayatlarının ilk yıllarından liderlik yaptıkları savaş yıllarının sonuna kadarki süreci içeren biyografik bir anlatıma sahip olması, diğerlerinin ise liderlerin İkinci Dünya Savaşı ve Falkland Savaşı gibi önemli olaylarda oynadığı role ağırlık vermesidir. Bu bölümler bahsedilen özellikleri gereği liderliğe dair oldukları kadar liderlerin yaşadığı dönemlere de dairdirler. Napolyon bölümü ise ne Napolyon’un hayatının erken yıllarına, ne devrim Fransa’sına, ne de Napolyon Devri’ne dairdir. Roberts bu dönemlerin ve Napolyon’un oynadığı rolün okur tarafından yeterince bilindiğini varsayarak bu olaylara dair bilgi vermeye gerek duymamış gibidir. Bunun Roberts’ın 976 sayfalık kapsamlı bir Napolyon biyografisi yazmış olmasından kaynaklanmış olması mümkündür lakin biyografisini yazmış olduğu bir başka isim olan Winston Churchill’in hayatına Savaşta Liderlik’te tekrar yer vermiş olması başlıca nedenin bu olmadığını düşündürmektedir. Esas nedene ilişkin bir ipucu Napolyon bölümünün liderlik konusundaki başarısının altında yatmaktadır. Bu bölümdeki neredeyse her paragraf Napolyon’u liderliğe uygun kılan özelliklere ve kullandığı liderlik yöntemlerine dairdir. Dolayısıyla Roberts’ın Napolyon’un liderlik sanatını diğer bölümlerde anlatılan liderlerin sanatlarına kıyasla daha iyi analiz etmiş, bu nedenle sahip olduğu engin bilgiyi diğer bölümleri gölgede bırakmayacak kısa bir bölüme sığdırmak için biyografik ve bağlamsal bilgilere yer vermemeyi seçmiş olması muhtemeldir. Bu durum aşağıda görüleceği üzere bazı sorunlara yol açmasına rağmen bölümün liderliğe dair kuvvetli bir bölüm olmasında rol oynayan önemli etkenlerden biridir.

Bölümün liderliğe dair anlatısının kalitesini yükselten bir diğer etken ise kaynak ve anekdot kullanımıdır. Dipnotlar incelendiğinde seferlere, muharebelere, Büyük Ordu’ya (La Grande Armée) ve Napolyon’un savaş sanatına dair çalışmalara yer verildiği görülmektedir. Bu ikincil kaynaklardan dipnotlarda sadece bir kere görülen lakin etkisi Napolyon’un askerlere yönelik tutumuna dair paragraflar başta olmak üzere bölümün tamamında hissedilen, Michael Hughes’ın Forging Napoleon’s Grande Armée kitabı önemlidir. Napolyon Savaşları alanında çalışmalar yapmış başlıca isimlerden biri olan David Chandler’ın birden fazla kitabının kullanılmış olması da özellikle Napolyon’un seferlerini planlama yöntemleri konusunda bölümün güvenilirliğini arttırmaktadır. İkincil kaynaklara, Napolyon’a yakın isimler tarafından kaleme alınmış çok sayıda hatırat ve Napolyon’un mektupları eşlik etmektedir. Hatıratlar, Napolyon’un liderlik yöntemlerini canlı bir şekilde sergileyerek bunların askerlerde yarattığı hisleri empati yoluyla anlamayı kolaylaştıran anekdotlara kaynaklık etmektedir. Özenle seçilmiş mektuplar ise Napolyon’un kendi yöntemleri hakkındaki düşüncelerini okurun dikkatine sunmaktadır. Napolyon dönemine dair bakışlarında çok zıt görüşlere sahip iki hükümete tanıklık eden bir dönemde kaleme alınıp yayınlanan hatıratların kullanımı oldukça çetrefilli bir iştir zira bunlar hafızanın ihanetine açık oldukları kadar siyasi ortamın ve çıkarların çarpıtıcı etkilerine de açıktır. Aynı durum III. Napolyon’un isteği üzerine derlenip yayınlanan ve Roberts’ın Napolyon biyografisinde belirtmiş olduğu üzere bir kısmının orijinalliği şüpheli olan mektuplar için de geçerlidir. Lakin Roberts’ın mektupların bu özelliğini dikkate almış olması ve tecrübeli bir tarihçi olması kaynakların çeşitli ihtimaller hesaba katılarak eleştiriye tabi tutulduğunu düşündürerek alıntıların güvenilirliğini artırmaktadır.

Roberts, Napolyon’un liderlik sanatını askerlerini idare etmekte kullandığı yöntemler ve stratejik planlama konusundaki yeteneği üzerinden incelemektedir. Napolyon’un sıradan askerlerle ilişkisine dair anlatı onun askerlerin moralini yüksek tutma ve gerektiğinde onları teşvik etme yöntemlerine odaklanmaktadır. Bunlar erken modern dönemin sonunda önem kazanan propagandayı kullanmak, askerlerin ihtiyaçlarını karşılamaya özen göstermek, onlarla doğrudan iletişim kurup dertlerine ortak olmak, ölçüyü aşmayan haklı eleştiriye açık olmak, birlik ruhundan faydalanmak, askerlerle birlikleri çeşitli yöntemlerle onurlandırmak ve gerektiğinde onları hatalarını telafi etmeye yöneltecek şekilde cezalandırmaktır. Napolyon’un strateji alanındaki yeteneğine dair anlatı ise askerlerin idaresine dair anlatının yanında biraz sönük kalmakla beraber çeşitli kitaplarda ele alınan özelliklerin kısa ve öz bir şekilde derlendiği tatmin edici bir anlatı olarak başarılıdır. Burada anlatılan özellikler Napolyon’un -askerlerle ilişkilerinde de etkili olan- kuvvetli hafızası, en ince ayrıntıları dahi atlamadan saatlerce planlama yapabilmesini sağlayan çalışkanlığı, çalışırken dikkat kaybı yaşamadan bir işten diğer işe geçebilme yeteneği, baskı altındayken sakin kalarak duygularını kontrol edebilme yeteneği ve zamanını iyi yönetebilmesidir.

Roberts’ın Napolyon’un askerî liderliğine dair anlatısı tatmin edici olsa da Napolyon’un savaş zamanı liderlik yeteneğinin tamamı göz önünde bulundurulduğunda eksik kaldığı görülmektedir. Bunun nedeni Napolyon’un komutanlığına odaklanan yazarın onun aynı zamanda bir hükümdar olduğunu göz ardı etmesidir. Roberts, Napolyon’un savaş zamanında Fransız halkına nasıl liderlik ettiğini; Rusya’daki felaketin ardından her şeyin kötüye gitmeye başladığı dönemde, özellikle de Elba Adası’ndaki sürgününden dönerek Avrupa’nın büyük devletlerine tekrar kafa tuttuğu “Yüz Gün”de savaş yorgunu insanları mücadeleyi sürdürmeye nasıl ikna ettiğini açıklamaya gerek duymamaktadır. Bu tutumunu öyle ileri bir seviyeye taşımaktadır ki Napolyon’un hem orduyu hem de Fransız milletinin geri kalanını ilgilendiren bazı liderlik yöntemlerini açıklarken bile bunların sadece orduya etkisine odaklanmaktadır. Napolyon’un orduya okunacak günlük emirler ve bildiriler yazmak yoluyla askerlerinin moralini yükselttiğini belirtirken sivillere yönelik benzer propaganda yazılarının kaleme alındığına kısa bir cümleyle bile değinmemektedir. Tiyatronun, üniformaların ve halka dağıtılan bildirilerin potansiyel askerleri cezbetmek ve -çoğu kura yoluyla gönülsüz şekilde orduya alınan- mevcut askerlerin erken modern dönemde günümüzdeki kadar itibarlı olmayan mesleklerine ısınmalarını sağlamak için kullanılmasından bahseden paragraf ise yetersiz kalmaktadır. Bu sayılan yöntemlerin gönüllü sayısında kayda değer bir artışa neden olmamış olması ve firarın sık görülmesi ise konuya ayrılan bu tek paragrafı tartışmaya açık kılmaktadır.[1]

Roberts’ın Napolyon’un liderliğine dair anlatısını eksik kılan bir diğer etken Napolyon’un başarısında başkalarının oynadığı role değinmemesidir. Yazar “Yanındaki ve karargâhındaki askerlerin etkili çalışmaları Napoléon’un bazı grognard’ları ‘hatırlama’ becerisine büyük etki etse de (…)” ve “1799 Brumaire Darbesi’nde Napoléon, etrafına farklı durumlara ve şartlara uygun olan en iyi insanları topladı ve böylece durum değiştikçe o duruma uygun kişiyi yetkilendirmeye hazır hâle geldi” diyerek Napolyon’un bu konuda aldığı yardımı kabul etmektedir. Lakin bu dar kapsamlı cümleler çok zayıftır ve özellikle harekât planlaması ve planların başarıyla icra edilmesi konusunda Napolyon’un kurmaylarının katkısı göz ardı edilmektedir. Waterloo Seferi sırasında Fransız ordusunun kolları arasındaki iletişim bozukluğunda Napolyon’un emirlerini sahih bir şekilde ifade ederek gerekli birliklere ulaştırma konusunda uzman olan Mareşal Louis-Alexandre Berthier’nin yokluğunun ne denli etkili olduğu düşünüldüğünde bu ihmalin önemi anlaşılmaktadır. Roberts’ın anlatısının bu ihmali Napolyon’un liderlik yeteneğini yüceltirken liderliğin bir ölçüde takım çalışması olduğunu ve doğru takım arkadaşlarını seçmenin Napolyon gibi bir lider için ne denli önemli olduğunu unutturmaktadır. Bu eksiklik daha sonraki bölümlerde telafi edilse de bunun Napolyon’la ilgilenen ve kitabın sadece bu bölümünü okuması muhtemel olan bir araştırmacı için pek bir anlamı olmayacaktır. Böyle bir araştırmacı Napolyon’un liderliğinin çevresindeki bazı önemli isimlerin çalışmalarından bağımsız olmadığını görmek için başka çalışmalara ihtiyaç duyacaktır.

Roberts’ın liderliğin öğrenilebilir olduğuna dair düşüncesi diğer bölümlerde görüldüğü gibi Napolyon bölümünde de görülmektedir. Roberts, Napolyon’un doğuştan gelen “olağanüstü” yeteneklere sahip olduğuna inansa da bu yeteneklerin eğitimle bilendiğini kabul etmektedir. Bunu göstermek için tüm biyografilerde bulunan yaygın anlatıyı tekrarlamaktadır. Yaygınlığı gerçeğe uygunluğunu eksiltmeyen bu anlatıya göre “Napoléon çocukluğundan itibaren hem babasının Korsika’daki büyük kütüphanesinde hem de dokuz yaşından beri eğitim gördüğü üç Fransız askerî akademisinde bulunan tarihî ve askerî şahsiyetlerin biyografilerine derin bir ilgi beslemiş ve bu tür kitapları âdeta yalayıp yutmuştu.”[2] Roberts’ın bu cümlelerini diğer anlatıların büyük kısmından ayıran önemli bir nokta Napolyon’un eğitim gördüğü üç askeri akademiden bahsetmesidir. Biyografi yazarları Napolyon’un eğitimini anlatırken sadece Brienne’daki askerî okuldan ve Paris’teki askerî akademiden bahsetmekle yetinmektedir. Roberts ise açıkça dile getirmese de -Autun’daki kilise okulunu askerî okul sayma hatasına düşmemişse- Baron du Teil’ın Auxonne’daki topçu okulunu da saymıştır. Bu küçük ayrıntı yazarın Napolyon’un eğitim sürecine vakıf olduğunu göstermektedir.[3] Roberts’ın anlatısını bu bakımdan özgün kılan bir diğer özellik de Napolyon’un okuduğu kitaplardan hangi dersleri aldığının izini sürmesi ve Sezar’dan alınan yöntemleri saptamakta başarılı olmasıdır. Napolyon’un, Sezar’ın Galya Seferine ve galip geldiği iç savaşa dair yazdığı eserleri okuduğu ve kendi propaganda metinlerinde Sezar’ın bu eserlerde kullandığı üsluptan esinlendiği bilinen bir gerçektir. Askerlerini hatalarını telafi etmeye yöneltecek şekilde cezalandırma yönteminin Sezar’dan alınma olduğu ise pek dile getirilmeyen bir durumdur ve bu durumun Savaşta Liderlik’te vurgulanması Roberts’ın Napolyon’un geçmiş liderlere borçlu olmasına önem verdiğini göstermektedir. Aynı tutum Sezar’la Napolyon’un hıza önem vermek bakımından aynı derecede titiz olduğunu belirtmesinde de görülmektedir.

Roberts, Napolyon’un ordusunu düzenleme ve seferleri yönetme sanatının alınan derslere ne kadar borçlu olduğu konusunda çocukluk anlatısının yanı sıra Basil Liddel-Hart’ın tezini de tekrar etmektedir. Liddell-Hart tarafından kuvvetli delillerle savunulan bu teze göre Napolyon’un kullandığı idari, stratejik ve taktik yöntemlerin büyük kısmı on sekizinci yüzyılda temeli atılıp devrim sırasında artan teknik imkânların yardımıyla yaygınlaşan yöntemlerdir. Bunların ortaya çıkışında ve gelişiminde Mareşal Maurice de Saxe, Pierre Bourcet ve Guibert Kontu Jacques Antoine Hippolyte gibi isimlerin önemi zikredilmektedir. Napolyon’un başarısı kullandığı yöntemleri icat etmesinden değil, var olan bu yöntemleri benimseyip başarılı bir şekilde uygulayabilmesinden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla Napolyon’un liderlik sanatının büyük bir kısmı öğrenilmiştir. Roberts bu tezi Liddell-Hart tarafından zikredilen isimlere değinmeden, Napolyon tarafından benimsenen yöntemleri kısaca sıralayarak aktardıktan sonra liderlikle bağlantısını “Liderler her zaman iyi fikirler üretmek zorunda değildir; ancak yeni fikirler üretilmeyecekse kötü sonuçlardan iyi dersler çıkarmak ve eskiyi, zamanın şartlarına uyarlamak suretiyle benimsemek gerekir” diyerek kurmaktadır.[4]

Napolyon bölümünün önemli bir zayıflığı Roberts’ın bazı düşüncelerini desteklemeyi ihmal etmesidir. Bunlardan biri Napolyon’un Mareşal Grouchy’i Ligny muharebesinin ardından geri çekilen Prusyalıların peşinden göndermesinin Rusya’da kibre kapılmamış olmasına zıt bir durum olarak değerlendirilmesinde görülmektedir. Roberts’ın Napolyon’un kibri ile Grouchy’i görevlendirmesi arasında kurduğu bağlantıya dayanak noktaları bulmak mümkündür. Başarılı bir süvari komutanı olmasına rağmen bağımsız bir kuvveti yönetecek inisiyatif alma yeteneğine sahip olmayan Grouchy’nin böyle bir göreve getirilmesi çağdaşları tarafından sorgulanmış olmalıdır. Lakin Roberts herhangi bir kanıt sunmadığı için Napolyon’un bu doğrultuda eleştiriler alıp bunları kibrinden dolayı duymazdan geldiğini kesin olarak söylemek mümkün değildir. Daha muhtemel bir açıklama Napolyon’un Ligny Muharebesi’nin ardından fazlasıyla olumlu ve özgüvenli bir ruh haline bürünerek Prusyalıların ardından takip kuvveti gönderme işini Grouchy’nin itirazlarına rağmen sabaha ertelemesidir. Napolyon’un bu ihmalini kibirle ilişkilendirmek mümkündür lakin Roberts tarafından onaylanmadığı sürece dayanağın bu olup olmadığını kesin olarak bilmek mümkün değildir. Waterloo Seferi hakkında bilgi sahibi olan bir okur için bunu tahmin etmek mümkün olsa bile Roberts’ın bu yorumunun Waterloo Seferi’ne dair ek okumalar yapmamış bir okur için fazlasıyla desteksiz kalması kaçınılmazdır.

Benzer bir yorum, Napolyon’un Yafa’da Fransız ordusunda teslim olan 3.000 Osmanlı askerini idam ettirmesinin potansiyel asileri yıldırmak için kullanılan bir dehşet stratejisi olmasına dair yorumdur. Roberts, Suriye Seferi’ne çıkmadan önce Kahire Ayaklanması’nı başarılı bir şekilde bastırmak yoluyla Mısırlılara gereken gözdağını vermiş olan Napolyon’un Osmanlı askerlerinin teslim olmamak konusundaki direncini arttıracak böyle bir yöntemi bilinçli bir yöntem olarak kullandığı sonucuna nasıl vardığını açıklamaya gerek duymamıştır. Bu olayın daha makul ve yaygın kabul gören bir açıklaması mevcuttur. Bu açıklama Fransa ile bağlantısı uzun zamandır kopuk olan ordunun bu esirleri besleyemeyeceğine, ordunun mevcudu azken esirlerin Mısır’a nakledilmesi için asker ayırmanın mümkün olmadığına ve Yafa’da hapsedilmeleri durumunda çıkacak bir isyana katılmaları ihtimalinin yüksek olduğuna dair açıklamadır. Bu açıklamaya göre bu katliam bilinçli bir stratejiden ziyade zor şartlar altında verilmek zorunda kalınan zalimce bir kararın sonucudur. Roberts’ın bu çok yaygın açıklamayı göz ardı etmesi ve neden bunun yerine kendi açıklamasını tercih ettiğini okura anlatmaya tenezzül etmemesi kendi açıklamasının ikna ediciliğini büyük ölçüde düşürmektedir.

Tarihin doğası gereği tamamen hatalı olduğu söylenemese de döneme hâkim olmayan bir okur tarafından temkinli yaklaşılması gereken bir diğer yorum, Napoleon’un yükselişinde ve Fransız ordusunun başarısında liyakatin oynadığı role ilişkindir. Roberts, Napolyon’un komutanlarının kökenlerine dair bilgi verirken Fransız Devrimi sırasında değer kazanan liyakatin teoride kurduğu hâkimiyetin uygulamaya eş değer şekilde yansıdığını düşündürecek cümleler kurmaktadır. Soydan ziyade liyakate verilen önemin arttığı reddedilemez bir gerçektir ve bazı insanların yükselişinde önemini yadsımak mümkün değildir. Lakin işlerin neredeyse tamamen sosyal ağlar yoluyla yürütüldüğü Bourbon monarşisine fazlasıyla yakın olan bu dönemde liyakatin tek başına yeterli olmadığını gösterecek çok sayıda örnek vardır. Bunların başında Napolyon’un Savaşta Liderlik’te sadece yetenek ve şansla açıklanan yükselişi gelmektedir. Roberts’ınki dâhil olmak üzere neredeyse bütün biyografiler Napolyon’un siyasilerle kurduğu şahsi ilişkilerin Napolyon’un yükselişindeki rolünü kabul etmektedir. Napolyon, Tulon’u kuşatan General Carteaux’nun ordusunun topçu kuvvetlerini yönetme görevini henüz kanıtlanmamış olan yeteneğinden ziyade arkadaşı Salicetti’nin onu bu göreve tavsiye etmesine borçludur. Bu görevdeki başarısını takip eden yükselişinde Maximillien Robespierre’in kardeşi Augustin Robespierre ile kurduğu arkadaşlığın etkisi büyüktür. Nitekim kariyerinin ilerleyişi Jakobenlerin iktidarı kaybetmesiyle beraber duraklamaya girmiş ve gerilemiştir. Hatta öyle bir an gelmiştir ki Napolyon itaatsizlik nedeniyle ordudaki rütbesini kaybeden sefil bir genç durumuna düşmüştür. Onu bu durumdan çıkaran şey hükümetteki başlıca isimlerden biri olan Barras ile kurduğu arkadaşlık olmuştur. Napolyon Paris’teki isyanın kanlı bir şekilde bastırıldığı 13. Vendemiaire’de isyanı bastıran birliklere komuta etme şansını o sıralar kimse tarafından takdir edilmeyen yeteneğine değil, onun bu göreve getirilmesi için elinden geleni yapan Barras’ya onu ve Barras’nın gözünde ideal bir aday yapan siyasi sadakatine borçludur. Kendisi bu şekilde yükseldikten sonra arkadaşlarını da benzer şekilde yüksek konumlara getirmiştir. Mareşal Lannes gibi yetenekli komutanların Napolyon’la kurdukları arkadaşlığı liyakatlerine borçlu olduklarını söylemek mümkündür lakin çoğunlukla vasat bir performans sergileyen Mareşal Junot örneği ve Rusya Seferi’nde rezil bir performans sergileyen Jerôme Bonaparte örneği bunun aksinin de mümkün olduğunu göstermektedir. Roberts’ın liyakate dair analizleri okunurken aksi yöndeki bu kanıtlar ihmal edilmemelidir.

Kısacası, Savaşta Liderlik’in Napolyon bölümü Napolyon’un askerî liderliği konusunda bilgi edinmek için okunması gereken kısa, öz ve etkili bir giriş okumasıdır lakin daha geniş kapsamlı bir giriş okuması olarak yetersiz bir kaynaktır. Emil Ludwig’in edebî, fakat ayrıntılı ve güvenilir bilgi verme konusunda yetersiz biyografisine güvenmek istemeyen okurlar Roberts’ın kitabından yararlanırken Napolyon’un devlet adamı olarak sergilediği sivil liderliğin önemini ve Roberts’ın tutarlılık uğruna gereğinden fazla sadeleştirdiği bazı yorumlarının tartışmaya açıklığını dikkate almalıdır. Bu konularda karar verilmeden önce Roberts’ın görüşlerini destekleyen, daha ayrıntılı bir şekilde açıklayan veya yalanlayan farklı görüşler de incelenmelidir. Bu ek okumalar şimdilik yabancı dil gerektirse de Savaşta Liderlik’in ve Gregory Fremont-Barnes’ın Napoleon Bonaparte’ının Türkçeye art arda kazandırılmış olması bu durumun pek uzun sürmeyeceğinin bir göstergesidir.

Diğer yazılarımı okumak için; https://anadolutarih.com/author/mehmet/

Bibliyografya

Forrest, Alan, Conscripts and Deserters: The Army and French Society During the Revolution and Empire, New York ve Oxford: Oxford University Press, 1989.

——— Soldiers of the French Revolution, Durham ve Londra: Duke University Press, 2003.

Hughes, Michael J. Forging Napoleon’s Grande Armée: Motivation, Military Culture, and Masculinity in the French Army, 1800-1808, New York: N.Y.U Press, 2012.

Liddell Hart, Basil, The Ghost of Napoleon, Londra: Faber & Faber Limited, 1933.

Roberts, Andrew, Napoleon: A Life, New York: Viking, 2014.

———- Savaşta Liderlik: Tarihe Yön Verenlerden Hayati Dersler, (çev. Barbaros Uzunköprü), İstanbul: Kronik Kitap, 2021.

Rose, John Holland, The Life of Napoleon I, 2 cilt, Londra: G. Bell and Sons LTD., 1916.

Sloane, William Milligan, The Life of Napoleon Bonaparte, 4 cilt, Londra: The Times Book Club, 1911.


[1] Alan Forrest, Conscripts and Deserters: The Army and French Society During the Revolution and Empire, New York ve Oxford: Oxford University Press, 1989; Thomas Hippler, “Fransız Ordusu, 1789-1914: Gönüllüler, Zorla Alıkonulanlar ve Zorunlu Askerlik”, Erik Jan Zürcher,ed., Askerlik “İşi”:Askeri İşgücünün Karşılaştırmalı Tarihi (1500-2000) (çev. Dilek Şendil)İstanbul 2017içinde s. 403-428.

[2] Andrew Roberts, Savaşta Liderlik: Tarihe Yön Verenlerden Hayatî Dersler, (çev. Barbaros Uzunköprü), İstanbul: Kronik Kitap, 2021, s.16. (Roberts tarafından özetlenen bu anlatıların önemli bir eksiği için bkz: https://anadolutarih.com/napolyon-biyografilerinde-cocukluk-donemindeki-etkilerin-ihmali/ )

[3] Bu okulun ve Baron du Teil’ın Napolyon’un eğitimindeki rolü için bkz: Basil Liddell-Hart, The Ghost of Napoleon.

[4] Roberts, Savaşta Liderlik, s.31-32

Mehmet Şengöçmen

Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümü öğrencisi. Napolyon Devri ve Bizans Tarihi ile ilgileniyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu