Dünya Tarihi

Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası Sistemin Yapısı Üzerine Bir Değerlendirme

Konuk Yazar: Taha Yüceses

Uluslararası sistem, SSCB’nin dağılması ve Soğuk Savaşın bitişi ile birlikte değişime uğramıştır. ABD, diğer bir süper güç olan SSCB’nin dağılmasına sebep olmuş, sistemde tek süper güç olarak kalmış ve dış politikasını bu eksene göre şekillendirmiştir. Birçok teorik ve deneye dayalı çalışmada Soğuk Savaş sonrası uluslararası sistemin tek kutuplu bir yapıya dönüştüğü, yeni sürecin isminin de “Yeni Dünya Düzeni” olduğu konusunda yaygın bir kanaat oluşmuştur. Aktörler arasındaki güç dağılımını uluslararası sistemin temel aktörü olarak gören Yapısal Gerçekçiler, 23 sistemi tanımlarken tek kutupluluk, iki kutupluluk ve çok kutupluluk gibi kavramlar üzerinde yoğunlaşmışlardır.[1] Soğuk Savaş bittikten sonra sistemin nasıl işleyeceği ve ne yöne doğru ilerleyeceği herkesçe tartışılırken, ABD’nin bu durumdan son derece memnuniyet duyduğu düşüncesine karşı çıkma oranı yok denecek kadar az olmuştur. Ancak 1990’lı yılların başından itibaren küreselleşme kavramının da yükseldiği görülmüştür. Dönemin bilgi ve iletişim çağına yavaş yavaş geçmesiyle karşılıklı bağımlılığın arttığı zamanlar karşımıza çıkmaktadır. Tam da bu noktada Soğuk Savaş galibi ABD, tek başına süper güç olarak hareket etme imkanını kısıtlayabilecek bir duvar niteliği veren çağ ile karşılaşmıştır. Değişen etkenler ve artan karşılıklı bağımlılık sebebiyle, ABD’yi tek süper güç kabul ederek sistemi tek kutuplu olarak lanse etmek biraz bile belirsizlik taşıyorsa, sisteme tek kutuplu demek yerine geçiş dönemi kavramını kullanmak çok daha sağlıklı olacaktır. Çünkü ileride vurulamaz denilen ABD’nin bile askeri açıdan beklenmedik seviyede yaşadığı terör saldırısı, sistemi sarsacak ve sorgulatacaktır.

DEĞİŞEN SİYASİ ETKENLER

Bu dönemde devletlerin dış politika araçlarından siyasal etken taşıyan propaganda kavramı artmış özellikle ABD tarafından Joseph Nye tarafından nitelendirilen “yumuşak güç” kavramı ile bu dış politika aracı geliştirilmiştir. Propaganda genellikle karşıdaki grubun aklını çelme ve etkileme eğiliminde bir dış politika aracı halidir ve bu yapılırken her türlü devletin halkına uygulanabilir. Soğuk Savaştan sonra bunu yumuşak güç ile yapan ABD, rıza ile insanları hegemonik gücüne inandırmak istemiştir ve iyi bir oranla başarılıda olmuştur. Bunun sonucunu yine bir dış politika amacı olan prestij ile bağlantılı olduğunu görmekteyiz. Başarılı bir şekilde izlenilen yumuşak güç politikası ABD’nin prestijini arttırmıştır. Uluslararası sistemde yumuşak gücü iyi kullanan ABD, sistemdeki geçiş döneminde Soğuk Savaş galibi devlet konumunda sadece devletlerarası siyasal ilişkilerde değil halka uzanan dış politika adımlarıyla dünya üzerinde örnek bir süper güç ülkesi olmuştur. Soğuk Savaş’ın uluslararası ilişkiler kapsamında dünyaya öğrettiği en önemli olay ise diplomasinin ne derece önemli olduğu olmuştur. Uzun yıllar satranç tahtasının başında iki süper güç, diplomatik güçlerine sahada çatışma yerine diplomasi gücüyle adımlarını atması, gücün başka bir boyutunu ortaya koymuştur. Az önce bahsedilen yumuşak güç kavramı tam da buna örnektir.

DÖNEMİN ASKERİ BOYUTU

Soğuk Savaş galibi ABD’nin dış politika stratejisi olarak ittifakı ve müttefikliği ön planda tutmuştur. Soğuk Savaş bittikten hemen sonra Orta Doğu’da ve Balkanlarda çıkan çatışmalar dünya kamuoyu tarafından ABD’nin müdahillik konusunda baskı oluşturmuştur. Jeopolitik açıdan özellikle SSCB’nin dağılmasıyla bir güç boşluğu oluşmuş ve ABD’de kendine düşen görevi yerine getirmiştir. Özellikle 1992 yılında çıkan Bosna Savaşı’nda coğrafi olarak dönem itibariyle eski adı SSCB, yeni adı Rusya olan devlete daha yakın olması bir anlam ifade etmemiş ve ABD’nin bölgeye gidişi güç boşluğunu gözler önüne sermiştir. Bu dönemde bazı bölgelerde artan milliyetçilik sonucu insani krizlerin çıkması da şaşırtmamıştır. ABD ise bu durumlarda ihtiyaç duyulan bir devlet konumunda olmuştur.

Soğuk Savaş sonrası uluslararası sistemde artan karşılıklı bağımlılık konusu askeri açıdan da etkili olmuştur. Özellikle Orta Doğu bölgesinde coğrafya olarak ABD, müttefik devletlerin önemini hissetmiş ve bu yolda hareket etmiştir. Fakat dünya kamuoyu Soğuk Savaş galibi ABD’nin büyük bir darbe yiyeceğini asla tahmin etmemiştir. Nitekim 11 Eylül 2001 yılına geldiğimizde El-Kaide terör örgütü ABD’ye karşı bir terör eyleminde bulunmuş ve uluslararası sistem bu noktadan sonra tartışılmaya başlanmıştır. Artık terörizm kavramı ile birlikte terör bazen devletlerin korkulu rüyası bazen ise dış politika aracı olmuştur. ABD Soğuk Savaş sonrası galip devlet olarak artan yumuşak güç ile başarılı bir politika çizmiş olmasına rağmen yaşanılan bu terör eylemi ile imaj kaybı yaşamıştır. Yaşanan terör eyleminden sonra bir yandan uluslararası sistem sorgulanırken bir yandan da ABD’ye dünya kamuoyundan destek ve haklılık payları gitmektedir. Bu paylarla birlikte Afganistan’a giren ABD, dünya üzerinde hala tek süper gücün ABD olduğunu kanıtlama ve gösterme niteliğinde adımlar atmıştır. Ancak bu noktadan sonra da Irak’a da giren ABD, kamuoyu tarafından tepki almış ve sistem yavaş yavaş çok kutuplu bir hale gelmiştir. ABD’nin 11 Eylül 2001’de bu terör eylemini yaşaması herkes tarafından eylem öncesi gerçekleşmesine ihtimal bile vermeyeceği bir olaydı. Böyle olması sebebiyle eylem sonrası güvenlik kavramı da uluslararası sistem kavramının yanındaki soru işaretlerinin yanında yerini almıştır. Artık herhangi bir şiddetli çatışma olaylarında dünya üzerinde Soğuk Savaş galibi bir ABD’nin koşması kimseyi tatmin etmemektedir. Çünkü tek kutuplu olarak nitelendirilen bu sistem 11 Eylül ile gardını çabuk düşürmüş ve dünya çok kutuplu sisteme doğru adım atmıştır. Bu da güvenlik konusunda devletlerin yeni stratejiler geliştirmesine sebep olmuştur. Artık sadece devletler devletlerle düşman konumunda değil ortaya terör örgütleri gibi yeni aktörlerinde girmesiyle sisteme yeni bir oyuncu daha dahil olmuştur.

DÖNEMİN İKTİSADİ BOYUTU

Dönemin uluslararası sistemini iktisadi açıdan ele almak gerekirse, yine küreselleşme kavramı ile bağdaştırarak analiz etmek gerekmektedir. Çünkü bilgi ve iletişim çağına geçilmesiyle devletler harcamalarını teknoloji yönüne doğru yapmış ve savunma sanayisi ile eş değer konuma getirmiştir. Lakin artan teknoloji, silahlanmanın seviyesini de hiç şüphesiz yükseltmiştir. Soğuk Savaş dönemi boyunca dünya zaten nükleer krizin eşiğine gelerek bir korku ve panik yaşamıştır. Bir de artan teknoloji ile gelişen yeni savunma sistemleri devletlerin vuruş gücü kapasitesini arttırmıştır. Bunun getirdiği sonuç ise silah pazarını arttırmış ve devletler bu işi ekonomik anlamda yarara çevirecek duruma getirmişlerdir. 11 Eylül saldırılarından sonra devletlerin güvenlik stratejilerini geliştirdiğini söylemiştik. Artan teknolojik savunma harcamaları ile güvenliğin seviyesini arttıran devletler, bazı devletlerin “tehdit” hissiyatına kapılmasını arttırmış ve bu da güvenlik ikilemini doğurmuştur. Bu dönemde çok uluslu şirketlerin artması ve bazı uluslararası örgütlerin ekonomik anlamda ön plana çıkması da uluslararası sistemde yine devletlerin birbirine bağımlılığını arttırmıştır.

SONUÇ

Sonuç olarak görmekteyiz ki Soğuk Savaş sonra erdiğinde galip konumunda bulunan ABD’nin gücü tartışılmamaktadır. İki süper güçten sistemde tek süper gücün kalması ve uluslararası sistemin nasıl şekilleneceği herkesçe merak konusu olmuştur. Dünya’nın çeşitli bölgelerinde çıkan uyuşmazlıklar sonucu kamuoyu, galip devlet konumundaki ABD’nin görevi niteliğinde değerlendirdiği müdahillik konusu ortaya çıkmıştır. ABD 11 Eylül 2001 tarihinde yaşadığı terör eylemine kadar çeşitli yeni dış politikalar ile uluslararası sistemde tek başına hareket etmiştir. Ancak çeşitli konularda özellikle coğrafi açıdan müttefiklere duyulan ihtiyaç ABD’nin tek başına hareket edilebilirliğini sınırlandırmıştır. Dönem itibariyle artan küreselleşmenin getirdiği karşılıklı bağımlılık uluslararası sistemde de kendini hissettirmiştir. Bununla beraber bilgi ve teknoloji çağına geçilmesiyle karşılıklı bağımlılığı yani küreselleşme kavramını ön plana çıkararak eşleştirebiliriz. Uluslararası sistemde çift kutupluluk bittikten sonra geriye tek süper güç kalmıştır. Ancak dönemin getirdiği teknolojik artış ve karşılıklı bağımlılık uluslararası sistemde tek kutupluluk ile bağdaşmayarak sistemin karşısında yer almıştır. Tam da bu noktada 11 Eylül saldırısından sonra ABD’nin bile böyle bir olay yaşaması kimse tarafından beklenmemiş olmasıyla uluslararası sistem sorgulanmaya başlamıştır. Artan güvenlik stratejileri ile artık dünya çok kutuplu bir sisteme doğru adım atmıştır.


[1] Şenol KANTARCI, Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası Sistem: Yeni Sürecin Adı “Koalisyonlar Dönemi mi?, Güvenlik Stratejileri 8/16, s58.

Kaynakça

Efegil, E., & Musaoğlu, N. (2009). Soğuk Savaş Sonrası Dönemin Uluslararası Sisteminin Yapısına İlişkin Görüşler Üzerine Bir Eleştiri. Akademik Bakış, 2(4). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/73997 adresinden alındı

GÖZEN, R. (tarih yok). Soğul Savaş Sonrası Dönemde Uluslararası İlişkiler: Küreselleşme Perspektifi. http://www.libertedownload.com/LD/arsiv/07/08-ramazan-gozen-soguk-savas-sonrasi-donemde-uluslararasi-iliskiler-.pdf adresinden alındı

KANTARCI, Ş. (2008). Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası Sistem: Yeni Sürecin Adı “Koalisyonlar Dönemi mi? Güvenlik Stratejileri(16). https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/84497 adresinden alındı

KUT, G. (2019). Uluslararası Sistem ve Kurallara Dayalı Dünya Düzeni: Çok Taraflı Denge Arayışları. DIŞ POLİTİKA FORUMU. http://www.dispolitikaforumu.com/wp-content/uploads/2019/03/Cok-Tarafli-Denge-Arayislari.pdf adresinden alındı

Anadolu Tarih

Anadolu Tarih'in resmi hesabıdır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu