HükümdarlarTürk Tarihi

Sultan II. Mahmud’un Hastalığı ve İddialar

Osmanlı tarihinin en önemli simalarından ve Türk modernleşmesinin öncü isimlerinden olan Sultan II. Mahmud, tarihler 1 Temmuz 1839’u gösterdiğinde sabah saat 10 civarında kız kardeşi Esma Sultan’ın köşkünde vefat etmiştir. Peki Sultan II. Mahmud’un vefat etmesindeki asıl neden nedir ? Sultan II. Mahmud hangi hastalıkla boğuşuyordu? Hastalığı ile ilgili hangi kaynaklarda hangi iddialar yer almaktaydı?

Sultan II. Mahmud’un hastalığı, tedavisinde rol alan hekimler arasında önemli tartışmaları doğurmaktadır. 1839 yılında Osmanlı Devleti’ne gelen Cadalvene ve Barrault adlı ikili, “Deux Annees de l’Histoire d’Orient 1839-1840” adlı eserlerinde, II.Mahmud’un hastalığı ve tedavisinde rol alan hekimler hakkında birden çok iddiada bulunmuştur. Bu ikilinin iddiasına göre II. Mahmud, 1826 yılında Yeniçeri Ocağı’nın Kaldırılması olayından sonra kendisini şaraba vermiş, zamanla bu bir alışkanlık halini almış ve bu alışkanlık ölümüne kadar sürmüştür.[1] Özellikle bu ikilinin iddiasına göre II. Mahmud, son yıllarında mide ağrısı, öksürük, uykusuzluk, güçsüzlük ve sinirsel yorgunluktan muzdarip idi. Onlara göre padişahta akli melekeleri yitirme, sık sık hayallere dalma ve uzun süre bir noktaya baka kalma gibi belirtiler gözükmekteydi.

Burada belirtilmesi gereken iddialardan belki de en mühimi de Sultan II. Mahmud’un başhekimi olan Abdülhak Molla’ya ait olan iddialardır. Ona göre padişah oldukça fazla içki içmekte, her tedaviden ve istifradan sonra mutlaka şarap içmekteydi. Padişahın akciğerinde iltihap ve buna bağlı olarak da öksürük mevcuttu.[2] Padişah, Abdülhak Molla’nın anlattıklarına göre basur olmuş ve bunu herkesten gizlemiştir. Özellikle basurun kanlı olması, tedavisinde Karatodori ve Dr. Neuner adlı kişilerin “içkinin kesilmesi” tavsiyelerine uymak yerine Abdülhak Molla’nın dediğinin, yani “düşük dozda içki verilmesinin” olması, padişahın midesini oldukça kötü etkilemiş ve ishal olmuştur.

Abdülhak Molla’nın anlattıklarına göre ismi verilmeyen bazı hekimler, padişaha süt verilmesini tavsiye etmişlerdir. Saray bu tavsiyeye uymuş ve belli bir müddet padişaha ham süt vermiştir. Ancak ishal olan padişahın süt içmesi, bu vakayı daha da şiddetlendirmiştir. İddiaya göre padişah o kadar çok içki içerdi ki, sabahları rom ve rakı, biraz vakit geçtikten sonra ise şampanya içerdi.[3] Birçok kez telkinlere mecburen uyan padişah, tekrar tekrar içki kullanmaya başlardı. Abdülhak Molla, yazmış olduğu raporda tam olarak padişahın hastalığına tıbbi bir teşhis koymamıştır.

İddialardan bir diğer önemli olanı da, padişahı tedavi eden hekimlerden olan MaCcarthy ve Karatodori’nin Fransızca olarak kaleme aldıkları “Relation Officielle de la Maladie et de la Mort du Sultan Mahmud II” eserdir. Bu ikiliye göre padişah, geçmişten gelme bir romatizma hastalığına ve damla yani gut hastalığına sahipti. Bu ikilinin iddiasındaki hastalıkta kusma, iştahsızlık, bulantı ve öksürük belirtileri vardı. Padişah, mide bulantısı ve iştahsızlıkla günden güne zayıflamıştır.[4]

Bu ikilinin telkinlerine hiçbir şekilde uymayan padişah, 21 Haziran 1839 Cuma günü hastalığına rağmen Cuma Selamlığı’na gitmeye teşebbüs etmiştir. Padişah, “Halkım çok mutaassıptır. Gitmem lazım.” Diyerek Cuma Selamlığı’na gitmiştir. Karatodori ve MacCarthy’nin birlikte yapmış olduğu tetkiklerde padişahta son zamanlarda yüzde kırmızılık, vücudunda yoğun ateş, hızlı nabız, baş, karaciğer ve karın bölgesinde şiddetli ağrı, kanlı öksürük, basura bağlı akıntı, kirli ve kanlı idrar ve ışıktan korkma gibi belirtiler mevcuttu.[5]

Bir diğer iddia ise, padişahın kardeşi Esma Sultan’ın bizzat özel isteği ile saraya getirttiği Millingen adlı hekimin, padişahın hastalığı hakkındaki iddialarıdır. Diğer doktorlar yakın bir odada bekletilirken Millingen, padişahın odasına alınır. Dudakları kuru olan padişahın dilinin kenarları kırmızı olup ortaya doğru gittikçe sararan bir pas tabakası mevcuttur. Dişlerinin üzeri de kurum gibi kara bir tabaka ile kaplıydı. Yüzünde sarhoşluğun izleri olan padişah, sorulara boş bakışlarla karşılık vermekteydi.[6] Millingen’e göre padişahta delirium tremens veya erethismus ebriosorum adlı hastalık mevcuttu. Ona göre padişaha bu saatten sonra yapılacak pek fazla bir şey yoktur. Millingen, padişahın acılarını hafifletmek için biraz afyon verilmesini tavsiye etmiştir.

Son bir iddia ise, padişahın tedavisinde görev alan Dr. Neuner adlı Avusturyalı bir hekimin iddiasıdır. Dr. Neuner’e göre padişahta üçüncü aşama phthysis tuberculosa (akciğer veremi) vardı. Çünkü Neuner’in yaptığı tetkiklerde padişahın ağzından ciddi miktarda kan gelmekte ve mide bulantısı gözlemlenmekteydi. Dr. Neuner’e göre padişahın ateşi ve zayıflaması ciddi şekilde artmaktaydı.[7] Ona göre kısa bir ömrü kalan hastaya yumuşatıcı (mucilagineux) ve sakinleştirici verilebilirdi.

İddiaların Sonucu

Tüm bu iddiaların harmanlanmasıyla oluşan kanı ise padişahta halsizlik, mide ağrısı, kanlı balgamlı öksürük, öksürüğe bağlı uykusuzluk, sinirsel yorgunluk, iştahsızlık, sindirim sisteminde bozukluk, zaman zaman kabızlık, zaman zaman ishal, kanlı basur, dilin üzerinde koyu sarı bir pas tabakası, yüksek ateş, bulantı, kusma ve hızlı nabız belirtileri vardı. Akciğer veremi (akciğer tüberkülozu) ve buna ilave olarak plevra ile göğüs boşluğu arasında iltihap toplanması anlamına gelen ampiem hastalığı padişahta kesin olarak mevcuttu.[8]

Son dönem Osmanlı tarihçiliğinin en önemli isimlerinden birisi olan Ahmed Lütfi Efendi’nin kaleme aldığı “Lütfi Tarihi”nde, Sultan II. Mahmud’un hastalığı şöyle anlatılmaktadır: “Kendisi bir senedir iç sıkıntısı ve saireden muzdarip ise de hastalıktan fazla, çok çalışmaya hamledilmiş ve tedavisi cihetine gidilmemişti. Ancak son zamanlarda fazla zafiyet görülünce hekimbaşı diğer hekimler muayene ederek ciğer ufuneti (tüberküloz) teşhisi koymuşlardır…”[9]

Diğer yazılarımı okumak için https://anadolutarih.com/author/umutyegen/


[1] Ali Akyıldız, “Sultan II. Mahmud’un Hastalığı ve Ölümü”, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, S. 4, İstanbul 2001, s. 58.

[2] Akyıldız, a.g.e., s. 61.

[3] Akyıldız, a.g.e., s. 65.

[4] Metine Belger, “Mahmud II’nin Ölümü Hakkında Mütalealar”, Türk Tıp Tarihi Arkivi, c.3., S. 10., (1938), s. 68.

[5] Akyıldız, a.g.e., s. 63.

[6] Akyıldız, a.g.e., s. 59.

[7] Arslan Terzioğlu, “Sultan II. Mahmud’un Son Hastalığı ile İlgili Dr. K. A. Bernard’ın Viyana’ya Gönderdiği Raporlar ve Galatasaray’da Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin 17 Şubat 1839’da Açıldığına Dair Diğer Belgeler”, XI. Türk Tarih Kongresi, 5-9 Eylül 1990, Ankara 1994, S. IV., s. 1582.

[8] Akyıldız, a.g.e., s. 69.

[9] Bedi N. Şehsuvaroğlu, “Osmanlı Padişahlarının Akıbetleri ve Ölüm Sebepleri Hakkında Tıp Tarihi Bakımından Bir İnceleme”, V. Türk Tarih Kongresi, Kongreye Sunulan Tebliğler, Ankara 1960., s. 402.

Umut Yeğen

İstanbul Üniversitesi Tarih bölümü son sınıf öğrencisiyim. Yakın Çağ Siyasi Tarihi ve Yakın Çağ Denizcilik Tarihi ile ilgilenmekteyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu