Dünya Tarihi

Tarihte Kadın Olmak ve İskenderiyeli Hypatia

Tarihte Unutulmuş Kadınlara Ses Vermek

“Bir kadın; insanlara düşünmeyi öğretti ama o gerçekleri çürütmek için her türlü yalana başvurdular.

Bir kadın; insan aklının aynı zamanda onun kanatları olduğunu söyledi ama o kanatları kırmak için seferber oldular.”


  Tarih boyunca, farklı dönem ve farklı kültürlerin ortak bir sorunu olarak başarılı kadınlar çoğu zaman gölgede bırakılmıştır. Dünya tarihinde gerek düşünceleri, gerek çalışmalarıyla insanlığa hizmet eden bu öncü kadınlar zaman zaman erkeklerin gölgesinde kendi başarılarını saklamak zorunda  kaldıkları gibi tarihsel süreç içerisinde cadılık, büyücülük gibi ağır ithamlarında sahipleri olmuş idi. Biz bu serimizde tarihin gölgesinde bırakılan, gerekli değeri görmediğini düşündüğümüz başarılı kadınlara ses olmak istiyoruz. Serimizin ilk yazısında, politik nedenler ile vahşice öldürülen İskenderiyeli Hypatia siz değerli Anadolu Tarih okurlarına tanıtmayı amaçlıyoruz. Keyifli Okumalar!  


Hypatia’nın Yaşamı

Antik dönemlerin bilinen son bilim insanı Hypatia’nın M.S. 370 civarında İskenderiye’de dünyaya geldiğini bilmekteyiz. Bu dönemde İskenderiye’nin genel durumundan söz edecek olursak, zenginliğin Roma idaresi neticesiyle büyük oranda azalmış; şehir, sivil ve dini çatışmalarla bozulmuş olduğunu söylemek mümkündür.  Toplumda eğitim seviyesi çok düşük bir seviyeye sahipken, bilgiye ulaşmak zahmetliydi, mesafeleri aşmak ise en zoru idi. Hypatia bilime yaptığı katkılarla o döneme ışık oldu. Doğayı mantık, matematik ve deney ile açıklamaya çalıştı.

Hypatia, matematik ve astronomi ilgili kitaplar da yazdı. Ancak değeri bu kadar kötü zihniyetlerin, çalışmayan kafaların yer aldığı dönemde bilindi mi dersiniz? Hem de düşünmeyi, aklı seçen bir kadın iken? Peki ya böyle bir toplumdan nasıl bir bilim insanı yetişmiş olabilir? Şöyle açıklayabiliriz ki, İskenderiye’nin en önemli unsurlarından olan müze ve kütüphanesinin büyük bir düzensizlik içerisine girdiği ve kayıtlı son üyesinin Hypatianın babası Theon adındaki bir filozof ve matematikçi olduğu gözlemlenmektedir. Elbette bu başarılı adamın tıpkı kendi gibi bir kızı yetişmişti.

Theon, kızının en iyi şekillerde eğitimden faydalanmasını sağladı. Hypatia’ya matematik, astronomi ve felsefenin inceliklerini öğretti ve kızı da küçük yaşlarından itibaren yetenekli bir öğrenci olduğunu, babası ile benzer çalışkanlığını kısa sürede kanıtladı. Kızının çalışmasını gördükçe el sanatları, şiir, felsefe, din, astronomi, astroloji, matematik konularında eksiksiz bilgilenmesi için elinden ne geliyorsa yaptı. Erken dönem Hristiyan tarihçi Sokrates Skolastikus, onun babasının sıra dışı doğasını miras aldığını ve babasından aldığı matematik eğitimiyle yetinmeyip, fark edilir bir biçimde başka öğrenme yollarına da yöneldiğini anlatmaktadır. Bu durumdan Hypatia’nın özgün çabasınında bir kanıtı niteliğindedir.

Hypatia, Theon’dan yalnızca ders almıyor, aynı zamanda ona işinde de yardım edecek kadar güçlü bağlara sahipti. Babasıyla birlikte müzedeki görevlerinin bir parçası olarak eski metinleri düzenliyor ve Öklid’in Elementler ve Yunan astronom Ptolemy’nin çalışmaları üzerine eleştiriler yazmakta olduğu bilinmektedir. Bir eleştiri eserinin üzerinde şu not yer almaktadır. ”İskenderiyeli Theon’un, Ptolemy’nin Almagest’inin III. Kitap’ı üzerine eleştirisi. Kitap, kızım filozof Hypatia tarafından gözden geçirilmiştir.”Sokrates Skolastikus, Kilise Tarihi isimli çalışmasında onu şöyle anlatıyor:

”İskenderiye’de Hypatia isimli bir kadın vardı. Filozof Theon’un kızıydı ve kendi zamanındaki tüm filozofları edebiyat ve bilimdeki başarılarıyla geçmişti. Platon ve Plotinus’un okullarını takip ederek birçoğu öğretilerini dinlemek için uzak yerlerden gelen takipçilerine felsefenin ilkelerini öğretti. Zihnini geliştirmesi sonucu edindiği soğukkanlılık ve rahat tavırlarından dolayı sıklıkla yargıçların varlığında halkın içinde görünmekten çekinmiyor, ayrıca erkeklerden oluşan bir meclise katıldığında kendini mahcup hissetmiyordu. Erkekler sıra dışı asaleti ve etkileyiciliği nedeniyle ona daha da hayran oluyorlardı.”

O çalışma hayatı boyunca Platon, Aristo ve Suda gibi filozoflar hakkında İskenderiye’de halka açık dersler vermiştir. Hypatia, Platon’un daha büyük bir anlayışa erişmek için kullandığı sorgulama tekniğine büyük değer veriyor idi. Hatta o, Pagan olmasına rağmen mitlere sorgusuz bağlanmaya karşı olarak sahip olduğu bilgileri tüm cesareti ile öğrencilerine anlatmaya, dönemin önemli siyaset, bilim, din adamlarıyla görüşmeler yapmaya devam ediyordu. Orestes ve Ptolemais’in piskoposu olacak Synesius da bu derslerde yer almakta idi. Öyle ki, sonradan büyük bir filozof olan Synesius ona hayranlığını ve ilmine duyduğu takdirlerini içeren pek çok mektup yazdı. Synesios’un Hypatia’ya yazdığı mektuplar, felsefe tarih kitaplarında günümüze kadar gelmiştir.

En az bilimi kadar güzelliğiyle de ünlü olan Hypatia, hayatını aşka değil bilime adamış idi. O çok okumuş, çok araştırmış ve her inançtan öğrenci kabul ettiği okuluyla yaşadığı karanlık topluma adeta bir ışık tutmuş idi. Gök cisimlerinin sınıflandırılmasında, Hidrometrenin bulunmasında, sıvıların yoğunluk derecesinin belirlenmesi gibi daha birçok konuda etkili olmuştur. Çalışmaları neticesinde toplumun örnek aldığı, önemli kişiler tarafından çeşitli konularda fikir danışılan ve başarı ödülleri alan bir bilim kadınına dönüşmüştü. Ancak, genele baktığımız zaman hakim olan bağnaz ve sığ düşüncelerin hakim olduğu toplum tarafından Onun bu çalışkan ve cesaretli yapısı tepki çekmişti.

Korkunç Cinayetin Başlama Noktası

Voltaire, Hypatia’yı şu şekilde değerlendirmiştir “bağnazlığın masum bir kurbanı; öldürülmesi ise yunan tanrılarıyla beraber, sorgulama özgürlüğünün de ortadan kalkışın bir simgesidir”. Voltaire bir aydınlanma çağı filozofudur ve Hypatia onun muhalifliğinde sembol olarak kullandığı bir isimdir. Diğer yandan kendisine karşı olan topluluklar  içerisinde ise “İskenderiyeli hayâsız bir öğretmen” olarak kabul edilmiştir.

 İskenderiye’nin Roma imparatoru tarafından atanmış Pagan valisi olan Orestes ile Hristiyan piskoposu Cyril arasında yaşanan güç ve otorite çatışmasından en çok etkilenen İskenderiye, pagan inancına sahip olanlar ve bilim insanları idi. Öyle ki, hristiyanlaşma sürecinde büyük çaplı bir Pagan İmhası yaşanmıştır. Cyril, Yahudi toplumunu kışkırtması için ajan provokatörlerini gönderdi ve toplum içindeki Yahudi radikaller, Hristiyanları pusuya düşürdü. Şiddetli din ve güç çatışmalarının yaşandığı toplumda sokaklar Pagan, Yahudi ve Hristiyan kanından geçilmez duruma gelmiş idi.

Farklı görüş ve güçlere sahip olan iki tarafın arasında kalan diğer İskenderiyeliler gibi Hypatia’nında belli bir tarafı tutması gerekiyordu. Bunun için, daha öncelerinde de yakınlık kurduğu Orestes’e destek verdi. Uzun süredir Hypatia’yı popülaritesi ve etkisinden dolayı kıskanan Cyril’in gerek bu konuda gerekse Hypatia’nın toplumda sevilen biri olması ile birlikte kıskançlığı farklı boyutlara ulaştı. Hypatia’yı fırsat bulduğu her vakit kötüleyerek insanları kışkırttı. Onu ”tüm zamanını büyüye, usturlaplara ve müzik aletlerine adayan bir büyücü kadın” olmakla suçladı. Suçlamalar ne kadar yanlış olursa olsun yaşanan dönemde Cyril’in taraftarları üzerinde istenen etkiyi yaratmıştı. M.S. 415 yılında Hristiyan halk Hypatia’ya bir büyücü olduğu gerekçesiyle saldırdı. 

Hristiyan çete, bir gün 45 yaşındaki Hypatia’nın etrafını onu arabasından indirerek sarmış ve sokaklarda sürükleyerek kiliseye götürmüştür. Bazı kaynaklara göre, bu kilise esasında bir zamanlar Kleopatra tarafından sevgilisi Mark Antony için yaptırılmış bir tapınak olan Sezaryum idi ve imparatorluğun yeni dini neticesinde kiliseye dönüştürülmüştü. Düşünceleri, çalışmaları, başarısı ve güzelliği ile döneminde bir yıldız gibi parlayan Hypatia ne yazık ki Hristiyan kilisesinin içindeki sahanlığın zeminine atılarak, kırık kiremit ve çömlek parçalanyla çaresizce öldüresiye dayak yemiştir. Sonunda öldüğünde bile ona saygı duymadan, bedenini parçalara ayırıp şehir duvarlarının dışına taşıdılar ve orada adeta bir şenlik ateşinin üstünde yakmış oldukları bilinmektedir. Bu korkunç olay, bilim tarihinin bir yüz karası cinayeti olarak tarihe geçmiş ve tarihe gömülen kadınlarında oldukça büyük ve acınaklı bir örneği olmuştur.

Tarihçi Socrates Scholasticus ”Hypatia’yı iki tekerlekli bir at arabasından zor kullanarak indirdiler, Caesarium adını verdikleri kiliseye götürdüler ve şiddet kullanarak soydular. Sonra yüzünü tahrip ettiler ve son nefesini verene kadar ellerindeki keskin deniz kabuklarıyla vücudunu parçaladılar. Sonra bedenini dört parçaya ayırdılar ve bu dört parçayı Cinaron diye adlandırdıkları yere götürdükten sonra yakıp kül ettiler.” Damascius, Scholasticus’un söylediklerine şunu ekler: “Hypatia’nın gözlerini çıkararak kör ettiler.”

O, bir eserinde hayat ile ilgili düşüncelerini şu şekilde ifade etmiştir: “Kendi aklına göre yaşamayı öğrenemeyen biri, başkalarının aklının verdiği kararlara göre yaşamaya mahkumdu. Bu da onu bir köle yapardı.” Köle olmamayı seçerek, ölümü pahasına korkmadan düşüncelerini özgürce ifade ederek çalışmalarını sürdüren İskenderiyeli Hypatia tarihte bilimsel araştırmalar yaptığı için trajedik bir ölüme mahkum edilen ilk kadın idi.

Kaynakça

  • Bryan J. Whitfield, “The Beauty of Reasoning: A Reexamination of Hypatia of Alexandra” The Mathematics Educator, Volume 6, Number 1, 1995.
  • Alic, Margaret. Hypatia’s Heritage. A History of Women in Science from Antiquity Through the Nineteenth Century. Boston: Beacon Press, 1986.
  • https://www.brooklynmuseum.org/eascfa/dinner_party/place_settings/hypatia 10.02.2021

Begüm Şen

Anadolu Tarih Editörü. Tarih ve Sosyoloji.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu