Türk Tarihi

Türk Demokrasi Tarihinin Kara Günü

12 Eylül 1980 Darbesi

12 Eylül 1980 darbesine giden süreç aslında 1970 yıllardan başlamış, ciddi sokak ve terör olayları baş göstermiş ve ülkede ciddi bir asayiş sorunu ortaya çıkmıştır. Peki Türkiye bu duruma nasıl gelmiş, nasıl bu kadar keskin bir çizgiden ayrışma yaşamıştır? Bilindiği üzere 12 Eylül 1980 yılında Türk Silahlı Kuvvetleri emir komuta zinciri içinde ülke yönetimine fiili olarak el koymuştur. Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihine kara bir leke olarak tarihteki yerini almış, ülke demokrasiden uzun bir süre mahrum kalmış ve ülke genelinde uzun bir süre sıkı yönetim ilan edilmiştir.

1980 yılının başlarında, 1970’lerden beri süre gelen asayiş problemi hat safhaya çıkmıştır.  Yılın ilk aylarında ülke genelinde sağ sol çatışmalarının sebebiyle ölen kişi sayısı 2000’in üzerine çıkmıştır. Ülkede sağ-sol olarak ayrılan ve sürekli birbiri ile çatışan iki grubun mücadele gerekçeleri gerçeklikle alakasızdı. Bu grupların 20 li yaşlarda gençlerden oluşması da siyasi çözümlemelerde eksik kalmalarına ve çatışma ortamının giderek artmasına sebep olmuştur.[1] Bu çıkan olaylar polis teşkilatına bile sıçramış İskenderun’daki bir polis karakoluna yapılan saldırlar da ve askeri bir araca yapılan saldırıda 3 polis 2 er hayatını kaybetmiştir. Yine bu yıl içerisinde Alevi- Sünni çatışmaları sebebiyle 1 kişi ve Urfa’da kurşuna dizilmeleri sonucu 6 kişi hayatını kaybetmiştir. Nisan 1980 yılında ise yazar Ümit Kaftancıoğlu silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybetmiştir. Gün geçtikçe artan şiddet olaylarında mayıs ayına geldiğimizde Tümgeneral Sabri Demirdağ yaralanmış, MHP genel başkan yardımcısı Gün Sazak yaşamını yitirmiştir. Haziran ayında biri MHP’nin diğeri CHP’nin olmak üzere iki ilçe başkanı da hayatını kaybetmiştir. Temmuz ayına geldiğimizde ise Çorum da çıkan olaylarda 26 kişi ve eski İstanbul başkanlarından Nihat Erim CHP milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu ve sendikacı Kemal Türkler yaşamını yitirdi. Ağustos 1980 yılında  bir sendika başkanı da  arabasına yaylım ateşi açılması sonucunda yaşamını yetirdi.  Şiddet olaylarının en yoğun olduğu aylar olan temmuz ve ağustos aylarında  10 binin üzerinde olay olmuştur. Buradaki garip olan mesele ise  12 Eylül darbesi sonucunda bu rakamların bıçak gibi kesilmeye başlamasıdır. Şiddet olayları 1983 yılına gelindiğinde 185’e kadar düşmüştü. Peki darbe o dönem için son çare miydi? Demokratik yollarla önüne geçilebilecekken niçin olayların önüne geçilmedi de olayların bu boyuta gelmesine seyirci kalındı? Kenan Evren kendi kaleme aldığı kitabında kendini şöyle savunmuştur;

…bıçak kemiğe dayanıncaya kadar sabretmeye karalı idim. İstiyordum ki; eğer

müdahaleden başka bir yol kalmadığından dolayı müdahale gerçekleştirilecek olursa,

millet de buna inanmalı ve kabul etmeliydi. Çünkü bu sefer gerçekleştirilecek bir

müdahaleyi 27 Mayıs’ta olduğu gibi bir partiye dayanarak, ondan güç alarak değil,

milleti arkamıza alarak, onun desteğini sağlayarak yapmamız gerekliydi[2]

Ülke Siyasetinin Çöküşü

1980 darbesinden önce yapılan 1977 seçimleri sonucunda ülkede istikrar sağlayabilecek bir hükümet kurulamamıştır. Devletin o dönem ki iki büyük partisi( CHP-AP) arasında büyük bir kutuplaşma oluşmuştur. Ülke büyük bir ekonomik ve siyasi sorunla karşı karşıya kalmıştır. Siyasi bunalımı ortadan kaldırmak için 1979 yılında ara seçim yapılma yoluna gidilmiş ve seçim sonucunda Süleyman Demirel MHP ve MSP’nin desteğini alarak azınlık hükümeti kurmuşsa da bu durum siyasi istikrasızlığın önüne geçememiştir. Şiddet olayları da giderek artarak günde 30 a yakın kişinin ölümüyle sonuçlanacak kadar ciddi bir boyuta ulaşmıştı. Toplumdaki ayrışma hat safhasına çıkmış durumdaydı.1979’un son günlerine gelindiğinde ordudaki üst kademe mensupları 27 Aralık’da  Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’e  uyarı mektubu göndererek aslında darbe niyetinde olduklarını belli etmişler ve olayların hızla tırmanmasına seyirci kalmışlardır. Yazılan uyarı mektubu aslında darbeye kılıf hazırlamak ve daha sonrasında biz uyarmıştık, biz demiştik demekten başka bir şey değildi. Bu mektup 2 ocak günü Fahri Korutürk tarafından kamuoyuna açıklandı. Bu mektupta;

 “Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizin bugünkü hayati sorunları karşısında siyasi partilerimizden bir an önce, milli menfaatlerimizi ön plana alarak, anayasamızın ilkeleri doğrultusunda ve Atatürkçü bir görüşle biraraya gelerek anarşi, terör ve bölücülük gibi devleti çökertmeye yönelik her türlü hareketlere karşı bütün önlemleri müştereken almalarını ve diğer anayasal kuruluşların da bu yönde yardımcı olmalarını ısrarla istemektedir.”

 Fahri Korutürk’ün kamuoyuna duyurduğu mektup ne iktidar kanadında ne de muhalefet kanadında önemsenmedi ve göz ardı edildi. İktidar da muhalefette mektubun muhatabı biz değiliz diyerek konuyu kapattılar. Bunun üzerine  ordu üst kademesi darbe için zaten var olan hazırlığı hızlandırmaya başladı. 6 Nisan’da Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün cumhurbaşkanlığı görev süresi de dolunca siyasi bunalım içinden çıkılmaz bir hale geldi. Yeni cumhurbaşkanı için iktidar ve muhalefet anlaşamadı. Ordu için darbe kaçınılmaz hale gelmiş oldu.

Ordunun Yönetime El Koyması

Türk demokrasi tarihinin o kara günleri 12 Eylül 1980 günü sabah 05:00’da  Türk Silahlı Kuvvetleri’nin  emir komuta zinciri içinde doğrudan yönetime el koyması ile başladı. Yurt genelinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.[3] Darbe yapılır yapılmaz 5 kişilik bir konsey kuruldu. Milli güvenlik konseyi adı verilen bu konsey de şu isimler yer alıyordu; Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun.[4]

Darbenin baş mimarı Kenan Evren darbe günü, darbe gerekçelerini radyo ve televizyonlarda kamuoyuna bildirmiştir. Yine aynı gün yayımlanan 1 numaralı MGK bildirisi şu satırları içeriyordu:

 “MGK devlet yönetimine doğrudan el koymuştur. Her türlü siyasi faaliyet her kademede durdurulmuş, parlamento ve hükümet feshedilmiş, bütün parlamenterlerin yasama dokunulmazlıkları kaldırılmıştır. Bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilmiş, ikinci bir emre kadar sokağa çıkmak yasaklanmış, yurtdışına çıkışlar durdurulmuştur. Yasama ve yürütme yetkileri MGK tarafından kullanılacak ve kısa zamanda bir bakanlar kurulu oluşturularak yürütme sorumluluğu bu kurula bırakılacaktır.”[5]

            16 Eylül’ Kenan Evren açıklamasında darbenin yapılmasının sebeplerini şu şekilde açıklamıştır[6];

            1. Milli birliği korumak,

2. Anarşi ve terörü önleyerek can ve mal güvenliğini tesis etmek,

3. Devlet otoritesini hakim kılmak ve korumak,

4. Sosyal barışı milli anlayış ve beraberliği sağlamak,

5. Sosyal adalete, ferdi hak ve hürriyete ve insan haklarına dayalı laik ve Cumhuriyet

rejimini işlerli kılmak,

6. Ve nihayet makul bir sürede yasal düzenlemeleri tamamladıktan sonra sivil idareyi

yeniden tesis etmektir.

 Ülkede faaliyet gösteren siyasi parti liderleri güvenlik gerekçesi ile  MGK kararıyla,  can ve mal güvenliklerinin sağlanması amacıyla  Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gözetimi altıda çeşitli yerlere gönderildiler.

Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit, Gelibolu Hamzakoy’a,

Necmettin Erbakan’da İzmir Uzunada’ya gönderilirken,

Bazı milletvekilleri ile DİSK’in üst düzey yöneticileri gözaltına alındı.

Darbe günü ikinci bir bildiri yayınlandı bu bildiri ile ülkenin geneline 13 sıkı yönetim komutanı atandı. Yayınlanan 2 numaralı bildiriyle ülke genelinde saptanan 13 sıkıyönetim bölgesine 13 general sıkıyönetim komutanı olarak atandı. Yine aynı gün başka bir bildiri ile bütün derneklerin faaliyetinin durdurulduğu açıklandı.( Türk Hava Kurumu, Kızılay ve Çocuk Esirgeme Kurumu hariç)  

Kenan Evren Ağustos ayında emekliye ayrılan deniz kuvvetleri komutanı Bülend Ulusu’yu başbakan olarak atadı. Hükümet kurma yetkisi alan Bülend Ulusu  21 Eylül’de Bakanlar Kurulu listesini MGK’nın onayına sundu. Tabiî ki yaptığı liste aynı gün onaylandı. Bülend Ulusu MGK bildirilerinden derlediği, hedefler saptanan sorunlar ve çözümleri ile işe başlamıştır. Ekonomi yönetimi ise eski başbakanlık müsteşarı olan Turgut Özal’a bırakıldı.

            Belediyeler de ise durum ülke geneli ile aynı idi. Bütün belediye başkanları görevden alındı. Yeni belediye başkanları ise ordudan emekli olmuş kişiler veya kendilerine yakın olan kamu görevlileri idi.

            10 Ekim’de, gözlem altında bulunan siyasi parti liderleri Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel Ankara’ya getirildi. 11 Ekim’de Alparslan Türkeş ve 11 MHP’li yönetici, 15 Ekim’de de MSP başkanı Necmettin Erbakan ve 15 parti yönetici tutuklandı. MGK ise ekim ayı başlarından itibaren sağ ve sol görüşlü kişilerin idamını onaylamaya başladı. Günler 27 Ekim’e geldiğinde ise MGK bir yasa çıkararak 1961 anayasasındaki TBMM görev ve yetkilerine tümüyle sahip oldu. Öte yandan MGK  başkanı da cumhurbaşkanının bütün görev ve yetkilerine sahip oldu.

Siyasi şiddet olayları  1970’li yıllar dan devam edegelmiş 12 Eylül 1980 darbesinin olması ile ilk günden itibaren azalma eğilimi göstermiştir ve kısa bir zaman zarfında olaylar neredeyse tamamen bitmiştir. Darbe ile beraber yasadışı kurulan bütün sol örgütler çökertilmiştir. Darbenin faturası ise o dönemin gençlerine kesilmiştir. Binlerce kişi tutuklanmış ve çeşitli hapis cezalarına çarptırılmıştır. Özellikle yasadışı sol örgütler hızla çökertilerek etkisiz hale getirildi. 1983 seçimlerinin ertesine kadar süren 12 Eylül dönemi boyunca binlerce kişi tutuklandı ve yine binlerce kişi sıkıyönetim mahkemelerince çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. Hapishanede yapılan işkenceler sonucu bir çok kişi yaşamını yitirdi. 50 kişi idam edildi. İlk idamlar ise  9 Ekim 1980 günü başladı. Ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu ve sol görüşlü Necdet Adalı  darbecilerin ilk kurbanları idi.

            12 Eylül 1980 darbesinin etkileri çok uzun yıllar devam etti. Ülke demokrasisi büyük bir yara aldı. Darbe gerçekleşmiş ve her şey kontrol altına alınmasının ardından Kenan Evren yurt gezisine başladı. 1983 Kasım’ında olacak  genel seçim için 67 ilin tamamında halk karşısına çıkıp konuşmalar yapmıştır. Eski siyasetçilerden Hüsamettin Cindoruk ise bu geziyi darbe propagandası olarak adlandırmıştır.[7] Cindoruk’un dediği gibi Kenan Evren konuşmalarını çoğunlukla yapılan darbenin gerekçesini halka açıklamakla geçiriyordu. Geri kalan bölümünde ise yapılan yeni anayasayı anlatmaya çalışmıştır. 1983 genel seçimleri ile beraber darbe yönetimi fiili olarak son bulmuştur.

KAYNAKÇA

Mehmet Ali Ünal, ‘12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’, Türk Yurdu, 30/277, (2010)

Kenan Evren, Kenan Evren’in Anıları, C. I, Milliyet Yayınları, (1990)

6 Resmi Gazete, 12.09.1980, Sayı:17103

Ayın Tarihi 1980 Eylül Ekim Kasım Aralık-1981 Ocak Şubat, Basın Yayın Genel Müdürlüğü,

Ankara 1981 ; Hürriyet, “Orgeneral Evren’in Konuşmasının Tam Metni”, (17 Eylül 1980)

 Davut Dursun, ‘12 Eylül Darbesi Hatıralar Gözlemler Düşünceler’, Şehir Yayınları, (2018).


[1]  Mehmet Ali Ünal, “12 Eylül 1980 Askeri Darbesi”, Türk Yurdu, 30/277, (2010); 109.

[2] Evren, Kenan Evren’in Anıları, C. I, Milliyet Yayınları, (1990);. 428.

[3] 6 Resmi Gazete, 12.09.1980, Sayı:17103

[4] T.C. Resmi Gazete, “Milli Güvenlik Konseyi’nin Bildirileri”, (12 Eylül 1980); 8

[5] MGK’nın 1 numaralı bildirisinde darbenin amacı şu şekilde ifade edilmiştir: “Girişilen harekatın amacı; ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri ortadan kaldırmaktır”, Bkz. T.C. Resmi Gazete, “Milli Güvenlik Konseyi’nin Bildirileri”, (12 Eylül 1980);6.

[6] Ayın Tarihi 1980 Eylül Ekim Kasım Aralık-1981 Ocak Şubat, Basın Yayın Genel Müdürlüğü,

Ankara 1981, s. 39.; Hürriyet, “Orgeneral Evren’in Konuşmasının Tam Metni”, (17 Eylül 1980); 7.

[7] Dursun Davut, 12 Eylül Darbesi Hatıralar Gözlemler Düşünceler, Şehir Yayınları, (2018 ); 147

Gökhan Doğan

Yakınçağ Tarihi Bilim Uzmanı

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu