Türk Tarihi

Türk Düşünce Tarihinde Dil Meselesi ve Cellil Memmedguluzade Çevirisi

Memmedguluzade Hakkında Bir Hülasa

Celil Memmedguluzade, Türk düşünce tarihimizdeki yeri bakımından hala değeri tam olarak bilinmeyen düşünce insanlarından biridir. Nitekim Azerbaycan coğrafyasında yetişmiş, birçok konuya değinen pek çok değerli düşünce insanından biridir. Hem yaşadığı dönem itibariyle hem de olaylara yaklaşımı itibariyle, Türk halkının felsefeye ve edebiyata olan yeteneklerinin de mevcudiyetini göstermiş olur.

1869’da Nahcivan’da dünyaya gelen yazar, ilk tahsil yıllarını Molla Ali Hüseyinzade’nin yanında ardından da Molla Bağır’ın yanında geçirmiştir. Bu yıllar onun gözünde “… falaka çubuğunun acısını, hala ayaklarımda hissetmekteyim…” durumu ile açıklanabilir. Bu dönemde Arap ve Fars dilinde eğitim almıştır. Bu dönemde aynı zamanda farklı dünya görüşüne sahip kişilerin de etkisinde fikir dünyasını geliştirmiştir. Çernyayevski’nin talebesi olan Alimemmed Halilov, Mirze Sadık Qulubeyov gibi fikir insanlarının etkisinde kalmıştır. Memmedguluzade için ilmi dönüm noktası ise Gori Muallimler Seminaryası olarak adlandırılan okulda gerçekleşmiştir. Bu dönemde Celil Bey, Azerbaycan edebiyatı ile temas kurmuş aynı zamanda Şark, Rus ve Avrupa edebiyatı ile de tanışmıştır.

Memmedguluzade’nin nevi şahsına münhasır edebi tarzı ile birlikte onu bir yazar olarak yükselten bir diğer olgu da gazeteciliğinin yanında dramaturg olmasıdır. Onun yazınında Azerbaycan köylüsünün durumu ve köy yaşantısından mühim portreler ortaya çıkmaktadır. Bu dönemde sansür sistemi Memmedguluzade’nin önüne çıkan en büyük engellerden biridir. “…Yazdıklarımı hükümetin neşretmemesinden ümitsizim…” diyerek dönemin sansür olgusuna dikkat çekmektedir. Bir diğer mücadele ise ana dilde yazın ile ilgilidir.  Hikayesi “Poçt Qutusu”, “Şerqi-Rus” gazetesinde ilk neşredilen eseridir. Ancak bu eser de gazetede Rus dilinde basılmıştır. Onun edebiyatı köylü hikayelerinin yanında, Bey-Han zulmü konularını da ele alır. Onun biricik özelliği olaylara satirik yaklaşımında saklıdır. Sadece Kuzey Azerbaycan’ın meseleleri ile değil aynı zamanda Güney Azerbaycan’ın da meseleleri ile ilgilenmiş bir yazardır. Bu dönemde “Kavkazski Raboçi Listok” gazetesinde Güney Azerbaycanlı işçilerin ağır yaşam koşullarını ele alan yazılar kaleme almıştır. Bu durum şaşırtıcı değildir. Pek çok çağdaşı da bu dönemde onun ilgi alanı ile ilgili yazılar kaleme almıştır.

Yazarın devleştiği komedya eseri 1909’da kaleme aldığı Ölüler’dir. Ölüler, dönemin Azerbaycan’ında mevcut dinsel bakış açısını, iki yüzlülüğü, feodal ilişkileri ve bir çok meseleyi gün yüzüne çıkararak tartışmaya açmıştır.

SSCB dönemindeki edebi hayatında da öncesinden mücadeleye giriştiği gericilik gibi olgular üzerine yazmaya devam etmiştir. Uzun süre yazmakta olduğu “Danabaş Kendinin Mektebi” piyesini bu dönemde tamamlamıştır.

Çağının siyasi ambiyansında mevcudiyetini koruyan Azerbaycan Cumhuriyet’inin önemli şahısları ile daima iç içe olmuş, onlarla aynı dergilerde ve gazetelerde yazılar kaleme almıştır. Hatta onun yazarlık dünyasına mühim etkilerde bulunan insanlardan biri de önemli bir düşünce insanı olan Mehemmed ağa Şahtahtinski’dir. Memmedguluzade’nin düşün dünyamızdaki en büyük etkisi ile çeviri şeklinde sunduğumuz yazının neşredildiği “Molla Nesreddin” dergisidir. Türk ve Müslüman dünyasının ilk hicviye dergisi olma özelliğini taşır. Memmedguluzade tarafından desteklenen derin demokrasi ve özgürlük fikirleri dergiye ülke çapında bir sevgi ve uluslararası arenada büyük bir itibar kazandırdı.

Memmedguluzade’nin yazın dünyasındaki hâkim konular ise genel olarak ulusal meseleler, İran’da ve Türkiye’de yaşanan devrim hareketleri olmuştur. Ancak bir konu onu gerçekten de düşün dünyamızın farklı bir noktasına yerleştirir. Memmedguluzade, Türk yazınındaki kadın özgürlüğü konusunda yazılar yazan en ateşli yazarlardan biridir. Öykülerinde kadınların köleleştirilmesine her zaman karşı çıkmış, özgürlükleri için devrimsel fikirler sunmuştur. “Köhne Derdim” isimli bir makalesinde Şark kadının özgürlüklerini şu şekilde tanımlamıştır: “Bütün ömrümde yazdığım yazıların pek çok bölümü Şark kadını meselesi üstüne oldu. Şark kadının acısını herkesten daha fazla anlayabiliyorum. O benim eski derdimdir…Nedir onların derdi? Şark kadınını özgürleştirmek! Neyden? Şeriatın zincirlerinden, İslam’ın zincirlerinden, harem zindanlarından, kara çarşafın baskılarından.”

Çevirimize geçmeden önce çok detaylı olmasa Memmedguluzade ile ilgili bir giriş yapmak mühim bir noktaya dokunmak gibi oldu. Hala feminist tartışmaların ve aynı zamanda toplumsal sorunlarımızın çemberinden uzakta bir yerde çürümeye yüz tutan fikirler mevcut. Bunlara önem atfetmek niçin önemlidir? Bizlere bir asır öncesinden fikirler sunarlar. Bu coğrafyanın problemlerinin neler olduğu hakkında, belki de hiçbir zaman anlayamayacağımız pencerelerden bakmamızı sağlarlar. Bu pencere bize coğrafyamızı kendi mütefekkirimizin gözünden gösterir. Aynı zamanda belki dünyaca ünlü olabilecek yazarlarımıza da vermediğimiz değeri vermemizi sağlar.

Bu değerli çeviri de dönemin şartlarında gerçekleşmiş hoş, biraz da gülünç bir hikâyeyi aktarır. Aynı zamanda Memmedguluzade’nin değerli satirik kaleminin de gücüne eşlik etmiş olacağız.

“DİL”

Celil Memmedguluzade

            Ben bu zamana kadar Müslümanların kendi dillerini bile bile aralarında Rusça mektuplaşmasına gücenirdim. Artık gücenmeyi bıraktım.

            Darülfünun bitirmiş gençlerimizin hepsi Rus dilinde yazılar kaleme alıyor; Müslüman okuryazarlığa sahip olanlar da yapıyor, olmayanlar da. Önceleri buna razı olmazdım ama artık bunu kabullendim. Şimdiye dek gazete müdürlerinden bize birkaç mektup geldi. Bunların hepsi Rusça yazılmıştı. Öğretmen arkadaşlarımız da bize Rusça mektuplar yazıyorlar. Neredeyse mollalarımız da Rus dilinde mektuplaşacaklar da mektuplaşmıyorlar. O da Rusça bilmedikleri için…

            Bu işlere eskiden ben de şaşırıyordum ama şimdi şaşırmıyorum. Sebebi var:

            Müslüman yazarlardan bir arkadaşım var ki, bana daima Türkçe mektup kaleme alırdı. Bundan iki hafta önce aynı arkadaşımdan yeni bir mektup aldım. Ancak bu mektup Rusça yazılmıştı. Arkadaşımız dün acil bir işten dolayı ofisimize geldi ve sohbet arasında mektubunu Rusça kaleme almasının sebebini sorduk. Arkadaşımızın cevabını burada kaleme alma sebebimiz, muhterem okuyucularımız okusunlar ve okuduktan sonra bu sözleri cep defterlerine yazsınlar diyedir. Yazsınlar ki bizden sonra gelecekler için bir anı kalsın.

Arkadaşımız cevap verdi:

-Sayın Molla Nesreddin* ben de kişinin kendi dilinde yazması ve okuması gerektiğini biliyorum. Ancak ben Müslüman harfleri ile yazmayı çoktandır terk ettim ve bununla da yetinmeyip, evladıma da Müslüman dili için yeni harfler icat edilmedikçe; Müslümanca bir kelime dahi kaleme almasın diye vasiyet edeceğim.

Benim Fatma isminde bir kız kardeşim var ki her zaman annemle birlikte köyümüzde yaşar. Kız kardeşimin beş yaşında hasta bir oğlu vardı. Benim ricamla kız kardeşim oğlunu bize getirdi. Hem bizde bir iki ay misafir olsun hem de İrevan* doktorları çocuğu tedavi etsinler diye. Annem ve kız kardeşimin eşi İsmayıl Bey köyde kalmışlardı. Kız kardeşim Fatma da hamileydi ve doğmasına birkaç gün kala eşi İsmayıl beyle İrevan’a geldi. Çocuğu Russo* bir doktor tedavi ediyordu. Fatma doğurdu ve bir oğlu oldu. Bir gün sonra postahaneye gittim ve bir kâğıt alıp köyümüze, Molla Cefer adlı arkadaşımıza kısa bir mektup yazdım: “Anneme de ki Fatmanın oğlu oldu”. Mektubu kutuya attım.

Molla Cefer kağıtı aldığında, benim “Fatma’nın oğlu öldü” yazdığımı sanmış. Ondan ki Molla Cefer sadece, kız kardeşimin İrevana hasta evladını tedavi ettirmeye geldiğini biliyormuş. Hamile olduğunu ya bilmiyordu ya da aklından çıkmıştı. Arından önceleri Molla Cefer böyle kötü bir haberi anneme vermek istememiş. Hatta bana da yaşlı kadına böylesine acı bir haberi yazdığım için kızmış.

Özetle, üç gün geçtikten sonra, evde otururken kapı çaldı. Kapıda bir kadın da ağlıyordu. Kapı açıldığı gibi biçare annem “bala vay!” diyerek, kendini yere attı ve bilincini kaybetti.

Ben olayı duyduğum anda kız kardeşimin büyük oğlunu ve yeni doğmuş çocuğunu annemin kucağına getirdim. Biraz sonra zavallı kadın gözlerini açtı ve torunlarını öpüp koklamaya başladı.

-Allah Molla Cefer’e insaf versin!

-Allah Müslüman harflerini de icat edene rahmet etsin!…

Arkadaşım lafını bitirdi.

Ben de lafımı bitiriyorum. Ancak şunları söylemek istiyorum. Herkes Rusça, muhtemelen Ermenice ve Gürcüce, muhtemelen Avrupalıların kullandıkları harflerle yazı yazmayı biliyor. Bizim sözlerimizi de anlarlar ve ne dediğimizi bilirler. Ancak kimse bu dillerin hiçbirinde bilgili değil. Muhtemelen ne dediğimizi anlamayacaklar.

Eskiden Müslümanca bilmeyen, bir az Rusça “net-pet” diyen gençlerimizin budilde yazmasına şaşırıyordum. Ancak artık şaşırmıyorum.

                                             *      *     *

“Molla Nesreddin”, 12 Mayıs 1908. No.19

Çeviri: Kürşat İsmayil

———–

*Russo: Dönemin matbuatında Ruslardan birçok neşrde bu şekilde bahsedilmektedir.

*İrevan: Bugünkü Erivan şehrinin yazının yazıldığı dönemde adlandırılma şehri. Aynı zamanda bölgedeki bir devletin de ismidir. Bkz. İrevan Hanlığı.

*Molla Nesreddin: Dönem matbuatının en ünlü dergilerinden bir tanesi.

Kürşat İsmayil

Hacettepe Üniversitesi, Tarih bölümü öğrencisiyim. Kafkasya ve Rusya Tarihi ile ilgilenmekteyim. Aynı zamanda Rus ve İngiliz dillerinde çeviriler yapmaktayım.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu