Türk Tarihi

Türk Kültüründe Devlet ve Vatan Anlayışı

Türk Destanları Esas Alınmıştır*

Dil ve kültür bağlarına hakim olan insanların bir arada bütünlüğüyle millet oluşmaktadır. Bu milleti meydana getiren insanların en büyük eseri bir devlettir. Bozkır kavimlerinde de devlet ve devlet yönetim anlayışı daha tarih sahnesine çıktıkları ilk dönemlerden itibaren ortaya çıkmıştır. Söz konusu bozkır kavimleri yaşadıkları Orta Asya coğrafyasının bozkırlarında devlet kurdukları gibi göç ettikleri birçok coğrafyada da kendilerine has devletler kurmuşlardır. Türkler’de devlet ve vatan sevgisi, bilinci asırlardan beridir var olmuş bir olgudur. Tarihin kadim halklarından olan bozkır kavimleri tarihsel süreç içerisinde hiçbir zaman devletleri olmadan yaşamamışlardır. Çünkü onların dünya görüşüne göre devlet, halkının huzurunu ve güvenliğini temin etmekte ve de halkın refahını artırmaktaydı.[1] Nitekim, devlet, bir milletin siyasi örgütlenmesi sonucu, sınırları çizilmiş ve vatan olarak kabul edilen toprak üzerinde bağımsız bir şekilde meydana getirilen teşkilattır.[2] Devleti oluşturan ilk unsur Halk; Bozkır kavimleri halkı “kün”, “bodun” veya “el” diye adlandırmışlardır. İkinci unsur bağımsızlık, üçüncü unsur ise vatandır. Vatan, bağımsız bir devletin yönetme yetkisini kullanabildiği sınırları belli toprağa denilmektedir. [3] Devletin temelini oluşturan en son unsur ise kanundur. Bozkır kavimleri toplumu bir arada tutan töreyi devletin temel unsurlarından kabul eden bir hukuk algı yönetimi mevcut idi. Türklerde vatan ve ülke anlayışı en erken dönemlerden itibaren başlamıştır. Ülkeyi terk edilmez feda edilemez bir değer olarak görmüşlerdir. Türkler, tuğ ve bayraklarının dalgalandığı yerleri yurt bilmişlerdir.

Türklerin, tuğ ve bayraklarının dalgalandığı vatan topraklarını kaybetmeleri ise büyük felaketlere sebep olmaktaydı. Göç destanı, vatan toprağının kaybettikten sonra devletin ve halkın başına gelen olayları anlatması güzel bir örnektir. Uygurlarda Yü-lu Tigin Uygur tahtına çıktıktan sonra Çin ile birçok savaşlar yapmış ancak halkını huzura ve refaha kavuşturmak için Çin ile bir anlaşma yaparak savaşa son vermiştir. Ayrıca da Çin sarayından bir prenses alarak bir akrabalık bağı tesis etmiştir. Uygur hakanı bu Çinli prenses ile evlendikten sonra Uygurlar hakkında bilgi toplamak amacıyla Uygur ülkesine gelen Çin elçileri Uygur ülkesinin zenginliği ve refahının Kutlu dağ olarak adlandırılan bir dağdan kaynaklandığı ve de bu dağın yok edilmesi ise neticesinde ise Uygurların zayıflayacağı düşüncesine sahip olmuşlardır. Milli benliklerini kaybettikleri her durum onlar için diri diri mezara gömülmekten farksız idi. [4]

Bozkır kavimleri tarihin ilk dönemlerinden itibaren devletin temeli olan toprağının önemini kavrayarak ona kutsiyet atfetmişlerdir. Günümüzde de vatan terk edilemez bir kutsal bir değer olarak yer almaktadır. Bu da milli değerlerin bir kültürel süreklilik içerisinde yansıması idi. Zira, onların yani Bozkır kavimlerinin devlet teşkilatlarının oluşumu, onların dünyanın yaratılışı düşüncesine uygundur.

Bozkır kavimlerinde devlet teşkilatı başta olmak üzere diğer yapılanmalarında genel itibariyle çeşitli adlar altında ikili bir yapılanma şeklinde meydana geldiği görülmekte idi. Hükümdar doğu tarafında oturur batı ve diğer bölgelerdeki beyler ona tabi olurlardı. Örneğin; Oğuz Kağan destanındaki Batı tarafına giden ok bulan Üçoklar, Doğu tarafına giden ve yay bulan Bozoklara tabi olmuşlardı. Bozkır kavimlerinin devlet teşkilatında başta tanrıdan kut alan bir kağan bulunmakta olup ülke bu hükümdarın emrinde sağ-sol veya doğu- batı diye iki kanata ayrılırdı. Söz konusu bölgelerde bulunan yöneticiler bölgelerinde hükümdarın emirlerini ve töreyi uygularlar. Bu yöneticiler sorumlu oldukları bölgelerin iç işlerinde kendileri kararlar alabilmekteyken tüm devleti ilgilendiren konularda ise hükümdara bağlıydılar. Devlet yönetimde yer alan bu ikili teşkilat bozkırı kavimlerinin ordu teşkilatında da görülür. Devlete bağlı olan yöneticiler devlette bulunduğu konuma göre de orduda yer almaktaydılar[5]. Bu Mete Han zamanında oluşturulan ikili teşkilatın izleri ilk kez Oğuz Kağan destanında görülmektedir.

Oğuz Kağan büyük ve küçük oğullarını çağırtmış kendisinin avlanmak istediğini ancak çok yaşlandığı için gidemediğini ama kendi yerine oğullarından Gün, Ay ve Yıldızın doğu tarafına diğer oğulları Gök, dağ ve denizin ise Batı tarafına gitmesini istemiştir. Doğu bölgesine giden gökten inen kızdan olan oğulları Gün, Ay ve Yıldız birçok av avladıktan sonra yolda bir altın yay bulmuşlar ve bunu babalarına götürdüklerinde. Oğuz Kağan buna sevinmiş ve oğulları yay gibi olarak doğu bölgesine hakim olmalarını istemiştir. Gölün ortasındaki ağaçtan bulunan kızdan olan diğer oğulları Gök, Dağ ve Deniz de babalarının gönderdiği batı tarafındaki avlarında birçok av avladıktan sonra yolda üç gümüş ok bulmuşlar ve bunu babalarına getirdiklerinde ise oğullarına doğu tarafının sembolü olan yaya tabi olmaları istemiştir. Ayrıca Oğuz Kağan destanının bu kısmında görülen okun tabilik sembolü olarak tarihsel süreç içerisinde de yer almıştır. Oğuz Kağan destanında ikili teşkilatın görüldüğü başka bir bölüm ise Oğuz Kağanın seferlerini tamamladıktan sonra yurduna dönüşte vermiş olduğu toyda görülür. Oğuz kağan döneminden itibaren doğu ve batı veya sağ ve sol şeklinde ikili düzen halinde görülen bozkır kavimlerinin teşkilatı kültürel süreklilik içerisinde gerek bozkır coğrafyası gerekse göç edilen diğer bölgelerde kurulan birçok devletin teşkilatında aynı şekilde yer almıştır.[6]


[1] Salim Koca, Türk Kültürünün Temelleri-2, Pelin Ofset Tipo Matbaa, Ankara 2010, s.63

[2]  A.g.e , s.64

[3] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınları, İstanbul 2010, s.227

[4] Bahaeddin Ögel, İslamiyet’ten önce Türk Kültür Tarihi I, Ankara 1984, s.94

[5] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınları, İstanbul 2010, s.271

[6] Salim Koca, Türk Kültürünün Temelleri-2, Pelin Ofset Tipo Matbaa, Ankara 2010, s.269

Begüm Şen

Anadolu Tarih Editörü. Tarih ve Sosyoloji.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu