MakaleSanat Tarihi

Uygur Resim Sanatı

Uygur Kağanlığı, Göktürk Devleti mirası üzerine kurulmuş olup, bozkır kültürü geleneğinin devamcısı olmuştur. Bununla beraber kağanlığın zaman içerisinde Çinliler ile artan münasebetleri, Maniheizm, Budizm dinlerinin yerleşmesiyle hayat tarzları değişmeye başlamış, toplumsal yapı hızlı bir değişime girmiş bu değişim ve etkileşim Uygurların sanatlarında da görülmüştür.[1]

 Eski Türk resminin asıl temsilcileri olarak görülen Uygur Türkleri, şüphesiz bu sanat zevki ve üretimini önceki Türk kağanlıklarından gelen birikimler üzerine eklemiş olmalıdır. Bilinen en erken örnekler kayalar üzerine kazıma tekniğiyle yapılmış çizimlerdir. Daha sonra Hun Türklerinden kalan kurganlarda bulunan eşyalar üzerinde yer alan tasarımlar, Göktürkler döneminde gerçekleşen heykel ve maden sanatındaki üretimde görülen tasarım anlayışı, sanat kaygısının oluşu, Uygurlar öncesinde de Türkler de kaliteli bir üretim ve ince zevk anlayışının oluşunu kanıtlar niteliktedir. 

Uygur resim sanatının özelliklerine geçmeden önce sanat merkezlerine değinecek olursak; Kağanın sarayı kışlık merkez olan Hoço, kuzeyinde yer alan Bezeklik, Sengim, Turfan, Murtuk, Sassık Bulak, Yar Hoto, Sorçuk şehirleridir.[2] İsmi zikredilmiş olunan bu Uygur sanat merkezlerinden günümüze gelmiş olan eserler incelendiğinde Uygur resim sanatı primitif, arkaik ve klasik olmak üzere üç evreye ayrılmaktadır.[3] Uygurlar VII. Yüzyılda Budizm’i, Bögü Kağan döneminde ise Mani dinini kabul etmiştir. Uygurların sanatı Budizm ve Maniheizm dinlerinin öncülüğünde başta duvar resimleri ve yazma eserlerde olmak üzere gelişmiştir.

Primitif olarak nitelendirilen birinci evrede Hint etkisi olduğu düşünülmektedir. Anatomik özellikler, kıyafetler, süs eşyaları gibi resimde yer alan unsurlar bunu ortaya koymaktadır. Bu dönemde yer alan resimlerde rahipler, vakıfçılar ve müzisyenler tasvir edilmiştir. 

Bir Grup Müzisyen VII. Yüzyıl Bezeklik
Resimde müzisyenler sanatlarını icra ederken tasvir edilmişlerdir. Saç ve sakalların stili tasvirdeki Hint etkisini açıkça ortaya koymaktadır. Bu evrenin saç özelliği genellikle tepesi ve yanları kazınmış, tepeden veya arkadan örgü, topuz gibi toplanan saçlardır. Bu stil klasik evrede kadın figürlerde az da olsa görülmeye devam etmiştir.
Yazı Yazan Rahipler Mani ve Uygur Rahipleri sıralama halinde, simetrik bir düzene göre hiyerarşik bir sıralam içerisinde verilmişlerdir.

Asya Türk kültüründe bulunan taş balballar ve heykellerde görülen kaliteli işçilik ve ince zevk anlayışıyla oluşturulan eserlerde görüldüğü üzere, tasvir edileni en realist şekilde ‘canlı gibi’ ortaya koyma arzusu ve sanat kaygısı Uygur resim sanatını ‘portre geleneğinde’ ilk olma özelliği kazandırmıştır. 750’den sonra Uygur resim sanatında portre geleneğinin başladığı kabul edilmektedir. Daha öncesinde çizilen şahısların ismi resmin altına isminin yazılmasıyla ayırt edilebiliyordu. Bu tarihten itibaren şahıslar, kıyafetleri, anatomileri ve fiziksel özellikleriyle çok realist bir şekilde resmedilmiştir. Buna ilaveten Uygur ressamlarının modellere bakarak portre yaptıkları, Uygur devrinden kalan üzerinde bazı kişilerin isimleri ve portre karalamaları bulunan eksizlere dayanılarak düşünülmektedir.[4]

Arkaik evre olarak adlandırılan ikinci evrede ise ilk evrede görülen Hint etkisinin yanı sıra Çin etkisinin de varlığı kendini büyük ölçüde hissettirir. Buda dininin etkisinin resimde varlığı devam ederken, Bögü Kağan tarafından Mani dininin kabul edilmesiyle beraber Maniheist etkide resme dahil olmuştur. Özellikle VIII. Yüzyıldan itibaren Mani dini ritüellerinin yer aldığı resimler ön plana çıkmaktadır.

Buda Resmi-VIII. Yüzyıl Bezeklik
İkinci evrede görülen Çin etkisisi Buda tasvirinde kendini göstermektedir. Kırmızı, sarı ve kahverengi renklerinin hakim olduğu tasvirde kompozisyonun merkezinde Buda yer almaktadır. Buda’nın başını iç içe geçmiş dairelerle çevrelenmiş ve vücudu mandorla içinde gösterilmiştir. Buda’nın mandorla içinde tasvir edilmesinin sebebi dini bir vurgudur.

Üçüncü evre olan Klasik üslup, IX. Yüzyılda ortaya çıkmış ve XIII. Yüzyıla kadar varlığını sürdürmüş olup Türk resim sanatının olgunluğa ulaştığı devirdir. Hint ve Çin etkilerinin iyice azaldığı bu evrede klasik ‘Uygur tipi’, ‘Uygur insanı’ olarak nitelendirilen ve badem göz, küçük ağız ve burunlu, dolgun yanaklı, keman kaşlı üslup ortaya çıkmıştır. Bu evrenin en seçkin örnekleri Bezeklik Mağara Tapınaklarında yer almaktadır. 

Sunu Yapan Beyler IX.-XII. yüzyıl

Klasik üslup da önemli olan bir diğer unsur kara kalem tekniğine dayanan desen çizimleridir. Sanatçılar ilk olarak resmin temelini teşkil eden deseni mürekkeple çizerdi. Hacim duygusu yaratmak için ise iç içe çizgilerle çevrelenirdi. Resmin konusuna ve tasvir edilen kişinin karakter ve konumuna göre renklendirme yapılırdı. Renklendirme esnasında Uygur sanatçılar perspektif etkisi yaratmaya dikkat etmekle beraber renk sembolizmine de dikkat etmişlerdir. Öyle ki “toprak ile ilgili renkler yağızdır; su unsuruna tabi renkler ayın halesine benzetilir; ateş unsurları alev gibidir; hava mordur; esir ise gök rengindedir. Uygur klasik üslubundaki resimlerde, bazı tanrısal figürler ile kötü ruh tasvirlerinde doğal olmayan renklerin kullanılması da renk sembolizmi ile ilgilidir”.[5]

Uygur resim sanatı Türk resim sanatının temelini oluşturmuştur ve zaman içerisinde sadece Türk dünyası ile sınırlı kalmayarak İslam minyatürünün de temelini oluşturmuştur. Özellikle klasik evrede net olarak kendini gösteren ‘Uygur insanı’ tipi ilişki içerisinde bulunduğu kültürler tarafından uygulanmaya başlanmış bu üslup İspanya’ya kadar ulaşmıştır. İslam dünyasındaki ilk minyatürlü yazmalar incelendiğinde kompozisyon ve figürlerin işlenişi bakımından Uygur geleneğinin sürdürüldüğü görülmektedir.[6]


[1] Ali Ahmetbeyoğlu, Sorularla Eski Türk Tarihi, İstanbul 2017, s. 139. 

[2] Oktay Aslanapa, Türk Sanatı, İstanbul 2018, s. 24. 

[3] Berkli, Yusuf, Uygur Resim Sanatının Üslup Özellikleri, Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi,c. 10. S. 45, 2010, s. 157.

[4] Mustafa Murat Bozcu, Bezeklik Mağara Tapınaklarındaki Duvar Resimleri, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sanat Tarihi Anabilim Dalı Türk İslam Sanatları Programı, İstanbul 2009, s. 7 

[5] Mustafa Murat Bozcu, Bezeklik Mağara Tapınaklarındaki Duvar Resimleri, s. 8.

[6] Banu Mahir, Osmanlı Minyatür Sanatı, İstanbul 2018, s. 32. 

Fulya Özkan

İstanbul Üniversitesi Tarih ve çift anadal programı ile Sanat Tarihi okumaktayım. Sanat Tarihi ile ilgili yazılar yazıyorum.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu